Yasin Suresi ve Sure Hakkında Bilgi
İmam Hatip 5. Sınıf Hz. Muhammed'in Hayatı Eğitim Seti 6 DVD

Yasin Suresi ve Sure Hakkında Bilgi

Sureleri Tanıyorum: Yasin Suresi

Yâsîn Suresi Hakkında Bilgi
 
Surenin İsmi: Adını, ilk ayetini oluşturan “YâSîn” harflerinden almıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.) onu bu adla anmış, aynı zamanda “Kur’anı Kerim’in kalbi” olarak nitelemiştir.
Surenin İniş Zamanı ve Konusu: Yâsîn suresi, müşriklerin Peygamber Efendi’mize ve Müslümanlara karşı baskı ve eziyetlerini artırdıkları bir dönemde, Mekke döneminin ortalarında inmiştir. Surede, İslam inancının üç temel esası olan Allah’ın birliği (tevhit), peygamberlik (nübüvvet) ve ahiret konuları ele alınmaktadır. Konular, tabiatın mükemmel kuruluşu ve işleyişinden deliller getirilerek anlatılmaktadır.

Surenin Fazileti: Yâsîn suresinin fazileti hakkında birçok hadis nakledilmiştir. Bunlardan birinde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Her şeyin bir kalbi (özü/odak noktası) vardır; Kur’an’ın kalbi de Yâsîn’dir.”

Peygamber Efendi’miz bir başka hadisinde de şöyle buyurur: “Yâsîn, Kur’an’m kalbidir. Onu, yalnız Allah’ı ve ahiret yurdunu isteyerek okuyan kimsenin Allah günahlarını bağışlar. Ölmüşlerinize Yâsîn okuyunuz.”

Vefat edenlere Yâsîn okunmasını tavsiye eden bu hadis genel olarak “Ölmek üzere olanların yanında okuyunuz.” şeklinde anlaşılmıştır. Bununla birlikte “vefat edenlerin arkasından” veya “kabri başında” okunacağı şeklinde anlayanlar da vardır.

Ölmek üzere olan birine Yâsîn suresini okumanın maksadı, ölümün yaklaştığı zor anda ona İslam’ı toplu bir şekilde hatırlatarak imanını tazelemesini sağlamaktır. Böylece söz konusu kişinin gözünde ahiret manzarası canlanır. Öbür dünyada nelerle karşılaşacağını hatırlayarak kendisini buna hazırlar.45 Ölmüşlerin arkasından okumak ise hem “diriler için bir uyarı” olan Kur’an’dan faydalanmamızı sağlayacak bir imkân hem de ölülerimizin hayrı için yaptığımız bir ibadet ve duadır. Bu hedeflere ulaşabilmek için de Kur’an’ı anlamamız, nelerden bahsettiğini bilmemiz gerekir.

Surenin faziletiyle ilgili bu ve benzeri hadislerden dolayı İslâm âlimleri, Rasûlullah’ın Yâsîn suresine özel bir ilgi gösterdiği kanaatini taşımışlardır. Müslümanlar da Kur’an tilâvetinde ona ayrı bir yer vermişlerdir.

Surenin Açıklaması
83 ayetten oluşan Yâsîn suresi beş bölümde incelenebilir.
Birinci Bölüm (112. Ayetler):
Bu bölümün ana konusu, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğinin ispatı ve
Kur’an’ın vahiy ürünü oluşudur.

Sureye, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hak bir peygamber, Kur’anı Kerim’in de ilahi bir kitap olduğuna vurgu yapılarak başlanır. Kur’anı Kerim’in ve Peygamber Efendimiz’in gönderiliş amacından bahsedilir. Rasûli Ekrem’in peygamberliğini inkâr eden ve ona karşı koyan Kureyş müşrikleri uyarılır. Bu çerçevede, insanların her yaptığının amel defterlerine yazıldığı haber verilir.

Yâsîn suresinin 1. ayeti mukattaa harflerindendir. Bu harflerle başlayan surelerden sonra genellikle kitaptan, ayetlerden veya vahiyden söz edilir. Burada da aynı üslup kullanılarak bu harflerden oluşan kitaptan ve gönderildiği peygamberden bahsedilmiştir.
Bir diğer yoruma göre ise “Yâsîn” bazı Arap kabilelerinde “Ey insan!” anlamına gelen bir kısaltmadır ve bununla Peygamber Efendimiz’e hitap edilmektedir.

2 7. ayetlerde, “Hikmet dolu Kur’an’a and olsun ki sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilenlerdensin.” buyrularak, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) gerçek bir peygamber olduğu, yeminle vurgulanır. Hikmetlerle dolu Kur’anı Kerim, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğine bir delildir. Çünkü bu sözler bir insanın yeteneklerinin çok üstündedir. Böylesine hikmetli sözleri ancak bir peygamber tebliğ edebilir. Hz. Muhammed’i (s.a.v.) tanıyan herkes bu sözlerin, Kur’an’ın, ona ait olmadığını veya onun başka bir kimseden öğrenmediğini çok iyi bilir.

Ayetlerin devamında, Kur’an’ın ve Peygamber Efendimiz’in gönderiliş gayesinden söz edilir. Yakın dönemdeki atalarına peygamber gönderilmeyen ve bu yüzden ahirette başlarına geleceklerden habersiz olan inkârcı Kureyş müşrikleri uyarılır. İnatlarında devam etmeleri hâlinde cehennem azabıyla cezalandırılmayı hak edecekleri bildirilir.
8 ve 9. ayetlerde, birçok açık kanıta rağmen inatla inkarcılıklarını sürdürenlerin, içinde bulundukları duruma dikkat çekilir. Onlar öyle iç ve dış etkenler, öyle psikolojik ve sosyolojik şartlar ve alışkanlıklarla kuşatılmışlardır ki boyunlarına, çenelerine kadar dayanan boyunduruklar geçirilmiş gibidirler. Kafaları yukarı kalkık, gözleri aşağıya kaymıştır; hangi yöne dönseler hidayet ışığına, İslam’ın nuruna uzaktırlar. Kibirlendikleri ve nefislerine tutsak oldukları için gerek kendilerini çevreleyen dış âlemdeki gerekse ruhi ve biyolojik yapılarındaki kanıtları artık göremezler.
10. ayette, Hz. Peygamber’in inkârcılıkta direnenleri iman dairesine sokmakla yükümlü olmadığına, böyle kimselerin kendi tercihlerinin sonucuna katlanmak zorunda kalacaklarına işaret edilir.
11. ayette peygamberin uyarısından faydalanıp iman edecek, böylece Allah’ın müjdelediği af ve ödüle kavuşacak olan kimselerin niteliklerinden bahsedilir. Bunlar öğütlerin en güzeli olan Kur’anı Kerim’e kulak verir, o öğütleri benimseyip uygularlar. İnsanların arasında olduğu gibi, kimsenin görmediği yerlerde de Rahman olan Allah’tan korkar, ona saygı gösterirler.

12. ayette, Yüce Allah’ın eşsiz kudret ve ilmine, ölüleri diriltmeye kadir olanın da herkesin yapıp ettiklerini bilenin de yalnız o olduğuna, özel bir vurgu yapılır. “Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız.” buyrularak bir yandan iyi olsun kötü olsun insanların bütün işlediklerinin tespit edildiği belirtilir, diğer yandan da kişinin öbür dünyada karşısına çıkacak amel defterinin ölümle kapanmadığı bildirilir.

Buna göre yararlı bir bilgiyi öğretme veya kaleme alma, bir imkânını vakfedip kalıcı hayır yapma, insanların faydalanacakları binalar, cami, misafirhane, köprü vb. iyi eserler bırakmak bu iz ve eserler varlığını koruduğu süreceinsanın sorumluluk hânesine olumlu puanlar hâlinde kaydedilecektir. İnsanların eziyet çekmesine, zarara girmesine veya Allah yolundan sapmasına sebep olacak işler yaparak geride kötü izler bırakmak da bu iz ve eserler varlığını koruduğu süreceinsanın sorumluluk hanesine olumsuz puanlar hâlinde kaydedilecektir.
 
Sevgili Peygamberimizin şu mealdeki hadisi Müslümanların, yararı devam ettiği sürece sevabı da yenilenen hayır faaliyetlerine yoğun biçimde yönelmelerinde ve özellikle vakıf kurumunun gelişmesinde çok etkili olmuştur: “İnsan öldükten sonra amel (defteri) kapanır; yalnız şu üç şeyin sevabı devam eder: Sadakai cariye, yararı sürekli olan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlât.”(Müslim, Vasiyet 14; Tirmizî, Ahkâm 36.) Bu hadisi şerif bağlamında;

* Sadakai cariyelere örnek verelim.
* Yararlı ilmin kişiye, vefatından sonra nasıl sevap kazandıracağını düşünelim.
* Hayırlı evlâdın, kişiye vefatından sonra nasıl sevap kazandıracağını düşünelim.
Başkalarının kötülük işlemesine sebebiyet verecek kötü bir yol açanlar da bu ayetin kapsamındadır ve etkileri öldükten sonra devam eden bu kötülüklerden ötürü veballeri de artmaktadır. Sevgili Peygamberimiz şu hadisinde başkalarını etkileyecek çığır açmanın iki şeklini de ayrı ayrı ifade etmiştir: “Kim iyi bir uygulamaya öncülük ederse kendisine hem o davranışın hem de kıyamete kadar onu örnek alan kimselerin sevabı verilir. Yine kim kötü bir uygulamaya öncülük ederse, kendisine hem o davranışın hem de kıyamete kadar onu örnek alan kimselerin günahı yüklenir.”

İkinci Bölüm (13-32. ayetler):
Bu bölümde, Hz. Muhammed (s.a.v.)’den önce gönderilen diğer peygamberlerin tevhit mücadelelerinden bir örnek verilir. Geçmiş toplumlarda inançları uğruna mücadele edip şehit olanlar övülür. Cennette kendilerine verilecek nimetlerden bahsedilir. Allah’ın dini uğrunda canlarından vazgeçen bu insanlara ölüm anında yapılan ikramlar dile getirilir. Bu uğurda büyük sıkıntılara katlanan Rasûli Ekrem ve ona tâbi olanlar teselli edilir.
1332. ayetlerde, bir şehir halkının durumu ibret levhası olarak anlatılır. Allah Teâlâ o şehir halkına iki elçi göndermişti. Halk onları dinlemeyince bir üçüncüsünü gönderdi. Yine de inkârlarından vazgeçmediler. Peygamberlere hakaret ettiler, onları ölümle tehdit ettiler. Bu sırada bir mümin, hemşehrilerinin onlara zarar vermesinden endişe ederek olay yerine koştu. Elçilerin haklı olduğunu mantıklı ve ikna edici sözlerle açıkladı. Onların doğru yolda olduklarını ve yaptıkları iş için herhangi bir ücret istemediklerini söyledi.
Tek yaratıcıya kulluk etmenin akla uygun olduğunu ifade etti. Fayda vermeye ve herhangi bir bela ve musibeti önlemeye gücü yetmeyen başka tanrılara tapmanın mantıksızlığını vurguladı. Kendisinin iman ettiğini açıkladı, onları da elçilere uymaya davet etti.

Fakat uyarıların hiçbiri o şehir halkına fayda vermedi. Üstelik adının Habîb enNeccâr olduğu bildirilen o yiğit mümini hunharca öldürüp şehit ettiler. Sonuç olarak, Allah’ın birliğine ve elçilere inanan o mümin kişi cennetle ve Rabb’inin ikramlarıyla müjdelenirken şehir halkı, yaptıkları yüzünden korkunç bir ilahi cezaya çarptırıldı.

Bu ayetlerin indiği dönemde Mekke müşrikleri de tıpkı kıssada anlatılan şehir halkı gibi, kendilerine Allah tarafından gönderilen Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğini ısrarla reddetmekteydi. İnananlara işkence ediyor, Peygamberimiz’i öldürmeyi düşünüyorlardı. Kıssanın amacı, ilahi mesaja bu şekilde ısrarla kulak tıkayanlar ile ona gönülden inananların sonları hakkında bir örnek vermektir. Böylece, bir taraftan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğini inkâr eden Mekke müşrikleri uyarılmış, diğer yandan da Peygamber Efendi’mizin ve ona uyan müminlerin moralleri yükseltilmiştir.53
 
O “(Ey Resulum!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.” 13
O “İşte o zaman biz, o şehir halkına iki elçi göndermiştik. İki elçiyi yalanlamaları üzerine üçüncü bir elçiyle destekledik. Onlar, “Biz size gönderilmiş Allah elçileriyiz.” dediler.” 14 O “Şehir halkı dedi ki: “Siz de bizim gibi bir insansınız. Doğrusu Rahman’ın indirdiği bir şey yok.
Siz yalan söylüyorsunuz.” 15 O “Elçiler dediler ki: ‘Rabb’imiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz. Açıkça tebliğden başka bir şeyle yükümlü değiliz.’” 1617 O “Halk, elçileri tehdit ederek, ‘Siz uğursuzsunuz. Şayet vazgeçmezseniz sizi taşlar, size acı mı acı bir azap dokundururuz. ’ dedi.”18 O “Elçiler şöyle cevap verdiler: ‘Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi böyle söylüyorsunuz? Doğrusu siz, haddi aşan bir toplumsunuz.’”19 

-“O esnada, şehrin öte başından bir adam koşarak geldi, ‘Ey kavmim!’ dedi. ‘Gelin, bu elçilere uyun!’”20
- “Sizden hiçbir karşılık beklemeyen ve kendileri doğru yolda olan bu kimselere uyun!” 21
- “Ne olmuş ki bana, kulluk etmeyecekmişim beni yaratana! Şunu iyi biliniz ki siz de ona döndürüleceksiniz.” 22
- “Ben, ondan başka tanrılar edinir miyim hiç! Eğer Rahman bana zarar vermek dilerse o tanrıların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve onlar beni kurtaramaz.” 23 O “İşte o zaman ben, apaçık bir sapıklığa düşmüş olurum.”24
- “Haberiniz olsun ki ben Rabb’inize iman ettim. Siz de bana kulak verin!” 25
- “Ona, ‘Haydi, gir cennete!’ denildiğinde, ‘Ah ne olurdu halkım bilseydi!’ dedi.”26
- “(Ah bir bilselerdi,) Rabb’imin beni affettiğini ve beni ikramlarla ağırladığını!” 27
- “Onun vefatından sonra, kavmini helak etmek için üzerlerine gökten bir ordu indirmedik, zaten indirecek de değildik.” 28 O “Sadece tek bir çığlık! Anında hepsi sönüverdi.” 29
- “Yazıkşu kullara! Kendilerine gelen her elçiyle mutlaka alay ederlerdi.” 30
- “Onlardan önce nice nesilleri yok ettiğimizi ve bir daha geri dönmediklerini görmezler mi?” 31
- “Elbette onların hepsi, (hesap vermeleri için kıyamet gününde) toplanıp huzurumuza getirilecekler.” 32
- “Ölü toprak onlar için bir delildir! Biz o toprağa su ile hayat verir, oradan taneler çıkarırız da onlardan yerler.” 33

Üçüncü Bölüm (33-47. ayetler):
Surenin üçüncü bölümünde, Allah’ın birliğini ve yüceliğini gösteren delillerden örnekler verilir. Sonbahar ve kışla beraber canlılıklarını kaybeden bitkilerin ilkbahar da yeniden canlanmasına ve yeryüzündeki nimetlere dikkat çekilir. Geceyle gündüz, güneşle ay arasındaki düzen ve uyumdan bahsedilir. İnsanların bildiği ve henüz bilgi sahibi olmadığı nice varlıkların çift olarak yaratılmasına, suyun kaldırma gücü sayesinde gemilerin denizde batmadan ilerlemesine temas edilir. Bunlardan her birinin Allah’ın birliği ve yüceliğini gösteren bir delil olduğu belirtilir.

33-35. ayetlerde, Allah Teâlâ’nın sonsuz ilmini ve büyük gücünü görmek isteyen insanların, evrende ve yakın çevrelerinde olup bitenlere ibret gözüyle bakmalarının yeterli olacağı mesajı verilir: “Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız...”

Yeryüzü sönmüş bir ateş hâlindeydi. Canlılık ve hayattan eser yoktu, âdeta bir ölü gibiydi. Yüce Rabb’imiz yeryüzüne can verdi, onu yaşanır hâle getirdi. Tabiattaki su döngüsüyle sürekli bir yenilenme ve canlılığın devamını sağladı. Orada, insanın temel gıdalarını oluşturan ürünler meydana getirdi. İşte yeryüzünü bu hâle getirenin kim olduğunu, hayatın devamlılığını sağlayan yasaları kimin koyduğunu düşünmek bile Yüce Allah’ın varlığını, birliğini ve eşsiz kudretini kavramak için yetecek kanıtları gözlerimizin önüne serecektir.

36. ayette, Allah’ın birliğini gösteren ikinci delil getirilir. Kâinatta insanın bildiği ve bilmediği bütün çiftleri Yüce Allah’ın yarattığı belirtilir. Her birinin eşi, benzeri, karşıtı olan bu çiftlerin hepsinin sonradan yaratılmış olduğuna, dolayısıyla bunları yaratanın tek olduğuna dikkat çekilir: “Yerin bitirdiği şeylerden, insanların kendilerinden ve daha bilemedikleri nice şeylerden, bütün çiftleri yaratanın şanı yücedir.”

BİLGİ NOTU
Çift yaratılma özelliği hem bitkiler hem canlılar hem insanlar hem de bilmediğimiz bütün varlıklar için geçerlidir. Mesela elektrikte artı ve eksi kutuplar, cisimler arasında itme ve çekme kuvveti, atomlardaki pozitif ve negatif elektronlar bile bu ayetin haber verdiği şeyler arasında sayılır. Ayetin açtığı ufkun aydınlığında yapılacak bilimsel çalışmalar, bu alanda daha nice dikkat çekici sonuçların ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Bütün bunlardan maksat, her şeyi çift yaratan Allah’ın tek olduğunu, onun eşi ve ortağının bulunmadığını açıklamaktır (Ömer Çelik, Hakk’ın Dâveti Kur’ânı Kerîm Meâli ve Tefsîri, IV, 207.).
Paul Dirac (Paul Dirak) adlı bilim adamının atom parçacıklarının da çift yaratıldığını yani elektron karşısında pozitronun bulunduğunu tespit edip “parite kanunu”nu keşfetmesi ve bu sayede Nobel Ödülü kazanması, bu ayetteki anlam derinliğine ışık tutucu bir gelişme olarak değerlendirilebilir (Komisyon, Kur’an Yolu, IV,488.).
 
37-40. ayetlerde, Allah’ın birliğiyle ilgili üç önemli delile dikkat çekilir. Bu delillerden biri, dünyanın güneş etrafında dönmesiyle oluşan ve her yeni günün ardından belirli bir düzen içinde gelen gecedir: “Gece de onlar için bir delildir.” Diğeri yeryüzündeki canlıların hayat kaynağı olan güneştir: “Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir.” Üçüncüsü de farklı evreleri bulunan aydır: “Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik.”Güneşin ve ayın dünya ve insanlar için büyük önemi ve güçlü etkileri bulunmakla beraber bunlar kendileri için belirlenen düzenin dışına çıkamaz. Hepsi de Allah Teâlâ’nın iradesine ve belirlediği yasalara uymak zorundadır.

Bağlantı Kuralım
Coğrafyada öğrendiğimiz bilgilerle bağlantı kuralım!
Güneş ile dünya arasındaki uzaklık yaklaşık 150 milyon kilometredir. Kâinatın yaşı yaklaşık 15 milyar yıl, güneşin yaşı da 5 milyar yıl tahmin edilmektedir. Güneş, içinde sıkışan ve yoğunlaşan maddelerin birleşip bütünleşmesiyle çok büyük bir alev topu hâlini almıştır. Orta büyüklükte bir yıldız olan güneş, hacim itibariyle o kadar büyüktür ki içine dünya gibi yaklaşık 1.300.000 gezegen sığabilir. Yüzey sıcaklığı 6000 santigrat derece, iç sıcaklığı ise 20 milyon santigrat derecedir. Kendi yörüngesinde saatte 720.000 kilometrelik muazzam bir hızla hareket eder. Bu, yaklaşık bir hesapla güneşin günde 17 milyon 280 bin kilometrelik yol kat ettiğini gösterir.

Muazzam gücü ve enerjisiyle güneş, başta insanlık olmak üzere yeryüzündeki tüm canlılığa en faydalı olacak güç ve büyüklükte yaratılmış olup ışınlarını ölçülü bir şekilde dünyaya ulaştırmaktadır.

Bahsettiğimiz bu muazzam güneş, Samanyolu galaksisinde bulunan tahminen 200 milyar yıldızdan sadece birisidir. Aynı şekilde Samanyolu galaksisi de, modern teleskoplarla görülebilen birkaç yüz milyar galaksiden yalnızca birisidir ve bu Samanyolu galaksisinin bir ucundan diğerine gitmek için 100 bin ışık yılı gereklidir.

Dünyadan hareket edip galaksimizin merkezine varabilmek için 300.000 trilyon kilometre gitmemiz gerekir. İşte bu muazzam sistem içinde güneş gibi durmadan yanan dev ateş topunu yaratan, döndüren ve ışığını alıp söndürecek olan kudret, şüphesiz Rabb’imizin kudretidir.
 
41-44. ayetlerde, inkârcılıkta direnenlere yüce Allah’ın kendileri üzerindeki nimetleri düşünüp ibret almaları için yakın çevrelerinden delil gösterilir. Taşımacılığı kolaylaştıran ulaşım araçlarının da onun insanlara sağladığı bir imkân ve bir lütuf olduğu hatırlatılır: “Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir.”Dolu dolu gemilerin batmadan suların üzerinde gidebilmesi ve insan neslinin bu gemilerde taşınabilmesinin Allah Teâlâ’nın koyduğu yasalar sayesinde gerçekleştiğine dikkat çekilir. İnsanların binek olarak kullandıkları hayvanların da Allah tarafından yaratıldığı hatırlatılır.

Ayetlerin indiği dönemde henüz bilinmeyen ulaşım araçlarına işaret edilir. Dolayısıyla tabiattaki yasaları koyan, bu imkân ve nimetleri doğrudan veya dolaylı olarakbizim hizmetimize sunan Yüce Rabb’imizdir.

45. ayette, imanın gerekleri ve ahlaki görevlerle ilgili bir uyarıya yer verilir. Önceki ayetlerde, Allah’ın birlik ve yüceliğini açıkça ortaya koyan, evrende, insanın öz benliğinde ve yakın çevresinde kolayca gözlemlenebilen her türlü delildir.

46. ayette, aklını ve gönlünü iman çağrısına kapatmakta direnenlerin kendilerine hangi türden ayet gelirse gelsin, ön yargılı davranıp yüz çevirdikleri ve ayetleri kabul etmedikleri belirtilir.

47. ayette, inkârcıların kendilerine verilen rızıktan, başkaları için de harcamaya davet edildiklerinde, bundan kaçındıkları belirtilir. Oysa o rızkı veren de onu yardıma muhtaç kimselerle paylaşmayı emreden de Yüce Allah’tır.

Dördüncü Bölüm (4868. ayetler):
Bu bölümün ana konusu, ahiretin varlığı ve ahiret âlemiyle ilgilidir. Önce, kıyametin ansızın kopacağı bildirilir. Ardından insanların dirilişleri, hesap vermek için mezarlarından kalkışları, sonra da canlı bir tablo gibi cennet anlatılır. İnsan, cennete özendirilir. İnsanın cennete girmesine engel olan en büyük düşmanın şeytan olduğu ve ona karşı uyanık olunması öğütlenir. Ahiret gününde dünyada yapılan hiçbir şeyin Allah’tan gizlenemeyeceği haber verilir.

İnsan, yaptığı kötülükleri gizleyecek olsa bile suç işleyen organlarının, kişinin aleyhine tanıklık yapacağı açıklanır. Bu kötü duruma düşmemesi için insana, doğru ile yanlışı ayırt etmeye yetecek kadar bir ömür ve imkân verildiği hatırlatılır.

48-50. ayetlerde kıyametin, peygamberin uyarılarını hafife alan inkârcılara, büyük meleklerden İsrafil’in sura ilk üflemesi sonucunda çıkacak dehşet verici sesle ansızın kopacağı bildirilir.

51-54. ayetlerde, sura ikinci kez üflenip insanlar yeniden canlandığında ve hızla mahşer yerine doğru giderlerken, dünyada bu gerçeği inkâr edenlerin, önce neye uğradıklarını bilemez bir hâlde birbirlerine olup biten hakkında soru sormaya çalışacakları haber verilir. Hemen ardından da durumu anlayıp derin bir pişmanlık içinde Allah’ın sözünün ve peygamberlerin bildirdiklerinin doğru çıktığını itiraf edecekleri, canlı bir şekilde anlatılır: “Sura üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerinden çıkmış, Rabblerine doğru akın akın gitmektedirler. Şöyle derler: ‘Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaat ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.’”

O gün, herkesin Yüce Allah’ın şaşmaz adaletinin güvencesi altında bulunduğu, hiç kimsenin en küçük bir haksızlığa uğratılmadan sadece yaptıklarının karşılığını göreceği belirtilir.

55-58. ayetlerde, cennetliklerin ahirette karşılaşacakları güzel nimetlerden bahsedilir: “Şüphesiz cennetlikler, o gün safa sürmekle meşguldürler.” buyrularak cennetle ödüllendirilenlerin cehennemliklerin karşılaşacağı kötü durumlardan uzak, asla sıkıcı olmayan ve eşsiz haz veren tatlı bir meşguliyet ve nimetler içinde olacakları bildirilir. Cennette kendilerine her tür nimet bol bol verilecektir. Bu maddi nimetlerin hepsinden daha değerli olan ise “selâm” sözüyle bildirilen Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış olma müjdesidir.

59. ayette ise müminlere yapılan iltifatlara karşılık, günahkârlardan bir kenara çekilmelerinin sert bir dille isteneceği haber verilir. Çünkü daha önce belirtildiği gibi, o gün herkes dünyada yaptıklarına göre muamele görecektir.

60-64. ayetlerde şeytana kulluk edilmemesi, yalnız Allah’a kulluk edilmesi istenir: “Ey Âdemoğulları! Ben size, ‘Şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur.’ diye emretmedim mi?” Bu emir karşısında kul, Yüce Rabb’inin uyarısını dikkate almalı, şeytanın kışkırtmalarına kapılmamalı, telkinlerine uymamalı ve Allah’a isyan etmemelidir. Yoksa cezayı hak etmiş olur.

65. ayette, hesap günü dünyada yapılan her şeyin ortaya çıkacağı bildirilir. İnsan, yaptıklarını gizlemek istese bile hesap günü organlar dile gelecek, sahibi hakkında şahitlik yapacaktır: 55 “O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.”

66-68. ayetlerde, iman ve inkâr konusunda sağlanan seçim imkânından bahsedilir. Allah Teâla, dünya hayatını iyiyi kötüden ayırmayı sağlayacak bir sınav alanı olarak düzenlediği için inkârcıları hemen cezalandırmamaktadır. Gücü yettiği hâlde, onlara verdiği imkân ve nimetleri onların ellerinden hemen almamaktadır. Fakat inkârcıların dünyada kendilerine tanınan bu fırsatları ve ömür nimetini bitmez tükenmez bir sermaye olarak görmeleri büyük bir yanılgıdır. Hâlbuki insan yaşlılık gerçeği üzerinde düşünmeli, ölümü unutmamalıdır.

Beşinci Bölüm (69-83. ayetler):
Kur’anı Kerim’in vahiy olduğu, şiirle hiçbir ilgisinin bulunmadığı vurgulanır. Sonra da Allah’ın gerçek bir ilah olarak insanlara yaptığı iyilikler sayılır. Bu kadar iyilik yapılan insanın, Allah’a karşı gelmesi ve hakikate düşman olması kınanır. Yaş ağaçtan nasıl ateş çıkarılıyor, spermden insan yaratılıyorsa çürüyüp toprak olacak olan bedenlerin de Allah tarafından yeniden diriltileceği vurgulanır. Allah’ın her şeye gücünün yettiğini ve egemenliğinin sonsuz olduğunu bildiren ayetlerle sure son bulur.

69. ayette, surenin başında kendisi üzerine yemin edilen Kur’an’ın ve hak peygamber olduğu vurgulanan Hz. Muhammed’e (s.a.v.) verilen görevin ne olduğu açıklanır. Aslında, Mekke müşrikleri Rasûlullah’ın özelliklerine dikkat ettiklerinde onun şiir öğretilmiş bir kişi olmadığını, zaten bunun ona yaraşmayacağını ve ilahi mesaj getiren gerçek bir peygamber olduğunu anlayacaklardır.

Yine açıktır ki Hz. Muhammed’in (s.a.v.) getirdiği vahiy, sırf bir öğüt niteliğindedir. Yani kendisi için bir menfaat sağlama aracı olmayıp sadece insanlığın hayrına ve kurtuluşuna vesile olacak açıklamalar içermektedir. O, insanların beyinlerini uyuşturacak esrarengiz bilgiler ve bilmece gibi ifadeler taşıyan bir söz değildir. Aksine, içerik ve üslubuyla insanı düşünmeye sevk eden apaçık bir Kur’an’dır. Yine o, bazı ibadetlerde okunan ve okunup uygulanması karşılığında sevap kazanılan ilahi bir kitaptır.

70. ayette, Kur’an’ın indiriliş amacı kısa ve öz bir şekilde ifade edilir: “(Aklen ve fikren) Diri olanları uyarması ve kâfirler hakkındaki o sözün (azabın) gerçekleşmesi için Kur’an’ı indirdik.”

Bu ayette, iki temel sonuca değinilmektedir. Akıl nimetini gereğince değerlendirebilen ve iman ışığının gönlüne girmesini önlemek için özel bir çaba harcamayan yani basireti açık; ruhuyla, aklıyla, yüreğiyle diri olanlar bu mesajdan gerekli uyarıları alabileceklerdir. Bağnaz biçimde inkârcılığa sarılanlar ise artık mazeretleri kalmayacağındancezayı hak edeceklerdir.
 
"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi." Kanuni Sultan Süleyman (Muhibbi)

71-76. ayetlerde, insanların binmek; etlerinden, sütlerinden vb. ürünlerinden yararlanmak üzere kendi hâkimiyetleri altına alabildikleri hayvanlardan bahsedilir.
İnsanların Allah Teâlâ’nın kendilerine lütfettiği nimetlerin değerini bilmedikleri, gereğince şükretmedikleri belirtilir. Üstelik kendilerine hiçbir yararı dokunmayan varlıkları ilah edindikleri, bu sahte ilahlardan yardım göreceklerini umdukları belirtilir. Sonra Rasûlullah’a (s.a.v.) teselli verilir ve onların sözlerinden ötürü üzülmesine gerek olmadığı bildirilir.

77-79. ayetlerde, müşriklerin küstahlık derecesine varan tavırları için canlı bir örnek üzerinde durulur. İnsanın kendi yaratılışı üzerinde düşünmeyi bir kenara bırakıp küstahça bir tavırla yüce yaratıcının ve peygamberinin bildirdiklerini yalnızca aklıyla yargılamaya kalkışmasının ne kadar çelişkili olduğu, somut bir örnek ışığında ortaya konur.
Görünürde spermden meydana gelen insanın dünyaya geliş şeklini göz ardı ederek “Çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diye soran inkârcıya, “İlk defa yaratmış olan diriltecek.” şeklinde cevap verilir.

BİLGİ NOTU
Bu ayetlerin inişiyle ilgili şöyle bir olay nakledilir:
Öldükten sonra tekrar dirilmeyi inkâr eden Mekke müşriklerinin önde gelenlerinden Übey b. Halef, eline çürümüş bir kemik alıp ufaladıktan sonra Rasûlullah’a (s.a.v.) gelerek: “Böyle un ufak olduktan sonra Allah bunu diriltecek öyle mi?” dedi.
Rasuli Ekrem (s.a.v.) de:
“Evet. Nitekim o seni de öldürecek, sonra tekrar diriltip cehenneme atacak.” cevabını verdi. Bu olay üzerine bu ayetler nazil oldu. (Taberî, Câmiu’lBeyân, XXIII, s. 38)
80. ayette, ölüden dirinin çıkarılması ile ilgili tereddüt ve itirazlara karşı örnek verilir. Bu örnekte, birbirine tamamen zıt görünen iki özellikten söz edilir: ıslaklık ve ateş. Allah Teâlâ dünyada nasıl yeşil, yaş ağaca yanma özelliği verebiliyorsa kıyamet günü de ölüleri diriltebilir.

81-83. ayetlerde, göklerin ve yerin yaratılışındaki ihtişama dikkat çekilir. Böyle muhteşem bir yaratma gücü bulunan ve sonsuz ilim sahibi olan Allah’ın, insanları diriltip huzuruna getirmeye elbette gücü yeter. Varlıkları yoktan yaratmaya gücü yeten, evrendeki her şeyin sahibi, dilediği her şeyi yapabilen Allah Teâlâ’nın insanları tekrar yaratma gücünden kuşku duyulması bir tutarsızlık olur. Sonunda herkes diriltilerek Allah’ın huzuruna çıkacak ve dünyada yaptıklarının hesabını verecektir:57 “Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, onun emri o şeye ancak ‘Ol!’ demektir. O da hemen oluverir. Her şeyin egemenliği elinde olan Allah’ın şanı yücedir. Siz yalnız ona döndürüleceksiniz.”

Yâsîn suresinden çıkarılabilecek sonuçlardan bazıları şunlardır:

- Hz. Muhammed (s.a.v.), insanları uyarmak üzere gönderilen Allah’ın gerçek elçisidir
- Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ancak Allah korkusu taşıyan iyi niyetli kimseler uyar.
- Allah, iyi kötü bütün yaptıklarımızı kaydetmektedir ve ahirette bunların hesabını soracaktır.
- Geçmişte, inkârları yüzünden helak edilen şehir halkı bizim için önemli bir ibret örneğidir
- Evrene, çevremize ve kendimize baktığımızda Allah Teâlâ’nın varlığını, birliğini ve eşsiz gücünü gösteren birçok delil görürüz.
- İnkârcılar, dirilip Allah’ın huzuruna gelince büyük pişmanlık duyacaklardır. O Müminler nimet dolu cennetlere girecek, inkârcılar ise cehenneme atılacak ve kimseye en ufak haksızlık yapılmayacaktır.
- İnsanı bir spermden yaratan, yeşil ağaca yanma özelliği veren, gökleri ve yeri yoktan var eden Allah, ölüleri de diriltmeye kadirdir.


Yâsîn suresinin mealini okuduğumda benim de kendime çıkardığım hisseler şunlardır:

....................................................
....................................................
....................................................
....................................................
....................................................


Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 11.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 11.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 11. Sınıf Kuranı Kerim Dersi

5. Sınıf Arapça
Yorumlar