Yahudilik Kavramı
5. Sınıf Kuran

Yahudilik Kavramı

2. Yahudilik

Yahudilik MÖ 15. yüzyılda Hz. Musa’ya gelen vahiyle başlayıp gelişen bir dindir. Kur’an’da bu dinin mensuplarından sıkça bahsedilmektedir. Yahudilik; vadedilmiş topraklarla özdeşleşmiş bir millet hayatını, ortak inancı, dili, edebiyatı ihtiva etmektedir. Yahudi olmanın temel ön şartı, Yahudi bir anne babadan veya en azından Yahudi bir anneden doğmaktır. Bu bakımdan Yahudilik terimi belli bir ırka, kültüre ve dine mensup olmayı ifade eden çok kapsamlı bir anlam ihtiva etmektedir. Yahudiler başta İsrail olmak üzere Amerika ve dünyanın diğer bölgelerinde yaşamaktadırlar.

2.1. Yahudi, İbrani ve İsrail Terimleri
Tarih boyunca Yahudiler pek çok isimle anılmışlardır. İbrani, İsrail ve Yahudi bu isimlerin başında gelmektedir.

Yahudi: Bu isim, İsrailoğullan Babil Sürgünü’nde iken ortaya çıkmıştır. Babil’in yerli halkı, İsrailoğullarına, geldikleri Yahuda bölgesinin adından dolayı, “Yahudalı” anlamında ‘Yahudi” demiştir. İsrailoğulları, Yahudi ismini kendileri de benimsemişler ve genellikle bu ismi kullanmışlardır.

Yahudiler, MÖ 586 yılında Yahudi Krallığı’nm düşmesinden sonra Babil’e sürüldüler. Pers Hükümdarı Cyrus MÖ 539 yılında Yahudilerin Filistin’e geri dönmelerine izin verdi. Yahudilerden bir kısmı Filistin’e dönmeyi kabul ettiği hâlde bir kısmı da Babil'de kalmayı tercih etmişlerdir. Yahudiler ilk diasporayı bu sürgünle Babil’de yaşamışlardır.
Yarım asra yakın bu sürece tarihte Babil Sürgünü adı verilir.
(Mehmet Aydın, Ansiklopedik Dinler Tarihi, s. 80.)
 
Babil Sürgünü Yahudilikte ne gibi değişiklikler meydana getirmiştir? Arkadaşlarınızla tartışınız.
İbrani: MÖ 15. yüzyılda Filistin’de göçebe olarak yaşayan kabilenin adıdır. İbrani, “öte tarafın insanları” anlamına gelmektedir. Bununla da Fırat ve Ürdün nehirlerinin öte kıyısından gelen göçmenler kastedilmiştir. Yahudilere bu ad, Filistin bölgesinde yaşayan yerli halk tarafından verilmiştir.

İsrail: Bu isim Hz. Yakup’un lakabıdır. Tevrat’ta anlatıldığına göre Hz. Yakup, bir gece kırda bir adamla karşılaşmış ve onunla sabaha kadar güreşmiştir. Sabah olunca adam, Hz. Yakup’u kutsamış ve ona “Tanrı’yla uğraşan” anlamına gelen “İsrail” adını vermiştir. Hz. Yakup’un bu unvanından sonra İbraniler, İsrailoğulları adını almıştır. Bu kelime Hz. Süleyman’dan sonra kuzeyde kurulmuş olan devletin adı olmuştur. 1948 yılında Filistin’de kurulan devlete de bu ad verilmiştir.

Kur’an’da Benisrail (İsrailoğulları) kelimesi geçmektedir. Bu ayetlerde Allah’ın İsrailoğullarına verdiği nimetler hatırlatılmaktadır. Ayrıca, İsrailoğullarına verilen nimetlere rağmen sözlerinden nasıl döndükleri anlatılmaktadır.

2.2. Yahudiliğin Doğuşu ve Gelişmesi
Yahudilik, tarihini Hz. İbrahim’le başlatır. Yahudi inancına göre Hz. İbrahim ilk Yahudi’dir. Hz. İbrahim, Tevrat’ın ifadesine göre Keldanilerin yaşadığı Ur şehrinde dünyaya gelmiştir. Babası Terah (İslam kaynaklarına göre Azer), ailesini alarak Harran’a göç etmiştir. Tanrı, daha sonra, Hz. İbrahim’e Kenan bölgesine gitmesini emretmiştir. Bunun üzerine Hz. İbrahim yanına ailesini de alarak Kenan’a gitmiştir. Burada kuraklığın baş göstermesi üzerine Mısır’a giden Hz. İbrahim tekrar Kenan’a dönmüştür.

Yaşı ilerlemiş olan Hz. İbrahim ve eşi Sara’nın çocukları olmamıştır. Bu durumdan rahatsız olan Sara, Hz. İbrahim’e cariyesi Hacer’le evlenmesini teklif etmiştir. Hz. İbrahim’in Hacer’le evlenmesinden Hz. İsmail dünyaya gelmiştir. Hacer’in çocuğunun olması Sara’nın onu kıskanmasına yol açmıştır. Daha sonra Sara’nın da İshak isminde çocuğu dünyaya gelmiştir. İshak’ın dünyaya gelişi, Sara’nın Hacer’e ve oğlu İsmail’e daha fazla kıskançlık duymasına neden oldu. Bunun üzerine Hz. İbrahim bu gergin havayı dağıtmak için Hz. Hacer ve oğlu İsmail’i bugünkü Arabistan Yarımadası’nda bulunan Paran denilen yere götürmüştür.

Hz. İsmail, buraya yerleşmiş ve Arapların atası olmuştur.
Tevrat’a göre Hz. İbrahim’in neslini devam ettiren Hz. İshak’ın da iki oğlu vardı. Bunlardan Hz. Yakup, İsrail unvanını kullanarak Yahudi tarihinde ön plana çıktı.Hz. Yakup, çocuklarının içerisinde Yusuf’a derin bir sevgi duymaktaydı. Bu durum, kardeşlerinin Yusuf’u kıskanmasına neden oldu. Bundan dolayı da Yusuf’u kuyuya attılar. Daha sonra oradan geçen bir kervan onu Mısır’a götürüp firavunun memuru olan Potifar’a sattı. Potifar’ın karısı, Yusuf’a aşık olup ilgisine karşılık görmeyince iftira ederek onu hapse attırır. Yusuf hapiste iken firavunun gördüğü bir rüyayı tabir ederek hapisten kurtuldu ve firavunun yanında önemli bir mevkiye yükseldi. Daha sonra Filistin’de bulunan babası Yakup ve kardeşlerini Mısır’a getirtti. İsrailoğulları böylece Mısır’a yerleşmiş oldular.
Fakat Hz. Yusuf’un ölümünden sonra Mısır’da durum değişti. Tahta geçen yeni firavun, İsrailoğullarını köleleştirmeye başladı. Böylece İsrailoğulları, dört yüz sene Mısır’da köle olarak kaldı.

İsrailoğulları Mısır’da köle olarak yaşarken dönemin Mısır firavunu bir rüya gördü. Rüyayı yorumlayan kâhinler, yakında İsrailoğulları arasında bir erkek çocuğun dünyaya geleceğini ve bu çocuğun firavunun tahtını elinden alacağını söylediler. Bu haber, firavunu telaşlandırdı. Firavun, İsrailoğullarından doğacak bütün erkek çocuklarının öldürülmesini emretti. O yıl dünyaya gelen Musa’yı annesi bir sepetin içine gizlice koyup Nil Nehri’ne bıraktı. Nehirdeki sepet, firavunun kızı tarafından bulundu. Çocuğu sevimli olması nedeniyle öldürmeye kıyamadılar ve onun evlatlık olarak sarayda büyütülmesine karar verdiler. Böylece Hz. Musa o zamanki dünyanın en güçlü imparatorlarından biri olan firavunun sarayında yetişti.

Firavun: Eski Mısır hükümdarlarına verilen unvandır.
Eski Mısır inancına göre güneşin doğmasını ve Nil’in yükselmesini sadece firavun sağlamaktadır. Tanrıların yanında insanların yegane temsilcisidir. Güneş Tanrısı Re’nin oğludur. Bunun yanında o, halkın nazarında büyük güçlerle donatılmış bir devlet başkamdir.

Kur’an’da, Hz. Musa’nın firavunla olan mücadelesi uzunca anlatılır. Hz. Musa Dönemindeki bu firavunun II. Ramses olduğu ileri sürülmüştür.
Kur’an’a göre firavun, azgın ve kendisini Rab ilan eden bir şahıstır. Ancak firavun, Allah’ın gazabı ile helak olmuştur. Ölümü anında imana gelmiş; ancak bu iman kabul edilmemiştir.

Mısır’da firavunlar için yapılmış olan piramitler sizce niçin bu kadar görkemli inşa edilmiş olabilir? Arkadaşlarınızla tartışınız.
Firavunun sarayında büyüyen Hz. Musa, bir gün şehre gitti. Şehirde dolaşırken bir İsrailli ile bir Mısırlının kavga ettiğini gördü. Hz. Musa, İsrailliye yardım etmek amacıyla kavgaya müdahale etti ve Mısırlıya bir tokat vurarak onu kazara öldürdü. Firavunun kendisini cezalandırmasından korkan Hz. Musa, Mısır’ı terk edip Medyen’e gitti. Orada Yetro’nun (Şuayp) yanında çalışmaya başladı. Bir süre sonra onun kızı ile evlendi.

Hz. Musa, bir gün Yetro’nun koyunlarını otlatırken Tanrı, Horep Dağı’nda yanan bir çalılığın içinden Hz. Musa’ya hitap etti. Ona İsrailoğullarını Mısır esaretinden kurtarma görevini verdi. Kardeşi Harun’u da ona yardımcı yaptı. Bu, aynı zamanda Hz. Musa’nın peygamberlik görevinin de başlangıcıdır.

Hz. Musa, Tanrı’dan bu görevi aldıktan sonra İsrailoğullarını atalarının yurduna götürmek için Mısır’a döndü. Firavundan kendi kavmini serbest bırakıp Mısır’dan çıkmasına izin vermesini istedi. Fakat firavun, bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Mısır’a birçok felaket geldi.28 Felekatlerin sebebinin İsrailoğullarının Mısır’dan çıkmasına izin verilmemesinden kaynaklandığını düşünen Mısır’ın yerli halkı, firavunun bu ısrarından vazgeçmesini istedi. Hz. Musa İsrailoğullarıyla birlikte Mısır’dan çıktı ve üç ay sonra Sina’ya vardı. Orada Tanrı, Yahudiliğin temel ilkelerini oluşturan On Emir’i iki levhaya yazılmış şekilde Hz. Musa’ya verdi. Sina’daki bu vahiy olayından sonra Hz. Musa, atalarına vadedilmiş topraklara gitmek için İsrailoğullarıyla birlikte yola çıktı.

İsrailoğulları bu göç esnasında sık sık isyan edip Hz. Musa’ya zorluk çıkardı.30 Tanrı, isyanları nedeniyle birçok kez onları cezalandırdı. En büyük ceza ise kırk yıl çölde dolaşmalarıydı. Hz. Musa, peygamberlik görevi süresince Tanrı’nın vahyettiği ayetleri bir kitap hâline getirdi ve onu ikilevhayla birlikte Ahit Sandığı'nın içine koydu.

Bu Ahit Sandığı'nı İsrailoğulları göç yolunda daima yanlarında taşıdı. Hz. Musa, yüz yirmi yaşındayken Moep (Sina Çölü'nün Filistin sınırına yakın kısmı)'te vefat etti ve oraya gömüldü.
Hz. Musa'nın peygamberliği döneminde Yahudi dini büyük ölçüde teşekkül etti. İtikat, ibadet, ahlak ve hukukla ilgili kurallar belirlendi.

Hz. Musa’dan sonra onun yerine Yeşu (Yûşâ) geçti. Yeşu, kutsal topraklara göç esnasında İsrail oğullarına hem liderlik hem de peygamberlik yaptı.33 Ye şu’dan sonra İsrailoğulları bir süre lidersiz kaldı. Daha sonra İsrailoğullarına peygamber olarak Samuel gönderildi. Samuel, İsrailoğullarının ısrarı üzerine onlara Saul’u (Talut) kral tayin etti. Saul zamanında İsraioğulları çevre kabilelerle büyük savaşlar yaptı. Bu savaşlarda Hz. Davut büyük başarılar gösterdi ve İsrailoğullarının zafer kazanmasını sağladı.

TARTIŞALIM
Arzımevut (vadedilmiş topraklar),Yahudilerin atalarına vadedilmiş olan topraklara denir. Bu topraklar Tevrat’ta şöyle anlatılır: “Rab; sizi Kenan, Hitit, Amor, Hiv ve Yevus topraklarına, atalarınıza vereceğine ant içtiği süt ve bal akan ülkeye götürdüğü zaman bu ay şu törelere uyacaksınız; yedi gün mayasız ekmek yiyecek, yedinci gün Rabb’e bayram yapacaksınız.”
Yahudilerin vadedilmiş topraklar düşüncesi onların dinî algılamalarını nasıl etkilemiştir?
Arkadaşlarınızla tartışınız.

Hz. Davut Kudüs’ü fethedip orayı başkent yaptı ve orada büyük bir mabet inşa etmek istedi. Fakat Tanrı bu işin oğlu Hz. Süleyman’a nasip olacağını söyledi.
Hz. Davut’un ölümünden sonra yerine oğlu Hz. Süleyman geçti. Tanrı’nın vadettiği gibi Hz. Süleyman, Kudüs’teki Moriah Dağı’nda büyük mabedi inşa etti. Bu mabedin inşasıyla Yahudi tarihinde I. Mabet Dönemi başlamış oldu. Adı BetHamikdaş olan bu mabet, İslam geleneğinde Beytü’lMakdis olarak bilinir.

Hz. Süleyman’ın vefatından sonra İsrailoğulları biri kuzeyde İsrail, diğeri güneyde Yahuda olmak üzere ikiye bölündü. Bunlardan İsrail Krallığı putperestliğe yöneldi. İsrail’in kralı Yerobeam, halkının Kudüs Mabedi’ne eğilim göstereceği endişesiyle iki altın buzağı yaptırarak Yahudileri bunlara tapınmaya teşvik etti. Yerobeam, bu putların İsrailoğullarının Mısır’dan çıkmalarına yardım eden tanrılar olduğunu ilan etti ve Tevrat’ı da yürürlükten kaldırdı. Halkı putperestleştiren bu krallık MÖ 722 yılında Asurlular tarafından yıkıldı.

 
ARAŞTIRALIM
Firavunun Hz. Musa ve kabilesi olan İsrailoğullannın Mısır'dan çıkmalarına izin vermek istememesinin sebeplerini araştırınız.

KARŞILAŞTIRALIM
Hz. Davut, Yahudi kutsal kitabına göre büyük bir kral kabul edilir. Fazilet ve hikmet sahibi bir kişi kabul edilen Hz. Davut, peygamber olarak kabul edilmez. Onun krallığı altında İsraüoğullan en ihtişamlı dönemlerini yaşamıştır. Tarih boyunca Yahudiler hep onun zamanındaki ihtişamlı yaşamı özlemişler, onun soyundan bir Mesih’in gelip kendilerini kurtarmasını ve kutsal topraklarda o ihtişamlı krallığı yeniden kurmasını beklemişlerdir. 1948 yılında bağımsız İsrail Devleti kurulmuş olmasına rağmen dindar Yahudilerin hepsi hâlâ o Mesih’i beklemektedir.

İslam’ın ve Yahudiliğin Hz. Davut’a bakış açılannı karşılaştırınız.
Yahuda Krallığı ise MÖ 587 yılında Babil Kralı Buhtunnasır (Nabukadnezzar) tarafından yıkıldı. Kudüs’teki mabet, Babilliler tarafından tahrip edildi. Hz. Süleyman zamanında başlayan I. Mabet Dönemi böylece sona erdi.

İsrailoğulları Babil Sürgünü’nden yetmiş yıl sonra tekrar Kudüs’e döndü. Ezra’nın önderliğinde tekrar mabedi inşa ettiler ve sürgünde uygulayamadıkları kuralları hayata geçirdiler. Böylece, Yahudi tarihinde II. Mabet Dönemi başlamış oldu.
II. Mabet Dönemi, 70 yılına kadar devam etti. Bu dönemde Yahudilik din olarak gelişme sürecine girdi.

TARTIŞALIM
Yahudi tarihi ve geleneğinde önemli bir isim olan Ezra, bir peygamber değildir. Fakat peygamberden de öte bir konuma sahiptir. Yahudi din bilginleri olan rabbiler onu Hz. Musa ile mukayese etmiş ve onun da Hz. Musa gibi Tevrat’ı almaya layık olduğunu ileri sürmüşlerdir. Rabbilere göre Hz. Musa daha önce gelmeseydi Tevrat, Ezra’ya verilmiş olacaktı.

Ezra’nın Yahudi tarihinde ön plana çıkışı, Babil Sürgünü dönüşünden sonra olmuştur. Tevrat’ın usta yazıcısı olarak bilinen Ezra, mabedin yeniden yapılmasına öncülük etmiştir. Ezra’nın yaptığı bu reform niteliğindeki faaliyetler, Yahudiliği yeniden sistematize etmiştir. Ezra, Babil’den geldikten sonra İsrail topraklarında yaşayan Yahudiler arasında sözlü yorumu ile birlikte tamamen unutulan Tevrat’ı Hz. Musa’dan yaklaşık sekiz asır sonra yeniden yazmıştır.

Ezra,Tevrat ile ilgili bu düzenlemelerin dışında başka önemli işleri de gerçekleştirmiştir. Senenin başlangıç ayını değiştirmiş; Mısır’dan çıkışı hatırlatan nisan yerine, Babil’den çıkışı hatırlatan tişri ayını senenin ilk ayı kabul etmiştir. Ezra’nın reformları arasında oldukça önemli olan diğer bir husus, Yahudilerin yabancılarla evlenmelerini yasaklaması ve yabancı kadınlarla evlenmiş olan İsrailoğullarından boşanmalarını istemesidir. Ezra, böylelikle İsrailoğullarının etnik öncelikler bağlamında yeniden örgütlemesi yoluna gitmiş, İsrailoğulları merkezli etnik bir din olarak Yahudiliğin tarihsel gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.

Ayrıca o, Yahudi töre ve törenlerini yeniden uygulamaya koymuştur. Bütün bu uygulamalarıyla Ezra, Yahudiliğin bugünkü yapısını almasında ciddi bir rol oynamıştır.
Ezra’nın Yahudiliğe katkılarını arkadaşlarınızla tartışınız.

Hristiyanlığm ortaya çıktığı miladi yılın başlarında Yahudilerin yaşadığı Filistin’de büyük karışıklık vardı. Roma idaresi altında yaşayan Yahudiler, çeşitli dinî ve siyasi baskı altındaydılar. Yahudi isyanları yüzünden yılında Romalılar Kudüs’ü tamamen işgal etti ve Babil Sürgünü dönüşünde inşa edilen mabedi yıktılar. Yahudilerin bazılarını da sürgüne gönderdiler.

Yahudiler, mabedin tahrip edilmesinden sonra da Romalıların takibatından kurtulamadılar. Bu durum, 636 yılında Hz. Ömer Döneminde (634-644) Müslümanların bu bölgeye gelmesine kadar devam etti. Bu dönemde Yahudiler Müslümanların himayesi altında Filistin bölgesinde rahat bir ortamda yaşadılar. Haçlı Seferleri sırasında Hristiyanların zulmüne uğradılarsa da Selahaddin Eyyubi’nin bölgeye tekrar hâkim olmasından sonra Kudüs’te rahat bir yaşam sürdüler.

Orta Çağda Avrupa’daki Yahudilerin durumları ülkelere göre farklılık gösterir. Avrupa’da en huzurlu dönemlerini Müslümanların himayesindeki Endülüs Emevileri zamanında yaşamışlardır. Ancak burada Müslüman hâkimiyetinin sona ermesi ile tekrar Hristiyanların zulmüne uğramışlar ve zorla Hristiyanlaştırmaya tabi tutulmuşlardır. Osmanlı Padişahı II. Bayezit 1492 yılında burada zulüm gören Yahudilere kucak açmış ve onları İstanbul’a yerleştirmiştir. Avrupa’daki Yahudilerin, İsa’nın vücudu sayılan komünyon ekmeğini çaldıkları, çeşmeleri zehirledikleri ve Hristiyan çocukları ibadet gayesiyle öldürdükleri iddialarıyla haklarında özel kanunlar çıkarılmıştır. Hemen her dönemde bu türden takibata uğrayan Yahudiler, Almanya ve Rusya gibi birçok ülkeden başka ülkelere göç etmek zorunda kalmışlardır.
 
BİLİYOR MUYDUNUZ?
Yahudiler MÖ 587’den 1948 yılında İsrail’in kurulmasına kadar bağımsız bir devlete sahip olamadılar.
 
Musevilerin Ispanya'dan Osmanlı Devleti’ne hicret etmelerinin 400. senesine tesadüf etmesi nedeniyle Osmanlı Devleti’nde bulunan üç yüz on dört bin nüfusu aşkın Musevi, padişaha teşekkürlerini bildirmektedirler. Aynı zamanda 1492 yılında Osmanlı Devleti’nden elde ettikleri şefkati cennetmekân sultan II. Beyazit Han tarafından da mazhar oldukları hüsnü kabule bütün sinagoglarda İbrani lisanında manzumeler okumuşlardı.
Bu münasebetle Paris’te bulunan İttihadıisrailiye Cemiyeti azası da Sultan II. Abdülhamit’e aşağıda tercümesi verilen teşekkürü ifade etmişlerdir:
“Huzuru şevketnüşur hazreti şehriyarilerine maruzdur.
1492 senesi baharında İspanya’dan uzaklaştırılmış olan Museviler, Osmanlı Devleti’nde bir sığınma bulmuşlardır.

O tarihte Museviler dünyanın diğer yerlerinde zulüm altında bulundukları hâlde Osmanlı Devleti’nin himayesine mazhar olmuşlar ve günümüze kadar bu himayeden faydalanarak padişahın idaresi altında hayatlarını sürdürüp terakki etmişlerdir.
Museviler mazhar oldukları bunca lütuf ve yardıma karşı teşekkürü ifa etmeye âciz kaldıkları hâlde bu himayeye layık olduklarını ispata çalışacaklardır.”
Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Süreli Yayınlar Bölümü Sabah Gazetesi, 24 Nisan 1892 (26 Ramazan 1309)
Osmanlıların Yahudilere göstermiş olduğu hoşgörü ve himayeyi aslı yanda verilen üstteki metin çerçevesinde değerlendiriniz.

Yahudiliğin Temel Özellikleri
Yahudiliği, İslam, Hristiyanlık ve diğer dünya dinlerinden ayıran seçilmişlik, kutsal toprak, mabet ve Mesihçilik gibi bazı özellikler vardır.
Seçilmişlik: Yahudilere göre Tanrı; ataları İbrahim, İshak ve Yakup’la bir ahit yapmış ve onların soyunu kendisi için özel bir millet olarak seçmiştir. Bu yüzden Tanrı, tarihte onlara daima yardım etmiştir. Onları Mısır esaretinden kurtarmak için Hz. Musa’yı görevlendirmiş ve kendisi de onların kurtuluşuna müdahalede bulunmuştur. Kutsal kitap Tevrat’ı diğer milletlere vermemiş, onu seçilmiş millet olarak kabul ettiği Yahudilere vermiştir. Seçilmişlik fikri, tarih boyunca Yahudileri diğer milletlerden farklı kılmıştır. Yahudiler her türlü baskı ve zorlama karşısında millî ve dinî benliklerini bu fikir sayesinde korumuşlardır. Bu sebepten dolayı onlar, yaklaşık iki bin yıllık sürgün hayatından sonra 1948’de bağımsız Yahudi Devleti’ni kurmuşlardır.

tir. Tanrı’nın seçmesiyle belirlenen, vadedilen bu toprakların dışında Yahudilik yaşanamaz. Zorunlu sürgün hariç, Tevrat’ın emirlerine kulak veren Yahudilerin mutlaka bu topraklarda yaşamaları gerekir. Yahudi din bilginleri, şartları uygun olup da kutsal topraklarda yaşamayan Yahudileri Tevrat’ın emirlerine karşı gelmiş bir asi olarak değerlendirmektedirler.

Yahudi din geleneğine göre kutsal topraklar içinde yer alan Kudüs, dünyanın merkezidir. Öldükten sonra tekrar dirilme buradan gerçekleşecektir. Dünyanın değişik bölgelerinde gömülmüş Yahudiler, tekrar dirilme gününde yer altındaki kanallar yoluyla kutsal topraklara gelecek ve oradan dirileceklerdir.

Mabet: Yahudilik, aynı zamanda mabet merkezli bir dindir. Yahudilikteki birçok ibadetin mabette gerçekleştirilmesi gerekir. Bu mabet de herhangi bir yerdeki Yahudi mabedi değildir. Yerini Tanrı’nın belirlemiş olduğu ve onun istemesiyle Kral Süleyman tarafından yaptırılan Kudüs’teki Süleyman Mabedi’dir. Bu mabedin Yahudiler nezdindeki adı BetHamikdaş’tır. Çoğu kez tahribata uğrayan ve en son 70 yılında tamamen yıkılan Süleyman Mabedi’nden geriye sadece Batı Duvarı kalmıştır. Batı Duvarı günümüzde Yahudiler için önemlidir. Yahudiler, bu duvarın önünde mabet yıkıldığı için ağıt yakarlar ve en kısa zamanda yeniden inşa edilmesi için Tanrı’ya yakarırlar.
Kutsal Toprak: Yahudilik diğer dinlerden farklı olarak belli bir toprakla bütünleşmiş bir dindir.

TARTIŞALIM
Filistin toprakları Yahudilik açısından neden önemlidir? Arkadaşlarınızla tartışınız.
 
Yahudilikte dinî bir görev olan kurban günümüzde yapılmamaktadır. Çünkü Yahudiliğe göre kurban ancak kutsal mabette yerine getirilebilen ibadetlerdendir. 70 yılında yıkılan Kutsal Süleyman Mabedi’nden geriye ancak fotoğrafta görülen Batı Duvarı kaldığı için bu ibadet askıya alınmıştır.

Mesihçilik: Mesih terimi Yahudilerin kutsal kitaplarında herhangi bir göreve gelen kişi veya krallar için kullanılmıştır. Yahudilerdeki Mesih beklentisi 70 yılında Roma İmparatorluğu’nun Kudüs’ü istila edip kutsal mabedi yıkmasından sonra belirgin hâle gelmiştir. Romalılar, mabedi yıkmanın yanında Yahudilerin dinî kuramlarını da ortadan kaldırarak büyük bir baskı uygulamışlardır. Bu yıkımdan sonra bir daha toparlanamayan Yahudıler, 1948 Mesih, Yahudılenn dili olan İb yılına kadar devamlı başka milletlerin egemen'Y'iİil ranicede yağlanmış, meshedilmişliği altında yaşamışlardır.

Davut soyundan gelecek ve kendilerini kurtaracak olağanüstü güçlere sahip bir Mesih inancının doğmasına yol açmıştır.

2.4. Yahudiliğin On Temel İlkesi: On Emir
Hz. Musa, İsrailoğulları ile birlikte firavunun zulmünden kurtulup Mısır’dan çıktıktan üç ay sonra Sina’ya vardı. Daha sonra Hz. Musa, kabilesinin yanından ayrılarak kendisine Tanrı tarafından işaret edilen Sina Dağı’na çıktı. Burada kırk gün oruç tuttu ve ibadet etti. Daha sonra kendisine, kavminin uyması gereken inanç ve davranış esasları içeren On Emir verildi.
On Emir, Yahudi inancına göre Museviliğin temel ilkeleridir. Bunlardan ilk dördü insanın Tanrı’yla olan ilişkisinin hangi temellere dayanacağını belirtmektedir.

Yahudilikteki On Emir şunlardan oluşmaktadır:
• Seni Mısır diyarından, esirlik evinden çıkaran Tanrı
• Benden başka Tann’n olmayacak. Kendin için yontma put yapmayacaksın. Hiçbir şeyin
• Tann’mn adını boş yere ağzına almayacaksın.
• Cumartesi gününü daima hatırlayıp onu kutsal bileceksin. Haftanın altı günü çalışacak, yedinci gün dinleneceksin. Cumartesi, Rabb’ine tahsis edilmiş genel dinlenme günüdür. O gün ne sen ne oğlun ne kızın ne hizmetçilerin nede hayvanların iş yapacaktır.
• Babana ve annene hürmet edeceksin.
• Öldürmeyeceksin.
• Zina yapmayacaksın.
• Çalmayacaksın.
• Komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın. Komşunun evine tamah etmeyeceksin. Komşunun eşine, kölesine, cariyesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.
Yukarıdaki On Emir ilkelerini okuyarak İslam ve Hristiyanlıkta bulunan benzer ve farklı yönleriyle araştırınız.

2.5. Günümüzde Yahudilik
Fransız İhtilali’nin (1789) meydana getirdiği değişiklikler Yahudi dünyasını da etkilemiştir. Bu ihtilalden sonra Avrupa’da Yahudilere karşı tavır değişmiş ve Yahudiler, kısmen de olsa rahata kavuşmuştur. Bu rahat ortam Yahudilerin din anlayışını etkilediği gibi yıllardır beklenen Mesih’in gelmemesi onların ümidini kırmıştır. Bunun üzerine Avrupa Yahudileri, bulundukları ülkelerin şartları altında yaşamaya karar vermişlerdir. Bu durum onların geleneksel Ortodoks Yahudilik anlayışını gözden geçirmelerine sebep olmuştur. Çünkü geleneksel Yahudilik anlayışı, mevcut duruma uygun düşmemekteydi. Bundan dolayı Yahudiliği çağın şartlarına uyarlamak için farklı düşünce ve mezhepler ortaya çıkmıştır.
Günümüzde Yahudiler arasında en yaygın olan mezhepler Ortodoks ve Reformist Yahudiliktir.

Ortodoks Yahudilik, Kudüs Mabedi’nin yıkılışından (70) günümüze kadar gelen geleneksel Yahudilik anlayışıdır. Ortodokslara göre Tevrat, bütün harf ve kelimeleriyle Tanrı’nın Musa’ya yazdırdığı ilahî bir kitaptır. Onlara göre Tevrat’ın yorumu olan Mişna ve Talmut da vahiy kaynaklı kitaplardır. Ortodokslar, Tevrat’ın ve din bilginlerinin belirlediği kuralların mutlak otoritesini kabul ederler ve bunlarda hiçbir değişikliğin meydana gelmesine izin vermezler.

Ortodoks Yahudilik inancına göre Mesih, bir gün gelecek, Yahudilerin sürgünü sona erecek, Yahudiler gerçek evlerine dönecek ve mabet yapılacaktır. Ortodoks Yahudiler bu sebeplerden dolayı Yahudi şeriatı olan Halakha’da bir değişiklik yapmaya gitmezler. Bununla beraber onu günümüz şartlarına uydurabilmek için hileli yollarla (hileişeriye) ayakta tutmaya çalışırlar. Mesela, Halakha’ya göre cumartesi günü ateş yakmak yasaktır. Ortodoks Yahudiler, otomatik elektrik ayarlayıcı ile elektrikli eşyaya dokunmadan ateşten yararlanırlar. Bunun, Halakha’ya aykırı olmadığını ileri sürerler. Cumartesi günü araba kullanmazlar. Koşer (helal yiyecekler) kuralına sıkı sıkıya bağlıdırlar. Koşer kuralına uymayan yiyecekleri yemez, bu tür yiyecek satan dükkanlardan alışveriş yapmazlar. Ayrıca koşer kuralı gereği et ile sütü bir arada yemezler; et pişen kapta süt, süt pişende de et yemezler.51 Ortodoks Yahudilik anlayışı günümüzde İsrail’de hâkim olan unsurdur.
Reformist Yahudilik, 19. yüzyıl başlarında Alman Yahudileri arasında çıkmıştır. İlk fikir babası Moşes Mendelshon (Moşe Mendelson)’dur.

Orta Avrupa’da yaşayan Yahudileri bulundukları ülkelerin kültürleriyle entegre olmaya Reformist Yahudiliğin ortaya çıkıçağıran bu reformist hareket, asıl gelişimim şında en önemli etkenler 1789 Fran ABD'de yaşayan Yahudiler arasında göstermişsız İhtilali ve beklenen Mesih intir. Reformist Yahudiler, bugün Amerikan Yahudilerinin % 40’ını oluşturmaktadır.
 
Günümüzde Reformist Yahudilik, laik bir karaktere bürünmüştür. Yahudiliğe sadece kültürel bir olgu olarak bakarlar. Bunun yanında şabat ve koşer kurallarına riayet etmezler. Sinagogta kadınlarla erkekler yan yana oturabilir; hatta kadınlar haham olarak da görev yapabilirler. Sinagogta başa kipa giyme zorunluluğu yoktur.53
Reformistler, başta Mesihçilik olmak üzere geleneksel Yahudiliğin birçok ilkesini kabul etmezler. Onlar, kutsal toprak “arzımevut” ülküsünü de benimsemezler. Reformistlere göre yaşanılan her yer kutsaldır.

2.6. Yahudiliğin Diğer Dinlere ve Irklara Bakışı
Yahudi hukukuna göre Yahudi olmayanlar, “Nuhiler” ve “putperestler” olarak iki kısma ayrılırlar. Nuhiler, Hz. Nuh’un tevhit esasına dayalı yedi temel kanununu benimseyen kimselerdir.

Nuhilik esaslarını yerine getirenler, yarı mühtedi sayılırlar. Her iki dünyada kurtuluşa ulaşırlar. Yaptıkları işe göre kutsiyet kazanırlar.
İslam ve Hristiyanlık Nuhi dinlerden sayılır. Ancak bir Yahudi’nin İslam veya Hristiyanlığa geçmesi büyük günah sayılır. Çünkü Yahudilikten çıkan bir kişi, kendisini Tanrı’ya ve halkına bağlayan ahdini bozmuş olur.

Yahudilik, Müslümanları Nuhi saymakla birlikte Hz. Muhammed’i peygamber olarak kabul etmez. İbadethanelerine suret (resim) sokmamak, domuz eti yememek, sünnet olmak iki dinin ortak noktalarındandır. İslam’ı Hristiyanlığa göre inanç açısından kendilerine daha yakın görürler.
Yahudilik, diğer gruba giren putperest ve müşrikler için ise hiçbir kurtuluş ümidi kabul etmez.

TARTIŞALIM
Nuhilik esasları şunlardır:
• Putlara tapmamak.
• Küfürden kaçınmak.
• Zinadan, özellikle yakın akraba zinasından uzak durmak.
• Adalete riayet etmek.
• Kan dökmemek.
• Hırsızlık yapmamak.
• Eti kanıyla birlikte yememek.
Yahudilik niçin diğer dinlerden farklı olarak İslam ve Hristiyanlığı Nuhi dinlerden saymaktadır? Tartışınız.

2.7. Kur’anı Kerim Açısından Yahudilik ve Yahudiler
Kur’anı Kerim’de, ehlikitap içerisinde en çok Yahudilerden bahsedilmiştir. Bunun nedeni İslam’ın doğuşunda Yahudilerle yaşanan sorunlardır. Medine ve çevresinde birçok Yahudi kabilesi yaşamaktaydı. Bunlar; Nadiroğulları, Kureyzaoğulları, Kaynukaoğulları ve Hayber Yahudileri idi. Yahudiler, Hz. Muhammed’e ve Müslümanlara karşı şiddetli tepki göstermişlerdi. Bu yüzden Kur’anı Kerim onlardan daha çok bahsetmiştir.
Kur’anı Kerim’de Yahudilerle ilgili genel olarak şu hususlara değinilmiştir:

• Allah tarafından Yahudilere verilen nimetler ve onların bunlardan yüz çevirmeleri. (Bakara suresi, 47. ayet.)
• Bir zamanlar bereketli topraklara vâris kılınmaları. (A’râf suresi, 138. ayet.)
• Yahudilerin uymaları gereken dinî hükümler ve Yahudilerin bunlara uymamaları. (A’râf suresi, 163. ayet.)
• Peygamberlerine karşı gelmeleri ve bazılarını öldürmeleri. (Âli İmrân suresi, 112. ayet.)
• Allah’a verdikleri sözü tutmamaları ve ahdi bozmaları. (Nisâ suresi, 47. ayet.)
• İşittikleri vahiy ifadelerini çarpıtmaları. (Mâide suresi, 13. ayet.)
• Kendilerini Allah’ın seçkin milleti kabul edip diğer kavimleri hor görmeleri. (Mâide suresi, 18. ayet.)
• Haddi aşmaları nedeniyle üzerlerine ağır hükümlerin konması. (Nisâ suresi, 155. ayet.)

Bu maddelerde de dile getirildiği gibi Kur’anı Kerim’de Yahudilere yöneltilen eleştiriler inançtan ziyade ahlakla ilgilidir. Kur’anı Kerim’in getirdiği bu eleştiriler, Yahudilerin tümünü kapsamaz. Ehlikitabın içerisinde yer alan Yahudilerden de sözüne güvenilir, emanete sadık kişiler vardır. Bundan dolayı Kur’anı Kerim’de Yahudilerle ilgili geçen ayetler Kur’anı Kerim’in bütünlüğü içinde tarihe uygun olarak doğru yorumlanmalıdır. Yahudilerle yaşanılan sorunların niteliği dinî, siyasi, sosyal ve ekonomik açılardan değerlendirilmelidir.

“Kitap ehlinden öylesi vardır ki ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez.” (Âli İmrân suresi, 75. ayet. )

“Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiilerden (her bir grubun şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara suresi, 62. ayet. )

YORUMLAYALIM
“Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun. Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.” (Bakara suresi, 4041. ayetler.)

“Andolsun, İsrailoğulları’ndan sağlam söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.” (Mâide suresi, 70. ayet.)
 
Yukarıdaki ayetlerden hareketle Kur’an’ın Yahudiliğe bakışını yorumlayınız.

2.8. Türkiye’de Yahudilik
Osmanlı Devleti’nde Yahudiler dinî, kültürel ve ekonomik yönden önemli bir topluluk olarak huzur içinde yaşamışlardır. Bizans’ın baskılarına maruz kalan Yahudiler, Osmanlıları bir kurtarıcı gibi karşılamışlardır. İstanbul’u başkent yapan Fatih Sultan Mehmet, fetihten hemen sonra Balkanlar ve Batı Anadolu’da yaşayan Yahudilere bu şehre gelmeleri için davet mektubu göndermiştir. Bu çağrı üzerine birçok Yahudi İstanbul’a gelmiştir.

Türkiye topraklarındaki Yahudi nüfusunun çoğalması 1492’deki İspanya Sürgünü’nden sonra gerçekleşmiştir. İspanya’yı Müslümanların elinden alan Hristiyanlar, Yahudi ve Müslümanları göçe zorlamışlardır. İspanya’yı terk eden Yahudiler Osmanlı topraklarına sığınmışlardır. Dönemin padişahı II. Bayezit, eyalet valilerine ve sancak beylerine gönderdiği fermanda Yahudi göçmenlere yardımcı olunmasını istemiştir. Daha sonraki dönemlerde de özellikle 19. yüzyılda Polonya ve Rusya’dan göçe zorlanan Yahudiler yine Osmanlı topraklarına sığınmışlardır. II. Dünya Savaşı sırasında Hitler’in zulmünden kaçan birçok Yahudi Türkiye’ye göç etmiştir.

Filistin topraklarında 1948 yılında bağımsız bir İsrail Devleti kurulunca Türkiye’deki yetmiş bin Yahudi’nin yarıya yakını İsrail’e göç etmiştir. Anadolu’daki Yahudilerin çoğu da ya İsrail’e gitmiş veya İstanbul’a yerleşmeyi tercih etmiştir. Bu tarihten itibaren Anadolu’daki Yahudi nüfusu oldukça azalmıştır.

Bugün, Türkiye’de yaşayan Yahudilerin sayısının yirmi beş bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bunların büyük bir kısmı İstanbul ve İzmir’de ikamet etmektedir. Bunun yanı sıra Ankara, Bursa, Edirne, Çanakkale, Kırklareli, Adana ve Hatay’da az da olsa Yahudi yaşamaktadır.

Türkiye Yahudilerinin yasal temsilcisi hahambaşıdır. Bugün bu makamda İsak Haleva bulunmaktadır. Hahambaşıya görevlerinde danışmanlık yapan iki meclis vardır. Bunlardan biri dinî konsey, diğeri de fahri danışmanlar kuruludur. Dört hahamdan oluşan dinî konsey, dinî konularda hahambaşıya yardımcı olmaktadır. Otuz beş kişiden oluşan fahri danışmanlar kurulu cemaatin işlerini yürütmektedir.

Yahudilerin İstanbul ve İzmir’de ortaöğretim düzeyinde eğitim kurumları bulunmaktadır. Bu okullardaki eğitim dili Türkçedir. Haftada üç ile beş saat arasında İbranice dersi verilmektedir. Yahudiler, İstanbul’un birçok yerinde bulunan on yedi sinagogta ibadetlerini sürdürmektedirler. Bunun yanında İstanbul’da yayınevi ve hastaneleride bulunmaktadır.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 12.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 12.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 12. Sınıf Karşılaştırmalı Dinler Tarihi Dersi

İmam Hatip 6. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD
Yorumlar