Varlık Sorunu
5. Sınıf Arapça

6. Varlık Sorunu

Allah ezelî ve ebedî olan zorunlu varlıktır. Çünkü onun varlığı başkasına muhtaç değildir. Onun dışındaki varlıklar ise sınırlı ve mümkün varlıklardır. Çünkü bu varlıklar, var olmak için Allah’a muhtaçtırlar. Allah yaratandır, diğer varlıklar ise yaratılandır. Kur’an’da Allah’ın yaratan, diğer varlıkların yaratılan olduğu açık ve kesin bir şekilde belirtilir: “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur...”
Varlıklar, duyularımız tarafından algılanan nesneler âlemi (şahadet âlemi) ve duyularımızın ötesinde bulunan varlıklar (gayb âlemi) şeklinde ikiye ayrılır. Duyularımızla algıladığımız varlıklar, Allah’ın varlığını gösteren işaretlerdir. Kur’an’da bu konuda şöyle buyrulmuştur: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.”10 Bu nedenle de kelam âlimleri, âlemin yaratılışı, madde ve hayatın içeriği, insanın yaratılış amacı üzerinde düşünerek Allah’ın varlığının ispatına götüren delilleri bulmaya çalışmışlardır.

6.1. Allah-Âlem İlişkisi
İnsan, canlı ve cansız varlıklardan oluşan bir çevrede yaşar. Dağlar taşlar, bin bir çeşit bitki, çeşitli türde hayvanlar; uzayın derinliklerinde bulunan milyonlarca gezegen ve yıldızlar insanı kuşatır.

Kelamcılara göre âlem, Allah’ın dışında, duyu ve akıl yoluyla kavranabilen ve varlığı düşünülebilen varlık ve olayların tamamını ifade eder. Kısaca Allah’ın dışındaki her “mevcut” yani “var olan” her şey, âlemin bir parçasıdır.

Allahâlem ilişkisi kelam ilminin en önemli konularından biridir. Tarih boyunca felsefe ve tabii bilimler de âlemi konu edinerek onun nasıl var olduğunu, âlemi oluşturan unsurları ve özelliklerini farklı açılardan ele almıştır. Örneğin fizik, âlemdeki maddeyi ve maddeler arası ilişkileri ele alırken, kelam âlemin yaratılışı ve yaratıcıya delalet etmesi açısından ele almaktadır.

Kur’an’da birçok ayet göklerin ve yerin yaratılışındaki muhteşem güzellik ve düzenden hareketle Allah’ın varlığına dikkat çeker. Kelam ilmi de bu ayetlerden hareketle Allah’ın varlığını ispat etmeye çalışır. Kelama göre âlem sürekli bir oluş içindedir. Bir şey varken yok olur, daha önce yok olanlar da var olur. Varlıklar sürekli bir değişim içindedirler. Allah’tan başka hiçbir varlık sürekli ve varlığı zorunlu değildir. Kelam ilmi bu anlamda varlığı sürekli ve zorunlu olan için “vacib”, Allah’ın varlığının sürekli ve zorunluluğunu ifade etmek için de “Vâcibu’lvucûd” ifadesini kullanır.

Oysa âlem, daha önce yokken var olmuş ve varken yok olan varlıklardan oluşmaktadır. Bundan dolayı kelamcılar, âlemi oluşturan bütün varlıklara sonradan yaratılmış anlamında “hâdis” adını verirler. Âlemin yok iken sonradan var olması, bizlere onun bir yaratıcısının olduğunu gösterir.

Kur’anı Kerim’de “Rabbü’lâlemîn” yani “Âlemlerin Rabb’i” ifadesi oldukça sık geçmektedir. Bu ifade, Allah’ın canlı ve cansız bütün varlıkların ilâhı olduğunu vurgular. Allah âlemi en güzel biçimde yaratmış, ona nizam vermiş ve her varlığın mukadderatını tayin etmiştir. Bunun için Kur’an’da “Göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı Allah’ındır.”buyrulmaktadır.

Kelam ilmi, Kur'an'ın yol göstericiliğinde evrene bakarak ondaki sonsuz düzeni açıklamaya çalışır. Alemdeki her varlığın Allah'a teslim olduğunu, onun emri altına girdiğini, onun düzeninden dışarı çıkmadığını ve onu tespih ettiğini görmek kelamcı için Allah'ın sonsuz kudretinin ve sınırsız rahmetinin bir işaretidir.

6.2. Madde
Maddenin niteliği, felsefe ve tabiat bilimlerini en fazla meşgul eden problemlerden birisidir. Eski Yunan’dan itibaren filozoflar, âlemi oluşturan ilkenin ne olduğunu araştırmış, bu ilkenin su, ateş, hava ve toprak şeklindeki dört temel unsurdan ya da bunların karışımından oluştuğunu ileri sürmüşlerdir. Örneğin; eski Yunan filozoflarından Demokritos varlığın bölünemez en küçük yapıtaşları olan atomlardan oluştuğunu ileri sürmüştür. Varlığı sırf maddeye dayanarak açıklamanın yetersizliğini gören Eflatun, Aristo ve İbn Sina gibi filozoflar ise madde dışında varlığı “ide, form, ruh ve gaye” gibi kavramları da temel alarak açıklamaya çalışmışlardır.

Kelam ilmi, fizik biliminde olduğu gibi maddenin yapısı ve onun en küçük yapı taşıyla ilgilenmez. Madde, yaratılmış ve sonlu olması bakımından kelam ilmine konu olmuştur. Kelamcılar varlıkların temelini oluşturan kısmına “cevher”; renk, koku, uzunluk gibi zamanla değişen niteliklerine ise “araz” adını vermişlerdir. Araz kavramından hareketle de Allah’ın sürekli bir yaratışla âlemi yarattığını, maddenin başlangıcı ve sonu olduğunu ve bir yaratıcıya muhtaç olduğunu açıklamışlardır.

Tabiat bilimlerinin gelişimi ve buna bağlı olarak pozitizm ve materyalizmin yaygınlaşmasıyla bazı düşünürler, neden sonuç yasasına dayalı katı bir gerekircilik (determinizm) ilkesine bağlı, madde dışında âlemde başka bir varlığın olmadığını ileri sürmüşlerdir. Onlara göre madde, canlılar dâhil her türlü varlığın kaynağıdır. Varoluş madde ve tesadüfün eseri sayılmış, “Tanrı, ruh ve gaye” gibi kavramlarsa gerçeklikten uzak kabul edilerek reddedilmiştir. Kelam ilmine göre ise madde farklı teorilerle açıklanabilir ve yaratılışın kanıtlarından biri olabilir. Bir başka deyişle âlemdeki varlık ve hayatın tek başına “madde”ye indirgenmesine karşı çıkar ve maddeyi hayatı meydana çıkaran yegane güç olarak kabul etmez. Bunun için yüzyılımızda yaşayan birçok kelamcı, “Tanrı, gaye ve ruh” gibi gerçeklikleri reddeden bu tür teorilerin yanlışlığını ortaya koymak için çaba göstermişlerdir. Nitekim bugünün modern fiziği de bu tür bir kaba materyalizm fikrinin savunulamayacağını göstermiştir.

Modern fizik, klasik fiziğin mekanik anlayışına eleştiriler yöneltmiş, klasik fiziğin neden sonuç arasındaki zorunluluğa dayanan determinist anlayışının mikro ve makro evrende geçerli olmadığını söyleyerek rölativite kuramını (izafiyet) geliştirmiştir. Diğer yandan da klasik fiziğin atomun parça lanamayacağını öne süren iddiası da deneysel olarak çürütülmüş ve onu atom altı parçacıkların oluşturduğu (kuantum teorisi) belirlenmiştir. Kuantum ve rölativite teorilerinden; sonlu evren fikrinden hareket eden modern fizik, kelam için de yeni veriler sunmaktadır. Bu verilerden hareketle katı bir mekanizm ve determinizm fikri rahatlıkla reddedilebildiği gibi sonlu maddenin her şeyin yaratıcısı olduğu düşüncesi de çürütülmektedir.

Bilimsel düşüncenin geldiği nokta, elbette son nokta değildir. Bilim farklı teorilerle sürekli değişecek ve gelişecek, maddeyi açıklamak bilim adamının temel özlemi olmaya devam edecektir. Ancak kelam ilmi maddenin nasıl açıklandığı ile değil, Allah’ın varlığına işaret eden yönüyle ilgilenmektedir ve yeni verilerden hareket ederek Allah’ın sonsuz kudretini görmeye devam edecektir. Evrendeki muazzam canlılık ve hayat, onun ilim ve kudret sahibi yüce bir yaratıcı tarafından yaratıldığını göstermektedir. Çağımızda yeni teorilerle bilimi geliştiren öncü bilim adamlarının, kendilerinden elli yıl önce Allah’ı inkâr eden pozitivist ve materyalist bilim adamlarının tersine Allah’ın varlığından söz etmeleri bu açıdan anlamlıdır.

6.3. Hayat
Yeryüzünde varlıklar arasındaki en belirgin farklardan biri hayattır. Bitki, hayvan ve insan hayat sahibi iken, taşlar ve madenler hayattan yoksundurlar. Bunun için varlıkların hayatının kaynağı bütün toplumların merak ettikleri bir konu olmuştur. Bu konu bilim adamlarının kafalarını meşgul eden bir problem olduğu gibi dinlerin de ele aldığı konulardan biridir. Maddeci görüş canlılığı ve hayatı, maddeden kaynaklanan bir özellik olarak kabul eder. Bu görüşe göre madde yeryüzündeki bütün hayatın temel ilkesidir. Bazı ilk çağ filozofları ve tabiatçı (naturalist) filozoflar da madde dışında hayatın ilkesi olabilecek bir manevî öğe ya da ruh kabul etmemişlerdir.

Buna karşın Aristo ve İbn Sînâ gibi bazı filozoflar da insan canlılığının kaynağını, bedenini yöneten nefse (ruh) bağlamışlardır. Eski ve Yeni Ahit’te de hayatın kaynağı olarak ruh ve nefs kavramları belirtilmiş ve hayat verenin Allah oldu Evrendeki hayatın kaynağı elMuhyî (hayat veren) olan Allah ’tır.

Kur’an’da Allah’ın diri (elhayy) ve dirilten ve can veren (elmuhyî) olduğu ifade edilmiştir. Kur’an’a göre Allah, hayatın sebebidir. Allah, gökten indirdiği su ile ölü toprağı canlandırıp, bütün canlıları sudan diri kıldığı gibi cansız iken insana da can vermiştir. İnsanı öldürüp tekrar diriltecek olan yine odur. Ayrıca Hz. Âdem ve Hz. İsa’nın yaratılışları örneğinde olduğu gibi Allah insanın bedenini düzenlemiş ve ona can vermiştir. Kısaca Kur’an’a göre canlandırma veya diriltme fiilinin gerçek faili, elhayy ve elmuhyî isimleriyle Allah’tır ve hayat bedene ilâhî bir soluk vermenin neticesidir. Kelam ilmi Kur’an’dan hareketle biyolojik anlamda hayatın ilim, kudret ve hayat sahibi olan Allah’a dayandığını belirtmekte ve Allah’ın hayat veren olmasının inkâr edilerek biyolojik anlamda bir hayatın düşünülemeyeceğini ifade etmektedir. Böylece kelam ilmi hayatın kaynağını maddeden bağımsız olarak ele almıştır. Hayat daha çok ruh ve nefs kavramlarıyla açıklanmıştır.

Ancak kelam ilmi ha yatı açıklarken beden ve ruh arasını tamamen kopuk ve birbirinden bağımsız olarak ele almaz. Çünkü insan bir bütündür ve onun duygusal, zihinsel ve bedensel eylemleri arasında bir bütünlük söz konusudur. Bu âlemdeki her canlı hayatını bu anlamda maddeye dayandırmaya mecburdur. Bunun için de her canlı doğar, büyür, yaşlanır ve ölür.

Kelam ilmi, hayatın kaynağının Allah olduğunu açıklarken bundan başka bir ilkeye daha dikkat çeker. Bu da hayatın amacının ne olduğu ve ahlâkîliğin kaynağı ile ilgilidir. Çünkü Kur’an’a göre hayat ve ölüm insanlardan hangisinin daha iyi işler yapacağını sınamak için yaratılmıştır. Dünya hayatı geçici, oyalayıcı olup esasen bir imtihandır. Ölüm gerçeği karşısında insan gerçek ve tükenmez hayatın ahiret hayatı olduğunu bilmelidir. Dolayısıyla insan hayatını ve ölümünü hiçbir ortağı bulunmayan âlemlerin Rabb’i Allah’a adamalıdır.

6.4. İnsan
Kur’an, insanın Allah tarafından en güzel şekilde yaratıldığını ve onun yaşaması için yer yüzünün uygun şartlarda düzenlendiğini ifade eder. O, rahmetiyle gökyüzünden yağmurlar indirir, yeryüzünde insanın beslenmesi ve gelişmesi için her türlü nimeti yaratır. Bunlardan başka insana düşünebilme ve özgür seçim yapabilme yeteneği vermiştir. Aklını ve özgür iradesini kullanarak doğru seçimler yapabilmesi için de vahiy ve peygamberler göndermiştir. Bunun için Allah izzet, kudret, iyilik, ihsan, af,rahmet, nimet ve kerem sahibidir.

İnsana verilen nimetler onun sorumluluk emanetini yüklenmesini gerektirir. Bu emanet, insanın yaratıcısının birliğini tanıması (tevhid) ve yeryüzünde ahlaka ve adalete dayalı bir hayat sürme sorumluluğudur. İnsan; Allah’tan aldığı vahiy, sahip olduğu akıl, özgür iradesi, fıtratı ve ahlak duygusu ile bu sorumluluğunu yerine getirir, Allah’a ibadet ve dua eder, şükür ve takva sahibi olursa dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşır.
Dua, insanın Allah ile iletişim biçimlerinden biridir.

Kelam ilmi, Kur’an’da farklı açılardan anlatılan Allahinsan münasebetlerini de ele alır.
Özgür iradesini kullanabilmesi için iyilik ve adalet duygusunun yanında, insanın yaratılışında aynı zamanda kötülüğe ve zulme meyil (fücûr), böbürlenme, cehalet, nankörlük ve cimrilik gibi olumsuz özellikler de vardır. Yaratıcısını inkâr eden, şeytanın adımlarını takip eden, gerçek hayatı unutup dünya hayatına dalan, sosyal düzeni bozup ahlakî ve sosyal sorumluluklarını yerine getirmeyen insan, özgür iradesiyle yaptıklarının sorumluluğunu üstlenir ve karşılığını görür. Ancak insanın günahlarından tövbe edip arınması mümkündür. Çünkü Allah tövbeleri kabul edendir. O, aynı zamanda gazap, celâl, kudret ve adalet sahibidir.

Kur’an’ın insana yüklediği sorumluklardan hareket eden kelam ilmi, yaratıcısını inkâr ederek insanı tanrılaştıran ve onu bütün ahlaki sorumluluklardan sıyıran düşüncelerin zararlarını açıklar. Kelam ilmine göre bu düşünceler insanı yüceltmek için onun yaratıcısını inkâr etmiş, insanın özgürlüğünü sağlamak isterken onu bütün sorumluluklardan uzaklaştırarak başıboş, amaçsız bırakmıştır. Bunun için kelam ilmi bir yandan insanın özgür iradesi nedeniyle ahlaki sorumluluğu olduğunu, bu anlamıyla insanın özgür olduğunu vurgularken, diğer yandan da amaçsız, ahlakî değerlerden yoksun, başıboş bir özgürlüğe karşı çıkar. Kelam, yerlerin ve göklerin mutlak hükümranlığının, mutlak irade ve kudret sahibi Allah’a ait olduğunu belirtir.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 11.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 11.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 11. Sınıf Kelam Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Hz. Muhammed'in Hayatı Eğitim Seti 6 DVD
Yorumlar