Uydurma (Mevzû) Hadisler
İmam Hatip 5. Sınıf Hz. Muhammed'in Hayatı Eğitim Seti 6 DVD

Uydurma (Mevzû) Hadisler

4. Uydurma (Mevzû) Hadisler


Mevzû hadis, Hz. Peygamberin söylemediği hâlde çeşitli maksatlarla Peygamberimize nispet edilen uydurma sözlerdir. Bu sebeple bunlara hadis denilmesi doğru değildir. Hadis diye uydurulmuş sözlerin isnadı da uydurmadır. Bu tür sözlerin uydurulmasında genellikle siyasi beklentiler, grup çıkarları, İslam düşmanlığı ve şahsi menfaat peşinde koşmak gibi sebeplerin yanı sıra kimi zaman da İslam dinine hizmet etme arzusunun da rol oynadığı görülmektedir.

4.1. Mevzû Hadislerin Ortaya Çıkış Nedenleri
Hz. Peygamber zamanında uydurma hadislerin ortaya çıktığı söylenemez. Çünkü Hz. Peygamberin sağlığında İslam aleyhtarlarının onun adına hadis uydurmaya cesaret edememelerinin en önemli sebebi bu tür iftiraları onun hemen yalanlayacağı korkusudur.
Mevzû hadislerin kaynağının sahabe olmadığı bir gerçektir. Peygamberimize olan sağlam bağlılıkları, Kur’an ve sünneti yayma konusundaki olağanüstü gayretleri, ayrıca Hz. Peygamberin, “Şüphe yok ki benim ağzımdan yalan söylemek başka bir kimsenin ağzından yalan söylemek gibi değildir. Kim benim ağzımdan kasıth olarak yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın.”

sözlerini bizzat ondan işiten sahabenin böyle bir girişimde bulunması düşünülemez.
Resulullahm bu konudaki tutumunu çok iyi bilen sahabe, Hz. Peygamberden duymadıkları bir sözün daha sonra hadis diye rivayet edildiğini işittiklerinde o sözün kimden çıktığını araştırmışlar ve asılsız haberlerin yayılmasına fırsat vermemişlerdir. Buna örnek olarak Hulefâi Râşidînin kendilerinin Hz. Peygamberden bizzat duymadıkları bazı sözleri rivayet edenlerle karşılaştıklarında bunları ondan duyduklarına dair şahit getirmelerini, hatta onlardan yemin etmelerini istemiş olduklarını verebiliriz. Böylece bütün bu titiz yaklaşımlar hadis rivayet edenlerin bu konuda daha hassas olmalarını sağlamış ve hadis uydurmaya uygun bir zeminin doğması da önlenmiştir.

Uydurma hadislerin ortaya çıkması, Hz. Osman’ın şehid edilmesiyle başlayan ve “fitne” diye anılacak olan ilk büyük ihtilafların başlamasıyla yakından ilgilidir. Söz konusu dönemde Hz. Ali’yi tekfir eden Havâric grubu ile Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’e iftira atan gruplar ortaya çıkmış ve hadis uydurma hareketi, sahabe asımın sonu ve büyük tabiiler devrinin başlangıcı olan böyle buhranlı bir devirde çeşitli tesirlerle başlayıp gelişmiştir. Böylece Müslümanlar arasında siyasi, itikadî ve fikhî ihtilafların başlaması ve gelişmesiyle taraflar kendi görüş ve düşüncelerini desteklemek ve daha çok taraftar temin edebilmek için hadis uydurmaya başlamışlardır.

Hz. Osman'ın yerine Hz. Ali’nin hilafete geçmesiyle ümmetin arasındaki birlik bozulmaya başlamıştır. Gerek Hz. Ali gerekse Hz. Muaviye taraftarları kendi haklılıklarını ortaya koymak ve fikirlerini desteklemek için hadis uydurdukları gibi her iki taraf da birbirlerini kötülemek için de hadis uydurmuşlardır. Örneğin, “Benim vasıyyetim, sırdaşım, ailemde benden sonra vekilim ve geriye bıraktığım kişilerin en hayırlısı; Ali b. Ebî Tâlib’tir.” rivayeti uydurmadır. Çünkü Hz. Peygamber kendisinden sonra yerine kimseyi tayin etmemiştir. Bunun gibi, Hz. Ali’ye tavsiyeler (vasıyyet) şeklinde gelen rivayetlerde uydurmadır. Muaviye b. Ebi Süfyan hakkında uydurulanlar da böyledir.

Muaviye’nin Hz. Peygamberden sonra güvenilir bir yönetici olacağım bildiren rivayetler ve tam tersine Muaviye’nin Hz. Peygamberin minberi üzerinde görülmesi hâlinde öldürülmesi gerektiğini haber veren rivayetler siyasi amaçlarla uydurulmuştur. İshak b. Râhûyeh (öl. 238 H) de; “Muaviye b. Ebi Süfyan’nın fazileti hakkında Peygamber (s.a.v.)den nakledilen (hadis)lerin hiçbiri sahih değildir.” der.

Hadis uydurma işi daha sonraları artarak devam etti. Bu arada hadis uydurma sebepleri de çoğaldı. Başlangıçta yalnız siyasi maksatla hadis uydurulduğu hâlde sonraları kabile, milliyet, dil, ülke, fırka, mezhep, mezhep imamları konularında da hadis uydurulduğu görüldü.

Kur’an ve sünnet ilkelerine uygun olmadığı hâlde milliyetçilik duygularının ön plana çıkmasıyla, insanlann kendi soylannı, kavimlerini, dillerini ve ülkelerini öven, başkalannınkini yeren hadisler uydurulmuştur. Arapların, insanların en hayırlısı olduğu, Farsçanın yerildiği; Mekke, Medine, Kudüs, Yemen, Şam, Mısır, Antakya, Nusaybin, Askalan, Horasan, Merv, Kazvin, Fas gibi bölgeler hakkında uydurma hadis örnekleri vardır. Örneğin; “Cize, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Mısır, Allah’ın yeryüzündeki hâzineleridir.” sözü uydurmadır.

Hadis uydurma sebeplerinden biri de İslam düşmanlığıdır. Hicretten sonra İslamiyetin kısa bir sürede yayılmasıyla Müslümanların idaresi altında bulunmayı hazmedemeyen ve eski itibarlarını kazanmak isteyen bazı kişi ve gruplar Müslümanlara galip gelemeyeceklerini anladıklarında aralarına fitne ve fesat sokmak suretiyle bunu başarabileceklerine kanaat getirmişlerdir. Kur’anı Kerim üzerinden emellerine ulaşamayacaklarını bildikleri için Müslüman kisvesi altında hadisler uydurmaya başladılar. Bunların gayeleri, dini tahrif etmek, halkın kalbinde din hakkında şüphe uyandırmak olmuştur.

Allah’ın zatî ve subutî sıfatlarıyla ilgili hadisler uydurdukları gibi düşmanlan sevindirecek, İslam’a şüpheyle baktıracak birçok sözü hadis diye ileri sürmüşlerdir.
Hadis uydurma sebeplerinden birisi de insanlara dinin buyruklarını yerine getirmeye teşvik etme gayretidir. Bunlara örnek olarak bazı vaizlerin cami ve mescitlerde yaptıkları konuşmaları daha tesirli hâle getirmek ve halkı heyecanlandırmak için uydurmuş oldukları hadisleri verebiliriz. Onlara göre halkın dine karşı ilgisi bu yolla artabilirdi. Bununla birlikte İslami ilimlerden yoksun, hadis ve rivayet inceliklerinden mahrum cahil kişiler olan kıssacılar da anlattıkları hikâyelerin halk arasında rağbet görmesi için benzer yollan denemişlerdir.

Hadis uydurma sebeplerinden birisi de şahsî menfaatlerdir. Buna örnek olarak yöneticilerin isteklerine göre fetva veren ulema da gerektiğinde idarecilerin yaşayışlarına uygun sözleri hadis diye uydurmaktan çekinmemişlerdir. En meşhur örneği Gıyâs b. İbrahim’in, Halife Mehdi’nin güvercin yarıştırdığını görünce oracıkta Hz. Peygambere ulaşan bir sened zikrederek güya Hz. Peygamberin “Ok, deve, at ve kuş yarışlarından başkası için ödül almak helal olmaz.” buyurduğunu rivayet etmiştir. Mehdi bundan memnun olmuş ve on bin dirhem ihsanda bulunmuştur. Daha sonra hadiste ‘kuş’ kelimesinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

Bazı şehirlere, mallara, yiyeceklere ilgi çekmek için uydurulan hadisler de benzer biçimde şahsi çıkarla yakından ilintilidir. Şehirlerin övülmesi veya yerilmesi siyasi ve ticari nedenlerle olabileceği gibi yiyeceklerle ilgili rivayetler de ticari kazancı doğrudan etkiler niteliktedir. “Patlıcan ne niyetle yenilirse o gerçekleşir.” sözü de bu sebzenin ticaretini yapanlar tarafından uydurulduğunu ortaya koymaktadır

4.2. Mevzû Hadisleri Tanıma Yolları
Mevzû hadislerde onları tanımaya yardımcı olan birtakım kusurlar bulunmakla beraber, hadis âlimleri de mevzû hadisleri tanımanın bazı ölçülerini şu şekilde ortaya koymuşlardır.

1. Hadis Uyduranların İtirafları: Bir sözün uydurma olduğu, onu uyduranın itiraf etmesiyle anlaşılır. İtiraflar ya kanun zorundan ya da pişmanlık duygusundan kaynaklanır. Cezalandırılmak üzereolan Ebu’lEvca’nm dört bin hadis uydurduğunu söylemesi, Kâbe’yi ağlaya ağlaya tövbe ederek tavaf eden ihtiyarın niçin ağladığı sorulunca, “Resulullaha karşı yalan söyleyerek elli hadis uydurdum, onları halk arasında yaydım.” demesi, bunlara örnektir. Hadis uyduranları, yakınlarının, arkadaşlarının veya hadis uydurduğunu bilenlerin haber vermesi de onların tanınmasını sağlamıştır.

2. Hadis Alimlerinin Yalancılıklarını Tespit Ettikleri Raviler: Hadis alimleri uyguladıkları cerh ve ha'dilyöntemiyle tespit ettikleri yalancı ve uydurmacı râvilerin rivayetlerini uydurma hadis olarak kabul etmişlerdir.

3. Kur’anı Kerim’e Aykırı Olması: Hz. Peygamber, Allah kelamı olan Kur’anı Kerim’i Müslümanlara tebliğ etmekle kalmamış; aynı zamanda onu açıklamış ve hükümlerini uygulamıştır. Onun her sözü ve davranışı Kur’an’a uygundur. Buna göre eğer bir rivayet Kur’an’a aykırı ise onun uydurma olduğuna hükmedilir. Örneğin, “Dünyanın ömrü yedi bin senedir, biz yedinci binin içindeyiz.” uydurması, “Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: alışan birçok yalancı bulunduğu görülür. İbnu Arrâk (öl. 963 H), muhtelif tabakât kitaplarına müracaat etmek suretiyle hadis uydurucusu, yalancı olarak tanınmış veya bu şekilde itham edilmiş olanlardan 1840 tanesini Tenzıhu’şşerîati’ilmerfüa ani ’ hâdisi ’ şşenîati ’ mevzûa adlı eserinin baş tarafında alfabetik olarak tespit etmiştir.

4. Sünnete Aykırı Olması: Mevzû hadisler, Hz. Peygamber (s.a.v.) den sahih olarak rivayet edilmiş olan hadislere de aykırıdır. Herhangi bir fesadı, bir zulmü, boş bir şeyi, bir batılı övmeyi veya bir hakkı yermeyi içeren ifadeler bu türdendir. “Allah’ın adı Ahmet ve Muhammed olanları cehenneme koymayacağına; güzel yüzlü ve siyah gözlülere azap etmeyeceğine” dair olan sözler, “Allah sizin düşünülemez. Dolayısıyla bu tür sözler ona ait değildir. Örneğin; Nuh’un gemisinin Kâbe’yi yedi defa ve İlmî bulgulara aykındır.

5. Akla, Sağduyuya ve Tecrübe ile Kazanılmış Bilgilere Aykırı Olması: Hz. Peygambere gerçekten ait olan sözlerin akla, sağduyuya ve tecrübe ile elde edilmiş bilgilere aykırı olacağı tavaf edip iki rekât namaz kılması; Allah’ın kendisini bir atm terinden yarattığı ile ilgili uydurmaları akıl ve mantıkla bağdaştırmak mümkün değildir. Aynen bunlar gibi “600/1203 tarihinden sonra doğacaklara Allah’ın hiçbir ihtiyacı yoktur.” sözü de hem akla hem mantığa hem de tarihî gerçeklere aykırıdır. “Patlıcanın her derde ölmüştür. Soğuktan öldüğü de belli değildir.

6. Güvenilir Hadis Kitaplarında Bulunmaması: Hz. Peygamberden rivayet edilen hadisler hicri dördüncü asrın sonlarına kadar derlenmiş, çeşitli metotlarla kitaplaştınlmıştır. Dolayısıyla tedvin ve tasnif döneminde yazılmış güvenilir hadis kitaplarında bulunmayan hadislerin uydurma olduğuna kanaat getirilir. Suyûti bu konuda, “Hadis kitaplarında yer almayan, muttasıl bir isnadı da olmayan vücutlarınıza ve yüzlerinize değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.” sahih hadisine aykın dır. soğuk öldürdü.”39 sözünü Hz. Peygamberin söylemesi mümkün değildir. Çünkü Ebu’dDerdâ Hz. Peygamberin vefatından 22 yıl sonra hicretin 32. yılında

7. Tarihî Olaylara Aykırı Olması: Hadis olduğu söylenen bir sözün tarihî gerçeklere uygun düşmeyişi de o sözün uydurma olduğunu gösterir. Bu tür uydurmalar, tarih bilgisi yardımıyla kolayca tanınmıştır. Dolayısıyla, “Soğuktan sakının; çünkü kardeşiniz Ebu’dDerdâ’yı Nakledildiğine göre Yahudilerden bir grup bir mektup getirerek bunun Hayber Yahudilerinden cizye alınmamasını emreden Hz. Peygamberin mektubu olduğunu, Muaviye b. Ebi Süfyan ile Sa’d b. Muâz’m bu mektuba şahit olduklarım ileri sürerler. Meşhur muhaddis elHatîbu’l Bağdâdı mektuba bir göz atarak şöyle der: “Bu mektup uydurmadır; çünkü Muaviye ve Sa’d b. Muâz’m şahitliğinden söz etmektedir. Oysa Muâviye fetih yılı olan hicrî yılda Müslüman olmuştur. Sa’d b. Muâz ise Hendek Savaşı’nda ölmüştür. Bu itibarla her ikisi de Hayber Gazası’nda bulunmamışlardır. Dolayısıyla Hz. Peygamberin mektubuna şahit olmalan mümkün değildir.” hadislere yalnız bazı va’z, tefsir, siyer ve tarih kitaplarında rastlamaktayız.
İlk devirlerdeki hadis imamlan zamanında mevcut olmayan bu sözlerin çoğu sonradan uydurulmuştur. görüşünü dile getirir.

8. Birçok Kimsenin Görmesi Gereken Bir Olayı Bir Kişinin Rivayet Etmesi: Mevzû hadisler arasında öyleleri var ki birçok sahabe huzurunda söylendiği iddia edildiği hâlde râvisi tektir. Bu husus o hadisin mevzu olduğunu gösteren önemli bir işarettir. Zira birçok sahabe tarafından işitildiği ileri sürülen bir hadisin hiç değilse birkaç sahabe tarafından rivayet edilmesi beklenir. Veda Haccı dönüşünde Hz. Peygamberin “Gâdir Hum” denilen yerde mola vererek kendinden sonra Hz. Ali’yi halife tayin ettiğini fakat orada bulunan ashabın bu haberi gizlediklerini söyleyen rivayetler bu konuda güzel bir örnektir. Bu uydurmanın sahih bir isnadı yoktur. Öte yandan Hz. Peygamber şayet Hz. Ali’yi halife tayin ettiğine dair böyle bir açıklama yapsaydı, hilafet konusunda o kadar anlaşmazlıkların çıktığı o günlerde sahabelerin bunu belirtmeleri gerekirdi. Oysa binlerce sahabe huzurunda söylendiği iddia edilen sözleri rivayet eden bir sahabe çıkmamıştır.
9. Lafzında ve Manasında Bozukluk Olması: Hz. Peygamber şüphesiz Arapların en güzel konuşanıydı. Bundan dolayı onun sözlerinde ölçülü bir ifade güzelliği, açıklık, belagat gibi Arap dilinin kaidelerine uygun bir güzellik vardır. Bu sebeple muhaddisler, lafzında veya manasında ölçüsüzlük, dil kaidelerine aykırılık bulunan hadislerin mevzû olduğunu söylemişlerdir. Örneğin; halkı hayırlı işlere teşvik etmek için uydurulan hadislerde aşmlık, özellikle sevap ve cezada ölçüsüzlük vardır. Küçük bir iyiliğe çok büyük mükâfat ya da basit bir hataya şiddetli bir ceza öngörülmesi gibi.

4.3. Mevzû Hadislerin Yol Açtığı Zararlar
İslam dininin kaynaklan Kur’anı Kerim ve Hz. Peygamberin hadisleridir. Bu nedenle dinin doğru anlaşılması için bu kaynaklann doğru birşekilde öğrenilmesi gerekir. Uydurma hadisler ise hem Hz. Peygamberin hem de onun şahsında Islamiyetin yanlış yorumlanmasına neden olabilecek kadar tehlikelidir. Peygamberin söylemediği sözleri hadis diye nakletmek iyi niyetle bile yapılsa dini tahrif etmek demektir. Oysa İslam’ın yalan ve uydurma sözlerle desteklenmeye ihtiyacı yoktur.

Uydurma hadislerin İslam dünyasında meydana getirdiği en büyük tahribatsa dinî ve mezhebî aynlığı körükleyici bir rol oynamasıdır. Bunun yanında grupçuluk, hizipçilik, kavmiyetçilik duygulannı galeyana getiren uydurmalar da Müslümanlann birliğine zarar vermiştir. Oysa İslamiyet, insanlan ırkına ve soyuna göre değerlendiren bir din değildir ve Allah takva dışında hiçbir fazilet ölçüsünü kabul etmeyeceğini yüce kitabında belirtmiştir.

Birtakım din düşmanlarının uydurduklan hadisler, İslam dini ile bağdaşmayan birçok batıl itikat ve hurafelerin dinin aslındanmış gibi görülmesine neden olmuştur. Aynca insanlan iyiliğe teşvik, kötülüklerden sakındırma konusunda Kur’an ve sünnetin koyduğu kurallarla yetinmeyen bazı kişiler, aşın vaat ya da tehditlerle insanlan korku ve ümitsizliğe itmişlerdir.

Müslümanlann geri kalmasında uydurma hadislerin rolü vardır. Cahillik ve tembelliği körüklemiştir. Ömür boyu ibadetle elde edebileceği sevabı iki rekât nafile namazla kazanacağına inananlar ikintisini tercih edebilirler. Dolayısıyla vaizler uydurma hadisler konusunda son derece dikkatli olmak zorundadırlar.

4.4. Mevzû Hadislere Karşı Alınan Önlemler
İslam tarihinin ilk devirlerinde başlayan hadis uydurma hareketi muhaddisleri hadis uyduranlarla mücadele etmek zorunda bırakmıştır. Uydurma sözleri hadis diye yayanlara karşı ciddi bir mücadele verilmiştir. Bu mücadele Hz. Peygambere gerçekten ait olan hadislerin korunması için ne derece titiz davramldığını da gösterir.

Çeşitli sebeplerle hadis uydurmalar bir hayli artınca herkesin her duyduğunu rivayet etmesi karşısında ise isnad mecburiyeti konulmuştur. İsteyenin istediği sözü hadis diye rivayet etmemesi için “Sana bunu kim rivayet etti?” diye sorulmaya başlanmıştır. Böylece hadis uydurmanın önüne az da olsa geçme imkânı sağlanmıştır. Nitekim bu hususta hadisin din demek olduğunu bu sebeple dinin kimden alındığına dikkat edilmesi gerektiğini tavsiye eden Muhammed b. Şîrîn (öl. 110 H) isnadın önemini vurgulamıştır.
Tarihî süreç içerisinde İslam âlimleri râvileri incelemeye başlamışlardır. Hicri üçüncü asırdan itibaren ise râvileri cerh ve ta’dil yönünden inceleyen “Cerh ve Ta’dil” “TarihuRuvat” rical kitapları yazılmaya başlamıştır. İsnad ve sened tenkidi İslam âlimlerinin eseri olan “Cerh ve Ta’dil”, “Târîhu’rRuvât” gibi hadisle ilgili ilimlerin oluşmasını sağlamıştır.

Hz. Peygambere gerçekten ait olan hadisleri tespit etmek için konulan, isnad ve râvileri eleştirmek gibi tedbirlerle yetinmeyen hadis âlimleri elde edilen hadis metinlerini de eleştirmek yoluna gitmişlerdir. Çünkü hadis uyduranlar uydurdukları hadislere en sağlam isnadlan eklemekten çekinmemişlerdir. Bu durumda bir hadisin sahih ve makbul sayılabilmesi için yalnızca isnad yeterli olmamıştır. Bir başka deyişle hadis âlimleri bir hadisi sahih kabul etmek için sadece isnadın sahih oluşuyla yetinmemişler, hadisin metnini bir de akıl süzgecinden geçirme yoluna gitmişlerdir. Ayrıca metin tenkit edilirken akılla çelişmemenin yanında ifadelerde tutarlılık, Kur’an’a, sahih sünnete ve tarihî verilere uygunluk gibi ölçütlerden de yararlanmışlardır.

Mevzû hadislere karşı muhaddislerin açtığı savaşm verimli neticelerinden biri ve belki de en mühimi, hadis diye uydurulmuş sözleri muhtelif metotlarla bir araya toplayan mevzuat kitaplarıdır. Bu eserler sayesindedir ki hadis münekkidi olmayan kimselerin de uydurma hadisleri tanıyabilmesi mümkün olmuştur.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Hadis Dersi

5. Sınıf Arapça
Yorumlar