Peygamber ve Din Kurucusu İnancı
İmam Hatip 5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD

Peygamber ve Din Kurucusu İnancı

2.Peygamber ve Din Kurucusu İnancı

İnsanların inandıkları dinlerin kaynağı ya vahye ya da insan düşüncesine dayanmaktadır. Vahiy kaynaklı dinlerde Allah, insanlardan seçtiği peygamberlerle dini insanlara ulaştırmıştır. Bazı insanların düşünceleri de zaman içinde dinî bir şekil kazanmış ve insanlar tarafından benimsenmiştir. İnsan kaynaklı bu dinlere beşerî dinler denir ve isimlerini kurucularından alır. Beşerî dinler, kurucusu sayılan kişilerin görüşleriyle şekillenmiştir. Bu dinlerden çoğunun kurucusu bilinmekle birlikte Hinduizm, Şintoizm ve ilkel kabile dinlerinin din kurucuları bilinmemektedir.

Vahye dayalı dinlerin kaynağı Allah’tır. Peygamberler Allah’tan aldıkları vahyi kendi görüşlerini katmadan insanlara tebliğ ederler. Onlar, dinin nasıl yaşanacağı konusunda insanlara örnek olmuşlardır. Bu yönüyle beşerî dinlerin kurucusu sayılan insanlarla peygamberlerin konumları farklıdır.

Peygamber inancı, İslam’ın iman esaslarındandır. Kur’an’da, Müslümanların bütün peygamberlere iman ettiği açıkça vurgulanır. Bakara suresinin 285. ayetinde konuyla ilgili olarak şöyle buyrulur: “Peygamber, Rabb’i tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. ‘Allah’ın

peygamberlerinden hiçbiri arasında ayrım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabb’imiz, affına sığındık! Dönüş sanadır.’ dediler.”

Müslümanlar, Yahudi ve Hristiyanların yaptığı gibi peygamberler arasında ayrım yapmazlar. Her bir peygamberin Allah katında diğer insanlardan daha değerli olduklarına inanırlar. Ne Yahudilerin peygamberlere büyük günah isnat etmelerini28 ne de Hristiyanların Hz. İsa’yı tanrılaştırmalarını29 kabul ederler. Hz. İsa, diğer insanlar gibi Allah’ın bir kulu, diğer peygamberler gibi de Allah’ın bir elçisidir. Nitekim Kur’anı Kerim’de bu husus şöyle açıklanır: “İsa şöyle dedi: Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı.”
Yahudilerin kutsal kitaplarında inanç esasları belirtilmemiştir. Bununla birlikte onlar da peygamberlere iman ederler. Fakat Hz. İsa ve Hz. Muhammed’i peygamber olarak kabul etmezler.

Hristiyanların kutsal kitaplarında da peygamberlere iman konusunda belirleyici bir ifade bulunmaz. Bu nedenle Hristiyan olmak için peygamberlere iman zorunlu değildir. Bununla birlikte onlar Yahudi peygamberleri kabul ederler. Hristiyanlar Hz. Muhammed’i peygamber olarak kabul etmezler. Ayrıca Hz. İsa da onlara göre bir peygamber olmayıp teslisi oluşturan unsurlardan Tanrı’nın oğlu konumundadır.
Bu üç İbrahimî dinin dışında, MÖ 6. yüzyılda İran’da ortaya çıkan Zerdüştlükte de peygamberlik inancı bulunur. Zerdüşt’ün bir peygamber olduğuna inanılır. Tanrı Ehrimen ona Avesta isimli kitabı indirmiştir.

2.1. Hz. Musa
Hz. Musa, Yahudilere göre en büyük peygamberdir. Onun bu öneminden dolayı Yahudiliğin bir adı da Museviliktir. Kabul edilen anlayışa göre Hz. Musa, MÖ 1250’li yıllarda yaşamış olup Levi kavmindendir. Tevrat’a göre Hz. Musa İsrailoğullarının Mısır’daki esareti sırasında doğmuştur. Onun doğduğu yılda, İsrailoğullarından doğacak bir çocuğun firavunun hâkimiyetini sona erdireceği kehaneti yayılmıştır. Bunun üzerine firavun tarafından erkek çocuklar öldürtülmüştür. Allah’tan aldığı ilhamla Hz. Musa’nın annesi onu bir sepet içinde Nil Nehri’ne bırakmış ve çocuk, firavun (II.Ramses)’un kızı tarafından bulunarak saraya getirilmiştir. Hz. Musa’nın kız kardeşi, saraya gelerek çocuğu emzirmesi için bir kadın bulabileceğini söylemiştir. Firavunun kızı, bu teklifi kabul edince çocuğun öz annesi saraya gelerek çocuğunu emzirmiştir.

Hz. Musa’nın çocukluk dönemiyle gençlik döneminin bir kısmı sarayda geçti. Bu süreçte İsrailoğulları Mısırlılar tarafından hor görülüyordu. Hz. Musa bir gün bir Mısırlının bir Yahudiyle kavga ettiğini gördü. Kendi ırkından olan kimsenin yardım istemesi üzerine olaya karışan Hz. Musa hata ile Kıpti’yi öldürdü. Bunun üzerine Mısır’ı terk ederek Midyan ( Kur’an’da Medyen)’da bulunan bir kâhin (Kur’an’da Şuayp peygamber)33in yanına sığındı. Onun yanında uzun zaman kalan Hz. Musa, onun kızlarından biriyle evlendi.4 Onun sürülerini otlatırken Tanrı onu Horep’te peygamber seçti ve İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarmasını istedi. Harun’u da ona yardımcı verdi. Musa ve Harun, firavuna gelerek İsrailoğullarını Kenan diyarına götürmek istediklerini, bunun Allah’ın emri olduğunu söylediler.

Firavun ve onun etrafında bulunan kimseler Hz. Musa’nın çağrısına olumsuz karşılık vererek onu toplum düzenini bozmakla suçladılar. Firavun, Hz. Musa ve Hz. Harun’u insanların gözünde küçük düşürmek istiyordu. Bu nedenle onlardan mucize göstermelerini istedi. Harun (Kur’an’da Musa) değneğini atınca yılan oldu.

Bunun üzerine firavun, meşhur sihirbazlarını çağırdı. Onlar da değneklerini attılar ve onların değnekleri de yılan oldu. Fakat Harun’un yılanı onların hepsini yuttu. Sihirbazlar ve firavun böylece büyük bir yenilgiye uğradı. Firavun ve yanındakiler inatlarına devam ederek onlara izin vermedi. Daha sonra Hz. Musa’nın bahsettiği bazı felaketlerin meydana gelmesiyle firavun, Hz. Musa’nın İsrailoğullarını götürmesine izin verdi. Hz. Musa başkanlığında İsrailoğulları giderlerken firavun, görüşünden dönerek onları takip etmeye koyuldu.
Onlar mucizevi olarak Kızıldeniz’den geçiyorlardı ki firavun da askerleriyle onları takip etti. Fakat Kızıldeniz’in eski şeklini almasıyla firavun ve ordusu boğuldu.

Hz. Musa, İsrailoğullarını firavunun zulmünden kurtararak Filistin (Kenan) bölgesine getirdi. Orada İsrailoğullarının özgür bir toplum olarak dinlerini yaşamalarını sağladı. Fakat Kur’an’ın beyanına göre Hz. Musa, kavmi tarafından devamlı zor durumda bırakıldı. O, Sina Dağı’nda Rabb’inden vahiy aldığı sırada kavmi Samiri adlı kişinin yaptığı puta tapınmaya başladı.

Yahudilere göre Hz. Musa’nın getirdiği din nesholmamıştır. Kendinden sonra İsrailoğullarından gelen peygamberler ona gelen dine herhangi bir şey eklemeksizin veya ondan bir şey çıkarmaksızın onun dinine uymuşlardır. Onlara göre esasında Allah, Hz. Musa’nın dininin dışında bir din göndermemiştir. Sonuç olarak Yahudilere göre Allah, dini insanlığa Hz. Musa kanalıyla öğretmiştir. Kendinden önce gelenler onu müjdelerken sonra gelenler ise ona gelendini tebliğ etmişlerdir.

İLAHÎ DİNLERE GÖRE HZ. MUSA

*  YAHUDİLİKTE
Peygamberdir.
Kendisine kitap verilmiştir.
Ona gelen dinin aslı hiç bozulmamıştır.

* HRİSTİYANLIKTA
Peygamberdir.
Kendisine kitap verilmiştir.
Ona gelen din neshedilmiştir.

* İSLAM’DA
Peygamberdir.
Kendisine kitap verilmiştir.
Ona gelen dinin aslı bozulmuştur.

2.2. Hz. İsa
Hz. İsa, miladi takvimin başlarında, Filistin’in Nasara kasabasında, Yahudi soyuna mensup olarak doğdu. Kur’an ve İncillere göre Hz. İsa’nın doğumu babasız olarak gerçekleşti. İncil’e göre Meryem bu sırada Yusuf ile nişanlı olup Hz. İsa’nın mucizevi şekilde doğumu Allah tarafından kendisine bildirilmiş ve o da hanımına sahip çıkmıştır.
Yahudiler, Hz. İsa’nın babasız olarak dünyaya gelmesini kabul etmediler ve Meryem’i iffetsizlikle itham ettiler. Hz. İsa’nın beşikte iken konuşması gibi mucizeleri de onların görüşlerini değiştirmedi.

Hz. İsa’nın çocukluk ve gençlik dönemleriyle ilgili İncil’de ve Kur’an’da fazla bilgi yoktur. Hristiyanlar, Hz. İsa’nın akrabası vaftizci Yahya (Yahya Peygamber) tarafından vaftiz edilerek otuzlu yaşlarda tebliğe başladığını kabul etmektedir.
Hz. İsa’nın tebliğ faaliyetleri, o günkü otoriteleri rahatsız etmiştir. Özellikle Yahudi din adamları, onun din anlayışından ve mevcut Yahudiliğe yaptığı eleştirilerden büyük bir rahatsızlık duymuşlardır.

Onu engellemek amacıyla bağlı bulundukları Roma idaresine onu şikâyet etmişlerdir. Bu süreçte Hz. İsa ve ona tabi olanlar (havariler) gizli tebliğ yapıyorlardı. Hristiyanlığa göre havarilerden biri olan Yahuda İşkariyot, Hz. İsa’ya ihanet ederek onların yerlerini Romalı idarecilere bildirmiştir. İşkariyot, Yahudi din adamlarını Hz. İsa ve arkadaşlarının saklandıkları yere götürerek Hz. İsa’nın Romalı askerlerce yakalanmasını sağlamıştır. Hz. İsa yargılanmış ve Romalı Vali Pilatus, Yahudi din adamlarının ısrarı sonucu onu cezalandırmıştır. Hristiyan inancına göre Hz. İsa, Kudüs’te çarmıha gerilerek öldürülmüş ve akşama doğru gömülmüştür. Tann’nın iradesiyle pazar sabahı dirilmiş ve kırk gün havarilerin arasında yaşamıştır.

Daha sonra göğe yükselerek baba olarak isimlendirdiği Tanrı’nın sağına oturmuş ve Hristiyan cemaati koruması için kutsal ruhu onlara göndermiştir.
Hristiyanlara göre Hz. İsa, doğumu ve hayatındaki olağanüstü bazı durumlardan dolayı diğer insanlardan farklıdır. O, Allah’ın oğlu konumunda bir tanrıdır. O, bir peygamber değildir. Hristiyanlığın bugünkü şekliyle oluşmasında başrolü oynayan Pavlus ise bir peygamber konumundadır. Çünkü onun, tanrı İsa’dan vaHz. İsa ve Hz. Meryem figürü hiy aldığına inanılır.

İslam, Hz. İsa’nın doğumu ve tabiatı konusunda Hristiyanlann görüşlerini kabul etmez. İslam’a göre onun babasız olarak dünyaya gelmesi Hz. Âdem’in babasız ve annesiz olarak doğmasına benzer. Bu husus Kur’anı Kerim’de şöyle açıklanır:

“Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) Isa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona ‘Ol!’ dedi. O da hemen oluverdi.”
 
OKUYALIM DÜŞÜNELİM
Hz. Muhammed, Müslümanları kendisine insanüstü özellikler atfetmeme konusunda uyarmıştır. Sahabelerin kendisini aşırı övmesi karşısında şöyle buyurmuştur:
“Hristiyanların Meryem oğlu Isa’yı aşırı surette övdükleri gibi sakın sizler de beni övmede aşırı gitmeyiniz. Şüphesiz ki ben ancak bir kulum. Onun için bana Allah’ın kulu ve elçisi deyiniz.” (Buhari, Enbiyâ, 50.)

Hz. Muhammed bu uyarısıyla hangi mesajları vermiştir? Düşününüz.
Müslümanlar Hz. İsa’nın babasız olarak Hz. Meryem’den dünyaya gelmesi konusunda Hristiyanlarla hemfikirdirler. Fakat Hristiyanların ona olan sevgilerinin aşırılığı sebebiyle onu tanrı olarak görmelerini reddederler. İslam, Allah’ın dışında hiçbir varlığı tanrı olarak kabul etmez ve bu anlayışı (şirk), en büyük günah olarak kabul eder. Hz. Muhammed, Hristiyanların içine düştüğü tehlike konusunda Müslümanları uyarmıştır.


İLAHÎ DİNLERE GÖRE HZ. İSA

* YAHUDİLİKTE
Onu peygamber olarak kabul etmezler.

* HRİSTİYANLIKTA
O, babasız olarak Meryem’den doğmuştur.
Allah ona tanrısallık vermiştir.
O, İncil yazarlarına vahyetmiştir.

* İSLAM’DA
O, babasız olarak Meryem’den doğmuştur.
O, bir kul ve peygamberdir.
Ona İncil adlı kitap vahyolunmuş olup kitabın aslı bozulmuştur.


2.3. Hz. Muhammed
Hz. Muhammed, Allah’ın gönderdiği son peygamberdir. 571 yılında Mekke’de dünyaya gelen Hz. Muhammed, küçük yaşta yetim ve öksüz kalmıştır. Onun bakımını önce dedesi Abdülmuttalip, onun vefatıyla amcası Ebu Talip üstlenmiştir. Gençliğinde amcasıyla birlikte ticaretle meşgul olmuştur.

Hz. Muhammed, çocukluğundan itibaren, güzel ahlakı ile toplumun beğenisini kazanmıştır. Onu takdir eden Mekkeliler, “Muhammedü’lEmin (Güvenilir Muhammed)” sıfatını kendisine layık görmüşlerdir. Hz. Peygamber; yalan, aldatma, insanlara zulüm gibi huy ve davranışlardan uzak durmuş ve putlara tapmamıştır.

Hz. Muhammed, yirmi beş yaşında Hz. Hatice ile evlenmiş ve ticaretle uğraşmıştır. Mekke toplumunun şirk anlayışı ve kötü davranışları onu her zaman rahatsız etmiştir. Kırk yaşına ulaştığında ilk vahyi almış ve çevresindeki insanları İslam’a davet etmiştir.

NOT EDELİM
Peygamberimizin kul ve elçi olduğu en güzel şekilde kelimeişehadette şöyle ifade edilmiştir: “Tanıklık ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine tanıklık ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir.” ileri gelenleri sert tepki göstermişler ve onu davetinden vazgeçirmeye çalışmışlardır. Bu çabalar onun tebliğini engelleyememiştir. Ona inanan insanların çoğalması sebebiyle de onu öldürmeye karar vermişlerdir. Bunun üzerine Hz. Muhammed, iman edenlerle birlikte 622’de Medine’ye hicret etmiştir. İslam dini Medine’de hızla yayılmıştır. Peygamberimiz vefat ettiği zaman Arap Yarımadası’nın büyük çoğunluğu Müslüman olmuştu.

Kur’anı Kerim, Hz. Muhammed’in insanüstü bir varlık olmadığını ifade eder. Onu diğer insanlardan ayıran en önemli yön, Allah’tan vahiy almasıdır. Konuyla ilgili bir ayette, “De ki: Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, ilahınızın, tek bir ilah olduğu vahyolunuyor.” buyrulur.

Hz. Muhammed, tüm insanlığa gönderilen bir peygamberdir. Bu nedenle o, insanlığa evrensel mesajlar getirmiştir. Nitekim Kur’anı Kerim’de, “Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” buyrularak onun tüm insanlığın peygamberi olduğunu vurgulanmıştır. O, Hz. Âdem’den başlayan peygamberler silsilesinin son halkasıdır. Cenabı Allah, Ahzâb suresinin 40. ayetinde onun son peygamber olduğunu açıkça vurgulamıştır. “Muhammed sizden herhangi birinin babası değil; fakat Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur.” Ondan sonra başka bir peygamber ve Kur’an’dan sonra başka bir kitap gelmeyecektir. Kur’an, insanlık tarihinde orijinalliğini koruyabilen yegâne ilahî kitaptır.


* YAHUDİLİKTE
Onu peygamber olarak kabul etmezler.

* HRİSTİYANLIKTA
Onu peygamber olarak kabul etmezler.

İSLAM’DA
O, insanlara gönderilmiş son peygamberdir.
Ona vahyolan Kur’an günümüze aslı bozulmadan gelebilen tek kitaptır.
O, bütün insanlık için örnek bir şahsiyettir.

2.4. Buda, Nanak, Parsva ve Mahavira
Budizmin kurucusu olan Buda, MÖ (563483) tarihleri arasında bugün Kuzey Hindistan’la Nepal sınırları arasında bulunan bir bölgede yaşamıştır. Buda “aydınlanmış” anlamına gelir. Soylu bir aileye mensup olan Buda’nın asıl adı Siddharta (başarılı/gayesine ulaşmış), aile lakabı ise Gautama’dır. Buda’nın hayatı ile ilgili bilgiler, kendisinden sonraki dönemlerde oluşmuştur. Rivayete göre Buda’nın annesi Maya, Buda’nın doğumundan önce bir rüya görmüş ve bu rüyada ona doğacak olan oğlan çocuğunun ileride meşhur bir mürşit olacağı bildirilmiştir.
 
Buda’nın gençlik yılları, sarayda halktan uzak olarak mutluluk içinde geçmiştir.Ancak günün birinde saray dışına çıkmış ve tanık olduğu dört durum, onun hayatında köklü bir değişime sebep olmuştur. Beli bükülmüş bir ihtiyar, acılar içinde kıvranan bir hasta, bir dilenci ve ölen bir kişiyi görünce bütün neşesini kaybetmiş ve hayatın boş olduğunu düşünmüştür. Önce hayatın gaye ve anlamını öğrenmek için Hindu din adamları olan Brahmanlara müracaat etmiştir. Fakat onlardan öğrendiği bilgilerden tatmin olmayan Buda, bir ormanda inzivaya çekilmiştir. Ormanda üzerinde bulunan mücevherleri çıkarıp hizmetçisine vermiş ve onu at ile geri göndermiştir.

Saçlarını kökünden keserek suya atmıştır. Altı yıl boyunca hayatın anlamını öğrenmeye çalışmış ve sıkı bir züht hayatı yaşamıştır. Daha sonra bu derece ağır züht hayatı yaşamanın doğru olmadığı kanaatine vararak bu hayatı bırakmıştır. Bundan sonra hayatın gaye ve anlamını araBudist bir rahipmak için başka yollar aramıştır. Kendini tefekküre vermiş, uzun zaman hiç ayrılmadan “bodhi” denilen bir “incir” ağacının altında derin düşüncelere dalmıştır. Sonunda orada aydınlanmış ve kendisine aydınlanmış anlamına gelen “Buda” sıfatı verilmiştir. Buda, yedi yıllık bir arayıştan sonra hakikate ulaşmıştır. Buda, bu aydınlanmadan sonra ulaştığı hakikatleri başka insanlara da anlatmıştır. Kırk beş yıllık bir tebliğ faaliyetinin ardından MÖ 483 yılında vefat etmiştir.
 
Buda ile aynı asırda yaşayan Mahavira, Caynizmin kurucusu kabul edilir. Asıl adı Vardhamana (mutlu) olup MÖ 6. yüzyılda Hindistan’ın Bihar eyaletinde doğmuştur. Anne ve babasının ölümünden sonra, otuz yaşında ailesini terk ederek kendini züht ve riyazete vermiştir. On üç yıl süren sıkı bir riyazetle aydınlanmıştır. Bundan sonra ona Cina (Fatih) veya Mahavira (Büyük Kahraman) unvanı verilmiştir. O, ömrünün kalan kısmını, keşfettiği hakikatleri ve kendisinden önceki yirmi üç Tirthankara’nın öğrettiklerini yeniden yorumlayarak halka anlatmakla geçirmiştir. O, Parsva’nın dinî kurallarına bağlı olarak yaşamakla birlikte onun öğretilerini yenileyip geliştirmiştir.48Asketizmi (çilecilik) hayatının bir parçası hâline getiren Mahavira, MÖ 470’li yıllarda aralıksız oruç sonucunda ölmüştür.
 
BİLGİ KUTUSU
Parsva, MÖ 8. yüzyılda yaşamış olup hakkında fazla bilgi mevcut değildir. Hindistan'a bağlı Benares’te doğmuştur. Hayat hikâyesi Buda ve Mahavira ile benzerlik gösterir. Her üçü de Kşatriya (Prensler ve Savaşçılar) kastındandır. Çile içinde yaşamayı bir hayat felsefesi hâline getiren Parsva, bu yaşantı sonucunda aydınlanmış ve öğrendiklerini insanlara anlatmaya başlamıştır. Caynizmde tane Tirthankara (Yol Gösteren) vardır.
Bunların yirmi üçüncüsü Parsva’dır.
 
Nanak da Buda ve Mahavira gibi Hint Kıtası’nda yaşamış bir din kurucusudur. Nanak, 1469’da Pakistan sınırları içerisinde bulunan Lahor yakınlarındaki Talvandi köyünde doğdu. O, Hindu bir aileden olup yüksek bir kasta sahipti. Çocukluk dönemiyle gençlik döneminin bir kısmı bu köyde geçti. Çocukluğunda geleneksel Hindu eğitimi aldı. Köyünde evlendi ve iki çocuk sahibi oldu. Bir müddet sonra köyden ayrılarak Sultanbur şehrine gitti. Burada Müslüman bir idarecinin yanında çalıştı.

Nanak, çoğunluğu Hindulardan oluşan Hindistan'da,İslam’ın insanlar üzerinde etkili olduğu bir dönemde yaşadı. Dolayısıyla hem Hindu hem de İslami gelenekten etkilendi. Nanak, boş zamanlarında inzivaya çekilerek derin düşüncelere dalardı. Rivayete göre günün birinde, yaratıcı, korku ve düşmanlıktan uzak, doğmamış, zatı ile var olan Tanrı’yı idrak etti. Bu gerçeği insanlara anlatmak ihtiyacını hissederek yaşadığı şehri terk etti. Çeşitli yerleri gezerek “tek ve gerçek olan Tanrı” hakkındaki görüşlerini insanlara anlattı.
Vaazlarıyla meşhur oldu. Nanak’ın Hinduizm ve İslamiyeti sentezleyen fikirlerinden Sihizm adlı yeni bir din oluştu.

Nanak, Mekke’nin de aralarında bulunduğu dinlerce mukaddes kabul edilen mekânları gezdi. Hindu ve Müslümanlarla tartışmalara girdi. Gezdiği yerlerde gördüğü dine dayalı çatışma ve savaşlardan çok rahatsızlık duyarak insanlar arasında barış ve kardeşliği (ium Nanak’in temsilî resmi öne çıkardı. Nanak, Kartapur adlı köyde 1539’da vefat etti.
 
2.5. Konfüçyüs, LaoTzu, Zerdüşt
Konfüçyüs, Konfüçyanizmin kurucusu olup MÖ 551’de, Çin’de Lu eyaletinin Tsou şehrinde dünyaya geldi. O, Kung FuTzu (üstat veya filozof Kung) olarak anılmıştır.
Konfüçyüs’ün yaşadığı dönemde toplumda iç çatışmalar bulunmaktaydı. O, insanlar arasında barışa büyük önem veriyor, toplumda barışı tesis etmenin eğitimden geçtiğine inanıyordu. Bundan dolayı genç yaşlarından itibaren kendini eğitime verdi. Konfüçyüs, geçmişten gelen bilge insanların söylediği hikmet dolu sözlerin, toplum barışı için çok önemli olduğuna inanıyordu. Bundan dolayı öğrencilerine geleneksel bilgileri öğretti. Toplumda bulunan kargaşanın sona ermesi için devlet idaresinde bulunan kimselerin bu bilgilere sahip olmaları gerektiğini düşünüyordu. Konfüçyüs, bu nedenle uzun yıllar pek çok şehirde saraydan saraya gezerek bu düşünceleri ni yöneticilere anlattı.
 
NOT EDELİM
Konfüçyüs kendisiyle ilgili şu bilgileri vermiştir:
15 yaşında kendimi öğrenmeye verdim.
• 30 yaşında irademe sahip olabildim.
• 40 yaşında şüphelerden uzaklaştım.
• 50 yaşında göğün emrini öğrendim.
• 60 yaşında seziş yoluyla her şeyi kavradım.
• 70 yaşında doğru olan şeylere zarar vermeden kalbimin isteklerini yerine getirebildim.

Bir eğitimci olarak Konfüçyüs çok başarılı olmuştur. Öğrencilerini politikaya hazırlayan Konfüçyüs, onları edebiyat, tarih, felsefe ve ahlak eğitimi almaya teşvik etmiştir. Onun ideali, erdemli insanlardan meydana gelen erdemli bir toplum oluşturmaktı. Fakat hayatı boyunca bu özelliklere sahip bir toplum oluşturma imkânı bulamadı. Ona göre ideal bir insan; akıllı, cesur, nazik olup cemiyet ilkelerine bağlı; hırslı olmayan, mütevazı bir kimsedir. Konfüçyüs, MÖ 478 yılında vefat etmiştir.

Çin filozoflarından biri olan LaoTzu, MÖ 604’te Honan eyaletine bağlı küçük bir köyde doğmuştur. Gerçek adı Li Tan’dır. LaoTzu; ihtiyar bilgin, filozof veya yaşlı üstat gibi anlamlara gelmekte olup ona  sonradan verilmiş bir sıfattır. İmparatorluk sarayında arşiv memuru ve tarihçi olarak çalışmıştır. Çocuk ve torun sahibi olan Lao, saray hayatından ve devlet işlerinden bıkarak münzevi bir hayat yaşamaya başlamıştır. Bu amaçla bir dağın yamacında bulunan bir kulübeye yerleşerek yıllarca burada yaşamış ve TaoTe King (Doğru Yol Kitabı) adlı bir kitap yazmıştır. Lao, seksen yaşlarında bu kulübeden ayrılarak batı tarafına gitmiş ve Hotan denilen yerde ölmüştür.

Zerdüşt, MÖ 6. yüzyılda ortaya çıkan Zerdüştlük dininin peygamberi kabul edilmektedir. Onun hangi yıllar arasında yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir. Avesta ve Yunan kaynaklarındaki bilgilerden onun İran’da yaşadığı anlaşılmaktadır. O, soylu bir ailenin üçüncü çocuğudur. Zerdüşt’ün yaşadığı dönemde halk, çok tanrılı bir din anlayışına sahipti. Mecusi kaynaklarına göre çocukluğundan itibaren sürekli bir arayış içinde olan Zerdüşt, yirmi yaşından itibaren sık sık ıssız ve dağlık yerlere giderek tefekküre dalmıştır. Zerdüştlük inancına göre Zerdüşt, otuz yaşına geldiğinde, vahiy meleği Behmen kendisine görünmüştür. Bu karşılaşmada ilk vahyi alan Zerdüşt’ün ruhu, Behmen tarafından Ahura Mazdah’a götürülmüştür.

 BİLGİ KUTUSU
LaoTzu’ya göre insanda asıl olan iyiliktir. Kötülük insana sonradan arız olur. Ona göre kötülüğün sebebi arzu, ihtiras ve güç gibi etkenlerdir. Lao, mistik bir yaklaşımla içsel yaşantıyı öne çıkarır. Ona göre ne kadar fazla hareketsiz bir hayat yaşarsak o derece kötülüklerden uzaklaşmış oluruz. Onun fikir sisteminin merkezinde “Tao” bulunmaktadır. Her şeyinkaynağı olan Tao’yu hissederek ona uygun yaşamak gerekir.

Lao da Konfüçyüs gibi öncekilerden devralınan bilgilere önem verir. Fakat toplum konusunda görüşleri farklıdır. Konfüçyüs erdemli bir toplum oluşturmak için gayret gösterir ve hükümdarları bu doğrultuda eğitmeye çalışır. Lao’ya göre ise bir hükümdar ne kadar az hareket ederse yönetimi o kadar mükemmel olur. Hükümdar, iş yapmaması sayesinde devletini mükemmel bir şekilde yönetebilir.

Bu ruhsal yükselme sırasında kendisine, feriştehler (melekler) saygı göstermişlerdir. Daha sonra Ahura Mazdah’ın huzuruna çıkan Zerdüşt “Hayır Dini”’nin hükümlerini öğrenmiştir. Ahura Mazdah evrendeki hareketlerden bahsetmiş ve ona cennet ve cehennemi göstermiştir. Ahura Mazdah, melekler tarafından göğsü yarılıp temizlenen Zerdüşt’ü gerçeği açıklayıp yaymakla görevlendirmiştir.

Zerdüşt, ruhsal yükselme sonrasında tebliğ faaliyetlerine başlamış; fakat başarılı olamamıştır. Halkı kendisine tepki göstermiş, onları tek tanrıya inanmaya çağırmasından bir netice alamadığı için ülkenin kuzey bölgesine göç etmiştir. Zerdüşt, burada bulunan Kral Viştaspa’nın bu yeni dini kabul etmesiyle inandığı hakikatı insanlara rahatça anlatabilmiştir. Fakat bir savaşta komşu ülkelerden biri Viştaspa’yı yenmiş ve bu savaşta Zerdüşt ölmüştür. Zerdüşt’ün getirdiği ilkeler onun takipçileri tarafından zamanla yozlaştırılmıştır.

 

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 12.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 12.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 12. Sınıf Karşılaştırmalı Dinler Tarihi Dersi

5. Sınıf Kuran
Yorumlar