Müşriklerle Mücadele
İmam Hatip 6. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD

Müşriklerle Mücadele

3. Müşriklerle Mücadele


Medine’ye hicretle beraber artık Müslümanların bir yurda sahip olmuştu. Bu arada, Müslümanlara karşı her türlü eziyetleri yapmaktan kaçınmayan müşriklere karşı savaşma iznini veren vahiy geldi. Bu amaçla hicri birinci yıldan itibaren seriyye ve gazveler düzenlendi.

NOT EDELİM
Gazve: Hz. Muhammed'in katıldığı bütün seferlere denir.
Seriyye: Hz. Muhammed'in bizzat katılmayıp bir sahabenin komutası altında gönderdiği birliklere denir.
 
3.1. İlk Seriyye ve Gazveler
Hz. Muhammed Medine ’ye hicret ettikten sonra da Mekkeli müşriklerin düşmanlıkları sona ermiş değildi. Müşrikler, önce Medine’de bulunan ensarı Hz. Peygamberi korudukları için tehdit etmişlerdi. Ensarın bu tehditlere boyun eğmediğini gören Mekkeli müşrikler bunun üzerine Medine’deki münafıklarla irtibata geçtiler. Hz. Peygamber Müslümanların düşmanlarıyla savaşa izin verilmesi üzerine Kureyşlileri bu tehditlerinden vazgeçirmek için onları ticaret yolları üzerinde sıkıştırmaya karar verdi. Bu şekilde onların Müslümanlara karşı olan düşmanlıklarına karşılık verilmiş olacaktı. Bu maksatla çeşitli stratejik noktalara seriyye ve gazveler düzenlendi.

Hz. Peygamber Bedir Gazvesi’nden önce bu amaca yönelik dört gazve ve dört seriyye tertip etti. Bu seriyyelerden birincisi Hz. Hamza’nın komutasında yapılan Sifülbahr Seferi, ikincisi Ubeyde bin Haris kumandanlığında gerçekleştirilen Rabiğ Seriyyesi, üçüncüsü Sa’d bin Ebi Vakkas başkanlığında düzenlenen Harrar Seriyyesi, dördüncüsü ise Abdullah bin Cahş başkanlığında gönderilen Batnı Nahle Seriyyesi’dir. Bu seriyyelerden Batnı Nahle Seriyyesi hariç diğerlerinde çarpışma meydana gelmemiştir.

3.2. Bedir Savaşı
Bedir Savaşı, Müslümanların Kureyşli müşriklerle yaptıkları ilk büyük savaştır. Savaşın sebebi Suriye’den dönen müşriklere ait kervanın Müslümanlar tarafından durdurulmak istenmesiydi. Kuşkusuz bir savaş gücü hazırlamak için en çok gerekli olan şey paradır. Bundan dolayı, Kureyşli müşrikler Medine’ye saldırıp İslam’ı ortadan kaldırmak için hazırlanıyordu. Yapılacak savaşın masraflarını karşılamak üzere, Ebu Süfyan’ın başkanlığında büyük bir ticaret kervanını Medine yolu ile Şam’a göndermişlerdi. Medineli Müslümanlar büyük bir tehdit altındaydılar. Mekke’den çıkarken bütün mallarını bırakmış, Mekkeli müşrikler de bunlara el koymuşlardı.

DEĞERLENDİRELİM
Hz. Muhammed, Medine’ye hicret ettikten sonra Mekkeli müşriklerin, Müslümanları rahat bırakmaya niyetleri yoktu. Müslümanların Mekke’de bıraktıkları malları yağmalıyor, arazi ve evlerine el koyuyor, baskı ve saldırılara devam ediyorlardı. Bu durum karşısında, Müslümanlar kendilerini savunmak zorunda kalıyordu. “Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir.” ayetiyle Müslümanlara kendilerini savunma izni verildi.

Hz. Muhammed’in Bedir Savaşı’nda esir alınan düşman askerlerinden her birini on Müslümana okuma yazma öğretmesi karşılığında özgür bırakması, onun amacının öldürmek veya cezalandırmak olmadığını gösterir. Nitekim, “Ey insanlar düşmanla karşılaşmayı istemeyin! Allah’tan iyilik isteyin...” sözüyle de savaşın arzu edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Peygamberimiz Uhut Savaşı’nda Müşriklerin saldırılarıyla yaralanıp zor şartlar altında kaldığında bile, “Ya Rabb’i! Kavmimi affet. Çünkü onlar cahil, ne yaptıklarını bilmiyorlar. Onlara hidayet eyle.” diye dua etmiştir.

Hz. Muhammed’in katıldığı savaşların tümü savunma amaçlı idi. O, her zaman barış ortamının savaştan daha hayırlı olduğunu düşünüyor, düşmanlarını savaştan vazgeçmeye ve barış yapmaya çağırıyordu. Barışın sağlanması için birçok maddesi Müslümanların aleyhine olduğu hâlde Hudeybiye Antlaşması’nı imzalamıştı. Müslümanların ilk başta üzüntüyle karşıladığı bu anlaşma, daha sonra barış adına çok önemli sonuçlar doğurmuştu.

Hz. Muhammed, her zaman barıştan yana olmuş, çevresindeki çeşitli gruplarla uzlaşma yoluna gitmiş ve ikili anlaşmalar yapmıştır. Hiçbir zaman da anlaşmayı bozan taraf olmamıştır. Hz. Muhammed’in yaklaşık yirmi üç yıl süren mücadelesi, öncelikle barış ve adaletin tesisi içindi. O, hiçbir zaman savaşı bir çıkar yolu olarak görmedi. Fakat kaçınılmaz olduğunda da gereğini yaptı.

Yukarıdaki metinden hareketle İslam’ın savaş ve barışa karşı olan tavrını değerlendiriniz.

Hicretin ikinci yılında (M 624), Ebu Süfyan’ın başkanlığında Suriye’den Mekke’ye doğru bu büyük kervanın döndüğü haberi Hz. Peygambere ulaştı. O da hemen kervanla ilgili olarak sahabelerle görüş alışverişinde bulundu. Suriye’den dönen bu büyük kervanı Bedir’de durdurabileceklerini belirtti. Tabii gerektiğinde savaş da yapılacaktı. Hem ensar hem de muhacir bu sefere gönüllü olarak katılabileceklerini belirtti. Gönlünü ferahlatan bu cümleleri işittikten sonra Hz. Peygamber ve Müslümanlar Medine’den Bedir’e doğru hareket etti.

Müşriklerin kervanı Bedir’e yaklaştığında Ebu Süfyan, Müslümanların gelmekte olduğunu haber almıştı. Hemen güzergâhını değiştirdi ve Mekkelilerden yardım istedi. Bunun üzerine Mekkeliler bin kadar gönüllü asker topladılar. Kervanlarının bir saldırıya uğramadan kurtulduğu haberini aldıktan sonra Müşriklerden Utbe bin Rebia artık savaşmaya gerek kalmadığını, kervanın sağ salim kurtulduğunu söyledi. Ancak Ebu Cehil’in kendisini korkaklıkla itham etmesinden dolayı bu fikrinden vazgeçti. Böylece Mekkeli müşrikler Medine’ye doğru yola çıktı. Nihayet Bedir’e yakın bir yerde konakladılar.

Zübeyr bin Avvam ve arkadaşları Bedir’e yakın bir yerde konaklayan Kureyşlilerin Bedir kuyusundan su almak için gönderdikleri kölelerden ikisini yakaladılar. Bunları, Hz. Peygamberin huzuruna getirdiler. Bu kölelerin verdiği bilgilerden Kureyş ordusunun bin civarında olduğu anlaşılmıştı. Müslümanların sayısı ise yetmiş dördü muhacir, geri kalanı ensardan olup toplam üçyüz beş kişiydi.

Müslümanlar, Bedir Kuyusu’na müşriklerden önce ulaşmıştı. Hz. Peygamber Hubab bin Münzir’in tavsiyesi üzerine kendilerine en yakın kuyu hariç diğer kuyuları kapattırdı. Resulullah, kendilerinden üç misli fazla olan Mekkeli müşrikler karşısında Allah’a şöyle dua etmiştir: “Ya Rabb’i işte Kureyş! Kibir ve gururla geldi. Sana meydan okuyor, peygamberini yalanlıyor. Ya Rabb’i! Peygamberlere yardım sözünü, bana da zafer vaadini yerine getirmeni senden istiyorum. Allah’ım! Eğer sen bu bir avuç Müslüman’ı helak edersen sana ibadet eden bulunmayacaktır.” Hz. Ebu Bekir dayanamayıp Peygamberin elinden tuttu ve “Bu kadar dilek yeter ya Resulullah, Allah vadettiği zaferi sana ihsan edecektir.” dedi.

Savaş, Arap geleneklerine göre mübareze (teke tek vuruşma) ile başladı. Bu mübarezede Hz. Ali, Hz. Hamza ve Hz. Übeyde bin elHaris, Mekke’nin en önemli üç adamı olan Utbe bin Rebia, kardeşi Şeybe ve Velit bin Utbe’yi öldürdüler. Sonra iki ordu karşılıklı saldırıya geçti. Savaşın sonunda müşriklerden yetmiş kişi ölmüş, Müslümanlardan ise on dört kişi şehit olmuştu. Sayısal olarak müşriklerin Müslümanlardan kat kat üstün olmasına rağmen Müslümanlar savaşı kazanmışlardır. Bu durum Kuranda şöyle geçmektedir: “O zaman sen müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabb’inizin sizi desteklemesi sizin için yeterli değil midir? Evet, siz sabreder ve Allah’tan hakkıyla sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler de Rabb’iniz, özel işaretler taşıyan beş bin melekle sizi takviye eder. Allah bunu sırf size bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zira zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır.”

DİPNOT
Hz. Muhammed Bedir Gazvesi’ne çıkarken yerine Abdullah bin Ümmü Mektum isminde âmâ bir sahabeyi vekil olarak bırakmıştır.

Savaşın sonunda Ebu Cehil, Ümeyye bin Halef gibi müşriklerin önde gelen liderleri ölmüştür. Reislerinin neredeyse tamamını kaybeden Kureyşliler de savaştan mağlup olarak ayrılmışlardır.Bedir Savaşı’nda elde edilen galibiyet, öncelikle İslam’ın yayılmasının başlangıcı olmuştur. Çünkü İslam’ın karşısında çelikten bir duvar gibi duran Kureyş reisleri, Bedir’de öldürülmüşlerdir. Resulullah, savaşta ele geçirilen esirlerin ne yapılacağı hususunda sahabelere danışmıştır. Sahabelerin ileri sürdüğü farklı görüşler arasından Hz. Ebu Bekir’in fikri kabul edilmiştir. Buna göre, esirler belli bir fidyeyi ödedikten sonra salıverileceklerdi. Fidye ödemeye güç yetiremeyen her bir esir, on Müslüman çocuğa okuma yazma öğretecekti.

Okuma yazma bilmeyen ve fidye vermeye de güç yetiremeyenler ise şartsız olarak salıverilecekti. Bu uygulama evrensel bir din olan İslam’ın ilk emri olan oku mesajının dikkat çekici bir örneğini ortaya koymaktadır.
Bedir Savaşı’nda Allah’ın Müslümanlara yardım ettiği, Kur’an’da şöyle geçmektedir: “Hatırlayın ki siz Rabb’inizden yardım istiyordunuz. O da, ben peş peşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu.” Bedir Savaşı’nın sonucunu Yahudiler kabullenemediler. Müslümanların başarılarıyla kendi otoritelerinin sarsılacağını düşünen bir grup Yahudi bu zaferden sonra kıskançlıklarını artırdılar. Kaynukaoğulları çarşısında bir Yahudi, Müslüman bir kadına saldırdı. Hz. Peygamber onlara yaptıkları bu davranışın Medine Antlaşması’na aykırı olduğunu söyledi. Ancak onlar, bunu kabul etmediler. Bunun üzerine Kaynukaoğulları Medine Antlaşması’nı ihlal ettiklerinden dolayı Medine’den sürüldüler. Kaynukaoğulları, Müslümanlarla Medine’deki Yahudi kabileleri arasında yapılan vatandaşlık anlaşmasını ilk bozan grup olmuştur.

3.3. Uhut Savaşı
Mekkeli müşrikler Bedir yenilgisinin intikamını almak için hazırlık yapıyordu. Kaynukaoğullarının Medine’den sürülmesinden sonra Müslümanlarla Yahudiler arasındaki münasebetler gergin bir hâl almıştı. Bunun üzerine bir Yahudi heyeti Kureyşlileri savaşa tahrik etmek için Mekke’ye gitti. Bu heyet, Medine’de çıkabilecek bir olayda müşriklere destek verebileceklerini söyledi. Müşrikler bu amaç doğrultusunda çevre kabilelerden askerlerin de katılımıyla üç bin civarında asker topladı. Bu ordu Medine’ye doğru hareket etti. Durumu Hz. Muhammed’e amcası Abbas bir mektupla bildirdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber sahabelerle toplantı yaptı. Savaşın stratejisi hakkında farklı görüşler ileri sürüldü. Görüşlerden birincisi Medine’de kalınarak savunma savaşı yapılması, ikincisi düşmanın şehir dışında karşılanmasıydı. Hz. Peygamber savunma savaşı yapılması taraftarıydı. Enfâl suresi, 9. ayet.

YORUMLAYALIM
Uhut Savaşı öncesinde Medine dışında savaşılmasını isteyenler, Peygamber Efendimizin arzusuna aykırı davranmakla hata ettiklerini anlayarak fikirlerinden vazgeçtiler. Fakat Resulullah, “Bir peygamber zırhını giydikten sonra, savaşmadan onu çıkarmaz, eğer sabreder, görevinizi tam yaparsanız, Allah’ın yardımıyla zafer bizimdir.” dedi.
Yukarıdaki parçayı okuyarak Hz. Muhammed’in kararlılığını yorumlayınız.

 Ancak Bedir Savaşı’na katılamamış olan gençler ile Hz. Hamza meydan savaşı istedi. Çoğunluk şehir dışında düşmanın karşılanması taraftarı olunca Hz. Peygamber de çoğunluğun fikrine saygı gösterdi. Müslüman askerler Uhut Dağı’na doğru Medine’den 25 Ocak 625 tarihinde hareket etti.

Peygamberimiz Uhut’a gelince savaş için çıkışı olmayan boğazlardan birine yerleştirdi. Müslüman askerler Medine’yi karşısına almış ve sırtını dağa vermişti. Müslümanların üzerine yayıldıkları arazi kendilerinden dört misli fazla olan düşman kuvvetine karşı koymaya imkân verecek nitelikteydi. Özellikle arkadaki geçidi iyi tutmak gerekiyordu. Bu yüzden Peygamberimiz Uhut Dağı ile Ayneyn Tepesi arasındaki bu geçide düşmanın cephe gerisinden saldırısını önlemek için Abdullah bin Cübeyr komutasındaki elli okçuyu yerleştirdi. İkinci bir emre kadar buradaki yerlerini kesinlikle terk etmemelerini istedi. Hatta şu uyarıyı yaptı: “Kuşların cesetlerimizi didikleyip parçalamaya başladığını görseniz bile görev yerlerinizi terk etmeyin.”

Mübareze ile başlayan savaşın ilk bölümünde Müslümanların taarruzuna maruz kalan düşman kaçmaya başladı. Ayneyn Geçidi’ni tutan okçuların çoğu da savaş kazanıldı diye yerlerini terk ettiler. Okçuların başında bulunan komutan, onları geri çevirmeye çok çalıştı ise de bunda muvaffak olamadı. Bu durum, her şeyi tersine çevirdi. Halit bin Velit komutasında bir grup süvari, Müslümanları arkadan çevirerek üzerlerine ani bir baskın yaptı. İki saldırı arasında kalan Müslüman birlikleri telaşlandı. Bu telaş içerisinde Mus’ab bin Umeyr’i şehit eden müşriklerden Abdullah bin Kamie onu Hz. Peygambere benzeterek “Muhammed’i öldürdüm.” diye haykırmaya başladı. Bunu duyan Müslümanlar dağılmaya başladı. Bu sırada Resulullah yaralanmıştı. Fakat aralarında birkaç kadının da yer aldığı az sayıdaki sahabe, savaşı terk etmeyip Hz. Peygamberi savunmaya devam etti. Hz. Muhammed, sahabelerle beraber Uhut Dağı’nın yamacında güvenli bir en elverişli yeri araştırdı.

YAZALIM
Uhut Savaşı ’ndan sonra müşriklerin cesaretleri arttığı için Medine 'de Müslümanların güvenliği geniş ölçüde sarsıldı. Resulullah (s.a.v.) bir taraftan gerekli savunma tedbirleri alıyor, bir taraftan da İslam’ı yaymak için her fırsattan yararlanmaya çalışıyordu. Müslümanlığı kabul edip dinin hükümlerini ve Kur ’anı Kerim ’i öğrenmek isteyen kabilelere öğretmenler gönderiyordu.

Yine kendisine başvuran bir kabile heyetine Hz. Peygamber on öğretmenini gönderdi. Ancak onlar bu öğretmenlere yolda pusu kurdular. Sekiz kişiyi şehit ettiler. İkisini de yakalayarak Mekke ’ye götürdüler. Bunlardan Zeyd bin Desine ’yi, babası Bedir ’de öldürülmüş olan Safvan bin Ümeyye köle olarak satın aldı. Babasının öcünü almak için Zeyd ’i öldürmek istedi. Bunun için de Mekke ’nin ileri gelenlerini seyretmesi için davet etti. Bu sırada Ebu Süfyan, Zeyd’e yaklaşarak “Doğru söyle, hayatının kurtarılması için senin yerine Muhammed (s.a.s.) ’in öldürülmesini istemez miydin?” demişti.
Zeyd hiç tereddüt göstermeden “Asla, Resulullah (s.a.v.)’ın hayatı yanında, benim hayatım hiçtir. Benim kurtulmam için değil onun öldürülmesini, Medine ’de ayağına bir diken batmasını bile istemem. ” diye cevap verdi. Bu kuvvetli iman karşısında Ebu Süfyan, “Gerçek şu ki, hiç kimse, arkadaşları tarafından Muhammed kadar sevilmemiştir. ” demekten kendini alamamıştır.

Yukarıdaki metinden hareketle hakiki bir imanda olması gereken özellikleri defterinize yazınız.

O sırada Ebu Süfyan, Müslümanların bulunduğu yerin önüne gelerek Peygamberin ve yakın arkadaşlarının sağ olup olmadığını sordu. Bir cevap alamayınca, “Tabi hepsi öldüler. Putumuz Hübel’e hamdü senalar olsun.” dedi. Bu sırada, Hz. Ömer herkesin hayatta olduğunu söyledi. Ebu Süfyan, Hz. Ömer’in sesini tanıdı. Ebu Süfyan, “Bugün bir başka güne bedeldir. Dün size, bugün bize. Ödeşmiş olduk.” dedi ve ekledi: “İsterseniz gelecek yıl Bedir’de buluşmak üzere geliniz.” Hz. Ömer, Ebu Süfyan’a Peygamberimizin şu sözleriyle cevap verdi: “Nasıl istersen öyle olsun. Fakat eşit sayılmayız. Çünkü bizim şehitlerimiz cennete gitti, sizin ölüleriniz ise cehennemi boyladı.” Ebu Süfyan da buna bir karşılık vermeden atına binip gitti.

Tekrar saldırmayı göze alamayan düşman askerleri savaş alanından çekilmeye başladı.
Müslümanlar, aralarında Hz. Hamza’nın da bulunduğu yetmiş şehit verdi. Müşriklerden ise yirmi iki kişi öldü. Hz. Peygamber, Uhut Gazvesi’nden sonra şehitleri defnedip aynı gün Medine’ye döndü. Yaralı olan Hz. Peygamber ertesi gün sabaha doğru, hem düşmanın baskısını önlemek hem de Müslümanların zayıf düşmediğini göstermek maksadıyla Medine’den sekiz mil uzaklıktaki Hamraü’l Esed’e kadar gitti. Burada beş gün kaldı. Takip edildiğini anlayan müşrik ordusu, tekrar geri dönmeye cesaret edemediği için Mekke’ye doğru gitti.

Uhut Savaşı’ndaki Müslümanların ruh hâlleri Kur’an’da şöyle dile getirilmektedir: “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz üstün olan sizlersiniz. Eğer siz (Uhut’ta) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (müşrikler de Bedir’de) benzer bir yara almıştı. İşte günleri insanlar arasında böyle döndürür dururuz. Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez.”

DEĞERLENDİRELİM
Uhut Savaşı’nda şehit düşen Hz. Hamza’nm küçük kızı Ümame, Mekke’de kalmıştı. Kaza Umresi’nden Medine’ye dönerken “amca, amca” diyerek Resulullahm peşinden koştu. Hz. Ali onu kucaklayıp, “Al, amcamızın kızı”, diyerek eşi Hz. Fatıma’ya verdi. Medine’ye varınca Hz. Ali, Hz. Cafer Tayyar ve Zeyd bin Harise hepsi de çocuğun bakımının kendilerine verilmesini istemişlerdi. Cafer Tayyar’ın eşi Esma, Ümame’nin teyzesiydi. Resulullah, “Teyze, anne yerindedir.” buyurdu ve çocuğunbakımını ona verdi.
Hz. Muhammed’in şehit çocuklarına verdiği değeri arkadaşlarınızla değerlendiriniz.

BİLİYOR MUYDUNUZ?
Uhut Savaşı’ndan dönen Müslüman birlikler bayan sahabelerden Amr’ın kızı Hint’e, eşi, kocası ve kardeşlerinin öldüğünü söylediler. O, hemen Resulullahın durumunu sordu. Onun sağ olduğunu öğrenince şu veciz sözleri söylemiştir: “Madem ki sen hayattasın, diğer bütün felaketler bir yana konabilir.”

Uhut Savaşı’ndan kısa bir süre sonra Medine’de bulunan Yahudi kabilelerinden Nadiroğulları, Hz. Peygambere suikast yapmak istedi; ancak bunda başarılı olamadılar. Bunun yanında sahabeden Amr b. Ümeyye tarafından yanlışlıkla öldürülen iki kişinin diyeti henüz ödenmemişti. Medine Sözleşmesi’ne göre Yahudiler bu diyetin kendi paylarına düşen kısmını ödemekle yükümlüydü. Ancak onlar paylarına düşen diyeti ödememekte direterek sözleşmeye uymadılar. Hz. Peygamber onlara bu sözleşmenin şartlarına uymaları gerektiğini hatırlattı. Ancak onlar bunu reddederek kalelerine çekilip Müslümanlara karşı savaşmaya başladılar. Çok geçmeden bir sonuç elde edemeyeceklerini anladıklarında teslim oldular. Daha sonra Beni Nadiroğulları Medine’den sürüldü. Bunlardan bir kısmı Suriye taraflarına bir kısmı da Hayber’e gitti.

3.4. Hendek Savaşı
Uhut Savaşı’ndan sonra Medine’den sürülen Yahudilerden Nadiroğullannın liderleri yeni bir savaş için Mekkeli müşrikleri kışkırtıyorlardı. Bu amaçla Mekke’ye Huyey bin Ahtab liderliğindeki bir Yahudi heyeti Müslümanlara karşı Kureyş müşriklerine ittifak teklifi yaptı. Kureyşlileri Müslümanlara karşı bir savaş yapmaya ikna ettiler. Bununla beraber diğer Arap kabilelerini de bu savaşa katmayı düşünen Yahudiler, önce Gatafan kabilesine gittiler. Müslümanlara karşı kendilerine yardım etmeleri karşılığında onlara Hayber’in bir yıllık hurma mahsulünü vermeyi teklif ettiler. Gatafan kabilesi de bu teklifi kabul etti. Sonra çevredeki diğer Arap kabilelerinin de savaşa katılımının sağlanmasıyla yaklaşık on bin kişilik bir müttefik düşman ordusu oluşturuldu ve bu ordu çok geçmeden Medine’ye doğru ilerlemeye başladı. Ordunun başında Ebu Süfyan bulunuyordu.
Hz. Peygamber durumu öğrendiğinde ashabıyla bu durumu görüştü. Savunma savaşı yapılması fikri benimsendi.

Peygamberimiz yanında bir kaç sahabe ile birlikte şehrin nasıl savunulacağını keşfetmek için Medine çevresinde dolaşmaya çıktı. Bu keşifte, şehrin özellikle kuzeybatı tarafındaki kısmının savunmaya elverişli olmadığı görüldü. Yapılan iştişare toplantısında sahabeden İranlı Selmanı Farisi bir fikir ileri sürdü. Farslıların savaşlarda düşman süvari birliklerinin savunma cephesini aşmalarına engel olabilecek genişlikte şehrin etrafına hendekler kazdıklarını, Müslümanların da böyle bir savunma stratejisi uygulamasının uygun düşeceğini Hz. Peygambere belirtti. Selmanı Farisi’nin bu fikri uygun görüldü. Sahabeler vakit geçirmeden gruplar hâlinde şehrin zayıf noktalarında kendilerine ayrılan kısımları kazmaya başladı. Resulullah da Mescidi Nebevi’nin inşasında olduğu gibi kendisi de bizzat hendek kazdı.

NOT EDELİM
Hendek Savaşı, Medine şehrinin saldırıya elverişli olan kısımlarına hendek kazıldığı için bu isimle anılmıştır. Bu savaşın diğer bir ismi de “Ahzab”dır.
Ahzab, hizipler, gruplar anlamına gelir. Bu savaşa Mekke müşrikleri, bazı Arap kabileleri ve Yahudiler birlikte katıldıklarından dolayı Ahzab adı verilmiştir.

Hendeğin kazılması kısa bir sürede tamamlandı. Bu arada müşrikler de çok geçmeden Medine’ye yaklaştılar. Müşrikler, güçlü bir atın bile atlayamayacağı kadar derin ve geniş olan hendekleri gördüklerinde şaşırdılar. Çünkü daha önce böyle bir savaş stratejisiyle karşılaşmamışlardı. Müslümanlar da üç bin kişilik orduyla hendeğin karşı tarafında savunmaya geçmişlerdi. Müttefik düşman ordusu hendeğin aşılama yacağını anlayınca süvari birliklerini geri çekip okçuları öne geçirdiler ve karşılıklı ok atışlarıyla savaş başladı.

Savaş sürerken Medine’de bulunan Yahudi kavmi Kureyzaoğullannın Müslümanlara saldıracağı haberi alındı. Hz. Peygamber bu haberin doğru olup olmadığını öğrenmek için Sa’d bin Muaz’ı görevlendirdi. Sa’d, olayın doğruluğunu teyit etti. Sa’d, Kureyzaoğullannın reisi Ka’b bin Esed’den bundan vazgeçmelerini istemiş; ancak olumlu bir cevap alamamıştı. Bu olay üzerine Müslümanların endişeleri daha da artmıştı. Çünkü arka taraftan gelecek bir saldırıdan emin değillerdi. Bu durum Kur’an’da şöyle ifade edilir: “Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti.”

Bu arada düşman saflarında bulunan Eşca kabilesi reisi Nuaym bin Mesut İslamiyeti kabul ederek gizlice Hz. Muhammed’in yanına geldi ve Müslümanlara yardım edebileceğini söyledi. Hz. Peygamber ona “Harp hiledir.” prensibinden hareketle bir çalışma yapabileceğini söyledi. Nuaym bu amaçla kabileler arası görüşmelere başladı. Önce Kureyzaoğullarına gitti ve onlara, “Burası sizin memleketiniz; mallarınız, çoluk çocuğunuz ve kadınlarınız var. Başka bir yere gidecek hâliniz yok. Ama Kureyş ve Gatafan kabilesi öyle değil. Harbi kazanırsa ganimet bilirler. Kazanamazlarsa güven içinde memleketlerine giderler.” diyerek onlan vazgeçirmeye çalıştı. Hatta onların eşrafından bazı adamları yanlarına alarak rehin tutmalarını teklif etti. Oradan çıktı, Kureyş ve Gatafan kabilesine gitti. Onlara da “Kureyzaoğullan’nın Muhammed’le anlaştığını ve Kureyş ile Gatafan arasından bir çok adamları alıp ona teslim edeceğini” söyledi. Nuaym, giriştiği faaliyet sonucunda Yahudimüşrik ittifakını bozmayı başardı.

Düşman ordusu kısa süreli bir savaşa hazırlanmıştı. Savaş uzadığı için yiyecek stokları azaldı. Mevsim kış olduğundan havalar iyice soğumuştu. Hayvanlar şiddetli rüzgârdan dolayı telef oluyorlardı. Bu durum Kur’an’da şöyle anlatılır: “Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı en iyi görmekteydi.”
Ebu Süfyan bu zor şartlar altında daha fazla dayanma imkânı kalmadığını belirterek Mekke’ye dönüş emri verdi. Hendek kuşatması 1 Ocak 627 tarihinde başlamış, yirmi üç gün devam etmiştir. Savaşta Müslümanlardan altı kişi şehit düşmüş, müşriklerden ise üç kişi ölmüştü. Sa’d bin Muaz, savaşta aldığı yaralarının sonucunda daha sonra Medine’de vefat etmiştir.

Müslümanlar savaşın seyri içerisinde çok zor anlar yaşadılar. Bir yandan sayısı kendilerinden kat kat fazla ve teçhizat olarak da üstün bir orduyla karşı karşıyaydılar. Bunun yanında Medine’deki Yahudilerin arkadan saldırabileceği tehlikesi endişeyi bir kat daha arttırmıştı. Müslümanlar tam bir kuşatılmışlık hâlini yaşamışlardı. Bundan dolayı Hz. Peygamber müşriklerin Mekke’ye geri dönmelerinden sonra Kureyzaoğulları üzerine yürüdü. Kureyzaoğulları yirmi beş günlük kuşatmadan sonra teslim oldu.
Hz. Peygamber, onlara ceza olarak kendi kutsal kitapları olan Tevrat’ın hükmünü uyguladı.

Hendek Savaşı, Mekkelilerin her türlü saldırganlığının sonu olmuştu. Artık bundan sonra Müslümanlar düşmanlarına karşı üstünlük sağladılar. Mekkeli müşrikler de Medine’ye saldırı imkânı bulamadılar.


3.5. Hudeybiye Antlaşması
Hz. Peygamber bir gün, rüyasında Kâbe’yi tavaf ettiğini gördü. Bunun üzerine sahabelerine umreye gitmeye karar verdiğini açıkladı. Yıllardır vatanından uzak kalan sahabeler için bu çok sevindirici bir haberdi. Hz. Peygamber Abdullah Ümmü Mektum’u yerine vekil bırakarak yaklaşık bin dörtyüz kişiyle umre yapmak üzere Medine’den yola çıktı. Yanına da kurban etmek için yetmiş deve aldı. Sadece umre amacıyla gittiklerini belirtmek için yanlarına kılıç dışında savaş aleti almadılar.

Hz. Peygamber ve arkadaşları Medine’nin biraz dışındaki mikat mahalli Zulhuleyfe’de umre niyetiyle ihrama girdiler. Peygamberimiz, umre yapmak amacıyla geldiklerini Kureyşlilere haber vermek üzere bir elçi gönderdi. Elçi, geri döndüğünde Hz. Peygambere Kureyşlilerin Müslümanları şehre sokmak istemediklerini, bunun için çevre kabilelerden asker topladıklarını haber verdi.
Peygamberimiz amacının savaş olmadığını vurgulamak için bir elçi daha gönderdi. Kureyşliler onu da dinlemediler. Bu sefer Hz. Peygamber Hz. Ömer’i göndermek istediyse de o, Kureyşlilerin kendisine çok kızgın olduğunu, bu yüzden şehre girmesine izin vermeyebileceklerini belirtti.

Sonunda Hz. Muhammed Mekkeliler üzerinde nüfuzu olan Hz. Osman’ı Mekke’ye gönderdi. Hz. Osman, Kureyşlilere sadece umre amacıyla geldiklerini, başka bir niyetlerinin olmadığını söylediyse de Kureyşliler bunu kabul etmediler. Ancak isterse Hz. Osman’ın kendisinin umre yapabileceğini belirttiler. Hz. Osman da arkadaşları ile beraber umre yapmak istediğini söyledi. Bu isteği kabul etmeyen Kureyşliler, Hz. Osman’ı bir müddet alıkoydular. Hz. Osman’ın dönüşü geciktiği için Müslümanlar telaşlandı.
Onun, öldürüldüğü yolunda haberler dolaşmaya başladı. Bu haberleri duyan Hz. Peygamber yeni bir savaş ihtimalinin belirdiğini düşünerek sahabelerden ölünceye kadar müşriklerle savaş mak üzere biat aldı.
Tevrat’ttaki hüküm: Vatana ihanetin cezası eli silah tutan erkeklerin idam edilmesi, çocuk ve kadınların esir edilip malların da ganimet olarak alınmasıdır.

BİLGİ KUTUSU
Rıdvan Biati: Hudey biye'de Hz. Peygambere ve Müslümanlara Hz. Osman'ın öldüğü şeklinde haberler geldi. Peygamberimiz Mekkeli müşriklerle savaşmadan oradan ayrılmayacaklarına dair biat almaya karar verdi. Hudeybiye’deki ikameti sırasında gölgelendiği “semure” denilen bir çeşit çöl ağacının altında ashabından, ölünceye kadar savaşmak üzerebiat aldı. Bu biata Rıdvan Biatı denir. Müslümanların ziyaretleri sebebiyle bu ağacın kutsiyet kazanmasından endişe eden Hz. Ömer, hilafeti sırasında onun kesilip imha edilmesini emretmiştir. Bugün bu ağacın bulunduğu yerde Hudeybiye Mescidi vardır.

Bu arada Hz. Osman döndü. Müslümanların kararlılığı karşısında Kureyş Peygamberimize Süheyl bin Amr’ın başkanlığında bir barış heyeti gönderdi ve görüşmelere başlandı.

DÜŞÜNELİM
Ebu Cendel isimli sahabe, Bedir Gazvesi’nden önce Mekke’de Müslüman oldu. Bu sebeple babası tarafından hapsedilerek zincire vuruldu ve hicret etmesine izin verilmedi. Hudeybiye Antlaşması’nda Mekkelilerin temsilcisi olan babası Süheyl bin Amr ile Hz.Peygamber anlaşma konularını görüşüp yazılı metni imzaya hazır hâle getirdikleri sıra da Mekke’de hapsedildiği yerden kaçan Ebu Cendel’in, ayaklarındaki zincirleri sürüyerek geldiği görüldü. Bunun üzerine Süheyl Hazreti Muhammed’den antlaşma gereğince oğlunun iadesini istedi. Hz. Peygamber anlaşmanın henüz imzalanmadığını ve Ebu Cendel’in onun dışında tutulması gerektiğini söylediyse de Süheyl bunu kabul etmedi ve oğlu iade edilmediği takdirde antlaşmayı imzalamayacağını söyledi. Hz. Peygamber onun kendi hatırı için anlaşma dışı tutulmasını istedi; fakat Süheyl bunu da kabul etmedi. Bu arada oğluna işkence etmeyeceğine dair söz verdiği hâlde onu sürükleyerek götürmeye başladı.

Müslümanları derin üzüntüye sevkeden ve “Yevmü Ebi Cendel” diye anılacak olan bu olaya k üzülen Peygamberimiz, Ebu Cendel’i teskin etmeye çalıştı ve Kureyşlilerle yaptığı anlaşmaya sadık kalacağına dair Allah adına söz verdiğini belirterek ona sabır tavsiye etti. Cenabı Hakk’ın kendi durumunda olanlar için yakında bir çıkış yolu göstereceğini söyledi. Ebu Basir isimli sahabe de Ebu Cendel gibi Müslüman olduğu için Kureyşliler tarafından Mekke’de hapsedilmişti. Ebu Basir bir yolunu bulup Kureyşlilerin elinden kurtularak Kızıldeniz sahilindeki Sifülbahr mevkiine yerleşti. Bunu haber alan Ebu Cendel, kendisi gibi hapsedilmiş yetmiş kadar Müslümanla oraya kaçtı. Sifülbahr’deki Müslümanların ticaret kervanları için tehlikeli bir güç haline geldiğini gören Kureyşliler, Müslüman olup Medine’ye gidenlerin iadesini öngören maddeden vazgeçtiklerini, özellikle de Ebu Basir, Ebu Cendel ve arkadaşlarının Medine’ye kabul edilmelerini Hz. Peygambere bildirdiler.

Buna karşılık ticaret kervanlarının vurulmasına meydan verilmemesini istediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber Ebu Basir ve arkadaşlarına bir mektup göndererek Medine’ye gelmelerini emretti. Mektup Sifülbahr’e ulaştıktan az sonra Ebu Basir vefat etti.
Onun ölümünden sonra oradaki Müslümanların reisi durumunda olan Ebu Cendel arkadaşlarıyla birlikte Medine’ye gitti.

Hz. Ömer bu anlaşma imzalandığında çok hiddetlenmiş ve Müslümanlar için bunun bir acziyet olduğunu belirtmişti. O günlerde Müslümanların aleyhinde gibi görünen bu anlaşma daha sonra lehlerine dönmüştür. Hudeybiye’de on iki gün kalan Hz. Peygamber ve ashabı, anlaşmanın imzalanmasından sonra umre niyetiyle geldikleri için kurbanlarını keserek ihramdan çıktılar ve Medine’ye döndüler.

Bu anlaşma, İslam’ın Arap kabileleri arasında yayılmasına fırsat vermiştir. Kureyşlilerle yapılan anlaşma sonunda İslam’a davet imkânı genişledi. İnsanlar bölük bölük İslam’a girmeye başladılar. Tarihçiler bu antlaşma ile Mekke’nin fethi arasındaki geçen zamanda Müslüman olanların sayısının, o güne kadarki Müslüman olanlardan daha fazla olduğunu belirtmektedirler. Bu antlaşmanın imzalanmasıyla bir güven ortamı meydana geldi. Bunun sayesinde Hz. Peygamber davetçi elçilerini çeşitli bölgelere gönderme imkânı bulmuştur. Hudeybiye Antlaşması Kur’an’da şöyle zikredilmektedir: “Şüphesiz, biz sana apaçık bir fetih verdik. Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin. O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Siyer Dersi

5. Sınıf Kuran
Yorumlar