Metin Tenkidinde Ölçütler
İmam Hatip 6. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 5 DVD

Metin Tenkidinde Ölçütler

Metin, senedin kendisinde son bulduğu hadisin asıl kısmıdır. İsnad, bu asıl unsura ulaşmak için bir ‘araç’, metin ise kendisine ulaşılmaya çalışılan ‘amaç’tır. Hadis tarihi boyunca hadislerin sıhhatini belirlemede büyük ölçüde sened tenkidine önem verilmiş ancak bu, hadis kitaplarına zayıf ve uydurma rivayetlerin girmesine engel olamadığı için hadislerin ayrıca metin tenkidine tabi tutulması gerekmiştir. Metin tahlili/tetkiki, bir hadisin çeşitli rivayetlerine dayanılarak mümkün olan en sağlıklı metnin ortaya çıkarılması gayretidir. Metin tenkidi ise söz konusu metnin Hz. Peygambere ait olup olmadığım belirlemek amacıyla yapılan incelemeye denir.

Dinin doğru anlaşılması için sahih hadisler sahih olmayan hadislerden ayırt edilmelidir. Bu yüzden hadislerin metin yönünden incelenmesinin ihmal edilmemesi ve bu konudaki çalışmaların cesaretle sürdürülmesi gerekir. Bu yönde yapılan çalışmaları sünneti inkâr etmek şeklinde değerlendirmek doğru değildir. Hz. Peygambere saygılı olmanın öncelikli şartı, hadis ve sünnet adı altmda ortaya çıkan yalan ve yanlış rivayetleri ayıklayarak onu yalan ve iftiralardan korumaktır.
Aşağıdaki sözü hadislerin metin tenkidi değerlendirilmesine konu yapılması açısından yorumlayınız.

“Hiçbir şey ayırt etmeksizin her şeyi kabul eden anlayış, sünger gibidir. Metin tenkidi ölçüleri ise doğruyu yanlıştan ayırt edebilmek açısından süzgeç gibi olmalıdır.”
(M. Hayri Kırbaşoğlu, Alternatif Hadis Metodolojisi, s. 39’dan özetlenmiştir.)
Hadis olarak duyduğunuz sözlerin doğruluğundan şüphe ettiğiniz zaman öncelikle ne yaparsınız? Arkadaşlarınızla tartışınız.
 

2.1. Dil (İfadelerde Tutarlılık)
Rivayetlere konu olan metinlerin hepsi, bir anlamın kelimelere dökülmüş şeklidir. Dolayısıyla söz konusu metinler, bu anlamı ortaya çıkaran dilin özellikleriyle yakından ilgilidir. Bu yüzden bir hadisin metni ifade açısından tutarlı olmalıdır. Ayrıca rivayet edilen metnin anlaşılır olması gerekir. Nakledilen haberin lafzmda veya manasında bozukluk olması onun uydurulmuş olduğunun delilidir. Metnin kulağı tırmalaması, dil kurallarına aykırı, anlamı tuhaf ve ifadesi bozuk bir söz olması onun Hz. Peygambere ait olamayacağını gösterir.

Örneğin, “Tırnaklarım sırasıyla değil de atlayarak kesen kimse gözlerinde ağrı görmez.” rivayetinde olduğu gibi komik ya da “Güvercinle oynamak fakirliğe sebep olur.” rivayetinde olduğu gibi tuhaf sözleri Hz. Peygambere yakıştırmak mümkün değildir. Her peygamberin en önemli görevi şüphesiz tebliğdir. Peygamberler, Allah’la insanlar arasındaki iletişimi kuran seçkin kişilerdir ve Hz. Muhammed de son peygamber olması nedeniyle Allah dinini onunla tamamlamıştır. İşte böylesi önemli bir rol üstlenen Hz. Muhammed’in İslam’ı nasıl tebliğ ettiği, insanları Allah’a itaate nasıl çağırdığı ve onları iman etmeye nasıl ikna ettiği meselesi öne çıkmaktadır.

Bunun cevabı ise hadislerde kendini gösterir. Hz. Peygamber, yalnızca davranışlarıyla değil, konuşmalarıyla da insanları etkilemiştir ve bugün bile etkilemeye devam etmektedir. O, bir yandan Allah'ın ayetlerini insanlara tebliğ ederken bir yandan da söz ve davranışlarıyla ayetlerde dile gelenleri yaşanır ve uygulanabilir hâle getirerek insanlara her bakımdan örnek olmuştur. Kur’an’daki belagat ve fesahat, onun sözlerine de sinmiştir. Hz. Peygamber için önemli olan doğru bir şekilde anlaşılmaktır. Bu yüzden kullandığı kelimeleri özenle seçerek muhataplarının seviyesine uygun ifadeleri tercih etmiştir.

TARTIŞALIM
Sizce bir metnin lafızlarının anlaşılır ve tutarlı olmasının o konunun muhatapları tarafından özümsenmesine katkısı ve önemi nedir? Arkadaşlarınızla tartışınız.

NOT EDELİM
“Dinin aslıyla ilgili olarak bilgisi olmayan insanların ilgisini çekmek adına aslı olmayan şeyleri abartarak anlatan kişilere “Kıssacı” denilmiştir. Onlar, önemli bir kısmı yalan olan haberlerle süsledikleri masalları insanların hoşuna gidecek şekilde anlatır ve bunun karşılığında menfaat temin ederler.”(M. Yaşar Kandemir, Mevzu Hadisler, s. 8391.)  O, anlamsız ve lüzumsuz sözlerden kaçındığı ve gelişigüzel konuşmadığı için ona ait olduğu söylenen sözlerin de aynı özellikleri taşıması gerekir.

Örneğin, Hz. Peygamber, “...Kibir, hakkı kabullenmemek ve insanları hor görmektir.” buyurarak kibri herkesin anlayabileceği şekilde açıklamıştır.Bu yüzden herkesin anlayamayacağı, anlamı kapalı ve Arap dil bilgisi kurallarına uymayan rivayetler reddedilmiştir.

Hadis metninin içerdiği kavramlar, söylendiği dönemin ona yüklediği manayı taşımalıdır. Örneğin, kader ve irca’ kelimelerinin lügat anlamlarının genişleyerek siyasî veya mezhebî bir içerik kazanması Hz. Peygamberden sonraki dönemlere aittir. Örneğin, Hz. Peygamberin, “Ümmetimde iki smıf vardır ki, onların İslam’dan nasipleri yoktur; Mürcie ve Kaderiye.” dediği rivayet edilmiştir. Hâlbuki Kaderiye olarak adlandırılan grup Hz. Peygamberden çok sonraları ortaya çıkmıştır. Öyleyse kelime ve kavramların o gün ifade edilen içeriği ile bugünkü karşılıkları arasında doğru bir ilişki kurulmadan elde edilecek anlamlar bizi yanıltabilir.

Bu anlamda; bazı kavramlardan hareketle belli bir yer, zaman, isim, şahıs, mezhep veya grubu öven ya da yeren sözler ona ait olamaz. Örneğin; Hz. Peygamberin, “Medine’de ölme imkânı bulan orada ölsün. Çünkü ben orada ölene şefaat edeceğim.” dediği nakledilir. Oysa belirli bir yerde yaşayıp ölmenin insana değer katacağıyla ilgili bir sonucun dinden çıkarılması ve bu sözün Hz. Peygambere atfedilmesi doğru değildir. Hz. Peygamber, aşırılıklardan ve abartılardan uzak durmaya önem vermiştir. Bu manada küçük iyiliklere büyük mükâfatlar ya da basit kötülüklere çok ağır cezalar öngören rivayetler uydurma kabul edilmiştir.

Bunun yanı sıra belli ayet ya da sureleri okumak karşılığında vaat edilen mükâfatlardaki abartılı ifadeler de metin içeriklerindeki tutarsızlıklar sebebiyle kabul görmemişlerdir. Aşın övgü veya yergi içeren hadis metinleride onun üslubuna aykındır. Aynca iyi amellere teşvik etmek ve kötü olanlardan sakındırmak amacıyla rivayet edilen pek çok uydurma hadis metni vardır. Örneğin, “Mescitte dünya kelamı konuşan kimsenin Allah kırk yıl amellerini boşa çıkarır.” rivayetindeki abartı bu sözün uydurma olduğunun delili sayılmıştır.

TARTIŞALIM
Hadislerin incelenmesinde günümüzde metin tenkidine ağırlık verilmesinin amacı ne olabilir? Arkadaşlannızla tartışınız.
Hz. Peygamber, insanlann anlamaları için yaptığı benzetmelere, verdiği misallere ve kullandığı üsluba özen göstermiştir. Bu sebeple hoş karşılanmayan ve dili ağırlaştıran sözlerin ona nispet edilmesi uygun değildir. Ayrıca kötülük ve zulmün övülmesi, abesle iştigal, batılın övülmesi veya hakkın kötülenmesi gibi özellikler taşıyan rivayetlerin de Resulullaha ait olması mümkün değildir.
 
DEĞERLENDİRELİM
Aşağıdaki rivayetleri dil ve ifadelerinde ki tutarlılık açısından değerlendiriniz.
• “Yüzükle kılınan namaz yüzüksüz kılınan yetmiş namaza eşittir.”
• “Mescitte dünya kelamı konuşan kimsenin Allah kırk yıl amellerim boşa çıkarır.”

2.2. Kur’an’a Uygunluk
Kur’an, Allah tarafından Hz. Peygambere indirilen en son kitaptır. Hiçbir değişiklik ve tahrife de uğramadan günümüze kadar gelmiştir. Dolayısıyla İslam dininin en güvenilir ana kaynağı olma özelliği taşımaktadır. Bu özellik, başka hiçbir kaynak için söz konusu değildir. Bu sebeple Kur’an, dinin diğer kaynaklarında ortaya çıkan sorunların çözümünde hem başvuru kaynağı hem de doğruluk ölçüsüdür. Kur’an’ın getirdiği ilke ve prensiplere aykırı düşen rivayetler, Hz. Peygambere ait değildir.

Bu yüzden rivayet edilen metinlerde aranan en önemli özelliklerden biri bu rivayetlerin Kur’an’a uygun olmasıdır. Hz. Peygamberin sünneti, Kur’an’ın açıklanmış/yaşanmış hâlidir. Zira Allah, Resulünün de Kur’an’a uyduğunu belirterek şöyle buyurmuştur: “...De ki: Ben ancak Rabb’im taralından bana vahyolunana uyarım...”Bu durumda Hz. Peygamberin kendisine uymak konusunda sorumlu olduğu Kur’an’a aykırı bir söz söylemesi veya fiil işlemesi mümkün değildir. Örneğin, “Düşmanının elini bükemediğin takdirde öp.” rivayeti yüksek ahlakıyla tanınan Hz. Peygambere ait olamaz.

OKUYALIM-ANLAYALIM
Rivayet edilen hadislerin Kur’an’a uygun olması gerekir. Bu anlamda aşağıda verilen rivayetin tenkidini anlamaya çalışınız.
Bir hadisin Tenkidi:
“Arabi üç şey için seviniz: Ben Arabım, Kur ’an Arapçadır ve cennet ehlinin dili de Arapçadır. ” (İbnu’l Cevzi, ElMevzuat, C 2, s. 41.)

Bu rivayetin eleştirisi şu şekilde yapılır:
-  Rivayet, Kur’an’ın Hucurât suresinin 13. ayetinde yer alan “...Allah katında en değerliniz ona karşı en saygılı olanınızdır...” ifadesiyle çelişmektedir.
-  Allah, Kur’anı Kerim’de “ Ey Araplar”, “Ey Türkler” gibi ırklara yönelik hitaplar yerine “Ey insanlar”, “Ey Âdemoğullan” gibi genel hitaplarda bulunur. Isrâ suresi 70. ayette, “Biz Âdemoğullarına değer verdik...”, Tin suresi 4. ayette “Biz insanı en güzel şekilde yarattık.” örneklerinde görüldüğü gibi Kur’an’da ırk ayrımı yapılmamış ve hiç kimseye bir ayrıcalık tanınmamıştır.

-  Kur’anı Kerim’de “Ey Arap Peygamber” şeklinde bir hitap yoktur.
-  Hz. Peygamber, “Allah sizin dış görünüşlerinize ve mallarınıza değil, ancak kalplerinize ve davranışlarınıza bakar.” (Müslim, Birr, 33.) buyurmuştur.
-  Kur’an’ın Arapça indirilmesinin tek amacı, ilk muhatapları olan Arapların İlahî mesajı daha iyi anlamalarım sağlamaktır. Örnek olarak şu ayetlere bakılabilir: Zümer suresi, 28. ayet, Fussilet suresi, 3. ve 44. ayetler, Şûrâ suresi, 7. ayet.
-  Allah’m yarattığı insanlar arasında ırk ve dil ayrımı yapması onun adaletine uygun düşmez.

NOT EDELİM
Hz. Peygamber, yanlış amaçlar için kendi sözlerinin araç olarak kullanılmasını yasaklamıştır. Onun kendisiyle ilgili olarak, “...Allah’a yemin ederim ki benim adıma bir şeye (beni bahane ederek) sarılmasınlar.” buyurduğu rivayet edilmiştir. Bu açıdan hangi sebeple olursa olsun kendisinin söylemediği bir sözü Hz. Peygambere atfederek etkili kılma teşebbüsleri açık bir suistimaldir. Nitekim onun yaratılışını herşeyden önceye alan “Âdem, henüz su ile toprak arasındayken ben peygamber idim.” sözü ile herşeyin onun için yaratıldığını iddia eden rivayetler sözkonusu edilen suistimallere
örnek teşkil eder.

Hz. Peygamberin ailesi ve arkadaşları ona nispet edilen sözler konusunda oldukça titiz davranmışlardır. Onların söz konusu hassasiyetlerinin temelinde de rivayetlerde Kur’an’a uygunluk şartını gözettikleri görülmektedir. Örneğin, Hz. Aişe “Ölü, yakınlarının kendisine ağlaması yüzünden azaba uğratılır.” rivayetini, “... Size bu hususta Kur’an’ın rehberliği yeter. Kimse kimsenin günahını çekmez.” diyerek reddetmiştir. Başka bir örnekte, boşanmış kadının nafaka ve mesken sorunu ile ilgili olarak; Fatıma binti Kays adlı bir hanım, “Kocam beni üç kere boşadı; Resulullaha müracaat ettim, bana nafaka ve mesken verdirmedi.” demiştir. Hz. Ömer, Talak suresinin 1. ayetinde, “...Onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar...” buyrulmasından hareketle, “Rabb’imizin kitabını ve Peygamberimizin sünnetini (doğru mu yanlış mı) söylediğini bilemediğimiz bir kadının sözüne bakarak terk edemeyiz.” diyerek bu rivayeti reddetmiştir.
altına almış olan birtakım rivayetlerin yer aldıkları kaynak ne kadar muteber, isnadı da ne kadar sağlam olursa olsun Kur’an süzgecinden geçirilmesi son derece önemlidir. Hatta bunun hayati bir öneme haiz olduğu bile söylenebilir.

2.3. Sahih Sünnete Uygunluk
Hz. Peygamberin söz ve uygulamaları anlamına gelen sahih sünnet pek çok kişinin gözlem ve tatbikatıyla ne silden nesile uygulanarak geldiği için sözlü nakillerden daha güvenilirdir. Bu sebeple hadislerin sıhhatini tespitte sahih sünnete uygunluk şartı aranmıştır. Sünnet, hadisin uygulanmış halidir. Her sahih sünnet toplumun gerek vicdanmda gerekse hayatında bir karşılık bulmuştur. Sorunların çözümünde içtihat ederken Malikilerin “Medine Ehli’nin Ameli”ni ve Hanefilerin “meşhur sünnet”i esas almalarının altmda bu anlam yatar. Hz. Peygamberin hayatı, hadis kaynaklarının yanı sıra siyer, tarih ve tabâkât kitaplarında da detaylı bir şekilde yer almıştır. Bu anlamda Hz. Peygamberin yaşantısını doğru olarak aksettirmeyen rivayetlerin ona ait olamayacağı kabul edilmiştir. Örneğin, bütün yaşamı iyilik yapmak ve iyiliğe teşvik etmekle geçmiş olan Hz. Peygamberin, “İyilik yaptığın kimsenin kötülüğünden sakın.” demiş olması düşünülemez.

Aynı şekilde kimseyi aldatmayan güvenilir kişiliği ve aile hayatındaki örnek tutumu dikkate alındığında Hz. Peygamberin, “Hanımlarınıza danışın ama onların görüşlerine uymayın.”demesi mümkün değildir.

Hz. Aişe ’nin, sözlerin Hz. Peygambere aidiyeti konusundaki titizliği ve rivayetleri tutarlı görmediği durumlardaki müdahaleleri meşhurdur. Örneğin, “namaz kılanın önünden kadın, eşek ve köpek geçmesi hâlinde namazının bozulacağına” dair rivayeti duyduğunda Hz. Aişe, “Bizi eşeklere ve köpeklere mi benzettiniz? Allah’a yemin ederim ki ben Resulullahm önünde sedirin üzerinde yatarken onun namaz kıldığını gördüm. demiş ve bu rivayeti Hz. Peygamberin uygulamasına (sünnetine) ters düştüğünü söyleyerek eleştirmiştir.

Sevgi ve hoşgörü, Hz. Peygamberin sünnetinin özünü teşkil eder. Bu durumda kötü muamele, kabalık ve anlamsız şiddet içeren rivayetlerin ona ait olması mümkün değildir. Örneğin, çocukların on yaşma geldikleri hâlde namaz kılmadıkları takdirde dövülmesini emreden hadis sahih sünnete aykırıdır.30 Çünkü ne Hz. Peygamberin ne de ashabının böyle bir uygulaması bilinmemektedir. Üstelik merhametiyle tanınmış bir Peygamberin çocuklara şiddeti içeren böyle bir yöntemi önermiş olması düşünülemez. Ayrıca uzun yıllar Hz. Peygamberin yanında kalan Enes b. Malik’in onun istediği gibi davranmadığı durumlarda bile bir kez olsun kendisinden azar dahi işitmediğini söylemesi dikkate değerdir.

 Bu konuya benzer bir örnek de çocukların mescitlerden uzak tutulmasını öneren hadislerdir. Hâlbuki Hz. Peygamberin uygulaması bunun tam tersi olmuştur. Hz. Peygamberin torunlarının namaz kılarken secdede onun üstüne çıktığı, hutbe okurken onları kucağına aldığı bilinir. Hatta kızı Zeynep’in çocuğu Ümame kucağında iken insanlara namaz kıldırdığına veya mescitlerde arka safta kadınların ve çocukların namaz kıldıklarına dair sahih rivayetler vardır. Bütün bu uygulamalar çocukların mescitten uzaklaştınlmaması gerektiği konusunda yeterince bilgi verir.

BİLİYOR MUYDUNUZ?
Ebu Yusuf diyor ki: “Rivayetler çoğalınca bunlar içinde herkesin bilmediği, (özellikle) fıkıh ehlinin bilmediği, Kur ’an ’a ve sünnete uymayan rivayetler ortaya çıktı. Onun için sen şaz (yaygın olarak bilinmeyen) hadislerden sakın. Hadisçiler ve fıkıh âlimleri tarafından bilinen (kabul edilen) rivayetler ile Kur ’an ve sünnete uygun olanları al, diğerlerini buna göre değerlendir... "

(İ. Hakkı Ünal, İmam Ebu Hanife ’nin Hadis Anlayışı ve Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu, s. 85.) (Ebu Yusuf, erReddü alâ Siyeri ’lEvzâi, s. 31 ’den naklen.)
Tarihî veriler açısmdan herkesi ilgilendiren konularda (yaygın olaylarda) söz konusu rivayetlerin de çok gelmesi gerekir. Bu türden rivayetlerin sahih sünnete uygun olmaması halinde reddedilmeleri gerekir. Örneğin, ateşte kızartılmış et yiyenin veya cenazeyi taşıyan birinin abdest alması gerektiği ile ilgili rivayetler yeterince yaygın olarak gelmedikleri için kabul görmemiştir.

YORUMLAYALIM
Aşağıdaki rivayetleri sahih sünnete uygunluk şartı açısmdan yorumlayınız.
-  “Allah, zenginlerin yemeğinin tadını fakirlerin yemeğine nakletmiştir.”
-  “Maddi imkân bulamaman Allah’ın seni koruduğunun alametlerindendir.”
-  “Fakirlik benim övüncümdür. Ben fakirlikle iftihar ederim.”
(Aliyyu’lKarî, Uydurma Olduğunda İttifak Edilen Hadisler, s. 87, 96, 183.)

2. 4. Akılla Çelişmeme
Akıl, Allah’ın insana verdiği İlahî bir lütuf ve nimettir. Allah, akla değer vermiş ve akimı kullananları da övmüştür. Akıl, doğru ile yanlışı ayırt edebilme kabiliyeti olarak her türlü sorumluluğun ön koşuludur. Aklı en iyi şekilde kullanmaya teşvik eden yüzlerce ayetin varlığı, Kur’an’m akla verdiği önemi göstermektedir. Aklı kullanmak, insan için vazgeçilmez bir gerekliliktir. Bu yüzden Hz. Peygambere nispet edilen sözlerin akılla çelişmemesi gerekir. Örneğin, “Beyaz gül peygamberimizin terinden, kırmızı gül Cebrail’in terinden, san gül Burak’ın terinden yaratılmıştır.” rivayeti akıl dışı olduğu için reddedilmiştir. İnsanın gücünü aşan, aklının almadığı ve normal şartlar altında uygulama imkânı bulunmayan konulann Hz. Peygamberle ilişkilendirilmesi doğru değildir. Örneğin, cennet ya da cehenneme girmeyi kişinin kendi tutum ve davranışlannm doğal bir sonucu olmaktan çıkaran rivayetler akıl dışıdır.

Hz. Peygamber, ahlakıyla olduğu kadar aklı ve zekâsıyla da üstün vasıflara sahiptir. Aynı zamanda o akla ve muhakemeye önem veren birisidir. Ona ait olan sözlerin bu özelliğini yansıtması gerekir. Bu durumda akılla çelişen hadis metinlerinin Hz. Peygambere ait olması düşünülemez. Örneğin, şu rivayetin akla uygun olmadığı açıktır. “Kim sabah namazına giderse iman bayrağı ile gitmiş olur. Kim de çarşı pazara giderse İblis’in bayrağı ile gitmiş olur.”36 rivayeti de akılla çelişmektedir. Hz. Peygamberin de mesleği olan ticaretin yapıldığı mekânlara gitmenin böyle nitelenmesi doğru değildir.

DEĞERLENDİRELİM
Aşağıdaki rivayetleri akla uygunluk açısından değerlendiriniz.
-  “Soğuk, din düşmanıdır.”
-  “Şişmanlık zekâyı giderir.”
-  “Selamet yalnız yaşamaktadır.”

TARTIŞALIM
Aşağıdaki rivayeti akılla çelişmeme ilkesi doğrultusunda değerlendirerek arkadaşlarınızla tartışınız.
“Kim ikindiden soma uyur da aklını kaybederse kendinden başka kimseyi kına masın.”

NOT EDELİM
Hadis metinlerinin akılla çelişmeme şartıyla ilgili olarak sübjektif yaklaşımlardan uzak durulmalıdır. Söz konusu çelişkiyi pek çok kişinin görmesi ve eleştirilerde nesnel (objektif) ölçüleri dikkate almak gerekir.

Ebu Hanife de rivayetlerin akla uygunluğu konusunda hassas davranmıştır. Örneğin, o ganimetlerin taksiminde “Süvariye bir, atına iki hisse ayrılmıştır.” şeklindeki rivayete rağmen, “Bir hayvanı insanın önüne geçiremem.” diyerek her ikisine de bir hisse verilmesi gerektiğini söylemiştir.

Yüzyıllardır bütün toplumlarda bir takım şeyler, bazı günler, yerler veya şahıslar uğursuz sayılmıştır. Arap toplumunda da böyledir. Örneğin, bir hamm Hz. Peygambere gelmiş ve “Ya Resulullah, oturduğumuz bir evimiz var. Nüfusumuz kalabalık, malımız çoktu. Şimdi nüfusumuz azaldı ve mal yok oldu.” demesi üzerine Resulullahm o evi uğursuz sayarak kadına o evi terk etmelerini söylediği rivayet edilmiştir. Cahiliye devrinden kalan buna benzer iddialar bizzat Hz. Aişe tarafından reddedilmiştir. Örneğin; o, iki bayram arası evliliği uğursuz sayanlara bizzat Hz. Peygamberin uygulamasını örnek göstererek karşı çıkmıştır.

Akılla çelişen rivayetler bazen başka kültürlerden geçebilmektedir. Başta Yahudi ve Hristiyan kültürü olmak üzere birçok kültüre ait unsurlar çeşitli yollardan İslam kültürüne sızmıştır. Bu tür rivayetlere İsrailiyatMesihiyat adı verilir. Özellikle Yahudi ve Hristiyanlardan Müslüman olanlar, eski inanç ve kültürlerini bilerek ya da bilmeyerek İslam toplumuna da taşımışlardır. Bu bilgilerin pek çoğu açıkça ve doğrudan değil ‘hadis’ adı altında İslam kültürüne dâhil edilmiştir. İslam âlimleri ve özellikle hadisçiler bu durumu ciddi bir tehlike olarak görmüşler ve bunların iç yüzünü ortaya koymak için büyük çaba harcamışlardır.
Ancak harcanan bunca çabaya rağmen bu rivayetlerin pek çoğu tefsir, hadis ve tarih alanlarında yazılan birçok eserde kalabilmiş ve varlıklarını bu güne kadar devam ettirebilmiştir.”
 Örneğin, bir rivayete göre Hz. Peygamber, Ebu Hureyre’nin elinden tutarak şöyle demiştir.
“Allah, (dünya) toprağını cumartesi günü yarattı; orada ki dağlan pazar günü yarattı; Bitkileri pazartesi yarattı; mekruh (çirkinlikleri) salı günü yarattı; nuru (ışığı) çarşamba günü yarattı; oraya hayvanlan perşembe günü yaydı; Hz. Âdem’i ise cuma günü ikindiden sonra cumanın son saatinde ikindi ile gece arasında yarattı.”42 Bu sözün Hz. Peygamberin vefatından sonra Müslüman olan Yahudi âlimi Ka’bu’lAhbar’a ait olduğunu bizzat Buharî Tarihi Kebir’inde söylemektedir.43

NOT EDELİM
 “Çoğu kere tarihçilerin, müfessirlerin ve nakil üstatlarının (hadisçilerin) içine düştükleri hatalannm sebebi zayıf veya sağlam demeyip bu hususta sadece nakle itimat etmeleri, bu gibi şeyleri asıllanyla karşılaştırmamalan ve benzerleriyle mukayese etmemeleridir. Bu yaklaşımlan onlann hikmeti esas almamalanndan, kâinatın tabiatlarına olaylann iç yüzüne vakıf olmamalanndan, ele aldıklan haberlerde düşünce ve basireti hakem kılma ölçüleri ile inceleme yapmamış olmalanndan kaynaklanmaktadır. Bu yüzden haktan sapmışlar, vehim ve hata çölünde şaşkın şaşkm dolaşmışlardır.”

2. 5. Tarihî Verilere Uygunluk
Hadis metinlerinin tahlil ve tenkidinde başvurulan yöntemlerden biri de hadisin tarihî verilere uygun olup olmadığının araştınlmasıdır. Buna göre herhangi bir olayla ilgili olarak rivayet edilen hadislerin tarihte meydana gelmiş olaylara ilişkin verilere ters düşmemesi gerekir. Doğruluğu tespit edilmiş tarihî verilerle çelişen rivayetler, sahih kabul edilmemiştir. Örneğin, “Peygamber, yeraltında bin yılı tamamlamaz.” şeklinde rivayet edilen ve Hz. Peygamberin vefatından sonra bin yıl geçmeden kıyametin kopacağını bildiren söz, tarihî veriler açısından anlamsızdır.

Nitekim rivayette sözü edilen sürenin dolmasma rağmen kıyametin kopmamış olması bu sözün asılsız olduğuna bir işarettir.
Bunun gibi tarihî gerçeklerle bağdaşmayan rivayetlerin Hz. Peygamberin sözü olması mümkün değildir. Örneğin, “Ümmetim, beş tabakadır: Kırk yıl iyilik ve takva ehlidirler; sonra yüz yirmi yılma kadar onlann ardından gelenler birbirlerine merhamet eden ve birbirleriyle iyi ilişki kuranlardır; sonra yüz altmış yılma kadar bunların ardından gelenler birbirlerine sırt çevirip ilişkilerini keserler; ondan sonra katliamlar ve kanşıklıklar gelir...” rivayetinde anlatılanlarla tarihî gerçekler çelişmekte ve burada anlatılardan doğrulamamaktadır.

Hz. Aişe’nin anlattığına göre; bir gün Hz. Peygamberin hanımları kendisine, “(Ahirette) Sana en önce hangimiz kavuşacak?” diye sorarlar. Bunun üzerine Hz. Peygamber, şöyle cevap verir; “Kolu en uzun olanınız.” Hanımlar daha sonra kollarım ölçerler ve en uzun kollu olan Hz. Şevde çıkar.

Hz. Şevde aralarında en fazla sadaka veren olduğu için Hz. Peygamberin kolu uzun olandan kastının çok sadaka vermekle ilgili olduğunu anlarlar. Söz konusu metnin sonunda bu hanım hakkında Hz. Aişe’nin şöyle dediği rivayet edilir. “Hz. Peygambere en önce kavuşan Şevde oldu.” Hâlbuki “Özellikle fiten, melâhim, kıyamet alametleri, fezâil, zühd, ve rekâik, menâkıb gibi doğrudan itikat, ibadet ve muamelatla ilgili olmayan konularda varid olan haberlerden zihinlerde tereddüt uyandıranların Hz. Peygambere isnadından kaçınılmalı, bunlardan Hz. Peygamberden sonraki gelişmelere uyanların, o dönemin ürünü olduğu kabul edilmelidir.”

NOT EDELİM
Resulullahın hanımı ve müminlerin annesi olan Hz. Şevde binti Zem’a ileri yaşlarda vefat etmiştir

(Öİ.54/674). Nitekim Hz. Peygamberden sonra ilk ölen hanımının Hz. Şevde değil Hz. Zeynep binti Cahş (öl. 13/634) olduğu tarih açısmdan sabittir. Zira Müslim’in rivayetinde de Şevde değil Zeynep ismi geçmektedir. Dolayısıyla bu hadis tarihî verilerle çelişmektedir.

Bu anlamda aşağıda verilen rivayetin tenkidini inceleyiniz.
“İnsanlar, hayırda ve şerde Kureyş’e tabidirler. (Kureyş, kıyamete kadar onların yöneticileridir.) (Müslim, îmâre, 33.)

Bu rivayet eleştirilirken şu noktalar üzerinde durulur:
-  İslam tarihinde yöneticilik Abbasilerden sonra Arapların elinden çıkıp diğer uluslara, örneğin, Türklere geçtiği için bu rivayet, tarihî olaylara aykırıdır.
- Hz. Muhammed’in vahiy ile kendisine verilen bilgiler dışında gelecekten haber vermesi, Kur’an’a göre mümkün değildir. Örnek olarak şu ayetlere bakılabilir: En’âm suresi, 50. ayet, A’r’âf suresi, 188. ayet, Yûnus suresi, 20. ayet ve Cin suresi, 26. ayet.
- S Bu rivayet, Allah’ın bildirdiği bir bilgiye dayanıyorsa bu bilgide bir yanlışlık olması mümkün değildir. Böyle bir bilgiye dayanmıyorsa bilgi alanı dışındaki bir konuda Hz. Peygamberin konuşmuş olacağı düşünülemez.

Hadislerin anlaşılmasında yaşanmış tarihî olaylar önemlidir ve göz ardı edilemez.

Metin tenkidine verilebilecek örneklerden biri de gelecekte vuku bulacak olaylarla ilgilidir. Bir sonraki zamanın bir öncekinden daha kötü olacağını ve bunun kıyamete kadar böyle devam edeceğini bildiren rivayetler genellikle gelecek hakkında karamsarlığa sürüklediği için eleştirilmiştir. Bunun yanı sıra Hz. Peygamberin şahit olmadığı ve genellikle Peygamber dönemi sonrası gelişmeleri anlatan rivayetler de vardır. Örneğin, “Ahir zamanda Rum diyarının soğuğu Şam’a, Şam’m soğuğu Mısır’a geçecektir.” gibi çeşitli sebeplerle ona isnadedilen bu haberlerin de uydurma olduğu açıktır. Çünkü Kur’an’da onun gaybı bilmediği belirtilmiştir.

Hz. Peygamberin tanık olmadığı olaylar hakkında tahmin de ve uyanlarda bulunması söz konusu olabilir. Ancak kendi hayatında hiçbir belirtisi olmayan ve tamamen farklı şartlarda gelişen siyasi, sosyal ve kültürel olaylardan kesin bir bilgi ile bahsetmesi mümkün değildir. Örneğin, Hz. Peygamberin haber verdiği gelecekle ilgili haberler arasında, Cemel (H 35) ve Sıffin (H 36) savaşı, Harre Vak’ası (H 63), Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi, hilafetin otuz yıl sürüp sonra saltanatın başlayacağı, Kaderiye ve Mürcie gibi fırkalann çıkacağı, Araplann Türklerle savaşmadan kıyametin kopmayacağı gibi pek çok rivayet vardır. Mehdi, deccal, hızır ve Hz. îsa’mn nüzulü ile ilgili haberler de böyledir.

 Bu nun gibi “Tabiinin hayırlısı Uveys’tir.. ,” rivayeti de Hz. Peygamber sonrası döneme ait bir iz taşır. Bu haberlerin pek çoğunun sosyal ve siyasi olayların etkisiyle ortaya çıktığı ve uydurulduğu açıktır.

Hz. Peygambere ait hadisler, İslam dininin doğru anlaşılması ve sağlıklı yaşanması açısından son derece önemlidir. Bunun için söz ve uygulamalanndan ona ait olanla olmayanı ayıklama çabalanna devam etmek gerekmektedir. Bu anlamda sened ve metin tenkidi, ulaşacağı sahih metinlerle Hz. Peygamberin örnek kişiliğini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.

DEĞERLENDİRELİM
“Peygamber, yer altında bin yılı tamamlamaz.”
Yukandaki rivayeti tarihi verileri dikkate alarak değerlendiriniz.

1. ...Peygamber (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu işittim: “Benim söylemediklerimi her kim bana isnâd ederse cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Buharî, İlim, 38.)
 
2. ...İbnAbbas (r.a.)’dan; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah, hakkında hayır dilediği kimseye din hususunda büyük bir anlayış (kabiliyeti) verir.” (Buharî, Î’tisam, 10, İlim, 13; Müslim, İmaret, 175; Tirmizî, İlim, 1.)

3. ...Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’dan; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İki kişiden başkasına gıpta edilmez; Allah tarafından kendisine mal verilip de hak yolunda o malı harcayan kimse ile Allah tarafından kendisine hikmet (ilim) verilip de onunla (yerli yerince) hükmeden ve onu başkalarına da öğreten kimse.” (Buharî, İlim, 15.)

4. ...Ebu Hureyre (r.a.)’den; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim ilim öğrenmek için yola çıkarsa Allah onu cennete giden yolu kolaylaştırır.”(Tirmizî, ilim, 2.)

5. .. .Ebu Hureyre (r.a.)’den; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlu öldüğü zaman üç şey dışında bütün amellerinin sevabı sona erer. Sadakai cariye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı bir evlat.” (Müslim, Vasiyet, 14.)

6. ...Enes b. Malik (r.a.)’ten; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İlim tahsil etmek için yolculuğa çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır.” (Tirmizî, İlim, 2.)

7. ...Enes b. Malik (r.a.)’ten; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin nefret ettirmeyin.” (Buharî, ilim, 11.)

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Hadis Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 6 DVD
Yorumlar