Mekke'nin Fethi ve Sonuçları
İmam Hatip 5. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 6 DVD

6.    Mekke’nin Fethi ve Sonuçları

Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında yapılan Hudeybiye Antlaşması’nın maddelerinden birinde iki tarafa da çevre kabilelerle ittifak kurma hakkı verilmişti. Bu anlaşmaya dayanarak Huzaa kabilesi Müslümanlarla, Huzaalıların düşmanı olan Bekir kabilesi ise müşriklerle ittifak kurmuştu.

Hicretin 8. yılı şaban ayı içerisinde Bekir kabilesi Huzaalılara saldırarak bu kabileden 23 kişiyi öldürmüş, Kureyşli müşrikler de Bekir kabilesine silah yardımı yapmıştı. Bunun üzerine Huzaalılardan Amr bin Salim yanında bir grupla beraber Medine’ye Hz. Peygamberin yanına gelerek olanları ona anlattı. Hz. Peygamber durumu öğrendiğinde üzüldü. Kureyşlilere, yaptıklarının anlaşmaya aykırı olduğunu belirterek durumun düzeltilmesi için iki seçenek önerdi. Ya Bekir kabilesi ile olan ittifaklarını bozacaklar ya da ölen yirmi üç kişinin diyetini vereceklerdi. Peygamberimiz, bunlardan birini yapmadıkları taktirde kendileriyle savaşacaklarını belirtti. Kureyşliler, Hz. Peygamberin önerisini hafife aldılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber savaş kararı alınca Ebu Süfyan Medine’ye gelerek, Hudeybiye Antlaşması’nın yenilenmesini istedi. Ancak Hz. Peygamber bunu kabul etmedi. Ebu Süfyan da bir netice alamadan Mekke’ye geri döndü.
Bu olaydan sonra Hz. Peygamber müttefik kabilelere haber vererek savaş hazırlıklarının yapılmsını istedi.

Müslümanlar çevredeki Arap kabilelerinin de katılımıyla 1 Ocak 630 yılında Medine’den yola çıktı. Mekke yakınlarındaki Merru’z Zehran denilen vadide konakladı. Hz. Peygamber burada Müslümanların sayısının çok olduğunu göstermek için on bin ateş yakılmasını emretti. Müşrikler bu ateşleri gördüklerinde çok telaşlandılar. Ebu Süfyan olayı anlamak için bir tepeden başka tepeye çıkıyordu. Bu arada Hz. Peygamberin amcası Hz. Abbas eşiyle birlikte Mekke’den ayrılıp Medine’ye Hz. Peygamberin yanına gitmeye karar vermişti. Mekke’den fazla uzaklaşmadan Müslümanların kamp yerine rastladılar. Hz. Peygamber amcasını görünce, “Amca, senin hicretin son hicret, benim peygamberliğim de son peygamberliktir.”dedi. Daha sonra Hz. Abbas da Müslümanların arasına katıldı.
Hz. Abbas gece vakti Mekke’ye gitti. Ebu Süfyan’a Müslümanların büyük bir orduyla geldiklerini bildirdi. Ancak niyetlerinin şavaş yapmak olmadığını, eğer teslim olurlarsa kendileri için iyi olacağını söyledi. Görüşmek amacıyla kendisini Hz. Peygamberin yanına götürebileceğini belirtti. Ebu Süfyan’la beraber Hz. Peygamberin çadırına geldiler. Hz. Peygamber Mekkelilerin, Müslüman ordusuna direnmeye kalkmamaları için Ebu Süfyan’a Müslüman askerlerinin olduğu kampı gezdirdi. Hz. Peygamber ondan Mekke’ye dönmesini ve halka şöyle söylemesini istedi: “Ebu Süfyan’ın evine sığınanlara, Kâbe’ye sığınanlara ve kendi evinde kalanlara hiçbir şey yapılmayacaktır.”

Ebu Süfyan Mekke’ye dönerek olanları kavmine iletti. Mekkelilerin direnmekle bir şey elde edemeyeceklerini ve Müslümanların da savaş yapmak istemediklerini bildirdi. Ertesi sabah erken saatlerde Müslümanlar dört bir koldan şehre girdi. Şehre giriş esnasında Halit bin Velit’in başında bulunduğu küçük bir birlik hariç Mekkeli lerle kayda değer bir çarpışma olmadı. Müslümanlar sekiz yıl önce zorunlu olarak ayrıldığı bu şehre barış içerisinde girdiler.

BİLİYOR MUYDUNUZ?

Hz. Peygamber Mekke’nin fethedildiği gün Kâbe’ye geldiğinde buranın etrafında üç yüz altmış put vardı. Bunların en büyüğü olan “Hübel”, Kâbe’nin üstüne konulmuştu. Diğerleri Kâbe’nin etrafına ve içine yerleştirilmişlerdi. Peygamberimiz putları devirirken şöyle diyordu: “Hak geldi, batıl yok oldu, esasen batıl yok olmaya mahkûmdur.” İsrâ suresi, 81. ayet.
 
Hz. Peygamber daha sonra Kâbe’ye girdi. Kâbe’nin içi putlarla doluydu. Duvarlarına resimler asılmıştı. Peygamberimizin emriyle burada bulunan putlar kırıldı ve dışarıya çıkarıldı. Daha sonra Resulullah burada namaz kıldı. Bu arada Müslümanlara çok eziyet ettikleri için öldürülmesi emredilen yaklaşık yirmi kişi vardı. Bunlar da kendilerine ne yapılacağını merak ediyorlardı. Birkaçı hariç bunların çoğu da affedildi. Bunlar arasında Ebu Süfyan’ın hanımı Hint ve Ebu Cehil’in oğlu İkrime de vardı.

Müslümanlar Mekke’yi fethettiklerinde hiçbir taşkınlık yapmadılar. Sekiz yıl önce terk ettikleri mahallelerini, evlerini gezerek hasretlerini giderdiler. Hz. Peygamber de Mekke’de fazla kalmadan şehrin idaresini Attab bin Esid’e bırakarak Huneyn’e doğru hareket etti.

Mekke’nin fethinden sonra Arap kabilelerinin çoğu Müslümanların siyasi otoritesini kabul ettiler. Birçok kabile de gruplar hâlinde Medine’ye Hz. Peygamberin yanına gelerek Müslüman olduklarını bildirdiler.

Arabistan’ın en büyük kabilelerinden olan Sakif ve Hevazin İslam’a karşı olan düşmanlıklarını eskiden olduğu gibi devam ettirmekteydiler. Bu iki kabile, İslam’ın Arabistan coğrafyasında daha fazla büyümesine engel olmak için savaşmanın kaçınılmaz olduğuna inanıyordu. Bunun için Hevazin kabilesinden Malik bin Avf önderliğinde yaklaşık yirmi bin kişilik bir ordu kurdular. Müttefik düşman kabileleri Müslümanlara karşı bir ölüm kalım savaşı yapmak niyetindeydiler. Askerler savaş meydanından kaçmasınlar diye onların bütün mallarını ve eşlerini de beraberinde götürmeye karar verdiler.
Hz. Peygamber düşman hakkında bilgi alması için Abdullah bin Ebi Hadred’i Huneyn Vadisi’ne gönderdi. Bu sahabenin vermiş olduğu bilgiler doğrultusunda on iki bin kişilik bir kuvvetle Huneyn Vadisi’ne doğru hareket edildi.

Düşman askerleri Huneyn’deki vadinin yamaçlarında pusu kurmuş Müslümanları bekliyorlardı. Müslüman askerleri düşmanın buradaki varlığından habersiz sabahın alacakaranlığında sayı üstünlüğüne güvenerek vadide gururla ilerliyorlardı. Düşman askerleri, bulundukları hakim noktalardan ansızın ok atışına başladılar. Bunun yanında yamacın üst tarafında oldukları için büyük taşları da Müslüman askerlerinin üzerlerine yuvarlıyorlardı. Müslüman öncü birlikleri ok atışlarına dayanamayarak kaçışmaya başladılar. Kur’anı Kerim bu hususu şöyle anlatır: “Şüphesiz ki Allah, size bir çok yerde ve Huneyn Savaşı yapıldığı günde yardım etmişti. O gün sayınızın çokluğu sizi gururlandırmıştı. Fakat çokluğunuz size bir fayda sağlamamıştı da o geniş yeryüzü size dar gelmeye başlamıştı. Sonra da yüz çevirip geri kaçmıştınız.” Bu durum karşısında Hz. Peygamber, gür sesli amcası Hz. Abbas’tan onları çağırmasını istedi. Bu çağrı üzerine Müslümanlar toparlandı. O ana kadar savunma yaparlarken hücuma geçtiler. Düşmanlar savaş alanını terk edince bütün mallar Müslümanlara kaldı. Ele geçirilen ganimetler Cirane denilen mevkide toplandı ve orada koruma altına alındı. Müslümanlar bu savaşta dört şehit verdi, karşı taraftan ise yetmiş kişi öldürüldü.

Huneyn’de yenilen düşman, üç yöne doğru kaçmaya başladı. Savaşın komutanı olan Malik bin Avf’ ın da bulunduğu bir grup düşman askeri Taif şehrine sığındı.
Müslümanlar Huneyn Savaşı’ndan sonra düşman askerlerinin sığındığı Taif şehrini kuşattı. Taifliler düşman saldırılarına karşı şehrin surlarını tamir etmişler ve içerisine de bolca yiyecek depolamışlardı. Müslümanların bu savaşta başarılı olabilmeleri için değişik savaş taktikleri uygulamaları gerekiyordu. Çünkü surlara tırmanan askerlerin üzerlerine içeriden kızgın yağ ya da büyük taş kütleleri atılıyordu.

BİLGİ KUTUSU
Peygamberimiz Mescidi Haram'ı dolduran kalabalığa bakarak, “Ey Kureyşliler, size ne yapa cağımı düşünüyorsunuz?” diye hitap etti. Onlar da “Bize bir yeğenin ve cömert bir kardeşin davranacağı gibi davranacaksın.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber de Hz. Yusuf’un kardeşlerine Mısır’a geldiğinde söylediği şu sözlerle karşılık verdi: “Allah sizi affetsin, o affedicilerin en büyüğüdür.”  
 
Bu sebeple kaleyi ele geçirmek zorlaşıyordu. Müslümanlar savaşta o kadar zor durumda kalmışlardı ki sahabeler Hz. Peygambere, “Ya Resulallah Sakif’in okları bizi yaktı, onlara beddua et.” diye istekte bulundu. Hz. Peygamber ise, “Allah’ım, Sakif’e doğru yolu göster.” şeklinde dua etmiştir.

YORUMLAYALIM
Huneyn'de ele geçirilen esirler arasında Beni Sa'd kabilesinden Haris'in kızı Şey ini a da bulunuyordu. Şeyma, kendisini esir alanlara, Hz. Peygamberin sütkardeşi olduğunu söyledi. Bunun üzerine Hz. Peygamberin huzuruna götürüldü. Peygamberimiz onu gördüğünde tanıdı ve gözleri yaşardı. Hemen hırkasını yere serip sütkardeşini onun üzerine oturttu. Kendisine pek çok iltifatta bulundu. Dilerse kabilesine geri verileceğini, isterse Medine’ye götürüleceğini açıkladı. Şeyma yaşlı olduğundan ailesinin yanına dönmeyi istedi.

Hz. Peygamber de ona mal ve hediyeler vererek ailesinin yanına gönderdi. Hz. Peygamberin sütkardeşi Şeyma’ya karşı olan davranışını akrabalık ilişkileri açısından yorumlayınız.

Taif’in kısa sürede fethedilemeyeceği anlaşılmıştı. Hz. Peygamber, Taif Kuşatması’nı kaldırarak Huneyn’de ganimetlerin toplandığı Cirane’ye doğru hareket etti. Müslümanlar bu kuşatmada on dört şehit verdiler. Hz. Peygamber Taif Kuşatması’ndan sonra geldiği Cirane’de on üç gün kalarak Huneyn Savaşı’nda ele geçirilen ganimet ve esirleri taksim ettirdi. Ganimetlerin beşte biri hazineye ayrılarak geriye kalanlar ise savaşa katılanlar arasında paylaştırıldı. Bu taksimde yeni Müslüman olmuş bazı kimselere diğerlerine nispetle daha fazla mal verdi. Müellefei Kulub (kalpleri İslamiyete yeni ısındırılmış kimseler) diye anılan bu kişilerin çoğu yeni Müslüman olmuş Mekkelilerden oluşuyordu.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Siyer Dersi

5. Sınıf Arapça
Yorumlar