Kuran'ın Üslup Özellikleri
İmam Hatip 5. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 6 DVD

Kuran’ın Üslup Özellikleri


4. Kur’an’ın Üslup Özellikleri


Kur’anı Kerim’in cümlelerinin oluşturulmasında ve kelimelerinin seçilmesinde kendine has anlatım tarzı ve üslubu vardır. O, şiir ve nesrin üstün özelliklerini kendinde toplayan İlahî bir kitaptır. Kur’an’ın ses dizgisi ve lügat güzelliklerinin ahengi, kulağa hoş gelen ve ruhu büyüleyen musiki gibidir. İçerdiği bilgi ve onu ifade farkı sebebiyle, benzerinin getirilemeyeceği konusunda meydan okumaktadır.51 Kıssa, tasvir, münazara gibi farklı edebî türleri ve beyan çeşitlerini en mükemmel derecede kullanmaktadır. Lafız ve mana uyumu öylesine mükemmeldir ki maksadı anlatmakta ne noksanlık ne de fazlalığa yer bırakmaktadır.
Tefsir ilminde Kur’anı Kerim’in üslup özelliklerini ifade eden belli başlı kavramlar vardır. Bunları sırayla açıklayalım.

4.1. İ’cazu’lKur’an
1’caz, aciz bırakmak, ikna etmek ve muhatabın delillerini çürütmektir. Terim olarak ise Kur’an’ın, kendi benzerini getirmede insanları aciz bırakması anlamına gelmektedir. Kur’anı Kerim, Arap lisanının mesel, yemin, kıssa gibi bütün dil inceliklerini kullanmakla birlikte, kendine özgü kullanımıyla da mucizedir. Kur’an’m meydan okumasına rağmen aynı dilin belagatine sahip olanlar benzerini asla getirememişlerdir. Müşrikler, Kur’an’ı kendilerine okuyan Peygamberimizin risaletini kabul etmemişlerdir. Fakat, Kur’an’m verdiği bilgi ve ses fonetiğinin cazibesine kapılarak onu gizlice dinlemekten de kendilerini alamamışlardır.

Kur’an’m etkileyiciliğinin bir sebebi, İlahî kaynaktan çıktığı gibi insanlara ulaşması, diğeri de yirmi üç yılda parça parça inmesine rağmen ayet ve sureleri arasındaki mükemmel ahenktir. Benzerini getirmekten aciz kalanlar, Kur’an’m nurunu söndürmek istemişler ama başaramamışlardır: “Allah’ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kafirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez.”53 Bazıları da gürültü kopararak onu susturmak istemişlerdir:
“İnkâr edenler! Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler.”

Kur’an’m icaz yönlerini sınırlandırmak mümkün değildir. Ancak en fazla işaret edilenler şöyle sıralanabilir: İndirildiği gibi muhafaza edilmiştir. Anlam ve konu içeriği okundukça zenginleşmekte işleyiş tarzı vardır. İnsanın; iman, ibadet, ahlak, düşünce ve sosyal hayattaki ihtiyaçlarını karşılama yönünden eşsizdir. Kur’anı Kerim’de yer alan bu hükümler çağlar üstüdür. Beyan ettiği yaratılışla ilgili ayetler ise ufuk açıcıdır. İndiriliş amacına uygun olarak insanın hayatmı anlamlı kılan ve onu olgunlaştırarak yücelten ilkeler içermektedir.

4.2. Hurûfı Mukattaa
Hurûf, harf kelimesin çoğuludur. Mukattaa ise “kesilmiş şey” anlamındadır. Terim manası, bazı sure başlarındaki tek tek okunan harflerdir. Mukattaa harflerine hecâ harfleri de denilmiştir.
Mushaflarımızda;  harfleri ayetin bir parçası olarak görülmüştür.
Diğer surelerdeki bu harfler ise müstakil bir ayet olarak numaralandırılmıştır.
Genellikle tefsirciler, hurûfı mukattaayı, manasını yalnızca Allah’ın bildiği müteşabihlerden saymışlar ve onları yorumlamamışlardır. Ancak kelamcılar Kur’an’m tamamı insan için hidayet rehberi olmasından hareketle bu harfleri tevil etmeye çalışmışlardır. Allah, Araplara konuştukları dilin alfabesinin bazı harflerini vererek sanki şöyle buyurmuştur: “Bunlar sizin kullandığınız harflerdir, onlarla kelime ve cümleler oluşturarak haydi Kur’an’ın benzerini getirin.” Allah bu meydan okumayla muhatapların dikkatini Kur’an’a çekmiştir. Hurufı mukattaanın başka tevilleri

BİLİYOR MUYDUNUZ?
Hurûfı mukattaa on dört harftir ve bu sayı Arap alfabesinin yarışma tekabül etmektedir. Bu haller Kur’an’da, harf sayılan bir ile beş arasında değişen on üç ayn kalıpta kullanılmıştır. Bunlann, yirmi yedisi Mekki ve ikisi Medeni olmak üzere, yirmi dokuz surenin başında yer almıştır.

Bu harflerin, Allah’ın isim ve sıfatlarına işaret ettiği ve Allah’ın bunlarla yemin ettiğine dair yorumların yanında, bunların Kur’anı Kerim’in veya surelerin isimleri olduğu da iddia edilmiştir.

4.3. Sure Başlangıçları
Bir sözün giriş kısmı, dinleyicinin durumu ve seviyesine uygun olması bakımından önemlidir. Bu nedenle dinleyicinin ilgisini ve dikkatini çekebilmek için konuşmaya latif, güzel ve ilginç bir üslupla başlanır. Sureler de; hamd, yemin, nida/çağn edatı, hecâ harfleri gibi üsluplarla başlamıştır. Bu üslup, ifade, şekil ve mana bakımından muhatabın ilgisini çekecek ve onu âdeta dinlemeye zorlayacak niteliktedir. Nebe’ suresinin hayret uyandıran bir soruyla başlaması buna güzel bir örnektir: “Birbirlerine neyi soruyorlar? O büyük haberi mi?”

Kur ’ an’ ı bir bütün olararak düşündüğümüzde muhatabının dikkatini çekme ve hayret uyandırma özelliği girişteki Fatiha suresinde de kendini açıkça göstermektedir. Uzayın küçük bir noktasında kabiliyet ve imkânları sınırlı olarak yaşayan insana, âlemler ve bütün övgülerin onun sahibine ait olduğuyla söze başlanmıştır. Dikkatler, bir anda dar maddi âlemden geniş manevi âleme çekilmiştir. Devamında, Allah’ın merhametinden, hesap gününden, kulluktan ve insanın maddi manevi desteğe muhtaç olmasından bahsedilmiştir. İnsanın kâinattaki ve inanç sistemindeki konumu belirlenmiş, yaşarken yaptığı tercihler paralelinde sonsuz hayatında karşılık göreceği bildirilmiştir. Ele alman bütün bu konular, putlara tapan, dünya hayatından başka hayatı kabul etmeyenlerin düşünce ve inancını altüst eden ifadelerdir.

Kur’an’daki bazı sureler de Allah’ı övücü ve yüceltici (hamd, teşbih, tebarake) kelimelerle başlamıştır. Surelerin yaklaşık dörtte biri, hurûfı mukattaa ile başlamıştır. Bazılarında söz insanlara, Müslümanlara ve Peygamberimize nida ile açılmıştır. Diğer bazı surelerin başında ise haber, yemin, emir, soru ve dilek cümleleri kullanılmıştır.
Sure başlangıçları, muhatabın dikkatini çekerek onu surenin muhtevasına yönlendirmektedir. Böylece, ayetlerin maksadının anlaşılmasını daha da kolaylaştırmaktadır.

4.4. Yeminler
Kur’anı Kerim’de yeminler, kasem kelimesiyle ifade edilir ve Aksâmu’lKur’an ismi altında incelenir. Allah Kur’anı Kerim’de, kendi yüce ismi üzerine, resullere, Kur’an’a, meleklere, kıyamet gününe ve tabiattaki önemli varlıklara yemin etmiştir. Cahiliye Arapları, bir sözün, haberin veya işin doğruluğunu ve değerini pekiştirmek istediklerinde yemin ifadelerini kullanırlardı. Yalan yere yemin etmekten de çekinirlerdi. Kur’an da dilin bu ifade tarzını korumuş, ayetlerini yeminlerle teyit etmiş ve öngördüğü hususları vurgulamıştır.

Allah, yemin edilen varlıkların önemine işaret etmiştir. Örneğin; Şems suresi 17. ayetlerinde, gök cisimleri, onların işleyiş mükemmelliği, insan ve onu yaratan üzerine yemin edilmiştir: “Ant olsun güneşe ve parıltısına. Güneşe uyduğu zaman aya. Güneşi açtığı zaman gündüze. Güneşi sararken geceye. Göğe ve onu bina edene. Yere ve onu döşeyene. Kişiye ve onu şekillendirene.” Evrenle ilgili bu ayetler bir taraftan gök cisimlerinin mükemmel işleyişini bildirmekte, diğer yandan bu varlıkları insanın yapamayacağını, o hâlde onların yaratıcısına inanması gerektiğini de vurgulamaktadır.
Allah, üzerine yemin ettiği varlıklarla, dinleyenlerin dikkatlerini çekmiş ve onların üzerinde düşünmelerini sağlamıştır. Örneğin, güneşin her gün düzenli şekilde doğması, gece ve gündüzün canlılara hayat vermesi üzerine yemin edilmiştir. Gecenin dinlenme vakti kılınması ve semanın yıldızla süslenmesine dikkat çekilmiştir. İncir, zeytin gibi gıdaların lezzeti ve faydası üzerine kasem edilmiştir. İnsanın gündelik hayatıyla içiçe olan bütün bu varlıklar ve nimetlere yemin edilmekle ona, “Bu harika denge ve düzen nasıl sağlanabiliyor, bu lezzetler topraktan nasıl çıkabiliyor?” düşüncesini vermektedir.
Allah, yukarıda belirtilen maksatları gerçekleştirmek için on yedi sureyi, farklı varlıklara yemin ederek başlatmıştır. Sure içerisinde de kendi ismi, Ka’be ve değişik varlıklar üzerine yemin etmiştir.

Ayrıca, tevhit ve ahirette ceza ve mükâfatın kesinliği için de yemine yer vermiştir. Allah yeminlerle inanan kullarını, iman esasları, ahlaki ilkeleri kazanma ve hidayet konularında bilinçlendirmiştir. İnkarcı kullarını ise yeminler vasıtasıyla düşündürerek bu hususları kabul etmeye çağırmıştır.

4.5. Meseller
Mesel; halk arasında kabul görüp yayılmış, benzetmeye dayalı hikmetli ve kinayeli veciz sözlerdir. Çoğulu “emsâl”dir. Kur’an ilimlerinde Emsâlü’lKur’an; ayetlerdeki mana ve maksadın, insan ruhunda iz bırakan ve hayranlık uyandıran biçimde özlü olarak ifade edilmesidir. Kur’an’da bu kavram, darbı mesel tamlamasıyla kullanılmıştır ve “açıklamak” manasına gelmektedir. Dilimizde de atasözü veya vecize anlamında kullanılmıştır.
Kur’anı Kerim, Arap dilinin en etkili ifade biçimi olması sebebiyle temsille anlatıma yer vermiştir. Akılla kavranabilen soyut kavramların zihinde tutulması hayli zordur. Meseller bunu duyularla daha anlaşılır şekle sokarak hafızada kalıcı hâle getirmektedir. Mesellerin büyük çoğunluğu başta tevhit olmak üzere itikadi konulardadır. Amelî ve ahlaki mesellere de yer verilmiştir. Anlaşılması bakımından meseller iki gruba ayrılmıştır.

Birinci kısım açık/sarih mesellerdir. Bu mesellerde benzetmenin amacı kişinin zihninde kolayca beliriverir. Geçimini ziraattan sağlayan halkın yaşadığı Medine’de inen Bakara 261. ayeti buna örnektir. Ayette, mallarını ihlasla Allah yolunda harcamak, yüz taneli yedi başak bitiren tohum ekmeye benzetilmiştir. Böylece bu amelin, bire en az yedi yüz kat sevap kazandıracağı muhataplara kolayca anlatılmıştır. Aynı şekilde, insan hayatının kısalığı; fide, çiçek açma, meyve verme ve kuruma aşamalarından geçerek rüzgârın önünde savrulan bitkiye benzetilmiştir. Malın ve fani dünyanın tatlı meyvesi sayılan evlatların geçiciliği de kısa ömürlü süse benzetilmiştir.

Mesellerin ikinci grubu ise kâmin/gizlidir. Bunları kavramak, daha derin düşünmeyi gerektirmektedir. Örneğin, “Rahh’inin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel) çıkar; kötü olandan ise faydasız bitkiden başka bir şey çıkmaz...” ayetindeki güzel toprak mümine, iyi  mahsul de onun salih ameline benzetilmiştir. Çorak toprak ise kafire, kıt ve kötü ürün de onun kötü ameline benzetilmiştir.

4.6. Kıssalar
Sözlükte kıssa, “birinin izini sürerek arkasından gitmek ve bir sözü birine beyan etmek” anlamın dadır. Kur’an kıssaları, ibret alınacak olan, tarihî gerçeklik ve doğruluk niteliği taşıyan olaylardır.

Kur’an inşam eğitirken anlatım üslubunu zenginleştiren ve soyut gerçeklerin anlaşılmasını kolaylaştıran kıssaları bir metot olarak çokça kullanmıştır. Bütün kıssalarda tema, Allah merkezlidir ve bütün peygamberlerin İslam’ı tebliğ ettiğini bildirmektedir. Kıssalar, geçmişten ders almak isteyenlere öğüt verirler. İç ve dış dünyasında buhrana düşenlere bu hâlden kurtulma yollarım göstermekte ve yeri geldikçe onu teselli etmektedir. Kıssalar dinî fikirleri, bazen insanın duygu dünyasını harekete geçirerek vermekte ve bu yolla okuyucunun zihin ve amellerini düzeltmektedir. Yusuf suresinde; vefa, sadakat, pişmanlık, yardımlaşma gibi ahlaki ilkelerde bunun en güzel misali verilmektedir.
Kıssalar Peygamberimiz ve müminlere, meşakkatlere direnmelerini telkin etmekte ve onları teselli etmektedir. Müminlerin imanda sebat etmelerini ve kendilerine güvenmelerini sağlamaktadır, inananları mükâfatlandırmak suretiyle Allah'ın lütfunu ve yalanlayanları cezalandırmak suretiyle de adaletini açıklamaktadır. Kısacası, iyileri takdir etmekte ve nankörleri ayıplamakta, onları inkâr ve inatlarım sürdürmekten sakmdırmaktadır.
Kıssalar, tarihî gerçeklerdir. İnsana, tarihî olaylar üzerinden dinî bilinç kazandırmaktadır. Kur’an; kıssaların ibretlik, ahlaki ve eğitici yönlerini taze tutmaktadır. Bunu yaparken ona kendi bakış açışım yüklemekte, bazılarını kısaltmakta veya basitleştirmektedir. Örneğin; Âd, Semûd ve Firavun’un içinde bulundukları durumlar, Fecr suresinin 613. ayetleri arasındaki yedi ayette özetlemiştir.

“Görmedin mi, Rabb’in ne yaptı Âd kavmine; direkleri (yüksek binaları) olan, ülkelerde benzeri yaratılmamış İrem şehrine, o vadide kayaları yontan Semûd kavmine, kazıklar (çadırlar, ordular) sahibi Firavun’a! Ki onlann hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler. Oralarda kötülüğü çoğalttılar. Bu yüzden Rabb’in onlann üzerine azap kırbacını çarptı.” Kur’an’da, önceki peygamber ve milletlere dair kıssalar fazlaca yer tutmaktadır. Ayrıca, başlarından ibretlik hadiseler geçen Hz. Meryem ve Kârun gibi şahısların ve Ashabı Kehf gibi grupların kıssalarına da yer verilmiştir. Bazen de İsrailoğullanna semadan indirilen sofra örneğindeki gibi bazı ilginç olaylar anlatılmıştır.

Anlatım tarzı bakımından Kur’an kıssaları, Hz. Yusuf’un rüyası gibi okuyucuyu meraklandıran bir girişle başlamıştır. Önemli sahnelerde temsili anlatım tercih edilmiş, ayrıntı ise muhatabın hayal gücüne bırakılmıştır. Olaylar, canlı ve hareketli tasvirlerle anlatılmışta. Mekkî surelerin kıssaları sert ve özlü üslupla verilmiştir. Medenî surelerin kıssalarında ise geniş açıklama ve yumuşak ifadeler kullanma metodu tercih edilmiştir.
Kıssalardaki tekrarlar; onlann önemini açığa çıkarmış, kalplerde iyice yerleşmesini sağlamıştır. Dinin tebliği farklı üsluplarla tekrarlanmıştır. Aynı kıssa, farklı üsluplarla anlatılarak Kur’an’m belagati ortaya konulmuştur.
 
ARAŞTIRALIM-ÖĞRENELİM
Fîl kıssası: Fil suresi, 15. ayetler; Hz. AdemŞeytan kıssası: A’râf suresi, 11-26. ayetler; Hz. Lokman kıssası: Lokman suresi, 12-19. ayetler; Hz. Musa kıssası: Kasas suresi, 22-28. ayetler; Bir Mü’min kıssası: Mümin suresi, 38-46. ayetler; Hz. İbrahim ve babasının kıssası: Meryem suresi, 41-50. ayetler; Ashabı Kehf kıssası: Kehf suresi, 10-18. ayetler.
Yukarıdaki ayet gruplarında verilen kıssalardan üç tanesini se çiniz ve ana fikirlerini araştırarak öğreniniz.

4.7. Mecazlar
Mecaz, asıl manasından alınıp, ilgili bulunduğu başka birmanaya nakledilen lafızdır. Dilimizde aynı manada kullanılmaktadır. Mecazın karşıtı hakikattir ve “lüzumlu, doğru inanç, arınmış amel, tam olarak maksada uygun düşen söz” demektir. Mecaz ve hakikat, her dilin vazgeçilmez ifade zenginliklerindendir. Diller, tatlılık ve çekiciliğini biraz da bu ifade üslubuyla kazanmaktadır. İlahî bilgileri insan diliyle ulaştıran Kur’anı Kerim’in bu dilin inceliklerini kullanması kaçınılmazdır. Bu yüzden Kur’an anlatımında, teşbih, temsil, kinaye gibi edebî sanatlardan birisi olan mecazı da kullanmıştır.

Mecazlar; Kur’an’ın ifade ve üslup yönünden özlü, doğru ve sıkıcılıktan uzak biçimde tefsir edilmesini sağlamaktadır. Örneğin, .. “...size elbiseler indirdik...”68 ifadesini hakiki manada aldığımız takdirde ‘gökten kar ve yağmur gibi...hazır elbiseler indirildiği anlamı kazanacaktır. Hâlbuki ayet, elbisenin hammaddesinden dikilmesine kadar hazırlanmasını uzun uzadıya anlatmak yerine, sonucunu mecaz yoluyla özlüce ifade etmiştir.

Kur’an’daki bir lafzm hakikat mi, mecaz mı olduğunu bilmek ayetin doğru anlaşılmasını sağlar. Oysa Peygamberimiz fil vakasından sonra doğmuştur. Bu olayı görmesi mümkün değildir. Bu ifade mecaz manasında alındığında ise Araplar arasmda tazeliğini koruyan fil hadisesini “Bilmiyor musun?” anlamına gelecektir. Ayetten anlaşılması gereken de bu manadır.

DEĞERLENDİRELİM
“...insanların dalga dalga Allah’ın dinine girmekte olduklarını...” (Nasr suresi, 1.ayet.), “Ebu Leheb’in iki eli kumsun...” (Tebbet suresi, 1. ayet.) ve “Şüphesiz, yeryüzün de yürüyen canlıların Allah katmda en kötüsü, akıllarım kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.” (Enfâl suresi 22. ayet.) “Kim bu dünyada körlük ettiyse ahirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır.” (îsrâ suresi, 72. ayet)
Yukarıdaki ayetleri hakikat ve mecaz açısından arkadaşlarınızla sınıfta değerlendiriniz.

4.8. Hitaplar
Hitap, “hüküm vermek ve seslenmek” manasınadır. Hitaplar, muhatabın dikkatini çekerek zihni söylenecek sözü algılamaya ve anılmaya hazırlar. Hitaba, genellikle W (Ey!) nida harfiyle başlanır. Allah, en çok ilk muhatabı olan Peygamberimize ifadesiyle hitap etmiştir.

Peygamberimizin dışındaki enbiyaya, ... şeklinde isimleriyle ve bütün peygamberlere topluca hitabında bulunmuştur.
Bakara suresi, 153, 168.; Mâide suresi, 41.; Enfâl suresi, 64.; Mü’minûn suresi, 51 ve Tahrîm suresi, 7. ayetlerindeki hi tapları bularak listeleyelim.

4.9. Tekrarlar
Kur’anı Kerim’de bazı kelime, cümle, ayet veya olayın birden çok tekrar edilmesi “Tekrâru’lKur’an” terimiyle ifade edilmiştir. Yüce kitabımız, getirdiği prensipleri insanlar iyice anlasınlar diye bazen lafız bazen de konu tekrarına yer vermiştir.71 İslam öncesi Araplar, dilin incelikleri arasında tekrarı sıklıkla kullanmışlardır. Kur’an, bu kullanım biçimini daha da güzelleştirerek devam ettirmiştir.

Kur’an’ın tekrarındaki güzellik, tekrarlanan ayet veya ifadenin öncesiyle ahenkli bir bağlantı kurulmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla ifade/ayet, sanki ilk defa söyleniyormuş gibi ayrı bir incelik ve tatlı bir üslup kazanmaktadır. aBuna Rahmân suresinde otuz bir defa tekrar eden, “Öyleyken Rabb’inizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” ayetini örnek verebiliriz. Bu ayetlerin her biri, bir önceki ayetle bağlantılıdır. Allah'ın varlığının delilleri, zikredilen nimetlerin her biriyle yapılmakta ve insana ayrı ayrı nimetler hatırlatılarak Allah’a yönelmesi hedeflenmektedir.
Konuların tekrarı, peygamberlerin hayatları değişik surelerde çeşitli bölümler hâlinde ve yeni bir üslupta sunulmaktadır. Her surede olaya değişik yönden bakılmakta ve çeşitli dersler verilmektedir. Örneğin; Hz. Adem’in kıssasının tekrar edildiği surelerde; “Allah’ın nimetleri, bu nimetlere karşı insanların şükürlerinin azlığı, insan ve cinin birbirinden üstün olmadığı, insanların zaafları, İblisle dostluk kurmanın kötülüğü” gibi yönleriyle anlatılmaktadır.

Tekrarlar, tekrar edilen şeyin önemini bildirmekte ve ona dikkat çekmektedir. Muhataplarını iyiliğe teşvik etmekte, kötülükten sakındırmakta ve şükretmelerini önemle istemektedir. Geçmişteki olayların tekrarı ise insanlara daha açık ve etkili bir şekilde ibret vermeyi sağlamaktadır.

İLİŞKİLENDİRELİM
Dört defa tekrarlanan, “Ant olsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?” (Kamer suresi 17. ayet.) ve on defa tekrar eden, “O gün (Peygamberi ve ahireti) yalan sayanların vah hâline” (Mürselât suresi, 15. ayet.) ayetlerini, öncesindeki ayetlerle birlikte okuyunuz. Tekrarlanan ayetlerle öncesindeki ayetlerin anlamlarını ilişkilendiriniz.
 

4.10. Sorular ve Cevaplar
Etkileşim ve iletişimin önemli bir vasıtası da soru ve cevaba yer vermektir. Bu manada Kur’anı Kerim’de de soru ve cevaplar muhatabı yönlendirmek, ikna etmek ve gerçeği öğretmek gibi maksatlarla kullanılmıştır.

Allah; müminlere, ehli kitaba, müşriklere, münafıklara ve meleklere doğrudan sorular yöneltmiştir. Onların yönelttiği sorulan da bizzat kendisinin verdiği cevapla birlikte nakletmiştir.

Kur’anı Kerim’de sorular; soru edatlan. fiil, haber ve dilek kipleri şeklinde sorulmuştur. Verilen cevaplar ise cevap edatlanyla veya fiil leriyle başlamıştır. Cevabın verilişinde oldukça farklı yöntemler kullanılmıştır: Bazen soruya aynı ayetin içerisinde85, bazen farklı ayetlerde cevap verilmiştir. Bazen bir soru, birden fazla yerde cevaplanmıştır. Soruya soruyla cevap verildiği de olmuştur. Allah, bazı yerlerde cevabı sorudan uzun, bazı yerlerde de kısa tutmuştur.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 11.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 11.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 11. Sınıf Tefsir Dersi

5. Sınıf Arapça
Yorumlar