Kuranı Kerimin Ana Konuları
İmam Hatip 5. Sınıf Hz. Muhammed'in Hayatı Eğitim Seti 6 DVD

Kuranı Kerimin Ana Konuları

2. Kur’an’ın Ana Konuları

Kur’anı Kerim, İlahî vahiy zincirinin son halkasıdır. Nazil olduğu dönemden kıyamet gününe kadar insanlar için hidayet kaynağı olmaya devam edecektir. İnsanı doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren konularda reberlik yapan Kur’an’ın daha iyi anlaşılıp yorumlanması için ele aldığı konuların ve bu konularla ilgili verdiği bilgilerin dikkate alınması gerekir. Kur’an’ın ana konularıyla ilgili farklı tasnifler yapılabilir. Çünkü konu tasnifleri, kişinin bakış açısma göre değişebilir. Kur’an’m ana konulan insana Allah, tabiat, tabiattaki diğer varlıklar, insanın kendisi, ailesi, akrabalan, komşulan ve tüm sosyal ilişkileri gibi hususlarda yol gösterir. “...Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık...” ayeti bu gerçeği ifade eder. Aynca, “ Ey insanlar! İşte size Rabb’inizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi.”26 ayeti Kur’an’m en temel özelliğini belirtir.

NOT EDELİM
Hendese bilen müfti ile hendese bilmeyen müftinin fetvasıdır.
Bir kimse boyu, eni ve derinliği dört zirâ bir kuyu kazmak için birini sekiz akçaya tuttu. O da boyu, eni ve derinliği iki zirâ olan bir kuyu kazdı ve karşılığında dört akçe istedi. Fetva ettirdiler, hendese bilmez müfti dört akça hakkıdır, dedi. Hendese bilen müfti hakkı bir akçe diye fetva verdi, doğrusu da budur. Çünkü iki zirâ kuyu dört zirâ kuyunun sekizde biridir, ücretin de sekizde bir olması gerekir.

Vahiy üzerinde düşünüp öğüt almak, onun rehberliğinden ve rahmetinden yararlanmak için de doğru bilgi, doğru inanç ve doğru davranış sahibi olmak gerekir. Kur’an’ın ana konulan, bu temel değerleri açıklar ve bunların gerçekleşmesini sağlar. Kur’an’ın ana konularını; yaratılış ve evren, iman, ibadet, ahlak, insan ilişkileri ve tarih (kıssalar) şeklinde belirleyebiliriz.

2.1. Yaratılış ve Evren
Yüce Allah tüm evreni var etmiştir. Allah, evreni ve içindekileri yaratmak istediğinde sadece “Ol!” emriyle her şeyin olduğu hususunu Kur’an’da şöyle ifade eder: “(O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece “Ol!” der, o da hemen oluverir.” Allah evreni ve içindekileri yalnızca yaratmakla kalmamış, her an var olmasını ve varlığım devam ettirmesini de sağlamıştır. Evren, İlahî tasanya göre yaratılmış ve Allah’ın tasarrufuna boyun eğmiştir. Kur’an’da bu husus,“Her şeyi yaratan Allah’tır. Her şey onun tasarruf ve yönetimindedir.”28 şeklinde ifade edilmiştir.

Kur’an’da evren ve içindekiler için işaret, ayet ve burhan kelimeleri kullanılmakta, bunların da Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden deliller olduğuna dikkat çekilmektedir. Yerler ve gökler, dağlar ve denizler, atmosfer ve gezegenler gibi tüm varlıklar Allah’ın iradesi ve yasalarına boyun eğmiş bir şekilde ahenk ve uyum içinde varlığını sürdürmektedir. Ayette, “O, yaratıp şekillendiren, ahenk veren ve düzene koyandır. O, (her şeyi) ölçüyle yapıp yönlendirendir.” buyrulmaktadır.

Eğer tabiattaki varlıklar kendileri için belirlenen yasaların ve ölçülerin dışına çıkmış olsalardı dünyada büyük bir karışıklık meydana gelir ve evren yok olurdu. Evren ve içindekilerinin mükemmel olarak yaratılması, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışması Allah’ın kudretinin bir göstergesidir. Bu durum Kur’an’da, “Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan odur. Rahman’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilirmisin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner.” şeklinde ifade edilir.

Tüm varlıklarıyla yaratılmış olan evren, sanal olmayıp gerçek bir âlemdir. İnsanlar kendilerine verilen akıl ve duyu organlarıyla bu evrenin her parçasını algılar ve bunu araştırıp idrak ederek anlamlandırmaya çalışır. Evrenin işleyi şini yönlendiren ve yöneten yegâne kudret Allah’m gücüdür. Çünkü Allah, yaratmış olduğu evrene ve bütün nesnelere işleyiş kurallarını yerleştirmiştir.

Kur’an’da, evrendeki canlılık ve hayat kaynağının su olduğu belirtilir. Su ile hayat arasında kopmaz bir bağm olduğuna, insanların, hayvanların ve diğer tüm canlı varlıkların sudan yaratıldığına ve su ile hayat bulduğuna dikkat çekilir.
Bu konuda şöyle buyrulur: “Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

Kur’anı Kerim’de yaratılışın mükemmel oluşu ve evrenin kendi içindeki düzen ve uyumu Allah’m varlığına ve birliğine götüren bir işaret olarak anlatılmaktadır. Evrendeki tüm canlılar insanın hizmetine sunulmuştur. İnsan, tüm ihtiyaçlarını karşılayarak kendisine hizmet eden bu evrenin mutlak yaratıcısı olan Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olmalı ve hiçbir şeyin başıboş yaratılmadığını düşünerek onu hatırlamalıdır. Kur’an’da insanevren ilişkisi, “Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette sağduyu sahipleri için ibretler vardır. Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: “Rabb’imiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!”33 ayetiyle ifade edilmektedir.

“Nasıl ki yola dikilen işaretler, yolcunun gözlerini kendilerine değil gideceği istikamete yöneltirse her tabiat olayı da bizim dikkatimizi kendi üzerine değil kendilerinin ötesinde olan bir istikamete yöneltmeye çalışır. Bu derin anlayışa göre bir tabiat olayı artık bir tabiat olayı değildir, bir işarettir, bir semboldür. Kur’an buna ayet diyor. Kur’an’a göre birer ayet olan bütün tabiat olayları Allah’ın zatını, yahut da onun şu veya bu sıfatını ve iyiliğini, saltanat ve adaletini gösterir.”
 

YORUMLAYALIM
Evrenin yaratılışını ilgili ayet mealleriyle birlikte yorumlayınız.
1. Yüce Allah, her şeyi “Ol!” emriyle mükemmel bir şekilde yaratmıştır: (Bakara, 117; Âli İmrân, 27, 59; En’âm, 101; Yâsîn, 82.)
2. Allah önceleri bitişik hâlde olan yer ve gökleri birbirinden ayırmış, genişletmiş ve bugünkü duruma getirerek yaratmıştır: (Enbiyâ, 30; A’râf, 54, Zâriyât, 47.)
3. Evren yeryüzü, gök, güneş, ay, yıldızlar ve diğer gök cisimlerinin yaratılmasıyla oluşumunu tamamlamıştır: (Fussilet, 912; Enbiyâ, 31, 32.)

2.2. İman
İman, İslam inanç esaslarını tereddütsüz kabul ederek içtenlikle inanmaktır. Kur’anı Kerim, İslam dininin temellerini oluşturan iman esaslarına yer vermiştir. Bir ayette bu husus, “Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyla sapıtmıştır.”34 şeklinde ifade edilir. Bu ayetten de anlaşıldığı gibi Allah, yarattığı, yaşattığı ve rızıklandırdığı insanın sapkınlığa düşmemesi için bu temel inanç esaslarını bildirmiştir.

Kur’an, inanç sisteminin temeline tevhit inancını yerleştirmiştir. Vahiy, peygamberlik ve ahiret gibi diğer iman esasları Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etmeye dayanır. Tevhit inancına göre evreni ve içindeki her şeyi yaratan ve onları düzen ve uyum içinde tutan Allah’tır. Allah mutlak güç ve kudret sahibidir. O, sonsuz bilgisi ve gücüyle evrendeki her şeye hükmeden tek ilahtır. Allah her şeyi işiten (semi), gören (basir), başlangıcı ve sonu olmayan (ezelî ve ebedî), yarattıklarına karşı sonsuz rahmet ve merhamet sahibi olan bir varlıktır. İnsanlara vahiy yoluyla din gönderen, sadece kendisine ibadet edilen tek varlık Allah’tır ve ona ait vasıflar başkasına yakıştınlamaz. Kur’an, bu hususu en yalın bir şekilde şöyle ifade eder: “ De ki: O, Allah’tır, bir tektir. Allah Samed’dir (Her şey ona muhtaçtır; o, hiçbir şeye muhtaç değildir.) Ondan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir.). Kendisi de doğmamıştır (Kimsenin çocuğu değildir.). Hiçbir şey ona denk ve benzer değildir.”

Kur’an’da bizlere bildirilen diğer bir iman esası da vahye iman etmektir. Allah, insanlara doğru yolu göstermek amacıyla peygamberleri aracılığıyla tarihin değişik dönemlerinde İlahî mesajlar göndermiştir. Kur’an’da belirtildiği gibi her toplum tarihin bir döneminde vahye muhatap olmuştur. “Ant olsun biz, her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının.’ diye peygamber gönderdik...” ayeti bunu açıkça dile getirir. Çünkü İlahî vahye mazhar olmayan bir toplumun Allah’ı gereği gibi tanıması ve ona ibadet etmesi mümkün değildir.

Vahiy yoluyla gelen İlahî mesaj lann yer aldığı kitaplara iman etmek İslam dininin temel inanç esasları arasında yer alır. İnsanların doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, zararlı ile faydalı olanı birbirinden ayırt edebilmesi, Allah’a gereği gibi kul olabilmesi, kendisine, ailesine ve diğer insanlara karşı görevlerini en iyi bir şekilde yerine getirebilmesi, akıl ve irade sahibi bir varlık olarak tüm sorumluluklarının bilincinde olması için vahyin kılavuzluğuna ihtiyaç vardır. Vahiy yoluyla ve peygamberler aracılığıyla insanlara gelen kitaplar Zebur, Tevrat, İncil ve Kur’anı Kerim’dir. Kur’an, İlahî vahyin sonuncusu olup vahyedildiği günden vahyedildiği şekliyle hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiş ve kıyamete kadar da bu özelliğini koruyacaktır. “Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.” ayeti Kur’an’ın bu özelliğine işaret eder.

İslam inancının önemle üzerinde durduğu ve iman edilmesi gerektiğini bildirdiği diğer bir ilke de peygamberlik (nübüvvet) tir. Yüce Allah, mesajlarını insanlara peygamberler aracılığıyla göndermiştir. Peygamberlerin tüm insanlar için örnek ve rehber olmaları için de Allah onları insanlar arasından seçmiş ve görevlendirmiştir. Peygamberler her zaman doğruyu söyleyen ve emanete karşı dürüst davranan insanlar arasından seçilmişlerdir.
İnsanın hem dünya hem de ahiret hayatında mutlu olması, Allah’a, kendisine, diğer insanlara ve tabiata karşı sorumluluğunu yerine getirmesine bağlıdır. Sorumluluk alanının bilgisine de ancak peygamberlerin tebliğiyle ulaşabilir.38 Bunun için de Allah her topluma peygamber göndermiş ve göndermediği topluma azap etmeyeceğini bildirmiştir.

Peygamberliğin asli görevi, Allah’tan aldığı vahyi olduğu gibi insanlara tebliğ etmektir. Her peygamberin bir mucizesi vardır. Peygamberlerin sonuncusu olan ve âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed’in de en önemli mucizesi Kur’anı Kerim’dir.
Kur’an’m ana konularından olan imanın temel esaslarından bir diğeri de ahirete iman etmektir. Ahiret, dünya hayatından sonra başlayıp ebedî olarak devam edecek olan hayattır. Kur’an’ın hem Mekke hem de Medine döneminde nazil olan ayetlerinde sürekli ahiret hayatıyla ilgili vurgular yapılmıştır. Dünya hayatıyla ahiret hayatı aynı ayetler içinde tekrarlanmış, insanların tüm davranışlanndan sorumlu olduğu vurgulanmıştır. Dünyadaki sorumluluk duygusunun kazanılmasında ve pekiştirilmesinde ahirete olan imanın büyük bir önemi vardır. Çünkü, “Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.” ayetinde işaret edilen duyguyla yaşamak bizlere davranışlarımızı sürekli kontrol etme bilinci kazandırır.

2.3. İbadet
Kur’anı Kerim’in ana konularından biri de ibadettir. Kısaca ibadet Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından da kaçınmaktır. İbadetler alanı çok geniş tutulmuş ve Allah’ın hoşnutluğunu kazandıran her davranış, hareket ve inanış ibadet olarak tanımlanmıştır. İman eden bir kişinin Allah’a karşı bir düzen ve kural içinde yerine getirdiği namaz, oruç, hac ve zekâtın yanı sıra yaşadığı sosyal çevre içinde yaptığı her türlü güzel ve faydalı davranış da ibadettir. Güzel bir söz söylemek, muhtaç birine yardım etmek, fakiri, yoksulu ve yetimi gözetmek, çevresini temiz tutmak, sorumluluklarını yerine getirmek, başkasınm haklarına saygılı olmak, doğru sözlü olmak, israftan kaçınmak, adaletli olmak, tüm canlılara merhametli davranmak gibi birçok davranış da ibadet kapsamına girmektedir.

Kur’an’m birçok ayetinde iman ve salih amel birlikte zikredilir. Güzel davranış ve samimiyet diye tarif edilen, salih amele dönüşmeyen iman ile iman üzerine inşa edilmeyen ibadet sürekliliğini yitirir. Bunların sürekli ve kalıcı olması için yalnızca Allah nzası için ve her türlü gösterişten uzak olması gerekir. Çünkü ibadetlerde asıl olan sürekliliktir. İbadetler bir menfaat temin etmek, birilerine yaranmak veya kendini olduğundan farklı göstermek amacıyla yapılmaz. “(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.”40 ayetine göre Müslümanlar sadece Allah’a ibadet etmek ve yalnızca ondan yardım ve mükâfat beklemekle emrolunmuşlardır.

Allah’a kulluğun en güzel ifadesi olan ibadet, onun bize verdiği sonsuz nimetlerine karşı bir şükür niteliği taşır. Takvaya erişmenin, onun rızasını kazanmanın, nankörlük yapmamanın, ve sayısız nimetlerden yararlanırken bunları bizlere bağışlayan Allah’a karşı şükür görevimizi yerine getirmenin yolu tüm içtenlikle yalnızca ona ibadet etmektir. Yüce Allah, bu hususa şöyle dikkat çekmektedir: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize ibadet edin ki Allah’a karşı gelmekten sakınasınız. O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah’a ortaklar koşmayın.”
İbadetler bir yandan insanın ahlakını güzelleştirirken diğer yandan Allah’a olan inancını ve sevgiyi artırır. Kötü davranışlardan ve günah işlemekten uzak tutar, her an yaptıklarının hesabını verecek duygusuyla hareket ederek sorumluluk bilincini canlı tutar ve davranışlarım kontrol eder. Kur’an’da, “Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten ahkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.”42 buyrularak insanın belirli bir düzen ve kural çerçevesinde yerine getirmekle mükellef olduğu namaz ve diğer ibadetlerin insan üzerindeki etkilerine dikkat çekilmiştir.

2.4. Ahlak
Ahlak, insanın kendi özgür iradesiyle ihlas ve samimiyetle ortaya koyduğu güzel tutum ve davranışlar bütünüdür. Kur’anı Kerim, insanlara karşı sorumluluklarımızı yerine getirmemizi, inanç ve ibadetlerimizi yerine getirirken samimiyet ve içtenliği elden bırakmamamızı öğütler. Bunun için de içimizdeki kötü duygulardan annmak, kabiliyetlerimizi olumlu davranışlarla ortaya koymak, tüm yaratılmışlara karşı şefkatle hareket etmek ahlaki olgunluğa ve yüce değerlere ulaşarak hayatımızı düzenlememiz gerekmektedir. Ahlak bakımından olgun insanlar olmamızı öğütleyen Allah; hoşgörü, adalet, merhamet, doğruluk, sevgi,sabır, alçak gönüllülük ve kanaat etmek gibi güzel davranışları da edinmemizi tavsiye eder.

Ahlak, insanın iyilik ve olgunluk bakımından kendisini sürekli yenilemesini sağlar. Bunun için de insanın herşeyden önce kötü ve çirkin şeylerden uzak durması, iç dünyasını Allah inancıyla zenginleştirmesi gerekir. Çünkü insan gönlüne yerleştirdiği ve yürekten iman ettiği Allah bilinciyle ahlaklı olmaktan zevk alır, hatalarının farkına vararak bir daha işlememe kararlılığını gösterir, her türlü kötü söz ve davranıştan yüz çevirir. Kur’an’ın, “O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir. Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını daverir. Kâfirler için ise çetin bir azap vardır.” ayetlerini okuyan insan,
iman ettiği Allah'ın rahmet ve merhamet sahibi olan, tövbeleri kabul eden bir ilah olduğuna samimiyetle inanır ve onun bu davranışlarını hayatında gösterir. Allah’ın hoşnut olduğu ve yapılmasını emrettiği bazı güzel davranışlar da Kur’an’da şöyle belirtilir: “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emre der, çirkin işleri, fenalık ve azgınbğı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”Allah’ın emrettiği güzel davranışları yerine getiren insanlar cennetle müjdelenmişlerdir. Allah onlar için sonsuz nimetler hazırlamıştır.

DÜŞÜNELİM
Aşağıdaki ayeti okuyarak hangi davranışların iyilikibadet olarak vurgulandığını düşününüz.

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve bati taraflarına çevirmeniz (den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah ’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren,antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah ’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. ”(Bakara suresi, 177. ayet.)

Allah’ın gerçek kullan oldukları ve mükâfatlandınldıklan da Kur’an’da şu şekilde açıklanmaktadır: “(Allah’ın iyi kulları)Adadıkları şeyi yerine getirir ve felaketi bütün ufukları tutan kıyamet gününden korkarlar. Ve onlar kendi canları çekmesine rağmen yiyeceklerini, fakire, yetime ve esire ikram ederler. Ve derler ki: “Biz size sırf Allah rızası için ikram ediyoruz, sizden karşılık istemediğimiz gibi bir teşekkür bile beklemiyoruz.” Kur’an’ın ahlaka yaptığı bu vurgu sağlıklı bir topluma ulaşmak için insanların manevi bakımdan da olgunlaşmaları gerektiğinin bir işaretidir.

Allah’a karşı olan kulluğumuzu gereğiyle yerine getirmek için Kur’an’ın kötü olarak nitelediği tutum ve davranışlardan uzak durmak, iyi görüp övdüğü davranışları da hayatımızın aynlmaz bir parçası hâline getirmek gerekir. Kur’an’da Allah’ın emirlerini çiğnemekten sakınmak ve ona karşı kulluğumuzu içtenlikle yapmak anlamında kullanılan “takva”, Allah’ı ve onun nimetlerini anmak ve hatırlamak anlamına gelen “zikir”, Allah’ın verdiği nimetlere karşı nankör olmayıp ona isyan etmemek olan “şükür”, her işimizde yalnızca ona dayanmayı ve güvenmeyi ifade eden “tevekkül” kavranılan Allah’a karşı olan ahlaki sorumluluklarımızı beyan eder. Aynca tüm söz ve davranışlarımızda doğru ve dürüst olmak, sorumluluğumuzu yerine getirirken ve yetkilerimizi kullanırken adaletli davranmak, bize bırakılan emanetlere riayet etmek, her türlü iyiliği tavsiye edip kötülüklere karşı koymak, muhtaç olanlara mal varlığımızdan infak etmek gibi hususlar da çevremize karşı yerine getirmemiz gereken ahlaki sorumluluklarımızı gösterir.

2.5. İnsan İlişkileri
İnsan, sosyal bir varlık olduğu için toplum içinde yaşamak zorundadır. Toplum içinde yaşayan insanların sahip oldukları haklar ve özgürlükler olduğu gibi birbirlerine karşı yerine getirmeleri gereken sorumlulukları da vardır. Kur’anı Kerim, insanın hak ve sorumluluklarından söz ederek insan ilişkilerine dair bazı hükümlere yer vermiştir. İnancın, ibadetin ve ahlakın sosyal hayattaki yansımaları bu hak ve sorumluluklarla ilgili düzenlemelerde açıkça ortaya çıkar. Çünkü inançlı ve ahlaklı bireyler sosyal hayatlarında da adaleti sağlayan ve başkalarına zulmetmeyen bir kişi olmak durumundadır.

Yeryüzünde adalet ve ahlak temellerine dayalı yaşanılabilir bir toplumun oluşup varlığını devam ettirmesi Kur’a’nın temel hedefleri arasında yer alır. Böyle bir toplumun oluşması da insan ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde olmasına bağlıdır. İnsanlar arası ilişkilerde insanın sahip olduğu hakların korunması için insanlar arasında dil, ırk ve renk ayrımı yapılmaması gerekir. Kur’an, insanların eşit olduğunu, iyilik yapmak hariç tutularak hiç kimsenin kimseden üstün olmadığını vurgulamış ve insanlar arasında üstünlüğe götürebilecek tüm farklılıkları yok saymış, insanların birbiriyle olan ilişkilerim tüm insanların eşitliği ilkesine dayandırmıştır. Kur’an’da bu husus şu şekilde dile getirilir: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülalelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvada (Allah’ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır. Muhakkak ki Allah her şeyi mükemmelen bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.”

İnsanın temelde birbiriyle eşit olduğunu bu şekilde dile getiren Kur’an, toplumsal ilişkilerin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için de insanlara şu çağrıyı yapmaktadır: “Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tövbe etmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir. Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”

Kur’anı Kerim, insan ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi, toplumsal güven ve huzurun sağlanması için adaletin ayakta tutulmasını, adalet ve hukukun önünde herkesin eşit olduğunu, bu konuda hiç kimseye ayrıcalık tanınmamasını da şu şekilde emreder: “Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin. Allah için şahitlik eden insanlar olun. Bu hükmünüz ve şahitliğiniz isterse bizzat kendiniz, anneniz, babanız ve yakın akrabalarınız aleyhinde olsun. İsterse onlar zengin veya fakir bulunsun; çünkü Allah her ikisine de sizden daha yakındır. Onun için, sakın nefsinizin arzusuna uyarak adaletten aynlmayın. Eğer dilinizi eğip bükerek gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün şahitlikten kaçarsanız, iyi bilin ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”

İnsan hiç şüphesiz sorumlu bir varlıktır. Hiçbir ilişkisinde sorumsuzca hareket edemez. Kişinin kendisine, ailesine, içinde yaşadığı topluma ve çevreye karşı yerine getirmek zorunda olduğu sorumlulukları vardır. Kur’an’ın öngördüğü ideal insan, içinde yaşadığı toplumun sorunlarıyla ilgilenen, sevgiye, dayanışmaya, kardeşliğe, toplumsal barışa ve huzura katkıda bulunan, insan hak ve özgürlüklerine saygılı olan biridir. Kur’an’a göre insan ilişkilerinde bu değerlerin gerçekleşmesi için de bir arada yaşamayı zorlaştıran nefret duygularına sahip olmak, bencil davranmak, kin beslemek, hakaret etmek, dedikodu yapmak ve başkasını küçümseyip hiçe saymak gibi olumsuz davranışlardan uzak durmak gerekir. Toplumun huzur ve güvenini ana hedefleri arasına alan Kur’an, insanlar arasındaki ilişkilere dair alışveriş, infak, emanet, vasiyet, borçlanma, miras, evlenme, boşanma ve aile hayatmı ilgilendiren diğer hususlar gibi toplumun sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürmesini sağlayan konularla ilgili açıklamalara ve hükümlere yer verir.

2.6. Tarih (Kıssalar)
Kıssalar insanların ibret almalarım sağlamak amacıyla geçmişte yaşamış peygamberler ve toplumlarla ilgili Kur’an’da anlatılan olaylardır. Kur’anı Kerim’in ana konularından biri olan önceki topluluklar hakkında bilgi veren tarih veya kıssalar, vahyin ana hedeflerinin muhatap kitle tarafmdan daha iyi anlaşılmasını sağlar. Kur’an mesajlarının toplum tarafından daha rahat ve kolay bir şekilde anlaşılması için kıssalara başvurulmuştur. Kıssalar yoluyla Allah’ın birliği, ahiret inancı, önceki peygamberler ve onlara indirilen vahiy gibi konular anlatılmıştır.

Daha önce yaşamış peygamberler ve topluluklar hakkında insanlara bilgi veren kıssalarda o dönemin tarihi ayrıntılı bir şekilde anlatılmaz. Kıssalarda yaşanan olayların ibretlik boyutları ve verilmek istenen mesaja zemin hazırlayan kesitleri anlatılır. Çünkü kıssaların amacı Kur’an vahyinin muhatap kitlesine geçmiş dönemde yaşanmış olaylar üzerinden mesaj vererek ibret almalarını sağlamaktır. Kıssalar yoluyla önceki toplulukları ayakta tutan güzel davranışlar veya toplulukların çöküşünü sağlayan olaylar anlatılarak iyi ve doğru olanın örnek alınması, kötü ve yanlış olan davranışlardan ise uzak durulması gerektiği şeklinde mesajlar verilir. Kıssalarda önceki peygamberlerin başına gelen sıkıntılar anlatılarak vahye iman eden insanlar, karşılaşacağı sıkıntılar karşısında dimdik ayakta durmaları için teşvik edilmiş veya çektikleri sıkıntılardan dolayı teselli edilmişlerdir. Allah’ı arayan insan olarak Hz. İbrahim, sevgi ve merhamet örneği Hz. Yusuf, sabır timsali Hz. Eyüp ve bilge insan Hz. Lokman kıssaları anlatılarak insanların onları örnek almaları istenmiştir. Kur’an’da anlatılan bu kıssalar yoluyla insanların tefekkür etmeleri ve ibret almaları amaçlanmıştır. Örneğin; Yûsuf suresinde Hz. Yusuf kıssası anlatıldıktan sonra, “Elbette onların hikâyelerinde akıl sahipleri için ibret vardır...” denilerek bu hususa dikkat çekilmiştir.

Kur’anı Kerim, kıssalar yoluyla geçmiş toplulukların iyi davranışlarından örnekler vererek vahyin muhatap kitlesini bu tür davranışları işlemeye özendirmiş, kötü davranışların da nasıl bir acıyla sonlandığım anlatarak bu davranışlardan uzak durulmasını istemiştir. Bu husus birçok ayette şöyle dile getirilmiştir: “Biz senden önce de memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ akhnizı kullanmıyor musunuz?”

Ayrıca kıssalar yoluyla verilen en önemli mesajlardan biri de tüm İlahî dinlerin aynı kaynaktan geldiği ve verdikleri evrensel ilkelerin aynı olduğu hususudur. “Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, ‘Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin diye vahyetmişizdir.” buyrularak bu hususa dikkat çekilmiştir.
Kur’anı Kerim, kıssaları kendine özgü uslubuyla anlatır. Genellikle zaman ve mekân belirtilmeden sadece örneklik teşkil eden ve gerçekleştirilmek istenen amaca hizmet eden ayrıntılar ön plana çıkarılır ve birçok kez tekrar edilir. Örneğin, Hz. Lokman kıssasında yer ve zamandan hiç söz edilmeyerek onun örnek bir baba ve bilge bir insan olduğuna ilişkin bilgilere yer verilir. Yusuf suresinde anlatılan Hz. Yusuf kıssası ise kronolojik sıra gözetilerek kıssanın tamamı geniş bir şekilde aynı yerde anlatılmış ve başka bir surede de tekrar edilmemiştir. Hz. Musa kıssası Kur’an’da en çok tekrar edilen kıssadır. Kasas suresinde ayrıntılı olarak anlatılan bu kıssa başka surelerde tekrar edilirken Hz. Musa’nın doğumu, çocukluğu, gençliği ve Medyen’de evlenmesi gibi konular bir daha anlatılmamış ancak Firavun’la karşılaşması ve ona söylediği sözler tekrar edilmiştir.

Kur’an kıssalarında anlatılan olayların detaylarından daha çok kıssaların vermek istediği mesaj üzerinde yoğunlaşmak bu amaçların gerçekleşmesi için daha önemlidir.


Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 11.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 11.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 11. Sınıf Tefsir Dersi

5. Sınıf Kuran
Yorumlar