Kuranı Kerim Kavramlarını Nelerdir
5. Sınıf Kuran

Kuranı Kerim Kavramlarını Nelerdir

 

Kur’an Kavramlarını Öğreniyorum: Tövbe, İstiğfar, İhsan, Îsar
DÜŞÜNELİM, ARAŞTIRALIM

Peygamberimiz (s.a.v) bir hadisinde “Günahlarına tövbe eden kişi, hiç günah işlememiş gibi olur”30 buyurmaktadır. Buna göre bir tövbenin geçerli olabilmesi için hangi şartlar gereklidir? Araştırınız.

Tövbe
Kelimenin Arap dilindeki aslı “tevbe” olsa da dilimizdeki kullanımı daha çok “tövbe” şeklindedir. Sözlükte “pişmanlık, bir şeyden dönme, vazgeçme” anlamlarına gelen tövbe, İslâmî bir kavram olarak, kulun işlediği kötülük ve günahlara pişman olması, onları terk etmesidir. Allah’a yönelmek, onun emir ve yasaklarına uymak suretiyle Allah’a sığınmak, bağışlanmayı dilemektir. Günahlardan dolayı tövbe etmek farzdır. Kur’an’da tövbe kavramı seksenden fazla yerde geçer. Tövbe eden kimseye de tövbekâr denir.
Tövbe, kulluğun bir göstergesidir, pişmanlıktır. Yaratandan af dilemek, bir daha aynı hatayı işlememeye söz vermektir. Tahrîm suresi 8. ayette “Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin!..” buyrularak, tövbenin samimi (nasûh) olması istenmiştir.
Buna göre tövbe, ciddi ve bilinçli bir tavırdır ve kesinlikle günaha bir daha dönmemek üzere yapılmalıdır.

Hz. Peygamber (s.a.v), her konuda olduğu gibi tövbe konusunda da bizler için en güzel örnek olmuş, müminleri tövbe etmeye davet etmiştir.32 Bu hadislerden biri şöyledir: “Ey insanlar Allah’a tövbe edin ve ondan affedilmenizi isteyiniz! Çünkü ben ona günde yüz defa tövbe ederim.”

Kur’an ayetlerinden öğrendiğimize göre geçerli bir tövbenin bazı şartları vardır: Öncelikle işlenen günaha pişmanlık duyulmalıdır. Ardından, o günah derhal terk edilmeli ve bir daha aynı duruma düşmemek için son derece kararlı olmalıdır. Tövbenin geçerli olmasında, farzların yerine getirilmesi, borçların ödenmesi, kul haklarına riayet edilmesi ve helal lokma yenilmesi de son derece önemlidir.

“Ey (günah işlemekle) kendilerine yazık etmiş kullarım! Allah’ın rahmetinden (sizi bağışlamasından) ümidi kesmeyiniz! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki o, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”

HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
Bir arkadaşınıza karşı hatalı davrandığınızda, mesela verdiğiniz bir sözü yerine getiremediğinizde, sizden küçük ya da büyük herhangi bir kimseyi üzdüğünüzde kendinîzi nasıl hissedersiniz?
Herhalde çok üzülür ve kendinîzi affettirmek istersiniz. Öyle değil mi?
İşte bizi yaratan ve bize sahip olduğumuz her şeyi armağan eden Yüce Allah’ın isteklerine uygun davranmadığımızda da aynı hassasiyeti göstermeliyiz. Bizi çok seven ve mutlu olmamızı isteyen Rabb’imiz, her şeyin çok daha iyisine layıktır.

DÜŞÜNELİM
“Kim bir kötülük işler yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlanmasını dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve merhamet edici bulur.” (Nisâ suresi, 110. ayet)

İstiğfar
Sözlük anlamı “örtmek, örtbas etmek” demek olan istiğfar, hata ve günahların Allah tarafından bağışlanmasını istemektir.
“Gufran” ve “mağfiret” kelimeleri de aynı kökten olup Allah’ın, kulun kusur ve günahlarını örtmesi, günahlarını bağışlayarak ona azap etmemesi anlamına gelir. Allah’ın isimlerinden olan “Gafur” ve “Gaffâr” isimleri de istiğfar kelimesi ile aynı köktendir ve Allah’ın, günahları örten, kulları bağışlayan yönünü ifade eder.

Kur’an’da yaklaşık otuz kadar yerde istiğfar kavramına yer verildiğini görürüz. Bu ayetlerde yalnızca Allah’tan af dilenmesinin gereğine işaret edilir. Allah’ın mağfiret edici olduğu ısrarla vurgulanır, özellikle seher vakitlerinde istiğfar edenler övülür.
Pek çok ayette istiğfar ve tövbe emirlerinin bir arada yer aldığını görürüz. Çünkü tövbe ve istiğfar, birbiriyle son derece bağlantılıdır. Bazı ayetlerde önce istiğfar ile Allah’tan bağışlanma dilenmesi emredilmiş, ardından da işlenen günahlardan kesin bir şekilde vazgeçip Allah’a yönelmek suretiyle tövbe edilmesi istenmiştir. Buna göre af dilemenin ilk yolunun istiğfar olduğunu, bunun peşinden de tövbenin gelmesi gerektiğini söyleyebiliriz.
 Önceki peygamberlerin kavimlerine yaptığı tavsiyelerden biri olan şu ayette bu durumu açık bir şekilde görmekteyiz. Hz. Hud (a.s.) halkına şöyle seslenir: “Ey kavmim! Rabb’inizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin!” Bu ayet, aynı zamanda istiğfar ve tövbenin Allah’ın rahmetini, yağmuru ve bereketi beraberinde getireceğinin de bir müjdesidir.

Hud suresinin 90. ayetinde de aynı şekilde önce istiğfar, daha sonra tövbe emredilmiştir. Ancak af dilemek anlamına gelen istiğfar ile “günahtan vazgeçme” anlamına gelen tövbe arasındaki tek fark bu değildir. İki eylem arasındaki bir başka fark da şudur:
Kişi ancak kendi günahından dolayı tövbe edebilirken, istiğfarı başkaları için de yapabilir. Yanibaşkasının affını Allah’tan dileyebilir. Bunu Yusuf suresinin 97–98. ayetleri ile örneklendirelim.

Hz. Yakub(a.s.)’un oğulları ondan “Ey babamız! Allah’tan suçlarımızın bağışlanmasını dile!..”
isteğinde bulunmuşlar; bunun üzerine Hz. Yakub (a.s.) “Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim...” demiştir.
O halde istiğfar, kendimiz için bir af dileme olmasının yanı sıra, başkalarının affedilmesi ya da doğruyu görmeleri için yapılabilecek bir duadır. Diğer peygamberlere olduğu gibi Peygamberimize(s.a.v) de Kur’an’ın birçok ayetinde ümmeti için istiğfar etmesi emredilmiştir.

İhsan

DÜŞÜNELİM
“...İyilik edin! Şüphesiz Allah iyilik edenleri (ihsan sahiplerini) sever.” (Bakara Suresi, 195. ayet)
Yaptığınız iyiliklerin ya da işlerinizi en güzel şekilde yapmanızın karşılığını hangi alanlarda gördünüz? Fikirlerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

İhsan kavramı, sözlükte “bir şeyi iyi ve güzel yapmak, iyi, güzel ve yararlı fiil işlemek, iyilik etmek, ikramda bulunmak” anlamlarına gelir. Kur’an’da sözlük anlamına paralel olarak iyilik etmek, iyi davranmak güzel işler yapmak ve bir görevi en iyi şekilde, hakkıyla yapmak anlamlarında kullanılmıştır.

Allah’a kulluk olan her görevi en iyi şekilde, önemseyerek ve layıkıyla yapmak ihsandır. “Allah her şeye karşı ihsanı farz kılmıştır.” hadisinde de ifade edildiği gibi, ihsan kavramı, iman ve ibadette olduğu gibi, toplumsal ilişkilerde, yönetim ve yargı gibi insanla ilgili her alanda, bir görevi şartlarına, kurallarına ve tekniğine uygun olarak sağlam, güzel, kaliteli ve en mükemmel şekilde yapmayı ifade eder.

Allah’ın evrendeki her şeyi en güzel şekilde var etmesi de ihsan kavramı ile ifade edilmiştir.
İnsanlar açısından bakıldığında ihsanın üç yönünden söz edilebilir:
1. Allah’a karşı ihsan: Şartlarına uygun olarak iman etmek, Onun emir ve yasaklarına uymaktır.

2. İnsanlara karşı ihsan: İnsanın ana-babasına, eş ve çocuklarına, komşu ve akrabalarına, insanlara iyilik yapması, iyi davranması, haklarına riayet etmesi ve kusurlarını bağışlamasıdır.

3. Kişinin kendisine karşı ihsanı: İnsanın, iman edip salih ameller işleyerek Allah’ın rızasını, rahmet, mağfiret, nimet ve cennetini kazanmasıdır. Allah’a ve insanlara yapılan ihsan da aslında kişinin nefsine karşı ihsanıdır. İman da iyi davranışlar da hep insanın kendisi içindir.

İhsanın bir diğer tarifi de meşhur Cibril hadisinde yer alır. Hz. Cebrail’in (a.s.) “İhsan nedir?” sorusuna Hz. Muhammed (s.a.v), “Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmesen de o, seni görmektedir.” cevabını vermiştir.

DÜŞÜNELİM, TARTIŞALIM
Başkasını kendine tercih etmek ya da kendisini başkasının yerine koymak (empati), sizce insanlar arası ilişkilerin gelişimine nasıl bir katkı sağlar?

Îsâr
İnsanın eli açık olmasına, başkalarına verebilmesine genel anlamda cömertlik diyoruz. Cömertlik, elde var olanı, ondan mahrum olana ikram etmektir. İşte “îsâr”, cömertliğin zirvesidir. Başkalarını da düşünmek, yeri geldiğinde kendinden daha zor durumdaki Mümin kardeşini kendine tercih etmek demektir. Muhtaç olduğu hâlde, elindeki bir şeyi zor durumdaki bir başkasına verip, yokluğa katlanmak demektir. Yapılması nefse zor geleceğinden; bir Müslüman’ın inancının gücünü yansıtan ideal bir davranış örneği sayılır.
Îsâr, kendinden başkası ile ilgilenebilmektir. Başkalarının sıkıntısına, ihtiyaçlarına ortak olabilmektir. Ancak son derece samimi bir kalple yapılmalıdır. Gösteriş için değil, sırf Allah’ın rızasını elde etmek için yapılan bir eylem gerçek övgüyü hak eder. Ayrıca zaten bize ait olmayan bir şeyi başkalarına vermek de îsâr sayılamaz.

Îsâr, elbette yerinde ve insana lazım olan şeylerde yapılır. Allah’a yaklaşmaya, itaat ve ibadetlere yönelik hususlarda îsâr yapılmaz. Mesela ancak namazın setr-i avret şartını yerine getirecek kadar örtüsü bululan kimse, bunu öncelikle kendisi kullanır. Îsârın en güzel tarifini, şu ayet-i kerimelerde görürüz: “Onlar kendi canları çektiği, kendileri de muhtaç oldukları halde yiyeceklerini yoksula, yetime ve esire yedirirler: Biz sizi sadece Allah rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (Onun azabına uğramaktan) korkarız (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” Yüce Allah îsâr sahibi cömert kullarını şu ayeti ile de över: “…Onlar, kendileri muhtaç olsalar bile, başkasını daha çok düşünürler…”

İnanan insan, başkalarını da düşünür, paylaşmayı sever. Bu sebeple “Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın!” gibi sözleri doğru görmek, bir Müslüman için kesinlikle söz konusu olamaz.

Çünkü kimin başına ne geleceğini Allah’tan başka kimse bilemez. Unutmayalım ki ne ekersek, onu biçeriz. İnsanlara nasıl davranırsak bize de aynı şekilde davranılır. Yaptığımızın karşılığını bu dünyada ya da ahiret yurdunda mutlaka alırız. Biz bir kimsenin ihtiyacını karşılarsak, Allah da bizim kıyamet günündeki bir ihtiyacımızı karşılayacaktır.

DÜŞÜNELİM
Sizden daha zor durumda bir çocuk ya da yaşlı ile karşılaştığınızda neler hissedersiniz? Arkadaşlarınızla konuşunuz.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Kuranı Kerim Konu Anlatımı

İmam Hatip 5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD
Yorumlar