Kuranı Kerim Kavramları Nelerdir
İmam Hatip 5. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 6 DVD

4. Kur’an Kavramlarını Öğreniyorum: Davet, Emir, Nehiy, Hidayet Davet


DAVET
Davet, İslam dininin esaslarını anlatma, böylece insanların onu benimsemelerini ve dinin koyduğu ilkelere göre yaşamalarını sağlama çabasıdır. Bu terim, Müslüman olmayanları İslam’a, Müslümanları İslam’ın hükümlerine uymaya çağırma anlamında kullanılır. Dolayısıyla davet, hem Müslüman olmayanlara hem de Müslümanlara yönelik olabilir.
Kur’anı Kerim’de Hz. Peygamber “Allah’ın davetçisi” olarak nitelendirilmiş61 ve ona yüklenen davet görevi “davet et” emri yanında, “tebliğ et”, “hatırlat”, “uyar” gibi başka kelimelerle de ifade edilmiştir.

Bilgi Kutusu
Davet sözlükte "çağırma, seslenme, dua veya beddua etme, ziyafete çağırma, propaganda yapma" gibi anlamlara gelir.

OKUYALIM TARTIŞALIM
Saf suresi 7, Hadîd suresi 8, Âli İmrân suresi 104 ve Enfâl suresi 24. ayetleri Kur’anı Kerim mealinden okuyunuz. Ayetlerde dikkatinizi çeken noktaları not ederek sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

Yüce Allah, özellikle Peygamber Efendi’mizin ve genel olarak Müslümanların davet çalışmalarında uymaları gereken başlıca yöntemleri gösteren ayeti kerimede şöyle buyurur: “(Ey Muhammed!) Rabb’inin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel şekilde mücadele et.”

İslam davetinin ilk uygulayıcısı ve rehberi olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de yaşayışı, davranışları ve sözleriyle davet faaliyetinde, yöntemin önemini vurgulamıştır. Çevreye davet için görevli olarak gönderdiği arkadaşlarına: “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” gibi tavsiyelerde bulunarak davette uygulanacak bazı yöntemleri göstermiştir.

Kendisinin de bunu en güzel şekilde uyguladığı, Kur’anı Kerim’de şöyle bildirilmiştir: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılır giderlerdi.”

Sevgili Peygamber’imizin, davet ettiği dine içtenlikle inanması ve İslam’ın ilkelerini bütün ayrıntılarıyla kendi hayatına uygulaması, davetteki başarısının en önemli etkenidir. Ayrıca o, çalışmalarına hiçbir zaman şahsi menfaat hesapları bulaştırmamıştır: “(Ey Muhammed!) De ki: ‘Bundan (davet ve tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum.’” Aksine o, eşsiz fedakârlık örnekleri sergilemiştir.


Emir ve Nehiy
Emir, Yüce Allah’ın güzel söz ve davranışları, faydalı işleri kesin olarak istemesi; hoşnut olduğu bu söz, davranış ve işleri kullarına buyurması demektir.
Emrin zıttı olan nehiy ise Yüce Allah’ın haram olan söz ve davranışları, faydasız işleri hoş görmeyerek yasaklamasıdır. Her iki kavramın geçtiği Nahl suresinin 90.ayetinde şöyle buyrulmaktadır: “Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya yardım etmeyi emreder. Edepsizliği, çirkin davranışları ve azgınlığı yasaklar (nehyeder). O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”

İslam, toplumsal hayata önem veren bir dindir. İyilik ve güzelliğin hâkim olduğu huzurlu bir toplum için birtakım kurallara uymak gerekir. İslam âlimleri, iyiliğin yaygınlaşması ve kötülüğün önlenmesi, böylece erdemli bir toplumun oluşması için gösterilen faaliyetleri, “emir bi’lma’ruf nehiy ani’lmünker” şeklinde formülleştirmişlerdir.

“Emir bi’lma’ruf; iyi olanı emretme, iyiliği ve güzelliği yaymaya çalışma, “nehiy ani’lmünker” ise kötülüğü yasaklama, kötülüğe karşı çıkma ve engel olma anlamına gelir. Bu faaliyet, İslam ümmetinin Kur’an ve sünnet ölçülerine uygun bir hayat yaşamasını amaçlayan temel ilkelerden biridir. İyiliği emretme ve kötülükten sakındırmanın özünde, müminin birlikte yaşadığı diğer din kardeşlerine ve topluma duyduğu sevgi vardır. Mümin ister ki aynı inancı paylaştığı kardeşlerine günah kiri bulaşmasın.

Dolayısıyla İslam toplumu günahla kirlenmesin. O bilir ki bir kardeşine bulaşacak kir, er geç kendisine de yansıyacaktır. İyiliği yayar ve kötülüğe engel olursa hem kendisi hem de diğer kardeşleri daha mutlu ve huzurlu olacaktır. “Müminler, birbirini yıkayan iki el gibidir.” sözündeki anlam da budur.

İslam dininin ölçülerine göre, doğruyu ve yanlışı birey olarak sadece bizim bilmemiz ve yaşamamız yeterli değildir. Çevremizdeki insanları da Kur’an ahlakını yaşamaya davet etmek, onları hayra ve iyiliğe teşvik etmekle sorumluyuz. Kur’anı Kerim’de, müminlerden istenen görevlerden biri de iyiliği emretmek ve kötülükten vazgeçirmektir: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirirler. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve peygamberine itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Bilgi Kutusu
Emir kelimesi sözlükte, hâl, durum, olay, iş; buyruk ve buyurmak gibi anlamlara gelir.

Bilgi Kutusu
Nehiy kelimesi sözlükte, yasaklama, engelleme, menetme anlamına gelir.

Bir başka ayeti kerimede bu görevi yerine getirmek, hayırlı ümmet olmanın şartları arasında sayılır: “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışır ve Allah’a inanırsınız.”

Lokman’ın (a.s.) oğluna verdiği şu öğüt de konunun hayatımızdaki önemini ve gerekliliğini dile getirmektedir: “Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.”
 
OKUYALIM TARTIŞALIM
İslam toplumunda, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” anlayışının benimsenmesi ne tür olumsuz sonuçlar doğurur? Arkadaşlarınızla tartışınız.
“İçinizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülüğü önlemeye çalışan bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” ayetine göre, bu görevi yerine getirecek bir topluluğun oluşturulması farzdır. Bunlar, “emir bi’lma’ruf nehiy ani’lmünker”in doğru bir şekilde nasıl yapılacağını bilen âlimlerdir. İslam toplumu, kendisine iyiliği emredecek ve kötülük yapmasına engel olacak bu âlimleri yetiştirdiği takdirde farzı yerine getirmiş, sorumluluktan kurtulmuş olur. Bu işle sorumlu özel bir grup olmadığında, her bir mümin, içinde bulunduğu imkân ve şartlara göre Allah’ın emir ve yasaklarının yerine getirilmesi için mücadele vermekle sorumludur.

Peygamber Efendi’miz, her müminin, içinde bulunduğu imkân ve şartlara göre Allah’ın emir ve yasaklarının yerine getirilmesi için mücadele vermesi gerektiğini şu hadisi ile belirlemiştir: “Kim bir kötülük görürse eliyle, buna gücü yetmezse diliyle onu önlesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle kötülüğe öfke duysun. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”
 
Hidayet
Hidayet, Allah’ın insanlara dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak yolu göstermesi demektir. Allah’ın, kullarına hak yolu açıklaması, peygamberler gönderip kitap indirerek insanın sınırlı duyuları ve aklı ile ulaşamayacağı konuları açıklaması bu anlamda bir hidayettir: “De ki: Ey insanlar, size Rabb’inizden gerçek (Kur’an) gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizden sorumlu değilim.”  Kur’anı Kerim’in birçok ayetinde, hidayeti verenin yalnız Allah olduğu vurgulanır.

Bu ayetlere göre kulun batıl ve yanlış yolları bırakıp hidayete yönelmesi ancak Cenabı Hakk’ın dilemesi ve yardımı ile olur: “Allah, kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur.” , “Allah, kimi doğru yola iletirse artık onu saptıracak hiç kimse yoktur.”
Hidayetin Kur’anı Kerim’de “Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun.” şeklinde Hz. Peygamber’e veya “Gerçekten bu Kur’an en doğru yola götürür.” şeklinde Kur’an’a dayandırıldığı da görülür. Fakat Peygamber ve Kur’an, gerçek hidayet verici değil, yalnızca kulun hidayetine vesile olan bir yol göstericidir. Bir kimsenin, Allah dilemedikçe, Peygamber’in istemesiyle bile hidayete kavuşamayacağı, Kur’an’da şöyle ifade edilir: “(Ey Muhammed!) Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola erdiremezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir.”

Allah’ın insanlara olan hidayeti dört aşamadan oluşur:
1. Allah’ın her mükellefe bağışladığı akıl ve kavrama yeteneği,
2. Vahiy ve peygamberler yoluyla yaptığı davet,
3. Hidayeti benimseyenlere verdiği başarı,
4. Hak edenleri ahirette cennetle mükâfatlandırma,

Bu hidayet türleri, bu sıralamaya göre birbirine bağlıdır; bir sonraki hidayetin gerçekleşmesi için bir öncekinin meydana gelmesi şarttır.
Allah Teâlâ’nın, kulları zorla doğru yola iletmesi veya saptırması söz konusu değildir. Rabb’imiz her insana, hayatında hidayeti tercih edebilecek kadar bir imkân ve süre verir. Bu süre içinde hidayeti tercih etmesi, kulun isteğine bağlıdır. Ancak tercihini kötü yönde kullanıp hidayete yönelmeyenlerin ondan mahrum kalması, kaçınılmaz bir sonuçtur.

Bilgi Kutusu
Hidayet sözlükte doğru yola gitmek, doğru yolu göstermek; doğru yol, kılavuzluk anlamında kullanılır.
Hidayetin zıttı "doğru yoldan sapma, sapkınlık, şaşırma" gibi anlamlara gelen "dalâlet"tir.

İnanmayan veya başka dini benimseyen bir kimsenin İslam dinine girmesi, Müslüman olmasına da hidayete ermek anlamında “ihtida etmek” ifadesi kullanılır. Peygamber Efendi’miz, bir kişinin hidayete ermesine vesile olmanın büyük bir servete kavuşmaktan daha hayırlı olduğunu belirtmiştir: “Bir kişinin senin aracılığın ile hidayete ermesi, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.”

İhtida eden insanları ve hayatlarında meydana gelen değişiklikleri araştırarak bir sonraki derste arkadaşlarınızla paylaşınız. Bu konuda aşağıdaki başlıklar size yardımcı olacaktır.

* Neden İslam’ı seçiyorlar?
* İslam’ı seçmelerine ne vesile olmuştur?
* İslam’ı seçtikten sonra hayatlarında ne gibi değişiklikler yaşamışlardır?
Sonuç olarak, Fatiha suresinin 6. ayetinde bize öğretildiği şekilde “Bizi doğru yola ilet.” diyerek hidayeti, Yüce Allah’tan istemeliyiz. Bu durumumuzu ömür boyu korumak için de salih ameller işlemeliyiz. Unutmayalım ki Allah Teâlâ, iradesini hak yola dönmek için kullanan ve durumunu düzelten kimselere aydınlık yolu gösterir.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 11.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 11.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 11. Sınıf Kuranı Kerim Dersi

5. Sınıf Kuran
Yorumlar