Kuranı Anlama ve Yorumlara
İmam Hatip 5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD

Kuranı Anlama ve Yorumlara

KUR’ AN’I ANLAMA VE YORUMLAMA


1. Kur’an’ı Anlama ve Yorumlamada Temel ilkeler
İnsanlar için bir rahmet ve hidayet kaynağı olan Kur’anı Kerim, anlaşılması ve yaşanması için gönderilen İlahî bir kitaptır. Nazil olduğu dönemden itibaren Kur’an’m doğru bir şekilde anlaşılması ve yorumlanması Müslümanların en temel görevi olmuştur. Kur’anı Kerim, muhataplarım ayetleri anlamaya, tefekkür etmeye ve ayetlerin ortaya koyduğu ilkeleri yaşamaya çağırır. Sâd suresinin 29. ayetinde, Kur’anı Kerim’in anlaşılıp yorumlanması ve ondan öğüt alınması gerektiği vurgulanarak şöyle buyrulmuştur:

DEĞERLENDİRELİM
Aşağıdaki ayetin mealini Kur’an’m anlaşılır bir kitap oluşu açısından değerlendiriniz.
Ant olsun biz, Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

“Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki insanlar onun ayetlerini düşünsünler ve akü sahipleri ibret alsınlar...”(Kamer suresi 17, 22, 32, 40. ayetler.)

YORUMLAYALIM
Aşağıdaki ayeti okuyarak Kur’anı Kerim’in kendi içinde uyumlu ve tutarlı bir kitap oluşu açısından yorumlayınız.
“Hâlâ Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı. ”

Hz. Peygamber nazil olan ayetleri ashabma tebliğ etmiş, hayatıyla da bu ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiği hususunda ashabma örnek olmuştur. Sahabe de anlamada ve yorumlamada zorluk çektiği ayetleri Peygamber Efendimize sorarak Kur’an’ı daha iyi anlamaya ve yaşamaya gayret göstermişlerdir.

İslamiyetin kısa bir sürede dünyanın farklı coğrafyalarına yayılmasıyla birlikte Müslümanların Kur’an’ı doğru anlama ve yorumlama ihtiyacı doğmuştur. Farklı dil, ırk ve kültürlere mensup olan yeni Müslümanların Kur’an’ı anlamaya ve yorumlamaya olan ihtiyacı da göz önünde bulundurulduğunda Kur’an’m doğru ve anlaşılır bir şekilde açıklanması ve yorumlanması zorunluluk hâline gelmiştir.

Zaman, mekân ve diğer şartların değişmesiyle insanların vahyi daha iyi anlaması için Kur’anı Kerim’in yeniden yorumlanması gerekir. İstiklâl Marşı şairi Mehmet Âkif, bu gerçeği şöyle dile getirir: “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alarak ilhamı / Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.”1 Müslümanlar için temel kaynak olan Kur’anı Kerim’in daha doğru anlaşılıp yorumlanması ve yaşadığımız çağ ile vahyin rehberliği arasında bir ilişki kurulması için de bazı temel ilkelere uyulması gerekir.

1.1. Kur’an’ı Kendi Bütünlüğü İçinde Anlama
Kur’anı Kerim’i doğru bir şekilde anlayıp yorumlamak için uyulması gereken temel ilkelerin başmda Kur’an’ı kendi bütünlüğü içinde anlamak gelir. Kur’an’m Kur’an’la tefsiri de diyebileceğimiz bu ilkenin hareket noktası; bir ayette geçen kelime ve kavramı hem ayetin bütünü hem de Kur’an’daki diğer kullanımlar göz önünde bulundurarak anlamaya ve yorumlamaya çalışmaktır. Çünkü Kur’an’m bir ayetinde kısa bir şekilde anlatılan bir konu başka ayetlerde daha geniş ve farklı boyutlarıyla yer almış olabilir. Bunun için de konuyla ilgili olarak Kur’an’m farklı sure ve ayetlerinde parça parça verilen bilgiler bir araya getirilerek o konunun tüm detayları ve boyutları göz önünde bulundurulmalıdır.

Kur’anı Kerim’in ayetleri, sureleri; ayetlerde kullanılan kelime ile kavramlar ve surelerde anlatılan konular büyük bir uyumluluk ve bütünlüğe sahiptir. Kur’an’m en küçük parçası olan kelimeler ve bu kelimelerden meydana gelen cümleler, belli konulan anlatan ayet gruplan ve kıssalar gibi Kur’an pasajlarının tamamı birbirine son derece bağlıdır. Dolayısıyla hem kelimelerin çeşitli cümleler ve anlam çerçeveleri içindeki sözlük anlamlarının anlaşılması hem de Kur’anî sistem içinde kazandıklan yeni anlamların anlaşılması Kur’anı Kerim’in kendi bütünlüğü içinde mümkün olur.

Kur’anı Kerim konularına göre tertip edilmiş bir kitap değildir. Bunun için de Kur’an’ı kendi bütünlüğü içinde ele almak gerekir. Eğer Kur’an’m daha doğru anlaşılması için bu yönteme başvurulmazsa yapılacak olan yorumlar ya eksik kalır ya da yanlış olur. Herhangi bir ayetin bir bölümünü veya belli bir konudan bahseden ayet gurubunun içinden yalnızca bir ayeti alarak anlamaya ve yorumlamaya çalışarak bunun üzerine bir fikir inşa etmek doğru bir yöntem değildir. Böyle bir girişim, kendi doğrularımızı Kur’an’a onaylatmaya kadar götürebilir.

Kur’anı Kerim dikkatlice okunduğu zaman bazı temel kelime ve kavramların birbiriyle ilişkili olduğu görülür. Örneğin, Allah kelimesi Kur’an’da sıkça kullanılan ana kelimelerden biridir. Allah kelimesi Kur’an’m diğer kelime ve kavramlarıyla yakın bir ilişki içindedir ve onlarla birlikte bir bütünlük oluşturur. Bunun için de Kur’an’a göre Allah’ın dilemesini bu bütünlük içinde anlamaya çalışırken onun yaratıcılığım, kudretini, adaletini, hikmetini ele alan ayetlerle birlikte insanın sorumluluğunu, iradesini, amelinden dolayı ceza veya mükâfatla karşılaşacağını dile getiren ayetleri de göz önünde bulundurmak gerekir.

Kur’an’daki sure ve ayetler birbiriyle bağlantılı olduğu için bir ayette birkaç konuya temas edilebilir. Çünkü ayetlerin tamamı birbiriyle ilişkilidir. Örneğin, Fâtır suresinin 10. ayetinde, “Kim izzet ve şeref istiyor idiyse bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır. Ona ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onlan da Allah’a ameli salih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince onlar için Kur 'arı 'ı Kerim ’deki birçok kelime ve kavram birbiriyle ilişkilidir.
 
çetin bir azap vardır ve onlann tuzağı bozulur.” buyrulmaktadır. Bu ayette gerçek izzet, şeref ve gücün Allah’a ait olduğu belirtilmekle birlikte güzel ahlak kurallarına da temas edilmiş ve güzel söz söylememiz, kötü sözlerden uzak durmamız gerektiği emredilmiş ve bu davranışların Allah tarafından mükâfatlandırılacağım işaret edilmiştir.
Ayet veya surelerde anlamı kapalı veya ilk bakışta anlaşılamayan hususlar ancak Kur’an’m kendi iç bütünlüğü içinde anlaşılabilir. Örneğin Mâide suresinin 1. ayetinde, “...Haram kılınanlar dışmda hayvanların eti size helal kılınmıştır...” buyrulmuştur. Ancak bu ayette eti haram kılman hayvanların neler olduğu belirtilmemiştir.

Aynı surenin 3. ayeti eti haram kılman hayvanlan şu şekilde açıklayarak ilk ayetteki anlam belirsizliğini ortadan kaldırmıştır. “Size şunlar haram kılındı: Kendiliğinden ölen hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkasının adına kesilen, henüz cam çıkmadan yetişip şartına uygun tarzda kestikleriniz müstesna; boğulmuş, bir şeyle vurularak öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanmış, boynuzlanmış yahut canavar tarafmdan parçalanmış olup da ölen hayvanların etleri, putlara ait sunaklarda kesilen hayvanların etleri ve zar atarak, kumar oynayarak elde edilen etler...” Yine Fâtiha suresinde, “nimetine erdirdiğin kimselerin yoluna...”3 şeklinde bir ifade vardır. Ancak nimete erenlerin kimler olduğu hakkmdaki sorunun cevabma aynı surede yer verilmez. Bu sorunun cevabım Nisâ suresindeki şu ayette açık bir şekilde buluyoruz: “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendüerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır!”

Hz. Peygamberin, ihtiyaç duyulması hâlinde bazı ayetlerle ilgili yaptığı açıklamalar da Kur’an’m kendi bütünlüğü içinde anlaşılması gerektiğini açıkça göstermektedir. “İman edip imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte korkudan emin olma onlann hakkıdır, doğru yolda olanlar da onlardır.” ayeti nazil olduğu zaman bazı sahabeler, bu ayetin ne anlama geldiği konusunda sıkıntıya düşmüşler ve Hz. Peygambere gelerek şöyle demişlerdi: “Ey Allah’ın Resulü! hangimiz kendine zulmetmez ki?” Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Ayette geçen zulüm kelimesi sizin anladığınız anlamda değildir. Lokman’ın ‘.. .Doğrusu şirk büyük bir zulümdür... dediğini duymadınız mı? Şunu bilin ki, bu ayette geçen zulüm kelimesinin anlamı şirktir.” diyerek bir ayeti başka bir ayetle açıklayarak Kur’an’ı kendi bütünlüğü içinde anlamanın güzel bir örneğini vermiştir.

Sahabenin ileri gelenlerinden Abdullah b. Abbas da Kur’an’m Kur’an’la tefsirini yapmıştır. İbn Abbas, Fâtiha suresinin, “(O), din gününün sahibidir.” ayetini yorumlarken Kur’an’m diğer bir ayetine başvurarak Kur’an’m kendi bütünlüğü içinde anlaşılmasının güzel bir örneğini vermiştir: “Din günü yaratılmışların hesaba çekileceği kıyamet günüdür. Allah o gün insanların yaptıklarının karşılığını iyiliğe iyilik ve (bağışladıklan hariç) kötülüğe kötülük olarak verecektir. Çünkü o gün emir ona aittir. Yüce Allah, ‘İyi bilin ki hem yaratma hem de emir yalnızca ona aittir.’ buyurmaktadır.”

Kur’anKerim’in en küçük kelimesinden en uzun ayetine kadar tüm kısınılan bir bütünün parçalan gibidir. Bu parçalan bir araya getirmeden bütünü elde etmek mümkün değildir. Kelimeler ayetleri, ayetler sureleri oluşturduğu gibi anlam olarak da birbirlerini bütünlerler. Kelimeler ve kavramlar birbirlerinden bağımsız ve ilişkisiz olarak ayet ve surelerde yer almazlar. Bunun için de Kur’an’da yer alan bir kelimeyi, kavramı veya konuyu anlamaya ve yorumlamaya çalışırken Kur’an’m bütününü göz önünde bulundurmak gerekir. Çünkü Kur’an, birçok konuyu ihtiva etmektedir. Her konu hakkında da farklı surelerde yer alan ayetlerde bilgi vardır. Ele aldığımız konuyla ilgili sağlıklı ve doğru bir sonuca ulaşabilmemiz için de değişik surelerde bulunan ayetlerin bir araya getirilerek kapsayıcı bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kur’anı Kerim’i anlama ve yorumlamadaki temel ilkelerden “Kur’an’ı kendi bütünlüğü içinde anlama” ilkesine örnek olarak insan hakkmdaki bazı ayetler aşağıda verilmiştir. Kur’an’da insana ait değişik yönlerin nasıl verildiğini tespit etmek amacıyla bu ayetleri inceleyiniz ve vardığınız sonuçlardan hareketle insanın Kur’an’da nasıl ele alındığı ile ilgili değerlendirme yapmız.

1. “Biz insanı katışık bir meniden yarattık Onu denemek istiyoruz; bu sebeple de kendisini işiten ve gören bir varlık yaptık” (İnsan suresi, 2. ayet.)

2. “Cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. ” (Zâriyât suresi, 56. ayet.)

3. “Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı hayır kendisine, yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir... ” {Bakara suresi, 286. ayet.)

4. “İnsan hayır istemekten usanmaz. Fakat kendisine bir kötülük dokunursa hemen ümitsizliğe düşer, üzülüverir. ” (Fussilet suresi, 49. ayet.)

5. “Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir.” (Necm suresi, 3841. ayetler.)

6. “Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene ant olsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır. ” (Şems suresi, 710. ayetler.)

1. “Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır. Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır. ” (Meâric suresi, 1921. ayetler.)

8. "... Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. ” (Haşr suresi, 9. ayet.)

9. “İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir. ” (Yûnus suresi, 12. ayet.)

10. “Fakat insan öyledir; Rabb ’i ne zaman kendisini sınayıp ona ikramda bulunur, ona nimet verirse: “Rabb ’im bana ikram etti. ” der. Ama Rabb ’i onu sınayıp rızkını daraltırsa “Rabb ’im beni alçalttı (perişan etti). ” der. ” (Fecr suresi, 15, 16. ayetler.)

1.2. Tarihsel Bağlamı Dikkate Alma
Kur’anı Kerim’i doğru bir şekilde anlayıp yorumlamak için ayet ve surelerin nazil olduğu tarihsel bağlamı dikkate almak gerekir. Bunun için de o dönem hakkında bizi aydınlatan tarih bilgisine ve ayetlerin nazil olmasına sebep olan olayları bilmeye ihtiyacımız vardır. Tarihsel bağlamı dikkate almanın öneminden dolayı müfessirlerin, Kur’an’m anlaşılmasında başvurdukları ilimlerden biri de esbabı nüzul ilmi olmuştur. Ayetlerin vermek istediği mesajı daha iyi anlamak için bu ayetlerin indiği dönemin ortamını ve şartlarını bilmek önemlidir. Ayetlerin nazil olduğu zaman ve mekân bağlamını dikkate almadığımızda Kur’an’m kastetmediği yanlış bir sonuca ulaşarak ayeti ait olduğu bağlamın dışına çıkarmış oluruz.

Tarihî seyrini dikkate aldığımızda ayetler daha kolay anlaşılır. Eğer bir olayın nerede, ne zaman ve kimler arasında geçtiğini bilemezsek o olay hakkında doğru olmayan değişik açıklama ve yorumlar yapabiliriz. Olayın gerçek boyutunu anlayabilmemiz için o olayla ilgili doğru bilgilere sahip olmak gerekir. Bunun için de olayın kahramanlarının kimler olduğunu, olayın nerede, ne zaman ve kimler arasında geçtiğini bilmemiz çok önemlidir. Ancak bu bilgilere sahip olduğumuz zaman o olayı doğru bir şekilde anlayabilir ve gerçek bir açıklama yapabiliriz.

Ayetlerin nazil olduğu zaman ve mekânda meydana gelen olayların, bu olaylarda söz edilen şahısların ve gurupların bilinmesi, ayetin doğru bir şekilde anlaşılıp yorumlanmasına büyük katkı sağlar. Bunun için de İslam âlimleri, Kur’an’m tarihi ve nazil olduğu coğrafya hakkındaki bilgilere önem vermişlerdir. Ayetin Mekke döneminde mi yoksa Medine döneminde mi nazil olduğu, nazil olduğu dönemin ve mekânın ayetlerin içeriği ve üslubuna nasıl yansıdığı gibi konuların ayetlerin tarihsel bağlamım bilmede çok önemli bir yeri vardır. Müfessirler, ayetlerin hangi olaydan soma veya hangi olay nedeniyle nazil olduğunu belirten rivayetlerden yararlanmışlar ve bu rivayetler doğrultusunda ayetleri tarihsel bağlamı içinde yorumlamaya çalışmışlardır.

Hz. Ali, Abdullah b. Mes’ud ve Abdullah b. Abbas gibi bazı sahabeler her bir ayetin ne hakkında, kim hakkında ve nerede nazil olduğunu bildiklerini söylemişlerdir. Bu da onların Kur’an’m tarihsel bağlamı içinde anlaşılması gerektiğine verdikleri önemi, Kur’an’a ait her şeyi öğrendiklerini ve bu bilgileri kendilerinden somaki kuşaklara aktarmak istediklerini göstermektedir. Çünkü onlar, Kur’an’m nazil olduğu zamanda yaşamışlar, o zamanın olayları içinde bulunmuşlar ve ayetlerle olaylar arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu müşahede etmişlerdir. Bunun için de ayetlerin hangi olaylarla ilgili olarak nazil olduğu bilgisine sahip olan sahabe, esbâbı nüzul veya ayetlerin tarihsel bağlamını açıklayan bilgilerin en önemli kaynağı olmuşlardır.

Kur’anı Kerim’deki bazı ayetler, Hz. Peygambere sorulan bir soru veya o dönemde meydana gelen bir olay üzerine nazil olmuştur. İşte özellikle bu gibi ayetlerin daha doğru bir şekilde anlaşılıp yorumlanması için o olayın veya sorulan sorunun bilinmesinde fayda vardır.

Kur’anı Kerim’in nazil olduğu dönemin sosyal, siyasi ve ekonomik şartları, Arap Yarımadası’nda yaşayan diğer din mensuplan, insanlar arasında egemen olan fikir ve düşünceler, Arapların İslamiyet öncesi inançlan gibi konular ayetlerin tarihsel bağlamını oluşturur. Bunun için de Kur’an’m nazil olduğu coğrafyada yaşayan Yahudilik, Hristiyanlık, Mecusilik ve Sabiilik gibi inançlar; daha önce nazil olmuş Tevrat, İncil ve Zebur gibi kutsal kitaplar hakkında bilgi sahibi olmamız Kur’an’ın nüzul ortamını daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Mekke ve Medine şehirleri tüm insanlığa seslenen Kur’anı Kerim’in indirildiği tarihsel coğrafyadır.

Bundan dolayı da bu mekânın ve zamanın şartlan dikkate alınmıştır. Mekke’de nazil olan ayetler Mekke’deki şartlan göz önünde bulundurduğu gibi Medine’de inen ayetler de buranın şartlannı dikkate almıştır. Aynca vahye muhatap olan insanlann içinde bulunduklan şartlar ve özel durumlar da Kur’an’m tarihsel bağlamını anlamak için önemlidir. Çünkü Kur’an’m nazil olan ilk ayet ve sureleri bu hususu göz önünde bulundurmuştur. Hz. Aişe’nin şu sözleri bu durumun en güzel ifadesidir: “...Kur’an’dan ilk nazil olanlar, cennet ve cehennemin anlatıldığı mufassal surelerdir. İnsanlar İslam etrafında bir araya gelmeye başlayınca helal ve haram konulannı içeren sureler indirilmiştir. Eğer başlangıçta “İçki içmeyin.” şeklinde vahiy inseydi “Biz asla içki içmeyi terketmeyiz.”, “Zina etmeyin.” şeklinde vahiy inseydi “Biz asla zinayı terketmeyiz.” derlerdi...”

Kur’anı Kerim, nazil olduğu dönemin ve mekânın sosyal şartlannı dikkate aldığı için bir defada değil peyderpey indirilmiştir. İnsanlann vahyi daha iyi anlamalan ve içinde yaşadıklan şartlarla ilişkilendirmeleri için bu yönteme başvurulmuştur. Yüce Allah, “Biz Kur’anı, insanlara ağır ağır okuyasın diye ayet ayet ayırdık ve onu peyderpey indirdik.”15 buyurarak vahyin indiriliş amacıyla muhatap kitlenin ortamı arasında bir bağ kurmaktadır.

Mekke’de vahiy gelmeden önce puta tapıcılık yaygınlaşmış, Allah ve ahiret inancı yok olmuş, toplumun sosyal ve ekonomik dengesi bozulmuş, ahlak düzeyi düşmüştü. Güçlü olanlar zayıflan ezmekteydi. İşte Mekke toplumunun bu ortamını dikkate alan vahiy, bu kötü durumu eleştirmiş, Allah’a ortak koşmayı ve puta tapmayı bırakarak tevhit inancmı benimsemeyi, yardımlaşmayı, sorumluluk duygusuyla hareket etmeyi, doğru ve adaletli olmayı öğütlemiştir.

Kur’an’ın tarihsel bağlamını daha iyi anlamak için o dönem hakkında bilgi veren güvenilir kaynaklardan yararlanmak gerekir. Vahyin nazil olduğu dönem, o dönemin şartlan, kültür ve düşünce hayatı, Peygamberimizin sireti, o dönemde meydana gelen olaylar, sahabenin hayatı gibi konulan anlatan eserler bu kaynaklar arasında yer alır. Bu kaynaklardan yararlanırken verilen bilgilerin doğru ve güvenilir olmasına dikkat etmek çok önemlidir. Aynca Kur’an’ın verdiği mesajlann evrensel, bu mesajların tarihsel bağlamlanmn ise yerel olduğuna, bu yerel olay ve bağlamların vahyin evrensel mesaj lannı tarihin belli bir dönemiyle sınırlamayacağına dikkat etmemiz gerekir. Çünkü ayetlerin iniş sebepleri ve tarihsel bağlanılan hususi olup ayetlerin verdiği mesajlar ise geneldir. Kur’anı Kerim’i anlama ve yorumlamada tarihsel bağlamı dikkate almak başvurulması gereken yöntemlerden birisidir.

1.3. Sünnetin Açıklayıcılığından Yararlanma
Hz. Muhammed (s.a.v.), aldığı vahyi en iyi anlayan ve en iyi yaşayan bir kişi olarak Kur’anı Kerim’in ilk müfessiridir. Peygamber Efendimiz kendisine nazil olan ayetleri topluma tebliğ etmekle kalmamış, aynı zamanda o ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiğini hem pratik hayatıyla hem de ihtiyaç duyulduğunda yaptığı açıklamalarla göstermiştir. Çünkü Kur’an’ı en iyi bilen ve en iyi anlayıp yorumlayan odur. Peygamberlik görevinin Hz. Muhammed’e yüklediği en büyük sorumluluk kendisine nazil olan ayetleri olduğu gibi insanlara tebliğ etmek ve açıklamaktır. Yüce Allah, “...İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’an’ı indirdik.” buyurarak Hz. Peygamberin bu görevine açıkça işaret etmektedir.

Hz. Peygamberin sahabenin anlayamadığı konularla ilgili açıklamalar yapması, kendisine sorulan sorulara cevap vermesi, ayetleri okuyarak kendiliğinden açıklaması ve bazı konularla ilgili olarak çevresine soru sorması, ardından da kendisinin cevap vermesi gibi davramşlan onun, Kur’an’ın anlaşılmasına verdiği önemi gösterir. Hz. Peygamber, itikat, ibadet ve ahlaki konularda insanlara en güzel bir şekilde rehberlik etmiş ve önderlik yapmıştır. Kur’an’m doğru anlaşılması ve yorumlanması için sünnetin açıklayıcılığından yararlanmamız gerekir. Çünkü onun görevi yalnızca vahyi tebliğ etmekten ibaret değildir.

Müslümanlar da Peygambere iman etmenin yanı sıra ona itaat etmek, emir ve yasaklarına boyun eğmek, örnek davranışlarına tabi olmak, onu örnek alıp rehber edinmek ve onun ahlakıyla ahlaklanmak zorundadır. İşte tüm bunlan gerçekleştirmek, vahyi doğru bir şekilde anlayıp yorumlamak için Hz. Peygamberin sünnetine başvurmak gerekir.Yüce Allah vahyi doğru bir şekilde anlamak ve yorumlamak için Hz. Peygambere tabi olmamız gerektiğini şu ayetle beyan etmektedir: “Ey inananlar, Allah’a itaat edin, Resule ve sizden olan buyruk sahibine itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız onu Allah’a ve Resule götürün. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”

Bilgi seviyeleri ve anlayış düzeyleri birbirinden farklı olan ilk Müslümanlar Kur’an’ı iyi anlamak ve onunla amel etmek konusunda Hz. Peygamberin tefsirine ihtiyaç duymuşlardır. Hz. Peygamber de vahyin bu ilk muhataplarının seviye farklılıklannı göz önünde bulundurarak ayetleri doğrudan veya dolaylı olarak açıklamıştır. Hz. Peygamberin hayatı Kur’an’ı doğru anlamanın ve yorumlama nın temelini oluşturur. Bundan dolayı onun hayatı Kur’an’ı anlayıp yorumlamanın Kur’an’dan sonraki ikinci kaynağı olarak kabul edilmiştir. Hz. Peygamber, Kur’an’ın anlamı kapalı olan ayetlerini açıklamış, genel olan hükümlerini tahsis etmiş, farklı anlamlara gelip sorun teşkil eden kısımlarına açıklık getirmiş, zor anlaşılan kelimelerin anlamını belirtmiş ve edebî incelikleri içeren ayetlerin amacını bildirmiştir.

Kur’anı Kerim’de namaz kılmak, zekât vermek, hac ibadetini yerine getirmek ve ramazan ayında oruç tutmak gibi ibadetler farz kılınmış ancak bunların uygulanma biçimleriyle ilgili olarak detaylı bilgi verilmemiştir. İşte bu gibi ibadetlerin nasıl yapılacağıyla ilgili tek kaynak Hz. Peygamberin söz ve fiillerinden oluşan sünnettir. Kur’an’da emredilen namaz ibadetinin nasıl yerine getirileceği, vakitleri ve rekât sayısı gibi tüm açıklamaları Peygamberimizin fiili uygulamaları ile açıklık kazanmıştır. Kur’an’m anlaşılıp yorumlanmasında sünnetin açıklayıcı yönüne şu örneği verebiliriz: Bakara suresinin 238. ayetinde, “Namazlara, hele salatı vustaya dikkat edin ve kalkıp huşu ile Allah’ın divanında durun.” buyrulmaktadır. Bu ayette geçen salatı vusta yani orta namazın ne olduğu hususu açık değildir. İşte Hz. Peygamberin, “Orta namaz ikindi namazıdır.” sözü ayeti doğru bir şekilde anlayıp yorumlamamızı sağlamaktadır.

Kur’anı Kerim’in günümüzde doğru bir şekilde anlaşılıp yorumlanması için sünnetin açıklayıcı boyutunu dikkate almak gerekir. Çünkü vahyin günümüze seslenen evrensel mesajlarım anlamamız için bu vahyin mübelliği ve uygulayıcısı olan Hz. Peygamber tarafından nasıl anlaşıldığı ve yorumlandığı önemlidir.

1.4. Bilimsel Verilerden Yararlanma
Kur’anı Kerim birçok ayette insanları akletmeye, kâinat üzerinde tefekkür etmeye çağırarak insanın dünyada karşılaştığı birçok problemi aklını kullanarak çözmeye teşvik eder. Bilim akıl, deney ve gözlem gibi yöntemleri kullanarak evrende olup bitenleri açıklamak suretiyle insanın düşüncesine, yaşayışına ve sağlıklı bir hayat sürmesine katkı sağlar. Bilim, tüm bunları yaparken akla ihtiyaç duyar. İnsan da aklını kullanarak aklın bir meyvesi olan bilimden yararlanır ve bilimsel verilerden hareketle kendi varlığını, varlık amacım anlamlı bir hâle getirir. Çünkü din ile bilim arasında kopmaz bir ilişki vardır. Din akla hitap edip evren ve varlıklar üzerinde düşünmeye, evrendeki fiziksel, biyolojik ve toplumsal yasaları keşfetmeye çağırırken bilim de tarih, tıp, ekonomi, sosyoloji, psikoloji, biyoloji ve astronomi gibi birçok alanda araştırmalar yaparak insanlara yardımcı olur.
Kur’anı Kerim, insanın eşya ve kâinatla olan ilişkisini genel ilkelerle anlatmış, insanın kendi dışındaki âlemin araştırılıp öğrenilmesini onun zekâsına, becerisine ve çabasına bırakmıştır. İnsanı da bu eylemleri gerçekleştirmek için teşvik etmiştir. Tüm varlıkların niçin yaratıldığı konusu hakkında detaylı açıklamalar yaparken nasıl oldukları sorusunun cevabmı insanın deney, gözlem ve çabasına bırakmıştır.

Kur’an’ın bazı ayetlerini anlamada astronomi, fizik, biyoloji, tıp, psikoloji, sosyoloji, tarih ve antropoloji gibi ilim dallarından yararlanılabilir. Bu bilimlerin ortaya koyduğu veriler ayetleri anlamada ve yorumlamada açıklayıcı olabilir. Çünkü dış âlemdeki varlıkların tamamı Allah’ın kevni ayetleridir. Bunlar üzerinde yapılan araştırmalar imanımızı güçlendirmede ve Allah’ın yaratıcılık sıfatıyla yaratılanlar arasındaki bağı kurmamızda büyük bir öneme sahiptir.

Fetihlerle birlikte Müslümanlar, farklı coğrafyalarda değişik kültür ve medeniyetlerle tanıştıklarında bunların ortaya koyduğu verilerden yararlanmışlardır. Hatta İran, Yunan ve Mısır medeniyet ve kültürlerine ait bilimsel eserleri Arapçaya tercüme ederek halkın yararlanmasını sağlamışlardır. İmam Gazali, birçok eserinde tıp ve matematik ilminin gerekli olduğunu söylemiş, dünyanın yuvarlak oluşu, Ay ve Güneş tutulmalarını o günkü mevcut bilimsel verilerle açıklamaya çalışmıştır. Osmanlı Dönemi âlimlerinden Kâtip Çelebi, yazdığı eserde felsefe ve matematik gibi ilim dallarının önemini belirterek varlıkların gerçeğini araştırmada bu bilimlerin gerekli olduğunu belirtmiştir. Hatta matematik bilen bir müftü ile bilmeyen bir müftünün verdikleri fetvayı karşılaştırmış ve matematik bilenin verdiği fetvanın daha isabetli olduğunu söyleyerek bu bilimlerin önemine dikkat çekmiştir.

Yine bir Osmanlı devlet adamı olan Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Kur’anastronomi ilişkisini konu edinen bir eser yazarak astronomiyle ilgili olduğunu söylediği birçok ayeti bilimsel verilerden hareketleyorumlamaya çalışmıştır.

19. yüzyıldan itibaren Batı dünyasında meydana gelen hızlı bilimsel çalışmalar sonucunda bazı İslam âlimleri bu bilimsel çalışmaların verilerinden hareketle ilgili olduğunu düşündükleri ayetleri yorumlamışlardır. Mısırlı âlim Tantavi Cevheri yazdığı tefsirle modem bilimsel verileri kullanmış ve adına “Bilimsel Tefsir” denilen ekolün en büyük temsilcisi olarak kabul edilmiştir. Ayrıca Elmalılı Hamdi Yazır, bazı ayetlerin yorumunda bilimsel verilere başvurmuştur. Örneğin, “Sen dağları görürsün de yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz ki o yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.” ayetiyle ilgili olarak dünyanın döndüğünü, dağların gezici gazlardan meydana geldiğini, kimyasal değişim ile yeni yaratılışın devam ettiğini, dünyada sabit gibi görünen şeylerin

BİLİYOR MUYDUNUZ?
“Kur’anı Kerim’de kâinatın yaradılışı, dünyanın oluşumu, çekim kanunu, yedi kat sema, kâinatın genişlemesi, Ay ve Güneş ışığı, Ay ve Güneşin yörüngeleri, dünyanın yuvarlaklığı ve dönüşü gibi “astronomi” ilmiyle ilgili; yeryüzündeki denge ve kömürün teşekkülü gibi “jeoloji” ile ilgili; hava basmcı, eşyanın çift oluşu, demir ve atomun zikredilişi gibi “fizik”le ilgili; hava basıncı, botanik ve genetik gibi “biyoloji” ile alakalı; ruh ve beden sağlığını koruma, zararlı yiyecek ve içeceklerden sakınma, beslenme ve “jinekoloji” gibi “tıp”la ilgili; insanın yaradılışı gibi “antropoloji” ile alakalı; din duygusu, din şuuru, fizyolojik olan ve olmayan motivler, insan tipleri, karakter ve şahsiyet gibi “psikoloji” ile alakalı; telepati gibi “parapsikoloji” ile ilgili birçok bilgi bulunmaktadır.” aslmda değişim geçirerek kıyamete doğru gittiğini, günün birinde bir üfürmeyle koca dağların bütün yoğunluklarıyla yerlerinden sürükleneceğini ve yeryüzünün başka bir yeryüzüyle değiştirileceğini söylemiştir.

Kur’anı Kerim’i doğru bir şekilde anlayıp yorumlamak için günümüzdeki bilimsel verilerden yararlanabiliriz.

Özellikle insanın dış dünyadaki varlıklar ve bu varlıkların yaradılışı, içinde bulundukları düzen ve intizamla Allah’ın yüce kudretine işaret etmeleri üzerinde düşünmeye teşvik eden ayetlerin anlaşılmasında ve yorumlanmasında fizik ve astronominin verilerinden yararlanabiliriz. Kur’an kıssalarında kendilerinden bahsedilen eski kültür ve medeniyetlerin tanınmasında, tarih, antropoloji ve arkeoloji gibi bilim dallan açıklayıcı bir rol oynar. Kur’an’da sözü edilen daha birçok konunun açıklanmasında günümüzdeki bilimsel verileri dikkate alabiliriz. Ancak bu bilimsel verileri kullanırken Kur’an mesajlarının evrensel ve değişmez, bilimsel verilerin ise yapılan yeni araştırmalarla sürekli bir gelişim gösterdiğinden değişken olduğunu ve vahyin mesajlarını sınırlayamayacağım bilmemiz gerekir.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 11.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 11.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 11. Sınıf Tefsir Dersi

5. Sınıf Arapça
Yorumlar