Kur'an İfadelerinin Sınıflandırılması
İmam Hatip 5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD

Kur’an İfadelerinin Sınıflandırılması

3. Kur’an İfadelerinin Sınıflandırılması

Tefsir ilmi, Kur’an’m doğru anlaşılmasını konu edinmiştir. Bu yüzden müfessirler, doğru anlamayı engelleyen hususları ortadan kaldırmaya ve yardımcı olan unsurlardan faydalanmaya çalışmışlardır. Bu çalışmalar zamanla gelişmiş, belirli esaslarla sınıflandırılmış ve Kur’an ifadelerinin özelliklerini inceleyen ilim dallan ortaya çıkmıştır.

3.1. Kıraat Farklılıkları
Kıraat ilmi, Kur’an’m okunuşuyla ilgili farklılıkları ve bunların kimlerden nakledildiğini bilmektir. Kur’an’ı, kıraat ilminin esaslarıyla okuyan kimseye kâri, çoğuluna kurrâ ve bu ilmi öğretene de mukri denilmektedir.

Kıraatler, ana hatlanyla mütevatir ve şâz olmak üzere iki kısımdır. Mütevatir kıraat; Arapça gramerine, Hz. Osman’a nispet edilen mushaflardan birinin hattına uygun olan ve sahih/muttasıl bir senetle Resulullaha ulaşanlardır. Bu kıraatlerin sayısı, yedisi meşhur olmak üzere on tanedir. Mütevatir kıraatin bu üç şartından birisi eksik olana da “şaz kıraat” denir.

Mütevatir kıraat, kendilerine isnad edilen güvenilir kimselere “imam”, kıraat imamlarının râvileri arasındaki ihtilafa “rivayet” ve okuyanın tercihine yönelik ihtilafa da “vecih” denilmektedir.

Allah, Kur’an’ı Kureyş lehçesinde indirmiş, onun bazı kelimelerini telafluz edemeyenlere de kolaylaştırarak okuma izni vermiştir. Kur’an’m zamanla dil ve gönüllere yerleşmesiyle, bu izne gerek kalmamıştır. Bu yüzden Hz. Osman, Kureyş lehçesinin dışındaki kelime farklılıklarını kaldırtarak Mushafları çoğalttırmıştır.

Hz. Osman’ın çoğalttırdığı Mushaflann yazısı, noktasız ve harekesiz olduğundan harf ve harekede farklı kıraate imkân verir tarzdaydı. Örneğin;  Örneğin, Fâtiha suresinin  4. ayetindeki Kur’an’da yer aldığı gibi hem medli ve hem de “melik” şeklinde kasr edilerek okunmuştur. Bu kelime birinci şekilde okunduğunda “Allah’ın, mülk üzerindeki yetkisi”,  şeklinde okuyuşa göre ise, “Allah’ın insanlar üzerindeki yetkisi” ifade edilmektedir. Bu örneklerde açıkça görüldüğü üzere kıraat farklılıkları, anlamda zıtlık oluşturmamakta ve avetin manasını zenginleştirmektedir.

Mütevatir kıraatlerin kazandırdığı anlam zenginliği, o ayette Allah’ın muradının ne olduğunu da vermektedir. Şöyle ki, bir kelimeyi farklı okumakla elde edilen iki anlam da geçerli sayıldığında, Allah hangi anlamı kastetmişse o alınmış olacaktır. Şu da unutulmamalıdır ki kıraat farklılıkları haram ve helalleri bildiren ayetlerde bulunmamaktadır.

3.2. Garibu’lKur’an
Kur’anı Kerim, Kureyş lehçesinde indirilmiştir. Kureyş lehçesiyle konuşan bir kimsenin, Kur’an’da yer alan başka bir lehçeye ait kelimeyi anlayamadığı olmuştur. Doğal olarak bütün diller, yabancı dillerden kelimeler almış ve onları kendi potasında eriterek kelime hâzinelerine katmıştır. Arap dili de yabancı millet ve medeniyetlerden aldığı bazı kelimeleri Arapçalaştırarak kullanmıştır. Kur’anı Kerim’de indirildiği dönemin günlük konuşma dilindeki bu Arapçalaşmış kelimeler mevcuttur. Fakat doğal olarak bazı kimseler, bu kelimelerin bir kısmının manasını bilememiştir. Bugün, terim olarak garib diye tabir edilen bu kelimelerin tamamı tespit edilmiştir.22 Kur’anı Kerim’de de bu tür kullanımlar vardır ve bunlara “Garibu’lKur’an” denilmektedir.


Kur’anı Kerim’deki bazı kelimelerin anlamının herkes tarafından bilinememesi, Kur’an’ın ona yüklediği yeni anlam sebebiyle de olabilmektedir.

Kelimelerin Kur’an’da nadir kullanılması da o kelimenin anlamının bazı kimselerce bilinememesine sebep olmuştur. Nitekim Abdullah b. Abbas bile bu kelimeyi, Kur’an’da anlamını bilmediği dört kelime arasmda saymıştır.

Yabancı dillerden ve lehçelerden Arap diline geçerek Arapçalaşmış kelimeleri anlama çalışmaları daha sahabe döneminde başlamıştır. Anlamın tespitinde Arap şiirinden de faydalanılmıştır. Bu çalışmalar, erken dönemden itibaren isimli sözlüklerde toplanmıştır. Bu kelimelerin çoğunluğunun halkın geneli tarafından bilindiği de unutulmamalıdır. ayetindeki
 
NOT EDELİM
Garibu’lKur’an hakkındaki en meşhur eser, Râğıb elIsbehânî (öl. 502/1108)’nin “elMüfradât fî Garibi’lKur’an” isimli kitabıdır.

3.3. Müşkilu’lKur’an
Müşkilu’lKur’an, bazı ayetlerin ve kelimelerin anlaşılma güçlüğünü ortadan kaldırmayı amaçlayan bir ilim dalıdır. Kur’anı Kerim’de gerçek manada bir ihtilafın olamayacağmı


“Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.” ayeti bildirmektedir. Bu anlaşılma zorluğu, dilin inceliklerini, Kur’an’m bütününü ve Hz. Peygamberin sünnetini dikkate almakla giderilmeye çalışılmıştır.

Ayetlerin anlaşılma zorluğu, ayetin bir ifadesinden de kaynaklanabilmektedir. Buna örnek olarak, “Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmeden önce, (halis Müslüman olun da) Rabb’inizden size indirilenin en güzeline tabi olun.” ayetini29 verebiliriz. Kur’an’m her ayeti en güzel olduğu hâlde “size indirilenin en güzeline” buyrulmasımn sebebi üzerinde durulmuş ve şöyle yorumlanmıştır: Kur’an’ın her emir ve yasağı, kıssa ve hükmü en güzel olma vasfına sahiptir. Ancak herkesin ayetleri uygulama konumu farklıdır. Yani kimin neyi uygulayacağı değişebilir. Söz gelimi zengin için Allah yolunda infak etmek, hayırda bulunmak en güzel ameldir. Hasta için ruhsatlardan yararlanmak en güzeli, günahkârlar için de tövbe ayetlerine sarılmak en güzel olanıdır.

Ayetleri anlama zorluğu bazen de iki ayet arasında sanki zıtlık varmış gibi ortaya çıkmaktadır. “Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz.” ve “Ant olsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık...” ayetleri buna örnektir. İlk ayette Kur’an’m ağır bir söz olduğu, ikinci ayette ise onun kolaylaştırıldığı beyan edilmiştir. Bu durum ilk bakışta çelişki izlenimi vermektedir.

Hâlbuki ilk ayet, Kur’an’m getirdiği hayat düzeninin tebliğinin ve uygulanmasının ağır bir sorumluluk olduğunu bildirmiştir. İkinci ayette belirtilen Kur’an’m kolaylaştırılması ise okunması, anlaşılması ve ezberlenmesidir. Kur’an’ı teorik olarak öğrenmek kolaydır. Ancak kişisel ve sosyal hayatımızı onun öngördüğü şekilde yaşamanın önünde sabn ve iradeyi gerektiren nice zorluklar vardır.

Kur’an’da müşkil, kapalı ve hangi anlamın tercih edileceği tam belirgin olmayan lafızların bulunması, onun üzerinde daha yoğun düşünmeyi sağlamıştır. Aynı şekilde, Kur’an’m edebî üstünlüğünün ortaya çıkmasını ve daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır.

DEĞERLENDİRELİM
“Opeygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık...” (Bakara suresi, 253. ayet.)
“...Allah’ınpeygamberlerinden hiçbiri arasında ayrım yapmayız...” (Bakara suresi, 285. ayet.)
Yukarıdaki ayetler arasındaki ilişkiyi değerlendiriniz.

3.4. Mücmel ve Mübeyyen
Mücmel, bir açıklayıcı tarafından açıklanmadıkça, manası anlaşılmayan kapalı lafızdır. Kapalılığı gideren lafız veya uygulamaya mübeyyin denir. Mübeyyin, kapalı lafzm hemen bitişiğinde veya ondan ayrı olarak gelmektedir. Mücmel lafızların açıklanarak manası güçlü ifadelere dönüştürülmesine de “mübeyyen” denir. Mücmel lafızları açıklayan manası güçlü ifadelere de “mübeyyen” denir. Mübeyyen lafızların ifade ettiği anlam, şüpheye yer vermeyecek şekilde kesindir. Örneğin, ayetlerde “zekâtı verin” ifadesinden, zekatın verilmesi gerektiği anlaşılır. Zekâtı kimlerin ve ne oranda vermesi gerektiğini de sünnet açıklamıştır.

Ayetlerdeki kapalılık bazen lafzın yaygın kullanılmamasından kaynaklanmaktadır.
Ona bir sıkıntı dokunursa feryad eder.” “Ona hayır (mal) isabet ederse cimrilik eder.”

Sabn az Hırslı
Görüldüğü gibi mücmeli, bu iki mübeyyin ayetle açıklanarak (müfesser/mübeyyen) hâlini almıştır.
Ayetlerdeki lafızlar bazen birden çok anlam taşımakla da kapalı hâle gelebilmektedir. Lafzın eşit seviyedeki bu anlamlarından hangisinin alınması gerektiği açık değildir. r.

Lafzın, sözlük manası bilinmekle birlikte özel anlamda kullanılması da kapalılığa sebep olmaktadır. Bu çeşit mücmelin örneği, salat, zekât ve hac gibi kavramlardır. Bu kapalılığı Hz. Peygamber, uygulamalı olarak açıklamış ve böylece bu lafızlar müfesser/mübeyyen hâline gelmiştir. Örneklerde de açıkça görüldüğü üzere, mücmelin Kur’an’da yer alması, ona ifade zenginliği kazandırmıştır.

AÇIKLAYALIM
Kur’an’da temizlemek anlamında geçen zekât mücmelinin, nasıl mübeyyen hâline geldiğini sınıfta tartışarak mübeyyini ile birlikte açıklayınız.

3.5. Mübhemler
Mübhem, Kur’an’daki yer, zaman, kişi ve eşya isimlerinin açıkça zikredilmeksizin, ismi mevsul, ismi işaret ve zamirle üstü kapalı ifade edilmesidir. Böyle durumlarda ayetlerin kimi ve neyi kastettiği tam olarak anlaşılmayabilir. Müphemleri açıklayabilmek için yine Kur’an’a, sünnete ve sahabe sözlerine bakılır. Ayrıca tarih araştırmalarından ve İlmî verilerden de faydalanılabilir.

Ayetteki kapalılığı bazen de Hz. Peygamber kaldırmıştır.
“Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır...” ayetindeki daha fazla kelimesinin manasını Peygamberimiz şöyle açıklamıştır: “Allah, muhsin kullarını cennetle ödüllendirdikten sonra onlara, fazladan, cemalini de gösterecektir.”
Kur’an bu anlatım tarzıyla, az söze zengin manalar yüklemiş, kişi ve eşya teferruatına girmeden öncelikle mesaja dikkat çekmiştir.

ARAŞTIRALIM- OGRENELIM
“Sizi oradan yarattık, oraya döndüreceğiz ve tekrar oradan çıkaracağız.” (TâHâ suresi 55. ayet.) Bu ayetteki altı çizili, U zamiri ile anlatılan müphemlerin anlamım, Mü’min suresi 67. ve Rûm suresi 25. ayetlerin yardımıyla bulunuz.

3.6. Muhkem ve Müteşabih
Muhkem, Kur’anı Kerim’in kolaylıkla anlaşılan açık ifadeleridir. Müteşabih ise Kur’an’ın, birden fazla anlama geldiği için kesin bir anlama ulaşılamayan ifadeleridir. Muhkem ve müteşabihin sözlük anlamlan; Kur’an’ın lafızlannın ve manalarının sağlamlığını, kusursuzluğunu ve güzelliğini ifade etmektedir.42 Âli İmrân suresinin 7. ayetinde hem muhkem hem de müteşabih ayetlere vurgu yapılmaktadır: “...(Kur’an’ın) bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar kitabın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun tevilini ancak Allah bilir...”

Muhkem ayetlerin anlamı açıktır ve te’vile ihtiyacı yoktur. Müteşabihler ise başka sözlerle desteklenmiş olsa bile manalan kesin olarak bilinemez. Buna rağmen müteşabihler, muhkem ayetler ışığında akli ilkeler ve dil incelikleri dikkate alınarak yorumlanabilir.
Muhkem ayetlerde ibadet, helal, haram ve amellere dair hususlar yer almaktadır. Bu ayetler; gördüğümüz, yaşadığımız, hissettiğimiz, sayabildiğimiz ve akıl yürütebildiğimiz konularda bilgi vermektedir.

Gaybe ait konular müteşabih ayetlerde ele alınmaktadır. Müteşabihler çoğunlukla Allah'ın zat ve sıfatlan, iman, ahiret gibi gaybi konulan içermektedir. Müteşabihler, gayb âlemine ait bu konulan doğrudan değil, hayatımızdaki benzerleriyle anlatmıştır. Çünkü bilinemeyen bu âlem, insana ancak bildiği ve kavrayabildiği nesnelerle anlatılabilir. Örneğin, Allah’ın her şeye hükümran olduğu, Rab ve Melik isimleriyle ifade edilmiştir. Aynı şekilde insan aklının kavrayabilmesi için cennet dünyanın güzelliklerine ve cehennem ateşe benzetilerek anlatılmıştır.

Ayetlerdeki müteşabihlik, bazen lafızda bulunmaktadır. Mesela, ayetindeki devamındaki  “Sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak için” ayetinin yardımıyla onun “otlak/mera” anlamına geldiği anlaşılmıştır.

Müteşabihlik bazen manada bulunabilmektedir. Bu tür müteşabihler, duyularımızla hissedemediğimiz gayb âleminden bahseden ayetlerin anlamında bulunur. İnsan aklının kavrayamadığı konu ve olaylarla ilgili ayetlere “hakiki müteşabih” denir. Yüce Allah’ın; hakikati, kudreti, sevmesi gibi vasıfları bu gruba girmektedir. İnsan dili, Allah’ın sıfatlannı anlatmakta aciz kaldığından benzetme ile anlatmak mümkün olabilmektedir. Örneğin, Allah’ın eli onların ellerinin üzerindendir...” ifadesi, Allah’ın kudretini ele benzeterek anlatmıştır. Kur’anı Kerim’de Allah’ın görmesi, bilmesi gibi sıfatlan da bizim görmemize, bilmemize benzetilerek anlatılmıştır.

Müteşabihlik lafız ve mananın ikisinde de olabilmektedir. Örneğin, “...İyi davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir...” ifadesi böyledir. Ayetin manasım bilmek için cahiliye Araplannın ihrama girdiklerinde evin kapısmdan girmeyip arkasından açtıklan delikten girme âdetlerini bilmek lazımdır. Ayetin lafzı bu detayı vermediği için lafzında ve manasında gizlilik oluşmuştur.

Müteşabihlerin bir kısmım (kıyametin vakti gibi) sadece Allah bilir. Bir kısmını (garîb lafızlar ve kapalı hükümler gibi) insanlann çoğu bilebilir. Bir kısmım ise ancak derin bilgiye sahip olanlar bilebilirler.

Müteşabihleri anlamak için akli ilimlere yönelmek ve araştırmalar yapmak gerekmiş, böylece soyut düşüncenin gelişmesi sağlanmıştır. Bunun yanında müteşabihler, Kur’an’m edebî üstünlüğünün ortaya çıkmasına da yardımcı olmuştur.

3.7. Vücûh ve Nezâir
Vücûh eş sesli demektir. Kur’anı Kerim’de, aynı kelimenin değişik ayetlerde farklı anlamlarda kullanılmasıdır. Her dilde eş sesli kelimeler vardır. Türkçemizdeki “yüz” kelimesi, ‘başın ön kısmı, dış taraf, yön’ anlamlarında eş seslinin misalidir. Vücuha, Kur’anı Kerim’den “hüdâ” kelimesini örnek gösterebiliriz.
 
Yukarıdaki beş farklı ayette geçen “hüdâ” kelimesi, her birinde şemada gösterilen anlamda kullanılmıştır. Aynı şekilde, “insan topluluğu, millet, müddet” anlamlarına gelen “ümmet” kelimesi de Kur’an’da farklı anlamlarda kullanılmış ve vücûhun başka bir misalini oluşturmuştur.

ŞEMA OLUŞTURALIM
Bakara suresi, 2. ayette “Kur’an”; Bakara suresi, 235. ayette “bekleme müddeti”; Ankebût suresi, 27. ayette “Tevrat”; İnşikâk suresi, 7,10. ayetlerde “amel defteri” anlamlarına gelen “kitap” vücûhunu yukarıdaki gibi şema üzerinde gösteriniz.

Nezâir ise eş anlamlı kelimeler için kullanılan bir kavramdır. Diğer bir ifade ile lafız, şekil, bazen de mana bakımından birbirine benzeyen lafız ve ayetlerdir. Ana dilimizdeki “çabuk, tez, seri, hızlı” kelimeleri de eş anlamlı kelimelerin örnekleridir. Aynı anlama geldiği hâlde farklı kelimelerle ifade edilen nezâire, “Kur’an” kelimesinin kendisini örnek verebiliriz:
Kitap (Bakara, 2/2) Furkan (Furkân, 25/1) Zikir (Hier, 15/9) Rahmet (Nahl, 16/89) Şifa (îsrâ, 17/82)

Kur’an Kelimesi
Görüldüğü gibi kitap, furkan, zikir, rahmet, şifa kelimeleri, geçtiği bu ayetlerde Kur’anı Kerim’le eş anlamlıdır. Aynı şekilde; “hesap günü, din günü, dirilme günü, kavuşma günü, pişmanlık günü” kelimeleri de ahiret günüyle eş anlamlı (nezâir) olarak kullanılmıştır.

ŞEMA OLUŞTURALIM
Kureyş suresi 3. ayette “Beyt”; Hac suresi 33. ayette “ BeytulAtik”; Mâide suresi 2. ayette “Beytu’lHaram”; Bakara suresi 144. ayette “Mescidu’lHaram” isimleriyle de gelen “Ka’be” kelimesinin (Mâide,5/95) nezâirini (eş anlamlısını) bir önceki şemadaki gibi gösteriniz.
Lafız veya manada birbirine benzeyen ayetlere de nazîr/nezâir denilmektedir. Örneğin; “Nice yüzler o gün ışüar, parlar.”48 ayetinin benzerleri (nezâir), şu şekillerde gelmiştir:  “O gün yüzler vardır ışıldar.”O gün bir takım yüzler de vardır ki mutludurlar.”

Vücûh ve nezâirin Kur’an’ın anlaşılmasında çok önemli bir yeri vardır. Ayet ve surelerde tekrar edilen birçok kelime, kullanıldığı her yerde ayrı bir anlama gelmektedir. Bu anlam zenginliği, ayetleri açıklamada ifade zenginliği kazandırmaktadır. Vücûh ve nezâiri dikkate almamak ise ayetlerin manasını yanlış veya eksik anlamaya sebep olmaktadır.


Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 11.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 11.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 11. Sınıf Tefsir Dersi

İmam Hatip 6. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 5 DVD
Yorumlar