Kelam Biliminin Doğuşu ve Gelişmesi
5. Sınıf Kuran

Kelam Biliminin Doğuşu ve Gelişmesi

3. Kelam Biliminin Doğuşu ve Gelişmesi

İslam dini, Peygamberimiz hayattayken tamamlanmıştır. Allah’tan aldığı vahiyleri insanlara tebliğ eden Peygamberimiz, aynı zamanda zihinleri meşgul eden problemlere de cevap vermiştir. Peygamberimizin vefatı ile Müslümanlar Kur’an’la ve kendi düşünceleri ile baş başa kalmışlar ve böylece yeni bir süreç başlamıştır. Bu süreçte Müslümanlar artık inançla ilgili her türlü sorunlarının çözümü için Kur’an’ı yorumlamak, Peygamberimizin yaşayışını örnek almak ve akıllarını kullanmak zorunda kalmışlardır. Böylece kelam dâhil dinle ilgili bütün ilimlerin ortaya çıkış süreci de başlamıştır.

İslam’ın yayılması sonucunda farklı kültürlerle karşılaşılması ve sosyal değişimin getirdiği zorunluluklar Müslümanlar arasında birçok yeni düşüncenin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu durum inançla ilgili bazı konular hakkında tartışmaları ve yeni yorumları da berberinde getirmiştir. Peygamberimizin vefatından sonra yaşanan siyasi olaylar nedeniyle ortaya çıkan büyük günah işleyenin durumu, iman amel ilişkisi, insan hürriyetinin sınırları gibi konular da bu süreci hızlandırmıştır. Böylece geniş bir fikir hürriyeti çerçevesinde Hasan elBasrî ve İbrahim enNehâî gibi önde gelen tabiîn âlimleri, bu problemlerle ilgili görüşler ileri sürmeye başlamışlardır.

 Hicri birinci asrı içine alan bu süreç kelam ilminin doğmasına zemin hazırlayan “ilk fikrî hareketler” devridir.

Kelamın doğmasına zemin hazırlayan bu dönemin inançla ilgili konuları ele alan en önemli eseri İmamı Azam Ebu Hanife (öl. 150/767)’ye nispet edilen ‘‘Fıkhı Ekber’’ adlı risaledir. Bu eserin adında geçen fıkıh kelimesi, ilmihâl ve muamelât ilmini ifade eden fıkıh değildir. Ebu Hanife, kelime olarak “derinlemesine anlama” anlamındaki fıkhı, “kişinin ebedî mutluluk yönünden lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesi” şeklinde inanç, ibadet ve ahlakı kapsayacak şekilde tanımlamıştır. ‘‘Fıkhı Ekber’’ ise onun literatüründe inanç konularını içeren ilmin adı olmuştur.

Hicri ikinci asırdan itibaren Müslümanlar arasında görüş ayrılıkları artmış, siyasi ve itikadi mezhepler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu dönemde Mutezile ekolü, inanç bakımından tevhid ve adaleti savunarak vahyin yorumlanmasında akla başvurmuştur. Eski Yunan, İran ve Hint kültürlerinden yapılan felsefi eserlerin tercümelerinin de etkisiyle Mutezile, yabancı kültürlere karşı inanç esaslarının savunulmasında ve inançla ilgili problemlerin çözümünde akla dayalı yöntemleri sıklıkla kullanmıştır. Böylece Mutezilenin yaptığı, inançla ilgili ayetlerin aklın ilkeleri ışığında yorumlaması faaliyetine kelam  metodu adı verilmiştir. “Kelamın doğuşu” olarak adlandırılan bu dönemde özellikle büyük günah işleyenin durumu, imamet, Kur’an’ın yaratılıp yaratılmadığı, Allah’ın görülmesi, Allah’ın sıfatları ve kader meselesi gibi hususlar temel tartışma konularını oluşturmuştur.
Hicri üçüncü asırda inanç alanındaki ana akımlar ortaya çıkmış ve bu akımlar görüşlerini kendi metotlarıyla savunmuşlardır. Müslümanların büyük çoğunluğunu temsil eden Ehli Sünnet düşüncesi de bu asırda itikadî konuları aklî metotlarla desteklemeye başlamıştır. İbn Küllab (öl. 240/854) ve Haris elMuhasibî (öl.243/857)’nin bu çerçevedeki çabaları, daha sonra tamamen sistemleşecek olan Ehli Sünnet düşüncesinin habercisi olarak kabul edilebilir.

Hicri dördüncü asırda Ehli Sünnet düşüncesi Ebu’lHasan elEşarî (öl. 324/935) ve İmam Maturidî (öl. 333/944) tarafından sistemleştirilmiştir. İmam Maturidî’nin Ebu Hanife çizgisinde oluşturduğu düşünceleri vahyin ve aklın uyumunu gösteren yorumları Kitabu’tTevhid adıyla yazdığı eserinde savunulmuştur. Bu eser, kelam ilminin bu döneminin Tevhid ilmi olarak da adlandırıldığını göstermektedir. Eş’arî ve Maturidî’nin çabaları sonucunda Ehli sünnet, itikadî meselelerde aklın rolünü kabul etmiştir. Gerektiğinde iman meselelerini aklî yollarla izah ve teyid edip tevile başvurarak kelamî metodu kullanır hâle gelmiştir. İmam Eşarî’nin yorumlarını geliştiren Bakıllânî (öl. 403/1013) ve Cüveynî (öl. 478/1085) ile İmam Maturidî’nin yorumlarını geliştiren Ebu’lMuîn enNesefî (öl. 508/1115) bu dönemin diğer meşhur kelam âlimleridir. Bu dönem kelamın “klasik dönem (mütekaddimîn)”i olarak adlandırılmaktadır.

Bu dönemden sonra İmam Gazalî (öl. 555/1111) bir yandan felsefî düşünceyi eleştirirken diğer yandan da mantığı kelama dâhil etmiş ve Fahreddin erRâzî (öl. 606/1210) de bu yeni yönteme uygun eserler meydana getirmiştir. Kelam ve felsefenin iç içe geçtiği bu dönemden sonraki kelam ilmine kelamın “sonraki dönem (müteahhirîn)”i adı verilmiştir. Daha sonra yaşamış ünlü kelam âlimleri arasında Âmidî (öl.631/1233), Beydâvî (öl. 685/1286), Taftâzânî (öl. 793/1391) ve Cürcânî (öl. 816/1413) sayılabilir.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 11.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 11.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 11. Sınıf Kelam Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD
Yorumlar