Kaderle İlişkilendirilen Bazı Kavramlar
5. Sınıf Arapça

Kaderle İlişkilendirilen Bazı Kavramlar

3. Kaderle İlişkilendirilen Bazı Kavramlar


Kader söz konusu edildiğinde onunla ilişkilendirilen bazı kavramlar vardır. Ecel, ömür, rızık, afet, sağlık ve hastalık, başarı ve başarısızlık, tevekkül, hayır ve şer ile hidayet ve delâlet gibi kavramlar bunlardan bazılarıdır.

3.1. Ecel ve Ömür
Ecel kelimesi, sözlükte; hayatın sonu, müddet ve süre gibi anlamlara gelmektedir. Bu kavram insanın ömrünün bittiğini, dünya hayatının sona erdiğini anlatır. Ömür ise insanın doğumundan ölümüne kadar geçen süreye verilen addır. Kur’an’da canlılarda olduğu gibi toplumların da bir ömrü olduğundan bahsedilir.
Ölüm, asla karşı çıkılamayacak bir gerçektir. Kur’an’da insana düşünüp tercihlerini yapabileceği kadar uzun bir ömür verildiği hatırlatılır. Burada insanın düşünüp karar vermesi için yeterince zamanı olduğu vurgusu vardır ve sorumluluklarını askıya alarak daha çok yaşama arzusu hoş karşılanmamıştır. Bu anlamda Kur’an’da, “Hiç kimse, tayin edilmiş belli bir vadeden önce, Allah’ın izni olmadan ölmez.” buyrulmuştur.

Allah, her canlıya doğal bir yaşam süresi takdir ve tayin etmiştir. İnsan, normal şartlarda sağlıklı ve yeterli beslendiği ve çevre faktörlerinden olumsuz yönde etkilenmediği sürece doğal ömrünü tamamlar. İnsan için Allah’ın takdir ettiği doğal yaşam süresini olumsuz yönde etkileyen sebeplerin asgariye indirildiği bazı ülkelerde insanların daha uzun yaşadığı görülmektedir. Bu tespit, doğal ömrü tamamlamaya engel teşkil eden harici sebeplerin önceden tayin edilmiş olamayacağını gösterir. Bu konuda Kur’an’da, “.Yaşayan bir varlığa daha çok ömür verilmesi de onun ömründen biraz azaltılması da mutlaka bir Kitap’ta yazılıdır.”
 
DEĞERLENDİRELİM
Aşağıdaki ayeti dikkate alarak ömür konusunu değer lendiriniz.
“Odur sizi balçıktan yaratan ve sonra (sizin için) bir ömür tayin eden, (yalnızca) onun bildiği bir ömür.” (En’âm suresi, 2. ayet.) buyrulmuştur. Öyleyse insanın kaliteli bir yaşam sürmesini sağlayan dolayısıyla ömrünü uzatan şartların oluşturulması için Allah’ın yeryüzünde koyduğu ölçülerin dikkate alınması gerekir. Bütün insanların kendilerine Rableri tarafından verilen ömrü tamamlamaları bir haktır. Bu yüzden Kur’an’da, “.Eğer bir kimse bir insanı öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibidir ve bir kimse bir hayat kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur.” buyrulmuştur.


3. 2. Rızık
Rızık, sözlükte, nasip, pay, nimet ve bağış gibi bütün canlıların faydalandıkları şeydir. Terim olarak Allah’ın bütün canlılara lutfettiği nimetlerdir. Bu nimetler maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Kur’an’da, “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın.”29 buyrulmuştur. Allah, “.Yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın.”30 buyurarak rızkın temin edilmesi için insanları teşvik etmiştir. Aynı şekilde Allah’ın emirlerine riayet eden peygamberlerin tamamı bir meslek veya sanat sahibi olarak rızkını aramış, alın teri dökmüş ve bu konuda örnek olmuşlardır.

Allah, yeryüzünü insanın yaşayabileceği bir mekân olarak hazırlamış ve bütün nimetlerini onun hizmetine sunmuştur. Yağan yağmur, yeşeren toprak ve gemileri taşıyan denizler gibi her şey insanın emrine verilmiştir. Hatta yeryüzünde onun lutfundan istemeyi kendi varlığının ve kudretinin delillerinden saymıştır.31 Nahl suresinin 18. ayetinde, “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, asla böyle bir işin altından kalkamazsınız! Şüphesiz Allah, çok bağışlayan (ve) çok merhamet edendir.” buyrularak bu nimetler onun rahmetinin bir eseri sayılmıştır. Allah, bütün canlılara yetecek kadar nimet yaratmış ve bu nimetlerin paylaşılması noktasında ekonomik, sosyal ve ahlakî konularda öğütler vermiştir. Ayrıca Allah, servetin sadece zenginler arasında dolaşarak tekelleşmesini kınamış ve paylaşılması gerektiğini vurgulamıştır.

Kur’an’da bazı insanların daha zengin olmasının bir imtihan sebebi olduğu ve zenginlikleri oranında sorumluluk taşıdıkları belirtilmiştir. Kaybetme korkusuyla nimetleri paylaşmamanın şeytanın bir oyunu olduğuna dikkat çekilerek infak edilmesi hâlinde daha çok verileceği vurgulanmıştır. Burada gizli ya da açık başkalarına yardım etmek, inanmanın bir gereği olarak teşvik edilmiştir.Kur’an’da, nimetleri paylaşmamak bir hak gaspı olarak nitelenir ve rızkın Allah’tan olduğunu inkâr etmekle bir tutulur. Bütün bu emir ve tavsiyeler, açlık ya da fakirliğin bir kader olmadığını gösterir. İnsanların geçim noktasında zor durumda kalması kendilerinin ya da başkalarının tutumları ile ilgilidir.
Yeryüzündeki imkânlar, üzerinde yaşayan herkese yetecek kadardır ve bu imkânlardan faydalanmak herkesin hakkıdır. Ancak fakirliğin ilahî takdire göre oluştuğunu iddia eden müşrikler kaderci bir tavır takınarak bu paylaşımı reddetmişlerdir. Bununla ilgili olarak Kur’an’da şöyle buyrulmuştur; “Kendilerine, ‘Allah’ın size verdiği rızıktan başkaları için harcayın!’ denildiğinde, hakikati inkâra şartlanmış olanlar, inananlara, ‘Rabb(iniz) dileseydi (kendisinin) besleyebileceği kimseleri biz mi besleyip doyuralım? Doğrusu siz açık bir yanılgı içindesiniz!’ derler.” Şüphesiz rızkın yaratılması Allah’ın takdiridir. Ancak rızkın dağılımında insanların bulundukları konumlara göre yerine getirmeleri gereken sorumlulukları vardır.

DEĞERLENDİRELİM
Aşağıdaki hadisi rızık elde etmek ile ilgili olarak değerlendiriniz.
“Hiç kimse, elinin emeği ile kazandığını yemekten daha hayırlı bir kazanç yememiştir. işte Allah’ın peygamberi Davut da elinin emeğini yerdi.” (Buharî, Buyû, 15.)

3. 3. Afet
Yeryüzünde deprem, sel, erozyon ve orman yangınları gibi insanların karşılaştıkları pek çok doğal afet vardır. Kur’an’da “Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) o koydu. Sakın dengeyi bozmayın.” buyrulmuştur. Bu dünyanın fiziki yasalarını koyan Allah’tır. Merhamet ve adaletinin tezahürü olarak yeryüzünü bir denge içinde yaratan ve bu dengeyi korumamızı isteyen de yine odur.

O, anlamsız ve amaçsız hiçbir şey yapmaz. Bu anlamda afetlerin önemli bir kısmı bizzat insanların kendi elleriyle yol açtıkları sorunlardan kaynaklanabileceği gibi pek çok konuda gerekli tedbirleri almamanın sonuçlarıyla da karşılaşılabilmektedir.
 
Kur’an’a göre Allah hiç kimseye taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemez. Dolayısıyla insanlar önce afetleri oluşturan sebepleri ortadan kaldırmaya çalışmalı ve bu afetlerle mücadele edip onlardan en az zararla kurtulmanın yollarını bulmalıdırlar. Örneğin insanların depreme karşı bir takım tedbirlerle korunabildiği düşünüldüğünde, ilahî takdirin bu önlemleri almaktan yoksun insanları hedef almış olması düşünülemez. Nitekim yapılması mümkün kötülüklerden hiçbirisiyle ilgisi olmayan çocuk, genç ve yaşlı kimselerin beton yığınları arasında ölmesinin takdire bağlanması doğru değildir. Üstelik sağlam yapılaşma yöntemlerinin depreme karşı yeterince korunma sağladığı çok açıktır.

Gerekli tedbirleri alıp can ve mal kaybının önlenmesi mümkün iken bu afeti alın yazısı veya kader olarak karşılamak doğru değildir. İnsan aklını kullanarak bu tür afetlere karşı önlemler alabilir. Zamanımızda deprem haritaları oluşturulup gerekli önlemler alınmak suretiyle bu afet bir sürpriz olmaktan gittikçe uzaklaşmaktadır. Ahiret ve hesap bilinci, afetlerle mücadeleden insanın sorumlu olduğunu anlatır. Daha güzel ve güvenli bir dünyada yaşamak için Kur’an’ın çağrısı, “Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.”şeklindedir.
 
 
YORUMLAYALIM
Aşağıdaki ayette verilen mesajı yorumlayınız.
“(Allah’ın buyruklarını umursamaz hale gelen şu) insanların kendi elleriyle yapıpettikleri sonucunda karada ve denizlerde çürüme ve bozulma başladı. Bu şekilde (Allah), belki (doğru yola) geri dönerler diye yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını onlara tattıracaktır.” (Rûm suresi, 41. ayet.)

TARTIŞALIM
Aşağıdaki paragrafta anlatılan konuyu takdir ya da tenkit ederek arka daşlarınızla tartışınız.
“Deprem örneğinde olduğu gibi afetler, iyi şartlarda yaşayan ve bu yıkımlardan zarar görmeyen insanlarla, kötü durumda hayat süren ve çok şeyini kaybedenler arasındaki sosyal farkların ortaya çıkmasına ve belirginleşmesine yol açmaktadır. Bu anlamda afetler, içinde yaşadığımız dünyanın yaratılış amacının, adil ve paylaşımcı bir ortamı zorunlu kıldığını ve asgari yaşam koşullarının, herkes için insana yakışan bir ortam içermesi gerektiğini göstermektedir. Afetlerin yol açtığı zararlar, doğru ve sağlıklı yaşamak açısından gerekli tedbirleri almayan ya da alamayan insanların ödediği bir bedeldir. Şüphesiz bir takım tedbirlerle önlenebilecek bir zarar, kader olamaz. Bu konuda kader, olsa olsa insanların ihmalleri ve vurdumduymazlıkları sonucunda kaçınılmaz olarak zarara uğramalarıdır.”

3. 4. Sağlık ve Hastalık
İnsan için en önemli nimetlerden birisi sağlıklı olmaktır. İslam dini kişinin sağlıklı olması için ona pek çok önerilerde bulunmuştur. İslam’da temizlik ve sağlığa uygunluk şartları oldukça ciddiye alınmıştır. Allah, kulunun temizliğine önem verdiğini indirdiği ayetlerde göstermiştir. Örneğin abdest ve gusül konusu bu temizliğin sağlanması için başlı başına bir etkinliktir. Aynı şekilde benzer bir hassasiyet yiyecekiçecek konusunda da gösterilerek “Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin!..” buyrulmuştur.

Allah, her hastalığın çaresini yaratmıştır. İnsan, bu çareleri bulmak ve tedavi olmak zorundadır. Nitekim Allah’a ibadet edebilmek için dahi sağlıklı olmak gerekir. İnsan, hastalık vb. sıkıntılarda sabretmeli, tedavi olmalı ve iyileşmek için gayret etmelidir. Ancak buradaki sabır, içinde bulunduğuduruma katlanmak ya da bunu kader saymak değil aksine kurtulmak için mücadele etmek anlamındadır. Nitekim dua dahi kişinin sıkıntılı durumunu değiştirme isteği ve çabasıdır. İnsanların, silahlanmak ve savaşmak için gösterdikleri gayret ve harcadıkları parayı; hastalanmamak, hastalıkların çaresini bulmak ve kurtulmak için harcamaları hâlinde dünya daha sağlıklı olacaktır.

3. 5. Başarı ve Başarısızlık
İnsan, iradesini doğru yolda kullanıp güzel şeylere yönelirse başarı kazanır. Buna “tevfik” denir. Bu, Allah’ın rızası yönünde hareket eden kulun işlerinde muvaffak kılınması anlamına gelir. İnsanın yanlışa yönelmesi ve kötü olanı tercih etmesiyle başarısızlık gelir. Buna da “hızlan” denir. Hızlan, Allah’ın yanlış yönde hareket eden kulundan yardımını kesmesidir. Hud suresinin 88. ayetinde, “...Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece ona güvenip dayanıyor ve her zaman, herkonuda ona yöneliyorum!” buyrularak başarılı olmak Allah’ın yardımına bağlanmıştır.

BULALIM
Aşağıdaki ayette sözü edilen doğru davranmak ile başarılı olmak arasındaki ilişkiyi bulunuz.
“Allah, şöyle diyecek: ‘Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.’ Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.” (Mâide suresi, 119. ayet.)

GRUP ÇALIŞMASI YAPALIM
a) insanların hastalıklarım kader olarak görmesinin fayda ve zararlarını konu edinerek sınıfta iki ayrı grup oluşturunuz.
b) Her bir grup fayda ve zarar açısından elde edeceği düşünceler ve deliller üzerinde çalışsın.
c) Yaptığınız çalışmaları sunu hâline getirerek sınıfta arkadaşlarınızla tartışınız.

İnsan, başarılı olmak ister. Bunun için çaba sarf eder. Kur’an’da A’raf suresinin 128. ayetinde, “Sonuç (gelecek) Allaha karşı sorumluluk bilincine sahip olanlarındır!” buyrularak başarılı olmak için sorumluluklarını yerine getirmenin önemi üzerinde durulur. Bu anlamda başarı bir kader yada yazgı sonucu çalışmadan kendiliğinden gerçekleşen bir şey değildir. Kur’an’da, “İnsan ancak kendi çalışmasının karşılığını elde edebilir.” buyrulmuştur. Peygamberlerin hayatı, çektikleri sıkıntılar ve başarılı olmak için gösterdikleri gayretler bu konuda yeterince örnek oluşturmaktadır.

Kur’an’da insanın karşılaşabileceği tehlikeler açıklanmış onu mutsuz ve başarısız kılacak sebepler anlatılmıştır. Bütün bu uyarılara rağmen insan seçimlerinde özgür bırakılmıştır. Başarı gibi başarısızlık da tamamen insanın kendi kazancıdır. İnsanın başarısız olması kendisi dışında çevre faktörlerinden de kaynaklanıyor olabilir. Ancak bu ilahî bir takdirin onu mecbur etmesi şeklinde olamaz. Yeryüzünde ortaya çıkan gerek toplumsal gerek fizikî anarşi ya da bozulmaların sorumlusu insandır. Çevreyi kirleten, savaşlar çıkaran, öldüren, eziyet eden, başkalarını düşünmeyen hep insandır. Kur’an’a göre gerçek başarı ise sonuç itibariyle ahiret hayatında mükâfatla karşılanmak ve Allah’ın razı olmasıdır.
Bu anlamda başarılı olmak için kişinin gayret göstermesi ve özellikle ahlaki sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir. Bu yüzden kişi çok çalışarak başarılı olmayı Allah’tan beklemeli ve başarılarını başkalarının mağduriyetine dayandırmamalıdır. Kur’an’da, “Yaptıklarından ötürü sevinen, öbür taraftan yapmadıkları işlerden dolayı övülmek isteyen kimselerin sakın azaptan yakayı kurtaracaklarını sanma!...”
buyrulmuştur. Bu anlamda inanan kişi, her şeyi kendisinin yaptığını iddia edecek kadar kibirli veya hiçbir şey yapmadan başarılı olmayı bekleyecek kadar tembel olmamalıdır. Allah, kişinin yapmadığı şeylerle övünmesini doğru bulmaz.

 
3. 6. Tevekkül
Tevekkül, sözlükte; güvenmek, dayanmak ve işi başkasına havale etmek demektir. Terim olarak, kişinin gerçekleştirmek istediği işi konusunda elinden geleni yaptıktan sonra Allah’a güvenip dayanması ve onun yardımını beklemesi anlamına gelir. Zaten mümin bir anlamda hem güven veren hem de Allah’a güvenen insan demektir. Bu konuda Kur’an’da Nisâ suresinin 81. ayetinde, “... Hiç kimse Allah kadar güvene layık olamaz.” buyrulmuştur.

Mümin, yaptığı ve yapacağı işlerde Allah’a güvenip dayanır. Bu güven onu kötü şeyler yapmaktan alıkoyduğu gibi zor anlarında da ona ümit aşılar. Allah’ın rızası ve yardımı olmadan gerçekleşen işlerde veya çalışmadan ya da hak etmeden kazanılan servette hayır yoktur. İnanan bir kişi her işinde Allah’ın rızasını gözeterek doğru ve dürüst davranır. Bir konuda elinden geleni yaptıktan sonra sonucun kendisi için hayırlı olmasını ümit ederek Allah’a tevekkül eder. İnsanın aciz kaldığı veya güç yetiremediği durumlar dışında hiç emek harcamadığı bir konuda beklenti içinde olması doğru değildir.

Tevekkül, güzel bir davranış ve ahlaki bir tavırdır. Allah, kendisine inananları savunacağını ve hemen her konuda onlara yardım edeceğini söylemiştir. Allaha güvenip dayanan kişi Allah’ın mutlaka doğru hüküm ve hikmetle kendisine yardım edeceğini, gaybı/geleceği onun bildiğini ve bütün hayrın onun elinde olduğunu bilir. Âli İmrân suresi, 122. ayetinde buyrulduğu gibi, “.Müminler yalnız Allah’a güven duymalıdırlar.” Bu yüzden inanan kişi, Allah’ın emir ve yasaklarını dikkate alarak işleri konusunda elinden gelen çabayı gösterir. Karşılaşacağı muhtemel zorluk ve kötülüklere karşı onun desteğini ve korumasını ümit eder. Nitekim Allah, kendisine güvenerek çalışıp çabalayan hiçbir kulunu yalnız ve yardımcısız bırakmamıştır. Onun sınırsız kudreti, rahmeti ve yüceliği bu güveni hiç boşa çıkarmamıştır.

Bu konuda Kur’an’da, Hac suresinin 38. ayetinde, “Allah inananları (bütün kötülüklere karşı) mutlaka koruyacaktır.” buyrulmuştur. Hiçbir önlem almadan ve elinden geleni yapmadan kişinin Allah’a tevekkül etmesi İslam’ın sorumluluk anlayışı ile bağdaşmaz ve tutarlı bir tavır olarak da görülemez.

ŞİİR YORUM
Aşağıdaki şiiri tevekkül anlayışı çerçevesinde değerlendiriniz.


Azimden Sonra Tevekkül
“Allah’a dayandım!” diye sen çıkma yataktan...
Ma’nâyı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!
Ecdadını zannetme asırlarca uyurdu;
Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?
Üç kıt’ada, yer yer, kanayan izleri şahid:
Dinlenmedi bir gün o büyük nesli mücâhid.
Alemde “tevekkül” demek olsaydı “atalet”,
Mîrâsı diyânetle yaşar mıydı bu millet?
Çoktan kürenin meş’ali tevhîdi sönerdi;
Kur’an duramaz, nezdi İlâhiye dönerdi.
(M. Akif Ersoy, Safahât, Gölgeler (Yedinci Kitap), s. 453.)

YORUMLAYALIM
Aşağıdaki ayetleri tevekkül anlayışını dikkate alarak yorumlayınız.
“İnananlar ancak o kimselerdir ki, her ne zaman Allahtan söz edilse kalpleri korkuyla titrer ve kendilerine her ne zaman onun ayetleri ulaştırılsa inançları güçlenir ve Rablerine güven beslerler.” (Enfâl suresi, 2. ayet.)
“.Bir konuda karar verince (artık) Allah’a güven. Zira Allah, ona güven duyanları sever.” (Âli İmrân suresi, 159. ayet.)

3. 7. Hayır ve Şer
Hayır, sözlükte iyi ve faydalı iş demektir. Terim olarak; Allah’ın emrettiği, razı olduğu ve sevdiği davranışlar anlamına gelir. Şer ise, kötü ve fena iş demektir. Terim olarak ise Allah’ın yasakladığı ve hoşnut olmadığı, sonuçta yerilen ve cezayı hak eden davranışlar anlamına gelir.

İnsanın filleri iyi ve kötü (hüsun ve kubuh) ve bu fillerinin sonuçları da hayır ve şer olarak bir değer taşır. Bu fiillere bu değerleri takdir eden Allah’tır. İnsan aklı ise bunları kavrama ve bulma yeteneği ile donatılmıştır.47 Allah hayrı mükâfatlandıracak şerri ise cezalandıracaktır. Bu yüzden insanın hayır işlemesi ve şerden kaçınması gerekmektedir. İnsanın hayra ulaşması ya da şerre yönelmesi kendi elindedir. Bu konuda Allah’ın takdiri kulun davranışlarına göre şekillenir. Hayra ulaştıran, Allah’tır. Şer ise hayrın yokluğundan ya da terkinden kaynaklanır ve bizzat insan elinden çıkar.

NOT EDELİM
Hayrın ve şerrin her ikisinin de Allah'a izafe edilmesinin sebebi, hayır ve şer tanrısına inanan cahil insanların dualist batıl anlayışlarına engel olmaktır.
Böylece özellikle şerre bulaşan insanların içinde bulundukları sıkıntıdan kurtulmak adına Allah dışında başka bir güç vehmet melerinin önüne geçilmek istenmiştir. (Saim Yeprem, Kader, s. 188.)

LİSTELEYELİM
Kader anlayışı çerçevesinde Allah’ın iradesi ile kulun iradesi arasındaki ilişki üzerine bir konuşma ortamı oluşturup elde ettiğiniz sonuçları listeleyiniz.

3. 8. Hidayet ve Dalalet
Hidayet; doğru yol, hidayete ermek ise doğru yolu bulmak demektir. Kur’an’da, “.(Asıl) doğru yol Allah’ın yoludur.”48 buyrulmuştur. Bu anlamda hidayet, doğru yolu göstermek, işaret etmek ve bu yolda rehberlik yapmak anlamına gelir. Şüphesiz Allah’ın rehberliği gelişi güzel bir rehberlik değildir. En ince ayrıntısı dikkate alınmış, rahmetle düşünülmüş ve hayırla sonuçlanacak bir amaca göre ayarlanmış bir rehberliktir. Hidayet, terim olarak; küfür ve şirk gibi kötü yollardan kurtularak kişinin amacına ulaşması ve doğru yolu bulması anlamında olumlu bir içeriğe sahiptir.

Dalâlet yanlış yol; dalâlete düşmek ise yol)dan çıkmak, şaşırmak, kaybolmak, sapıklık veya sapkınlık demektir. Kur’an’da, “.Gazaba uğrayanlarınkine ve sapkınların (yoluna bizi iletme.)” buyrulmuştur. Bu anlamda dalâlet, yoldan ayrılarak doğru olanı terk etmek anlamına gelir. Dalâlet terim olarak; kişinin Allah’ın gösterdiği doğru yoldan saparak başka yollara girmesidir.

Evrende insanın yönelebileceği bütün yolları Allah yaratmıştır. Bu yollardan birini tercih eden ise insandır. Allah, insanlara peygamberler ve kitaplar göndererek onlara doğru ve yanlış yolları göstermiştir. Bütün evreni insanın emrine amade kılmıştır. İnsana kulak, göz, kalp, feraset ve irade vererek onu diğer canlılardan üstün tutmuştur. Ayrıca insanın kendi nefsinde ve tabiatta varlığının ve birliğinin işaretlerini varetmiştir. İnsana akıl vermiş, onu iyi ve kötüyü anlayacak kabiliyette yaratmıştır. Allah’ın insanın doğru yolu seçmesi konusundaki nasihatleri, bir nevi adres tarifi gibidir. Allah, insanın seçimlerinin hangi noktada son bulacağı konusunda dikkatli davranmasını ister. Hiç ayrım yapmadan öğüt verip yol gösterir.

İnsan suresinin 3. ayetinde, “Gerçek şu ki, biz ona (insana) doğru yolu/yöntemi gösterdik; şükredici ya da nankör (olması artık kendisine kalmıştır).” buyrulmuş ve doğru tercih yapması gerektiği vurgulanmıştır. Kişinin kötü yolları seçerek dalalete düşmesi, onun kendi tercihidir.

ÖRNEKLENDİRELİM
Aşağıdaki ayeti Kur'an ve hidayet çerçevesinde örneklendiriniz. “Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür.” (İsrâ suresi, 9. ayet.)

DEĞERLENDİRELİM
Aşağıdaki ayetleri insanın umduğuna ermesi açısından değerlendiriniz.
“Allah’a iman edip ona sımsıkı sarılanları ise (Allah), kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve onları kendisine varan doğru bir yola iletecektir.” (Nisâ suresi, 175. ayet.)

“Doğrusu, imana erişip doğru ve yararlı işler yapanlara gelince, Rableri imanlarından dolayı onları doğru yola eriştirmektedir.” (Yûnus suresi, 9. ayet.)

Kur’an; küfürde ısrar etmek, aşırı yalancılık, günah ve zulüm işlemek gibi davranışlarını kişinin dalalet içine düşmesi ve hidayete erememesinin sebepleri arasında sayar. Uzun süre yanlış bir yol tutmak ve kötülüğün âdet hâline getirmek kişide buna uygun bir ahlak oluşturur. Dolayısıyla kişi bir zaman sonra gittiği yolun yanlışlığını anlayamaz ve geri dönemez hale gelebilir. Bu yüzden Kur’an’da, “.Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.” buyrularak bu psikolojik hâle dikkat çekilmiş ve bu duruma karşı insan uyarılmıştır. Başka bir ifade ile kötü yolu tercih ederek geri dönülemez konumda kalmak Allah’ın koyduğu psikolojik bir gerçek, ölçü veya kaderdir. Ancak bu yolu tercih etmek ya da terk etmek insanın elindedir. Fâtiha suresindeki, “Bizi doğru yola ilet.” ayeti, insanın sürekli bir gerçek arayışı içinde olması gerektiğini hatırlatır.

Allah, inanan ve salih ameller işleyenlere yardım edeceğini vaat etmiştir. Örneğin Kur’an’da, “Bizim uğrumuzda didinenleri biz, yollarımıza elbette ulaştıracağız. Allah, güzel düşünüp güzel davrananlarla mutlaka beraberdir.”buyrulmuştur. Bu birliktelik, doğru adrese ulaşmak isteyenler için onları umduklarına kavuşturan önemli bir destektir. Başka bir ifade ile adres tarifi herkes için açıktır ama sadece doğru adrese ulaşmak için gayret edenlere yardım edilmektedir.

ARAŞTIRALIM BULALIM
İnsan kaderinin ilişkili olduğu kavramları gösteren tabloda boş yerleri doldurunuz.

İnsan, özgürce doğru ya da yanlış yollan kendi seçer. Bunun sorumluluğunu da üstlenir. Kur’an, kişinin hidayetinin kendi lehine dalaletinin ise kendi aleyhine olduğunu ısrarla vurgulayarak bu konuda bir zorlamanın fayda vermeyeceğini bildirir. Hatta kişinin kendisi istemedikçe Hz. Peygamberin talebi ya da sevgisinin dahi bir işe yaramayacağı belirtilmiştir.Hiç kimse yapmadığı veya mecbur kaldığı bir işten dolayı kınanamaz ve cezalandırılamaz. İnanmak ya da inanmamak, iyilik yapmak veya kötü davranmak insanın kendi elindedir. Allah, hak etmeyen kimseyi doğru yola iletmez.

İyi olana doğru bir adım atmadan veya kötü olandan uzaklaşmadan durup dururken kimseye hak etmediği bir karşılık verilmez. Kur’an’da, “Yoksa senin Rabb’in, halkı (birbirlerine karşı) dürüst davrandıkları sürece, bir toplumu (sırf) (çarpık inançları) yüzünden asla helak etmez.” buyrulmaktadır. İnsanlar arasında bazı şeyler vardır ki o konuda hiçbir gayret göstermedikleri hâlde “nasip”, “kısmet” “takdiri ilahî” diyerek bekledikleri görülür.

Şüphesiz Allah’ın dilemesi olmadan hiçbir şey gerçekleşmez. Ancak onun dilemesi ve yaratması için kulun adım atması gerekir.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 11.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 11.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 11. Sınıf Kelam Dersi

İmam Hatip 6. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 5 DVD
Yorumlar