İslamiyet ve Türkler Arasında İlişkiler
İmam Hatip 5. Sınıf Hz. Muhammed'in Hayatı Eğitim Seti 6 DVD

İslamiyet ve Türkler Arasında İlişkiler
İSLAMİYET VE TÜRKLER


1. TÜRK ARAP İLİŞKİLERİ
Türk Arap ilişkileri İslam öncesi Cahiliye Dönemi’ne kadar uzanmaktadır. Türklerle Araplar, özellikle ticaret merkezlerinde karşılaşmışlardır. Askerî anlamda ilk karşılaşma ise Hz. Ömer döneminde olmuştur.
Daha sonra Emeviler Dönemi’nde Türklerle Araplar arasında çetin askerî mücadeleler başlamıştır. Ancak Abbasiler Dönemi’nde bu mücadele, sertliğini kaybetmiş ve Türklerle Araplar birbirini yakından tanıma imkânı bulmuştur. Türkler uzun bir süreçten sonra İslam’ı farklı bölgelerde farklı boylar hâlinde kabul etmeye başladılar. Bu süreç İdil (Volga) Bulgarları, Karahanlılar ve Oğuzlarla (Selçuklu) devam etti.

1.1. Emeviler Öncesi
İslam öncesi Türk Arap ilişkilerinin yansımaları Cahiliye Dönemi şiirlerinde görülmektedir. O dönem Arap şairleri ortaya koydukları edebî ürünlerinde Türklerin askerî kabiliyetleri, cesaret ve kahramanlıkları üzerinde durmuşlardır. Öte yandan İslam öncesi Arapları İpek Yolu vasıtasıyla Çin’e kadar uzanan ticari faaliyetleri sırasında da Türkleri tanıma imkânı bulmuşlardır.

Hz. Peygamber zamanında Türklerle ile Müslümanlar arasında doğrudan bir askerî karşılaşma olmamıştır. Ancak Hz. Peygamber ve ilk kuşak Müslümanlar Türkler ve Türk ürünleri hakkında az da olsa bilgi sahibi idiler. Hadis külliyatımızda özellikle Kütübi Sitte denilen altı kitapta Türklerle ilgili söylenmiş bazı hadislere rastlanır. Örneğin Buhari, Müslim ve Ebu Davut gibi kaynaklarda geçen hadislerde Türklerin yüz, göz ve burun şekilleri, giysileri, Türklerin Araplara dokunmadığı sürece Arapların Türklere dokunmaması gerektiği gibi hususlarda stratejik bilgiler verilmiştir.

Hz. Peygamberin Türklerle ilgili bu bilgileri Basra ve Bahreyn’e birçok kez seyahat yapmış olması sonucu edinmiş olması mümkündür. Buralarda Türklerle karşılaşmış ve onlan tanımıştır. Hz. Peygamberin ticaretle uğraştığı bu dönemde ipek yolunu elinde tutan Göktürkler, Basra ve Bahreyn’e gelen Türk tüccarlar, Türk asıllı esirler ve Türk asıllı köleler ile karşılaşmış olması kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca Müslümanlar Hendek Muharebesi’ne hazırlanırken Hz. Peygamber bir Türk çadınnda (el Kubbetü’tTürkiyye) oturmuş ve yine bir keresinde de bir Türk çadınnda itikâfa çekilmiştir.

Dört Halife Dönemi’nde de Türk Arap ilişkileri devam etmiştir. Hz. Ebu Bekir Dönemi’nde (632/634) kayda değer bir Türk Arap ilişkisi bulunmazken, Hz. Ömer’in halifelik yılları (634/644) Türk Arap ilişkileri açısından bir dönüm noktasıdır. Araplar, 642 yılında İran’ı Nihavent Savaşı’yla fethettiler. Böylece Türklerin yaşadığı Horasan ve Toharistan bölgelerinin yollan Araplara açıldı. Ahnef bin Kays komutasındaki bir Arap ordusu Ceyhun Irmağı’nı geçerek ilk kez doğrudan Türklerle karşı karşıya geldi.
Ancak hiç beklemedikleri bir sırada Türklerin mukavemetiyle karşılaştılar. Bu ordu Hz. Ömer’in emriyle kısa bir süre sonra Belh’e geri çekildi.

Türklerin Arap ordularıyla karşılaştıkları ve çetin savaşlara girdikleri bölgelerden biri de Kafkaslardır. Hz. Ömer (634/644) ve Osman (644/656) zamanında düzenlenen seferlerle Arap orduları Azerbaycan ve Ermenistan’ı fethettiler. Sonra Kafkas dağlarının kuzeyinde bulunan Hazar Türkleri ile karşı karşıya geldiler. Müslüman Araplarla Türkler arasında ilk ciddi
çarpışma 653 yılında gerçekleşti. Bu çarpışmalar sonunda Araplar Hazar’ın Belencer kentine ulaştı. Ancak karşılaştıkları şiddetli direniş karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar.
Hz. Ali Dönemi’nde (656/661) iç karışıklıklar nedeniyle Türk yurtlarına yapılan fetih hareketlerine ara verildi. Ancak daha önce fethedilen Horasan, Toharistan ve Kafkaslar elde tutulmaya çalışıldı.

1.2. Emeviler Dönemi
Emeviler Dönemi’nde (661/750) Araplar Türk bölgelerine sık sık akınlar düzenledi. Ancak bu akınlar düzenli ve planlı değildi. Bu tür akınlar, Ziyat bin Ebihi’nin Basra valisi tayin edilmesine kadar devam etti. Ziyat, vali olur olmaz iç işlerini düzene koydu ve Horasan üzerinden yapacağı fetih harekâtının yol haritasını belirledi. Bu maksatla Horasan’da yeni ordugâhlar kurdu ve 671 yılında Kûfe ve Basra’dan elli bin civarında kişiyi getirerek merkezi Merv olmak üzere Herat, Nişapur ve Belh’e yerleştirdi. Böylece Türkistan’a karşı girişilecek fetihlerde kilit noktayı oluşturan Horasan vilayeti teşekkül etti. Ziyat bin Ebihi’nin vefatından sonra Horasan vilayeti müstakil hâle geldi ve valiliğine oğlu Ubeydullah bin Ziyat getirildi. O da babasının fetih politikasını izledi. Horasan’dan yapılan akınlarla Aşağı Türkistan (Maveraünnehir) bölgesindeki Türk şehirlerinden Beykent ve Tirmiz’i fethetti. Buhara ve Semerkant’ı da yıllık vergi öder hâle getirdi.

Horasan valisi olarak 705 yılında görevlendirilen Kuteybe bin Müslim, Aşağı Türkistan’ın tümünü ele geçirmeyi amaçlayan büyük bir askerî harekât başlattı. Bu bölge nüfusunun çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu. Ancak aralarında siyasi bir birlik yoktu. Bu durum Müslüman Arapların ilerlemesini kolaylaştırdı.

Kuteybe, önce Toharistan’ın Türk yöneticisi Nizek Tahran ile barış anlaşması imzalayıp bu bölgeyi kendisine bağladı. Sonra Aşağı Türkistan’a yönelerek Beykent, Buhara ve Semerkant’ı fethetti. 713’te de Fergana ve Şaş’ı (Taşkent) ele geçirdi.

BİLGİ KUTUSU
İslam öncesindeki Araplar Türklerle Medain, Basra ve Bahreyn gibi ticaret merkezlerinde karşılaşmış ve tanışmışlardır. Hz. Muhammed'e elçilik görevi verilmeden önce Orta Asya'da Gök Türk İmparatorluğu vardı. Bu imparatorluk Aşağı Türkistan'ı da hâkimiyeti altına alarak İran'la komşu olmuştu. Orta Asya'nın can damarı olan İpek Yolu onların kontrolü altına girmişti. Dolayısıyla Türk tacirleri çok rahat bir şekilde Medain'e, hatta Basra ve Bahreyn bölgelerine kadar gidip gelebiliyordu. Mekke'nin kuzeydoğu istikametindeki ticaret yolu da Basra Körfezi'nden geçerek Medain'e, oradan da İpek Yolu'yla birleşiyordu.

Emevi komutanları, fethettikleri Türk bölgelerinde halka yer yer çok sert davranıyordu. Bu tür davranışlar karşısında zaman zaman isyanlar çıktı. Örneğin bu zulüm ve baskılara dayanamayan Merv halkı sonun da Haris bin Süreyç önderliğinde isyan etti. Süreyç, haksızlığa uğrayanları yanına toplayarak Emevi yönetimine karşı baş kaldırdı. Emevilere mağlup olunca Türk Hakanı Sulu Çor’a sığınarak Emevilere karşı birlikte savaştılar. Emeviler, son yıllarında Araplara baş kaldıran Maveraünnehir halkını yatıştırmak için adalete önem veren bir yönetim izlemeye çalıştı. Bu uygulama bölge insanı üzerinde etkili de oldu. Ancak o yıllarda Emevilere karşı hızla gelişmekte olan Abbasi hareketinin yankıları Türkistan coğrafyasına kadar ulaştı.

Bu hareket, Emevi yöneticilerinin adaletsiz politikalarından şikayetçi olan Türkler arasında da etkili oldu. Nitekim Harezm, Soğd, Toharistan ve Taşkentli Türkler Abbasi hareketinin Horasan’da öncülüğünü yapan Ebu Müslim elHorasani’nin yanında yer aldılar.
 
TARTIŞALIM
Emevilerin Türklere karşı sergiledikleri tutum ve davranışların Türklerin Müslüman olma sürecini nasıl etkilediğini tartışınız.

1.3. Abbasiler Dönemi
Abbasilerin iktidara gelmesiyle (750/1258) hem Türk bölgelerindeki yöneticiler hem de uygulanan siyaset değişti. Emeviler zamanında Türk yurtlarına yapılan hücumlar yavaşladı. Bazı yerlerde tamamen durdu. Abbasilerin ilk halifesi Ebu’l Abbas çıkarttığı bir emirname ile Müslüman olanlardan asla cizye alınmayacağını ilan ederek Emeviler Döneminde uygulanan vergi adaletsizliğinin önüne geçmek istedi.

Abbasilerin iktidara geldikleri dönemde, Maveraünnehir’i de içine alan Batı Türkistan, Çin tehdidi ile karşı karşıya idi. 738 yılında Türgiş Devleti’nin iç karışıklıklar nedeniyle iyice zayıflaması, Çin nüfuzunun aşamalı olarak İli Vadisi ve Issık Gölü çevresine gelmelerine sebep olmuştu. 748 yılında Çinliler, kendileri için tehdit olarak gördükleri Göktürk şehzadelerinin yönetimi altındaki Taşkent’e saldırdılar. Hükümdar Bagatur Tudun’u öldürdüler ve bölge halkına çok sert davrandılar. Bu durum karşısında, bölgedeki Türk boyları, Çinlilere karşı birlikte hareket etme kararı aldılar. Ancak oluşturdukları birliğe rağmen, dış destek olmaksızın Çinlilerle başa çıkmaları mümkün olmadı. Bu nedenle o sırada henüz yeni kurulmuş olan Abbasi Devleti’nden yardım istediler. Horasan’dan gönderilen Abbasi kuvvetleri ile Çinliler, 751 yılında Talas Nehri yakınlarında karşılaştılar.
Beklenmedik bir anda Karluk Türklerinin saldırısına uğrayan Çinliler, geri çekilmek zorunda kaldı (751). Talas Savaşı böylece Türk ve Arapların lehine sonuçlanmış oldu. Talas Savaşı, Türk tarihi için olduğu kadar Türk Arap ilişkileri açısından da bir dönüm noktası olmuştur.

Talas Savaşı sonrasında Hazar Türkleriyle Araplar arasındaki ilişkiler aksi yönde gelişmeler gösterdi. Hazarlar, Anadolu ve İran’daki Abbasi topraklarına girerek (776) Araplara ağır kayıplar verdirdiler. Hazarlar daha sonra Arapların kendi aralarında anlaşmazlığa düşmelerinden yararlanarak 799 yılında bir kez daha Abbasi topraklarına girdiler. Ermeniyye ve Azerbaycan’da büyük başarılar elde ederek geri çekildiler. Bundan sonra uzun süreli bir barış dönemi başladı.

9. yüzyılın ortalarından itibaren Abbasiler, Türkistan bölgesindeki politikalarını daha çok siyasi, ticari ve dinî alanlarda yoğunlaştırdı. Bunun sonucu olarak Türkler büyük gruplar hâlinde Müslüman olmaya başladı. Bazı Türk devletleri İslamiyet’i resmî din olarak benimsedi. Onların başında İdil (Volga) Bulgar Devleti gelir.10 Bunu Karahanlı Devleti izledi. 10. yüzyılda ise Türklerin en büyük kolu olan Oğuzlar Müslüman oldu.

Talas Savaşı'nda hem İslamiyet hem de Türkler zafer kazandı. Çin, iç buhranlara düşerek bir daha Türklere müdahale edemedi. Bu savaş, Türkistan'da İslamiyetin yayılmasına, Türk askerlerinin hilafet ordusuna girmesine, Türk milletinin İslamlaşmasına ve İslam dünyasına hâkim olmasına zemin hazırladı. Çin, Batı Türkistan üzerinde hâkimiyet kurma düşüncesinden vazgeçmek zorunda kaldı. Batı Türkistan'da siyasi bakımdan sarsılanTürk nüfuzuTalas Savaşı'nı müteakip yeniden kuruldu. Karluklar, Göktürk ve Türgiş devletlerinin yıkılması üzerine, bölgenin en kuvvetli unsuru olarakTürk birliğini yeniden tesis etmek için harekete geçerek 766 yılında müstakil bir devlet kurdular.

Emeviler Dönemi'nde Türklerle Araplar arasındaki münasebetler karşılıklı mücadeleler hâlinde devam ederken Türklerin Araplarla birlikte hareket etmesi Türk Arap münasebetleri açısından da bir dönüm noktası oldu. Kanlı mücadeleler bundan sonra yerini sulha ve dostça münasebetlere bıraktı. Böylece Türkler, İslam dinini yavaş yavaş benimsemeye başladı. Kısa bir zaman sonra da Abbasi Devleti'nin askerî ve idari kadroları Türkler tarafından dolduruldu. Ayrıca Çin'de keten ve kenevirden imal edilmekte olan kâğıt, bu savaş sırasında Müslümanların eline esir düşen Çinliler vasıtasıyla Çin'in dışında ilk defa Semerkant'ta imal edilmeye başlandı.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 12.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 12.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 12. Sınıf İslam Tarihi Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD
Yorumlar