İslam Öncesi Mekke'de Sosyal Durum Nasıldı?
İmam Hatip 6. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 5 DVD

İslam Öncesi Mekke’de Sosyal Durum Nasıldı?

 

3. İslam Öncesi Mekke’de Sosyal Durum

Bir toplumun sosyal durumu denildiği zaman aile hayatı, nüfusu, eğitimi, ekonomisi, kısaca toplumun yaşama biçimi akla gelir. İslam’dan önce Arap Yarımadası’nda sosyal durumu kabileler arası güç dengesi, kan bağı, gelenekler, kabile meclis başkanları ve şehir eşrafı belirliyordu.


Mekke’nin ilk sakinleri Amalika kabilesi olarak bilinir. Daha sonra buraya Güney Arabistan’dan Cürhüm kabilesi gelip yerleşmiştir. Hz. İbrahim, eşi Hacer ve oğlu İsmail de Mekke’ye Filistin bölgesinden gelmişlerdir. Daha sonra Hz. İbrahim, oğlu İsmail’le birlikte Kâbe’yi eski temelleri üzerine inşa etmişlerdir. Cürhümlüler Mekke’yi ve Kâbe’yi bir süre idare ettikten sonra Yemen’den gelen Huzaa kabilesi Bekir kabilesi ile birleşerek Cürhümlüleri Mekke’den çıkarmışlardır. Huzaalıların Mekke idaresi iki asırdan fazla sürmüştür.

Hz. Muhammed’in beşinci göbekten dedesi olan Kusay,12 Huzaa kabilesi reisi ölünce yönetimi ele geçirmiştir. Böylece yönetim Hz. Muhammed’in mensup olduğu Kureyş kabilesine geçmiştir.

3.1. Hz. İbrahim’in Ailesiyle Mekke Bölgesine Gelişi ve Kâbe’nin Yapımı

Mekke, Arap Yarımadası’ndaki şehirler içinde ayrı bir öneme sahiptir. Kur’anı Kerim bu şehirden “Ümmü’lKura” (şehirlerin anası) diye bahseder. Nitekim En’âm suresinin 92. ayetinde “Bu (Kur’an), Ümmü’lKura (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır...” buyrulur.
Her çeşit ziraata elverişsiz olan Mekke yağmacı ve istilacılara karşı korunaklı bir yerdi. Dar geçitlerden geçilerek ulaşılabilen, yüksek dağlarla çevrili bir vadi üzerinde kurulmuş olduğundan müdafaası kolay bir şehirdi.13 Eskiden beri Mekke, Suriye’den Yemen’e veya Yemen’den Suriye’ye giden kervanların buluşup ayrıldıkları yer olarak kullanılırdı.

Hz. İsmail’in Mekke’ye gelişi şöyle olmuştur: Hz. İbrahim, ateşe atılma15 olayından sonra Irak taraflarından Filistin bölgesine gelir. Burada eşleri Sara ile Hacer arasında çıkan anlaşmazlık üzerine oğlu İsmail ve Hacer’i Mekke’ye götürerek Kâbe’nin bulunduğu mahalde uygun bir yere yerleştirir.

Kendilerine bir miktar yiyecek ve su bırakır. Sonra kendisi yoluna devam eder. Hacer, “Ey İbrahim, bizi burada bırakıp da nereye gidiyorsun?” diye sorar. İbrahim Hacer’in sorusuna cevap vermeden yoluna devam edince, Hacer, “Bunu sana Allah mı emretti?” diye ardından tekrar seslenir.
İbrahim, “Evet.” diye cevap verir. Bunun üzerine Hacer, “Öyleyse bizi kaybetmeyeceksin.” diye karşılık verir.

İbrahim, Hacer’le İsmail’den uzaklaştıktan sonra, “Ey Rabb’imiz! Soyumdan bazısını senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında çorak bir vadiye yerleştirdim. Rabb’imiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerinden rızıklandır, umulur ki şükrederler.” diye dua eder. Bir süre sonra Hacer’le İsmail’in yiyecek ve suyu tükenir. Bunun üzerine Hacer biraz ilerideki “Safa Tepesi”ne çıkar. Etrafa bakınır; fakat kimseyi göremez. Oradan inerek “Merve Tepesi”ne yürür, yine etrafa bakar. Buradan da kimseyi göremez. Hacer, Safa ile Merve tepeleri arasında hızlıca yedi sefer gider, gelir. Döndüğünde İsmail’in yanından bir suyun aktığını görür. Hacer, suyun akıp gitmemesi için etrafına set yapar.18 Sonra anneoğul buraya yerleşir ve buradan geçen Arap kafilelerinden yiyecek temin ederlerdi. Bu arada bu su (zemzem) bazı Arap kabilelerinde onun yakınına yerleşme arzusu uyandırdı ve ilk gelen Cürhüm kabilesi oldu.19 Zamanla Cürhümlüler Mekke’nin ilk sakinleri kabul edilen Amalika kabilesini oradan çıkararak Mekke’ye kendileri yerleşti.
 
Arap Yarımadası ’nda yer yer çöller vardır.

Hz. İsmail, Mekke’de Cürhüm kabilesi içinde yetişti. Aslen Arap olmayan Hz. İsmail onlardan Arapça öğrendi. Sonra onlardan bir kızla evlendi ve çocukları Cürhümlülerle karışıp kaynaştı. Zamanla onun neslinden, “elArabü’lMüsta’ribe” yani Araplaşmış Araplar denilen kuzey Arapları türeyecek 21 ve Hz. İsmail’in oğlu Adnan’dan dolayı onlara Adnaniler denilecektir.

Hz. İbrahim, oğlu İsmail’i ve eşini arada bir ziyaret ediyordu. Yine bir ziyareti sırasında Hz. İbrahim, oğlu İsmail’e, “Ey İsmail, Cenabı Hak bana burada bir mabet (beyt) inşa etmemi emretti.” der ve Kâbe’yi eski temelleri üzerine birlikte inşa ederler. Bu, Kur’anı Kerim’de şöyle anlatılır: “İbrahim ve İsmail, Kâbe’nin temelini yükseltirken Rablerine şöyle dua ettiler: ‘Ey Rabb’imiz! bunu bizden kabul et. Sensin her şeyi bilen, her şeyi duyan. Rabb’imiz, bizi sana teslim olanlardan kıl. Soyumuzdan da sana teslim olacak bir topluluk çıkar. Bize ibadet yollarını göster.

Tövbemizi kabul et. Şüphesiz yalnız sensin, tevbeleri kabul eden ve rahmet dağıtan. Rabb’imiz onlara içlerinden senin ayetlerini okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder’...” Kâbe’nin inşası tamamlandıktan sonra Hz. İbrahim, Allah’ın, “İnsanlar arasında haccı ilan et.” emri gereği insanları hacca davet etmiş ve bu çağrıya uyanlar Kâbe’yi ziyaret etmeye başlamışlardır. Hz. İbrahim zamanında hac ibadeti farz kılınmış ve Mekke, emin bir belde olmuştur. Hz. İsmail de vefatına kadar Kâbe’nin hizmetini üstlenmiş sonra bu görevi Hz. İsmail’in çocukları yürütmüştür.

3.2. Kabile Hayatı ve Sosyal Sınıflar
Kabile, aynı soydan gelen birbirlerine kan ve nesep yoluyla akraba olan şahısların oluşturduğu topluluktur. İslam öncesi Arabistan Yarımadası’nda insanlar, kabileler hâlinde yaşıyordu. Kabileler, uzak akrabaları da içine alan asabiyet üzerine kurulmuştu. Hz. Peygamber asabiyeti “bir kimsenin haksız olmasına rağmen kavmine yardımcı olması. şeklinde tanımlamış ve asabiyet davasının İslam’ın ruhuna aykırı olduğunu söylemiştir. Araplarda soya çok önem verildiği için herkes, baba tarafından akrabalarını veya kabilesini ezbere sayabilirdi. Kabile erkek soyundan gelen akraba bağına dayanırdı. Araplarda bu tarz kabilecilik anlayışı hâkim olduğu için aralarında kavga eksik olmazdı.

İslam öncesi Araplarda göçebe ve yerleşik olarak iki tür kabile hayatı vardı. Mekke, Medine ve Taif’te oturan kabileler kısmen yerleşik hayata geçmişlerdi. Medine ve Taif gibi tarıma elverişli yerlerde oturanlar, geçimlerini genellikle tarımla, Mekke gibi tarıma elverişli olmayan merkezlerde oturanlar ise geçimlerini ticaretle temin ediyorlardı. Yerleşik hayata geçenler, geçimlerini genelde tarım, ticaret ve el sanatlarıyla sağlarlardı. Göçebeler çöl ve vahalarda yaşarlardı. Geçimlerini ise hayvancılık, avcılık ve baskın gibi yollarla sağlarlardı. Göçebe olsun yerleşik olsun sosyal yapının temelini kabile oluşturuyordu. Yerleşik ve göçebeler dışında yarı göçebe hayat yaşayan bir kesim daha vardı. Onlar, ticaret kervanlarının uğradığı konaklama yerlerinin bulunduğu vaha ve vadilerde yaşayan kabilelerdi.

YORUMLAYALIM
“Hatırla ki İbrahim şöyle demişti: “Rabb’im! bu şehri (Mekke’yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” İbrahim suresi, 35. ayet.
Yukarıdaki ayetten hareketle Hz. İbrahim’in Mekke’yle ilgili beklentilerini yorumlayınız.

YORUMLAYALIM
Asabiyet, Cahiliye Döneminde bir kabilenin ya da kabileden birinin başka bir kabile tarafından, hangi sebeple olursa olsun, saldırıya uğramasını engelleyen veya herhangi bir saldırının meydana gelmesi hâlinde bunun doğuracağı maddi ve manevi zararın telafi edilmesinde en etkili faktördü.
Yukarıdaki ifadeyi toplumun düzeni açısından yorumlayınız.

Bir kabile bireyi, ister haklı ister haksız olsun her halükârda kabilesini savunurdu. Bu birlik ruhu, kabilenin bütün fertlerini birbirine bağlardı. O dönemde kan davaları çok yaygındı. Kabilesinden biri öldürülen kişi, kabile sorumluluğu duygusuyla hareket ederek ölenin intikamını alıncaya kadar kabilesi ile birlikte hareket ederdi. Araplar; zilkade, zilhicce, muharrem ve recep aylarını haram kabul ettikleri için savaşmazlardı. Eğer bu aylarda savaş yapılırsa bunun kötü bir şey olduğunu ifade etmek için ona “ficar” derlerdi. Bir kabilenin fertleri hür, köle ve mevaliden oluşurdu. Hür olanlar da eşraf ve avam olmak üzere ikiye ayrılırdı. Zengin, kumandan, şair, hatip ve kâhinler diğer insanlardan daha üstün (eşraf) sayılırdı. Diğerleri ise avam kabul edilirdi.

Kadın ve erkek köleler panayırlarda alınıp satılırdı. Sahibi ölünce akrabalarına miras olarak kalırdı. Bu insanlar muhtelif işlerde çalıştırılırdı. Köleliğin ana kaynağı savaşlardı. Savaşta esir alınanlar köleleştirilirdi. Bu esirler bir mal gibi pazara çıkartılırdı. Bununla beraber köleler birbiri ile evlenebilirdi. Bunlardan doğan çocuklar da köle kabul edilirdi. Bir köle, kendi değerinin karşılığını kazanıp sahibine ödeyerek hürriyetine kavuşabilirdi. Hürriyetine kavuşturulan kölelere “mevali” denirdi. Bu insanlar köleler ile hürler arasında bir sınıf oluştururdu. Bunlar kabilenin bir üyesi sayılır ve alınıp satılmazdı. Fakat evlenme ve miras gibi konularda hürler gibi muamele görmezlerdi.

Kabileler arasında değişik şekillerde akrabalık kurulabiliyordu. Kabileler dışarıya tamamen kapalı değildi. Örneğin, bir kimse kendi kabilesini terk eder veya kabilesinden kovulur da başka bir kabileye sığınırsa o kabileye üye olarak kabul edilirdi. Böyle kimselere anlaşmalı (hilf) denirdi. Resmî koruma altına alınan (car), savaş veya baskınlarda ele geçirilen, yahut satın alınan köleler azat edilirse vela bağı kurulur, azat edilen köle azat eden kabilenin mevlası olurdu. İşte bu yollarla akrabalık kurulabildi. Bunlar da hür olan kabilenin bir üyesi gibi muamele görürdü.
 
Kabile; kendisine seyyit, şeyh, melik veya emir denilen bir kişiyi başkan seçerdi. Başkan seçilecek kişide cömertlik ve kahramanlık gibi bazı özellikler aranırdı. Kabile başkanlığı babadan oğula geçmezdi. Ancak çocuklardan biri gereken niteliklerini taşıyorsa başkan olabilirdi. Kabile başkanı nın görevi, kabile arasında hakemlik yapmaktı. Problemler kabilenin örfüne göre çözülürdü. Bunun yanında kabile başkanına danışmanlık yapan bir de meclis olurdu.

Yerle şik hayata geçenlerde göçebelerdeki meclis yerine “mele”, denilen bir kurum geliştirilmişti. Mele, her kabilenin önde gelenlerinden bir iki kişinin seçilmesiyle oluşturulan bir meclisti. Bu kurumun çekirdeğini Kusay oluşturmuştu. Toplantı yeri olan “Dar’ünNedve”de toplanırlar ve şehrin tamamını ilgilendiren işleri görüşürlerdi. Mekke Döneminde bu meclisin üyeleri Hz. Peygamberin baş muhalifleriydi.

3.3. Fil Olayı
Yemen’de MÖ 1400-650 yılları arasında Mainliler hüküm sürer. Main Krallığı’ndan sonra MÖ 750-115 yılları arasında Sebe Krallığı kurulur. Bu krallık Himyeriler tarafından yıkılır. Kahtani Araplarından olan Himyeriler, MÖ 115 MS 525 tarihleri arasında yaşarlar. Himyeriler, Kral Zunuvas zamanında Museviliği benimserler. Bu arada Yemen’in kuzeyinde bulunan Necran bölgesinde de Hristiyanlık yayılmaya başlar. Hristiyanlık Necran’a Habeşistan’dan gelmişti.

Zunuvas, Habeş nüfuzunun ülkesine uzanmasından ve yerlilerle Habeşli Hristiyanların siyasal bütünleşmesinden endişe duyar. Bu sebeple Zunuvas, Necran’daki Hristiyanları ya Musevi olup kurtulmaları ya da ölümü kabul etmeleri gibi iki seçenek arasında bırakır. Necranlılar Musevi olmayı kabul etmezler.

Bunun üzerine Zunuvas tarafından hepsi hain ilan edilir ve içi ateş dolu çukurlara (uhdud) atılarak diri diri yakılır. Zunuvas’ın katliamından kurtulan bir şahıs, Habeş hükümdarına giderek Hristiyanlara yapılan bu zulmü haber verir. Habeş hükümdarı, Eryat adlı kişinin komutasında içinde Ebrehe’nin de bulunduğu bir orduyu Zunuvas üzerine gönderir. Yapılan savaşta Zunuvas’ın ordusu yenilir ve kendisi de denizde boğularak ölür. Böylece Himyeri Devleti de ortadan kalkar. Habeş hükümdarının gönderdiği Eryat, Yemen’i Habeşistan’a bağlı bir eyalet hâline getirir.

Zamanla Eryat’ın yardımcısı Ebrehe ile Eryat arasında bir anlaşmazlık çıkar. Halkın desteğini de arkasına alan Ebrehe, Eryat’ı öldürerek Yemen yönetimini ele geçirir.

YORUMLAYALIM
“Kahrolası o hendek sahipleri ki bol yakıtlı bir ateşin (ateşli bir hendeğin ) sahibidirler. Onlar o ateş hendeğinin üzerine oturmuşlardı ve inananlara yaptıklarını seyrediyorlardı.
Müminler sırf Allah’a inanıyor diye öç alıyorlardı.” Bürûc suresi, 48. ayetler.
Ayet meallerini yandaki metinle ilişkilendirerek yorumlayınız.

rına itaatini arz eden bir mektup yazar. Mektupta şimdiye kadar eşi benzeri görülmemiş bir mabet yaptıracağını ve bütün Arapları hacca gittikleri mabetlerini (Kâbe) terk ettirip kendi yaptırdığı mabede çevireceğini belirtir. Habeş hükümdarı yeni bir iç savaşa meydan vermemek için Ebrehe’nin itaatini ve Yemen valiliğini onaylar. Valiliği onaylandıktan sonra Ebrehe, Sana şehrinde Kulleys adı verilen bir mabet yaptırır. Bu arada Yemenliler, bu mabede iş gücü ve ekonomik katkı sağlarken büyük sıkıntı çekerler. Mabet tamamlandıktan sonra Ebrehe, bütün halkın burayı ziyaret etmesini ister. Onun bu hareketi Arapların tepkisine yol açar.

Bunun üzerine Kinane kabilesinden bir şahıs Sana’ya giderek kiliseye girip içine pisler. Olayı duyan Ebrehe, mabedi kirletenin bir Arap olduğunu öğrenince Kâbe’yi yıkmak amacıyla önünde filler bulunan ve Habeşlilerden oluşan bir orduyla Mekke üzerine yürür.

 Mekke yakınlarına kadar sokularak Kureyş kabilesinin mallarını yağmalarlar. Bu arada Hz. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalip’in de iki yüz civarında devesini götürürler.
Mekke yakınlarında bir yerde konaklayan Ebrehe, Mekke’nin reisi olan Abdülmuttalip’e haber göndererek onu yanına çağırır. Abdülmuttalip gelince Ebrehe, “Ben sizinle savaşma ya değil, Kâbe’yi yıkmaya geldim.

Eğer bana saldırırsanız sizinle savaşırım. Saldırmazsanız benim sizin kanınıza ihtiyacım yok.” der. Abdülmuttalip, “Bizim size saldıracak gücümüz yok. Senden isteğim, aldığın develerimi geri vermendir.” der. Ebrehe, “Seni gördüğümde heybetinden korkmuştum. Ama konuşunca küçümsedim. Sen Kâbe’yi bırakıp da develerinin derdine mi düştün?” der. Bunun üzerine Abdülmuttalip, “Develer benim, ben develerimi istiyorum. Kâbe’nin de sahibi vardır. Onu, o korur.” der ve Ebrehe’nin huzurundan ayrılır. Do ğruca Kâbe’ye giderek Allah’a dua eder.
Kâbe’yi tahrip etmekten vazgeçmesi için yapılan bütün teklifleri reddeden Ebrehe, ordusuna hücum emri verir.

Ancak ordunun önünde bulunan büyük filler yerinden bile kımıldayamaz. Fillerin yönleri Yemen’e çevrilince filler yürürler, Mekke’ye çevrilince hareket etmeyip sabit dururlar. Akın akın gelen ve başlarına kızgın taşlar yağdıran ebabil kuşları tarafından ordunun büyük bir kısmı imha edilir. Canını zor kurtaran Ebrehe, yaralı olarak Yemen’e döner ve kısa bir süre sonra orada ölür.33 Fil Olayı Kur’anı Kerim’de şöyle anlatılır: “Ey Muhammed, (Kâbe’yi yıkmaya gelen) fil sahiplerine Rabb’inin ne yaptığını görmedin mi? Rabb’in onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Rabb’in onların üzerine kızgın taşlar atan “ebabil” kuşlarını gönderdi. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı.”

YORUMLAYALIM
“Rabb’im! Onlara karşı senden başkasından yardım istemiyorum. Rabb’im! Bu kutsal mabedi onlardan sen koru, Kâbe’nin düşmanı senin de düşmanındır.”
Abdülmuttalip’in yukarıdaki duasını o günkü Arapların Kabe’ye bakışı açısından yorumlayınız.

Ebrehe’nin ordusunun önünde filler olduğu için buna Fil Olayı denilmiştir. Araplar için bu hadise büyük öneme sahip olduğundan o yılı, tarih başlangıcı olarak kabul etmişlerdir. Peygamberimiz de o yıl dünyaya gelmiştir.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Siyer Dersi

İmam Hatip 6. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD
Yorumlar