İslam Öncesi Mekke'de Kültürel Durum
İmam Hatip 6. Sınıf Arapça Eğitim Seti 6 DVD

İslam Öncesi Mekke’de Kültürel Durum

4. İslam Öncesi Mekke’de Kültürel Durum

Bir toplumun tarihî süreç içinde kazandığı maddi ve manevi değerler toplamına kültür denir. Yazı ve edebiyat, kültürün en önemli unsurlarındandır. Kültürün gelecek nesillere aktarılmasında, gelişmesinde ve zenginleşmesinde yazının önemi büyüktür. Duygu ve düşünceleri biçimlendirme sanatı olan edebiyat için de yazının önemi küçümsenemez.
İslam öncesi Arap Yarımadası’nda yaşayan insanların kendilerine mahsus dinî yaşantıları, örfâdetleri, sanat anlayışları ve bir hayat tarzları vardı. Yazı çok yaygın değildi. Fakat edebiyat, özellikle şiir ve hitabet çok gelişmişti. Bunun yanında tarih, astroloji, kâhinlik ve büyücülük gibi alanlarda göz ardı edilemeyecek seviyede sözlü bir kültür birikimleri vardı.

4.1. Yazı ve Edebiyat
İslam öncesi Araplar, güney Arabistan’da gelişen “müsnet” adı verilen bir yazıyı kullanıyorlardı. Bugün kullanılan yazıyı, kuzey komşuları Nebatlılardan İslam dininin ortaya çıkmasından kısa bir süre önce aldılar. O yazı çeşitli safhalardan geçerek günümüze kadar gelmiştir. Önceleri noktasız ve harekesiz olan Arap yazısı, İslamiyetten sonra Ebu’lEsved edDüeli (öl. 688) tarafından harekelenmiş, Halil bin Ahmet (öl. 791) tarafından da noktalanıp harekelenmiş bugünkü hâlini almıştır.

İslam’ın doğduğu sırada Hicaz’da yazı biliniyordu; ancak yaygın değildi. Mekke’de çok az kişi okuma yazma biliyordu. İslam’dan önce Araplar arasında anlaşma metinleri, köle mükellefiyeti senetleri, mektuplar, mezar kitabeleri ve muallakât (Kâbe’nin duvanna asılan şiir) metinleri, Arapça yazılıp mühürlenen metinlerdi. Bu metinler deri, hurma dalı, çanak çömlek kırıntısı, deve kemiği, yumuşak düz taş, tahta levha ve papirüs gibi nesneler üzerine yazılıyordu.

Bütün bunlara rağmen o dönemde Arap kültürü, hafızalarda muhafaza edilerek nesilden nesile aktarılıyordu. Dolayısıyla sözlü rivayetler yazılı belgelerden daha çok ön planda idi.
İslam öncesi Arap edebiyatında nesir (düz yazı) den ziyade şiire önem verilirdi. Ancak nesep (soy bilgisi) ve eyyamü’lArap (kabileler arasında geçen savaşlar)’la ilgili az da olsa nesirler de vardı.

Ayrıca Araplar arasında, kısa hikâye, atasözleri ve geçmişe ait destansı rivayetler yaygındı. Bunların içerisinde şiir ve hitabet çok gelişmişti.
Şiir, Arapların değer verdiği büyük bir sanat dalıydı. Şairler, insanlar arasında üstün tutulurdu. Çünkü şairin, kabilesini şiirle savunması, bir savaşçının kılıçla savunmasından daha üstün kabul edilirdi. İnsanlar şairlerin çevresine toplanıp okuduğu şiirleri dinlerlerdi. Ukaz, Micenne ve Zü’lMecaz gibi ünlü panayırlar vardı. Araplar alışveriş için buralara gelirler, şairler de yeni şiirlerini sunmak için bu panayırları bir fırsat olarak değerlendirirlerdi. Bir şairi kabilesi yalnız bırakmazdı.

Şiir okurken onu gayrete getirirler ve onunla gurur duyarlardı. Yapılan yarışmalarda birinci seçilen şiir, deve derisine yazılarak Kâbe’nin duvarına asılırdı. Şiir yarışmalarının yapıldığı en ünlü panayır Ukaz Panayırı idi. Bir kabileden bir şair çıktığı zaman diğer kabilelerden heyet ler bu kabileyi kutlamaya gelirlerdi. Genelde övgü, yergi, cömertlik, mersiye, kahramanlık, Allah, ahiret inancı ve kadın şiire konu olarak seçilirdi. Dolayısıyla Arap şiiri İslam öncesi hayatın hemen hemen her alanına ışık tutardı.

Söz söyleme sanatı olan hitabet, Arapların büyük önem verdiği kültür değerlerinden biridir. Çocuklarını genç yaştan itibaren buna alıştırırlardı. Çünkü toplum içinde hatip olan kimse ya şairden hemen sonra veya aynı düzeyde kabul görürdü. Hitabetin konusu şiirde olduğu gibi genelde kahramanlık, cömertlik, düğün, nişan, taziye, kabile hayatı, kabileler arasındaki ikili ilişkiler, övgü ve yergi idi. Bunlarla birlikte savaşlarda intikam, banşa çağrı ve çeşitli toplantılarda yapılan konuşmalar da hitabette önemli bir yere sahipti.
İslam öncesi Araplar, soy kütüklerine dair bilgilere aynca önem veriyorlardı. O dönemde tarihle ilgili bilgiler iki alanda gelişme göstermiştir. Biri soy şecereleri, diğeri ise “eyyamü’lArap” denilen, kabileler arasında geçen savaşları anlatan sözlü bilgilerdir. Gerek soy bilgileri gerekse savaşlarla ilgili rivayetler kulaktan kulağa aktarılarak korunmuştur. Bu da Araplarda aynca bir tarih bilinci oluşturmuştur.
İslam öncesi Araplarda, yazı fazla yaygın olmadığından yazıya dayalı kültür yerine, söze dayalı kültür ileri seviyede gelişmiştir.

4.2. Bazı Âdet ve Uygulamalar
İslam öncesi Arapların inanç, âdet ve uygulamalarına cahiliye âdetleri denir. Cahiliye, belli bir döneme işaret eder, hiç bilgisi olmayan anlamına gelmez. Bu kavram, Arapların İslam’dan önce ki inanç, tutum ve davranışlarını İslam sonrası dönemden ayırmak için kullanılmıştır. Hayata karşı bilgisiz insandan ziyade şirk, küfür ve isyan gibi günah olan inanç, söz, fiil ve davranış sahiplerine de cahil denilmiştir. İslam’a uymayan her türlü inanç, söz, fiil ve davranış bu kavram içerisinde değerlendirilmiştir.

Diğer toplumlarda olduğu gibi o dönemdeki Araplarda da kibir, asabiyet, içki, kumar, kan dökme, hırsızlık yapma, yetim malı yeme, kız çocuklarını toprağa gömme, putperestlik, zulüm ve haksızlık vardı. Kâhinlik ve büyücülük gibi uygulamalar da yaygındı. Kâhinlere büyük saygı duyulurdu.

Hastalık ve sıkıntılı zamanlarda onlardan çare beklenirdi. Anlaşmazlıkların çözümü için kâhinlere başvurdukları da olurdu. Rüyalarını onlara yorumlatırlar, ileride başlarına neler geleceğini onlardan sorarlardı. Kâhinler okuyup üfleyerek, sihir yaparak, tapınaklara kurban adayarak hastaları tedavi ettiklerini iddia ederlerdi. Bunlar İslam’ın çirkin saydığı âdet ve uygulamalardı. Ayrıca Araplar tedavide ot tohumları ve şerbetler (özellikle bal şerbeti) kullanırlardı. Kan alma ve ağrıyan organı kızgın demirle dağlama da tedavide önemli bir yöntemdi. Büyücülerin gizemli gücü olduğuna inanırlardı. Sıkıntıya düşen bazı kimseler çözüm için falcıların bilgisine başvururdu. Her kabilenin en az bir putu, her putun da kutsandığı günü vardı. Bu günlerde pazar ve panayırlar kurulurdu. Her kabilenin kendi geleneklerine göre bayram törenleri olurdu. Dinî bayramlar şiir, müzik, içki ve kadınların yer aldığı eğlencelerle kutlanırdı.

İslam öncesi Arapların âdet ve uygulamaları arasında yapacakları işlerle ilgili fal oku çekme, sınırsız içki tüketme, kimi kabilelerde kız çocuklarından utanma ve kadınlara gereken değeri vermeme gibi İslam’ın reddettiği eylemler de yer alıyordu.
Evlenme, farklı şekillerde gerçekleştirilirdi.

Evlilikte nikâhın dinî bir mahiyeti yoktu. Boşanma yaygındı ve bu hak genelde erkeğe aitti. Nadir de olsa bazı kadınlar boşanma hakkının kendisine verilmesini şart koşabilirdi. Boşanan bir kadının başkasıyla evlenebilmesi için bir yıl beklemesi gerekirdi. Evli kadın ancak çocuk doğurduktan sonra aileden sayılırdı. Erkek çocuk övünç kaynağı idi. Kur’an bu konuya şu şekilde değinir: “ Ne zaman birine bir kız çocuğu olduğu müjdesi verilse hemen yüzü kararır, içi öfkeyle dolar. Kendisine verilen bu kötü müjdeden ötürü kıyı bucak insanlardan kaçar. Yazıklar olsun, izledikleri düşünce tarzı ne kadar kötüdür.” Bazen kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğüde olurdu.

Bu uygulamayı da Kur’an şöyle kınar: “ Diri diri toprağa gömülen kıza hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda... Kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır. ” Erkekler hür ve köleler olarak ikiye ayrıldığı gibi kadınlar da hür ve cariye olarak iki gruba ayrılırdı. Cariyeler alınıp satılırdı.

Ancak Mekke, Medine ve Taif gibi yerleşim merkezlerindeki bazı kabile başkanı ve ileri gelenle rin kızları, kabile içinde birçok erkekten daha itibarlı sayılırdı.
Kız çocuğundan utanma ve içki içme gibi olumsuzlukları Arapların hepsinin yaptığı söylenemez. O dönemde Arapların, zayıfı kollamak, cömertlik, ahde vefa, misafirperverlik, sığınanı himaye etme ve felaket karşısında sabırlı davranma gibi güzel davranışları da vardı. Onların arasında içki içmeyen, fuhşa yanaşmayan, hırsızlık yapmayan, kan dökmeyen ve puta tapmayan insanlar vardı. Ancak İslam’ın onaylamadığı puta tapma ve kan dökme gibi Allah’ın yasaklamış olduğu davranışlar o döneme damgasını vurmuştur. Bundan dolayı o dönemin âdetleri, Cahiliye Dönemi âdetleri diye adlandırılmıştır. İslam geldikten sonra bu çirkin davranışların hepsini yasaklamıştır.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Siyer Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD
Yorumlar