İslam Dünyasındaki İlmi ve Fikri Gelişmeler
İmam Hatip 5. Sınıf Hz. Muhammed'in Hayatı Eğitim Seti 6 DVD

İslam Dünyasındaki İlmi ve Fikri Gelişmeler

9. İSLAM DÜNYASINDAKİ İLMÎ VE FİKRÎ GELİŞMELER

Miladi 610 yılında Mekke’de Hz. Muhammed (s.a.v)’in tebliği ile başlayan son tevhid dini İslam, kısa sürede tüm dünyaya yayılmış, dünya tarihini gerek siyasi, gerek sosyal ve gerekse ekonomik vd alanlarda etkilemiş ve bütün kıtalara yayılmış büyük bir dindir. Ancak bu dinin yayılması ve yükselmesinde genellikle savaşlar, barışlar yani siyasi olaylar ön plana çıkarılır. Halbuki insanlar sadece savaş yapıp devlet kurma ve devlet yıkma ile zaman geçirmemişler; dinî, sosyal, ilmî ve ekonomik hayatlarına büyük tesirler eden medeniyetler de kurmuşlardır. Müslümanlar da uygun ortam ve şartlarda tüm dünyayı etkileyecek bir medeniyetin kuruluşunu ve yükselişini gerçekleştirmişlerdir. Bu medeniyet, kaynağını ilahî bir dinden alan “İslam Medeniyeti”dir.

Müslümanlar daha Asrı Saâdet ve Hulefâi Râşidin dönemlerinden ve özellikle hicri II./ miladî VII. asırdan itibaren ilmî ve fikrî alanda büyük bir gayret ve çalışma içine girdiler. Öncelikle İslam topraklarının ulaştığı ve komşu oldukları Hind, Çin, Yunan medeniyetlerinden daha başlangıç safhasında olan bilim eserlerini Arapça’ya tercüme edip bunlar üzerinde yoğun bir çalışma başlattılar. Müslümanlar bu eserlerden faydalanıp, kendileri de bu ilimler üzerine bir şeyler koydular. Öyle ki daha miladi 800’lü yıllardan itibaren Müslümanlar bu ilk merhaleyi, yani başka milletlerden almayı bırakıp kendileri üretmeye başladılar ve diğer medeniyetlerin geldiği ilmî seviyeleri aştılar.

Özellikle miladi 830 yılında Abbasiler’den halife Me’mun’un Bağdat’ta kurduğu “Beytü’lHikme” adlı eğitim kurumu, her tür renk, dil, din ve milletten bilim adamlarını içinde barındıran, zengin kütüphanesi ile o güne kadar dünyada eşi benzeri görülmemiş bir akademik araştırma merkezi hâline geldi. Hz. Peygamberin Mescidi Nebevi’si ve Ashabı Suffa’yı örnek alan Müslümanlar camileri, mescidleri ve bunların yanlarına yapılmış küçük bölmeleri ilmî çalışmaların en canlı olduğu birer merkez hâline getirdiler.

Aynı asırda bugünkü İspanya ve Portekiz topraklarında Endülüs İslam Devleti’ni kurmuş olan Müslümanlar, bilimsel çalışmalarda büyük merhaleler kaydettiler. O gün karanlıklar içinde yaşayan Batı’da, kilise mensupları hariç kimse okumayazma bilmezken, Endülüs’te neredeyse okumayazma bilmeyen kimse Hz. Osman’a ait olduğu tahmin edilen mushaf kalmamıştı. Kurtuba Camisi bir üniversite kapsamında ilmî çalışmaların merkezi olurken, sadece yazma eserlerden oluşan 400 bin kitabı içinde barındıran KurtubaKütüphanesi ve diğer birçok kütüphane bütün dünyanın çekim merkezi hâline gelmişti. Bu sırada okumayazma öğrenmek ve ilmî çalışma yapmak isteyen Batılı gençler kilisenin Afaroz yetkisinden korkarak gizli yollarla Endülüs’e geliyor, Müslümanlardan ilim öğreniyorlardı. İşte bu öğrenciler vasıtası ile batı, ortaçağ karanlıklarından çıkmaya, bir takım icat ve keşifler yapmaya başlayacak bu çalışmalar da reform ve rönesansın temellerini oluşturacaktı.

Müslümanların bilimsel çalışmalardaki bu ilerlemeleri, tüm dünyayı etkilemeleri ve en üst medeniyet konumunda olmaları 17. yüzyılın başına kadar 800 yılı aşkın bir süre devam etti. Müslümanlar bu süre içinde eski ilimleri geliştirip yeni ilim dalları kurmakla kalmayıp ileride kurulacak bazı ilimlerin temellerini de attılar.

Mesela, Müslümanlar daha miladi 700’lü yıllarda kimya ilmini bir tecrübi ilim olarak kurdular. Bunu kuran şahsiyet “Câbir b. Hayyan” idi. Onun bu alandaki kitaplarını nihayet 400 yıl sonra Batılılar alıp ülkelerine getirdiler ve bu âlime “Geber” dediler. Nitekim bu büyük İslam âliminin, bugün bile bazı Batı müzelerinde çizilmiş resmi müze duvarlarında asılıdır. Cabir b. Hayyan, Kimya ilminde o kadar büyük bir merhale kat etmişti ki, Batılı bilim adamları ancak x. asır sonra yani XVIII ve XIX. yüzyılda onun ortaya koyduğu bilgilere nihayet ilave edebilecekleri bir şeyler geliştirmeye başladı.

Müslümanlar daha miladi 900’lü yıllarda astronomide o kadar ilerlediler ki dünyanın bir eğimi olduğunu ve bunun 23,5 derece olduğunu bulmuşlar ve bu eğimde bir artma veya eksilme var mı, sorusunu tartışır hâle gelmişlerdi. Bunu araştırmak için Rey şehrinde bir Rasathane (bir nevi uzay istasyonu) bile kurdular. 30 yıllık araştırmadan sonra dünyanın eğiminin 2000 yılda aşağı yukarı bir derece azaldığını buldular. Nihayet IX. asır sonra Batılılar bu eğimi gök mekaniği ile ispat edebildiler.
Ancak 17. yüzyılın başından itibaren Müslümanlar farklı sebeplerle yavaş yavaş Batılılar ve Batı medeniyetinin gerisinde kalmaya başladılar.

BİLİYOR MUYDUNUZ?
Müslümanlar, bugünkü uzay bilimleri ve teknolojinin gelişmesinden daha VI asır önce, yani 1400'lü yıllarda Afrika'nın doğusu ile Endonezya'nın Sumatra adası arasındaki mesafeyi aşağı yukarı bugünkü gerçeğe uygun ölçmüşlerdi. Düşünün ki 6600 km'lik bu mesafeyi o günün şartlarında ve bugünkü ölçümlerle neredeyse tam tamına hesaplayabilmek çok önemli bir şeydir.
O halde o gün Müslümanlar matematik ve sosyal bilimlerde o kadar ileri gitmişlerdi ki bilime müthiş metodlar kullanıyorlardı.
 
Bir usturab örneği İslam Medeniyetinin yetiştirdiği ilim adamlarının kullandıkları aletlerden biri olan usturap astronomi ölçümlerinde kullanılmış tarihi bir ölçüm cihazıdır.

DÜŞÜNELİM
Bugün Müslümanların ve ilim yolunda ilerlemeye çalışan neslin, bu gerçekleri bilmeleri, kendine ait olan medeniyet geçmişinde nelerin yapıldığından haberdar olmaları gerekir. Bizim medeniyetimize ait olanları başkalarının elinde gördükçe içine düşülen çekingenlik ve yapamama kompleksinden uzaklaşalım! Ancak sadece Müslümanların bu başarılarını bilip onlarla övünmekten daha çok, onlardan alacakları örnek ve özgüven ile yine aynı başarıları elde edebilecekleri gayretli çalışmalara girmeleri gerekir!
 
Bununla birlikte İslam dünyasında XX.asrın ikinci yarısından itibaren oldukça önemli gelişmeler kaydedilmeye başlanmıştır. Bu gelişmelerin ilki akademik sahada olmuştur. Yani Müslüman ilim adamları bu sahaya merak salmış, araştırmalara başlamışlardır. Malezya’dan Pakistan’a, Türkiye’den Avrupa’daki Müslümanlara kadar bu alanda “İslam Araştırma Enstitüleri” ve “Bilim Araştırma Merkezleri” kurmuşlardır.

Özellikle Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğünde kurulan Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezinin çalışmaları dikkat çekmektedir. Tüm İslam dünyası düşünüldüğünde en ciddi bir çalışmaya imza atılmıştır. Kırk dört ciltte tamamlanan Islam Ansiklopedisi’nde bir kısmı yurt dışından olmak üzere, konusunda uzman 2000’i aşkın yazarın maddesi bulunmaktadır.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 12.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 12.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 12. Sınıf İslam Tarihi Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 6 DVD
Yorumlar