İslam Dininin Yayılmasında Türklerin Rolü
İmam Hatip 5. Sınıf Hz. Muhammed'in Hayatı Eğitim Seti 6 DVD

İslam Dininin Yayılmasında Türklerin Rolü

5. İSLAM DİNİNİN YAYILMASINDA TÜRKLERİN ROLÜ

Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra bir taraftan henüz Müslüman olmamış soydaşları diğer taraftan da soydaşları dışındaki insanlar arasında İslam’ın yayılması için büyük çaba harcadı. Bu manada Türklerin Anadolu, Hint Yarımadası ve Balkanlarda İslam dininin yayılmasında büyük rolleri olmuştur.

5.1. Orta Asya’da İslam Dininin Yayılması
Türklerle Müslümanlar arasındaki ilk temaslar,642 yılında yapılan Nihavend Savaşı’nı müteakip İran’ın fethinin tamamlanmasıyla başlamıştır. Ancak bu tarihten önce de birbirinden çok uzak ülkelerde yaşayan TürklerleAraplar, Sasanî İmparatorluğu’nun aracılığıyla birbirini az da olsa tanımışlardır. Sasanî Devleti’nin yıkılmasından sonra, Türklerle Araplar arasındaki münasebetler, öncelikli olarak karşılıklı mücadeleler şeklinde olmuş ve yarım asırdan fazla devam etmiştir. Bu olumsuz şartlar sebebiyle İslam, Türkler arasında fazla rağbet görmemiştir. Talas Savaşı’yla bu iki siyasi rakibin Çin’e karşı birleşmesi, TürkArap münasebetleri açısından bir dönüm noktası olmuştur. Yarım asırdır devam eden kanlı mücadeleler yerini, bu tarihten sonra dostluğa bırakmıştır.
Emevi Halifesi Ömer b. Abdülaziz’in bütün tebaaya eşit muamelesi ve takip ettiği siyaset, İslamiyet’in özellikle Mâverâünnehir bölgesinde yaşayan Türkler arasında hızla yayılmasına neden oldu. Ömer b. Abdülaziz’den sonra ise eski politikalara dönülmesi ve Türgiş Kağanlığı’nın Araplarla mücadeleye girişmesi, Mâverâünnehir’de İslam’ın yayılışını tehlikeye soktu.

Abbasiler’in iktidara gelmesiyle mevaliye karşı izlenen politika değişmişti. Bunun sonucu olarak Horasan ve Mâverâünnehir’de İslam’ın yayılışı hızlandı. Me’mûn, Mâverâünnehir’de hâkimiyet tesis ettikten sonra, özellikle Türk hükümdar aileleri arasında İslamiyet’in yayılmasına özen gösterdi. Müslümanlığı kabul edenler ödüllendirildi. Halife Mu‘tasımBillâh’ın gayretleriyle, Mâverâünnehir’de İslamlaşma süreci tamamlandı.
İslam dininin Türkler arasında asıl yayılması, Samaniler dönemine rastlar. İslamiyet’i kabul eden Türkler, diğer Müslüman kavimlerle birlikte gayrımüslim Türkler’e karşı cihat harekâtına katıldı. Samaniler’in Mâverâünnehir’den gelen göçmenlere yakın ilgi göstermeleri ve onları yeni kurulan şehirlere yerleştirmeleri, Türkler arasındaki İslamiyet’in yayılmasına katkı sağladı. Horasan ve Mâverâünnehir’de İslamiyet’in yayılmasında, sufilerin de önemli rolü vardır.
 
NOT EDELİM
İslâmiyet, bilindiği kadarıyla Türkler arasında ilk defa Türkistan fatihi Kuteybe b. Müslim döneminde Mâverâünnehir bölgesinde yayılmaya başladı.

İdil/Volga bölgesine Harezmli tacirlerin girmesiyle bölgede İslam yaklaşık, 287/900’lerde yayılmaya başladı. Bu süreçte Bulgar Hanı Şelkey’in oğlu Almış (Almuş) Han’ının Müslüman olmasıyla İtil Bulgarları devlet olarak İslâm dinini kabul etmişlerdir. Tarihi anlatımlara göre Almuş Han, 308/920 veya 921’de Abbasi Halifesi Muktedir Billah’a, İslâmiyet’i kabul ettiklerini bildirerek, kendisinden Müslüman âlimler ile mescit ve kale inşa etmek üzere mimarlar göndermesini talep etmiştir. Bu arada Almuş Han, ismini Emir Cafer b. Abdullah olarak değiştirmiştir. Böylece Türkler arasında İslâmiyet’i resmî din kabul eden ilk devlet, İdil (Volga) Bulgar Devleti’dir.
 
BİLGİ KUTUSU
İbn Fadlân'ın Seyâhatnâme'de verdiği bilgilerden İslâmiyet'in IX. yüzyıldan itibaren İdil Bulgarları arasında yayıldığı anlaşılmaktadır. Bunda Hârizmli tüccarlar önemli rol oynamıştır.

Karahanlılar, Doğu ve Batı Türkistan’da hüküm sürmüş ilk Müslüman Türk devletidir (840/1212). Kurucusu Bilge Kül Kadir Handır. Karanlı Hükümdarı Satuk Buğra Han, âlim ve sûfîlerin etkisiyle halkı ve maiyetiyle birlikte Müslüman oldu (944945). Abdülkerim adını alan Satuk Buğra Han, Karahanlılar’ın batıdaki topraklarında İslâmiyet’in yayılması için çalıştı. Onun Müslüman olması ve Karahanlılar’ın İslâmiyet’i  kabulü Orta Asya Türklerinin tarihini etkileyen büyük bir hadise olmuştur. İkinci büyük Müslüman Türk devleti Gazneliler, Sâmânîler’in kumandanlarından Alptegin tarafından kuruldu.
 
ARAŞTIRALIM
Hoca Ahmet Yesevî'nin Türkler arasında İslam'ın yayılmasındaki rolü nedir? Araştıralım
İslam dininin yayılmasında önemli rol alan diğer bir Türk devleti de Gaznelilerdir. İkinci büyük Müslüman Türk devletidir. Kurucusu, Sâmânîler’in kumandanlarından Alptegindir. İslam, otuz iki yıl tahtta kalmış Sultan Mahmut zamanında yayılma imkânı bulmuştur.
Gazneli Mahmud, Hindistan’a birçok sefer düzenleyerek bölgede İslâmiyet’in yayılmasında önemli rol oynadı. X. yüzyılda çeşitli ülkelerden Oğuzlar’ın hâkimiyetindeki şehirlere gelen Müslüman tacirlerin, derviş ve şeyhlerin gayretleri sonucu İslamiyet, Türkler arasında büyük bir hızla yayıldı. Kalabalık Türk kitlelerinin İslamiyet’i seçtiği bu dönemde Sultan Selçuk’un Cend’de 375 (985) yılında İslamiyet’i kabul etmesi Türk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Selçuk Bey, Buhara ve Hârizm’den davet ettiği din adamları vasıtasıyla Oğuzlar arasında İslamiyet’in yayılmasını sağladı ve Oğuzların büyük çoğunluğu XI. yüzyılın başlannda Müslüman oldu. Kıpçak bozkırlarındaki İslamlaşma süreci ise XIV. yüzyıla kadar devam etti. İslamiyet, Doğu Türkistan’da Uygurlar arasında XIV. yüzyıldan itibaren büyük bir hızla yayıldı ve XV. yüzyılın sonlarında Uygurların tamamı İslam’a girdi.

5.2. Hint Yarımadası’nda İslam Dininin Yayılması
Hindistan’da İslamiyeti yayma faaliyetleri Emeviler Döneminde Araplar tarafından başlatılmıştır. Ancak İslam’ın asıl yerleşmesi ve geniş ölçüde yayılması Müslüman Türk devletlerinden Gazneliler (963/1186) Döneminde olmuştur. Gaznelilerden sonra kurulan Delhi Türk sultanlıkları (1206/1413) ve Babür Devleti (1526/1858) gibi Türk devletleri bu bölgedeki İslam dinini yayma faaliyetini devam ettirmişlerdir.

Gaznelilerin Hindistan Yarımadası’nda yaptığı çalışmalar, Delhi Türk sultanları ve diğer bazı Türkİslam devletlerinin de katkılarıyla çok sonraları bu bölgede Bengaldeş ve Pakistan gibi müslüman devletlerinin ortaya çıkmasına imkân sağladı. Gazneliler İslam'ı yaymada genelde iki yol takip ettiler. Birincisi eğitim kurumlarıyla ki, bu sahada birçok medrese açmışlardır. Örneğin Belh, Nişabur ve Gazne’de köklü medreseler vardı. Bu eğitim kuramlarında hem öğrenciler yetişiyor hem de eserler kaleme alınıyordu. İkincisi ise sufiler yoluyla olmuştur. Ehli sünnet çizgisinde olan Gazneliler, edip ve şairlere yakınlık gösterdikleri gibi din âlimleri ve sufilerle de ilgilenip yakınlık göstermişlerdir. Bu durum meşhur sufilerin bu bölgede toplanmalarına neden olmuştur. Örneğin esSülemi (öl.1021), elGürgâni (öl.1058) ve edDekkak (öl.1014) onların önde gelenlerindendir.
Bu sufiler, etraflarında toplanan büyük kalabalıkları irşat etmişlerdir.

BİLİYOR MUYDUNUZ?
Büyük bir askerî dehaya sahip olan Türk Sultanı Aybek, Hindistan'da Türkİslam fetihlerinin geniş sahalara yayılması ve geniş Hintli kitlelerin Müslüman olmasında gösterdiği büyük başarılarla ün kazanmştır.
Kalaç Hanedanı'nın önemli şahsiyetlerinden olan Alaettin Şah da Hindistan'daki Türk sultanlarının en büyüklerinden biridir.
Onun zamanında Hindistan'ın tamamına yakını Türkler tarafından fethedilmiştir.

Timuroğullarına Şeybaniler (Özbekler) son verince, Babür Hindistan'a giderek Delhi'de devletini kurdu. Babür'ün çevresinde sürekli siyaset, bilim ve sanat adamları bulunurdu. Babür'ün Türkçe olarak yazdığı birçok kitap arasında bir de "Mübeyyen" adında fıkıh kitabı vardır. Öldüğü zaman bütün Hindistan onun yönetimi altında bulunuyordu.

Diğer taraftan Gazneli Mahmut (öl.1030) Hindistan’a yaptığı on yedi sefer sonucu Kuzey Hindistan’ı kendi topraklarına kattı ve bu bölgede Müslümanlığın yayılmasını sağladı. Gazneli Mahmut, fethettiği Hindistan bölgelerinde mescitler yaptırmış ve İslam’ı tebliğ etmeleri için buralara âlimler göndermiştir.Hindistan’da İslam’ın yayılmasında Orta Asya’yı istila eden Moğolların zulmünden kaçan Türk din bilginleri ve Müslüman Türk ailelerinin de önemli rolü olmuştur.

5.3. Anadolu’nun İslamlaşması
Türklerin Anadolu’ya gelişleri İslamiyet’ten önce 5 ve 6. yüzyıllarda başlamıştır. Ancak o dönemde Anadolu'ya gelenler millî kimliklerinden uzaklaştıklarından Hristiyan unsurlar arasında erimişlerdir.

İslamiyet'ten sonra Türklerin Anadolu'ya gelişleri 9. yüzyılda Abbasiler Dönemi'nde başlamıştır. Türk komutanların idare ettiği ve içinde çok sayıda Türk askerinin bulunduğu Abbasi orduları 9 ve 10. yüzyılda Bizans egemenliği altında bulunan Anadolu’ya birçok sefer düzenlediler. Bu ordular Sivas, Amasya, Niksar, Kayseri, Konya, Ereğli, Yalvaç, Ankara ve Eskişehir gibi Anadolu kentlerini kısa süreli de olsa ele geçirdiler. Bu seferler, buraları yurt edinmekten ziyade Bizans’a bir gözdağı vermeyi amaçladığından Müslümanlar ele geçirdikleri kentleri kısa süre sonra boşaltarak geri çekiliyorlardı.

Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması, İslam tarihinin en önemli gelişmelerinden biri olarak kabul edilir. Anadolu’nun asıl Türkleşmesi ve İslamlaşması Selçuklu Dönemi’ne rastlar. Büyük Selçuklu Devleti, Horasan ve Irak’ı egemenliği altına aldığında daha yeni Müslüman olan kalabalık Türkmen oymakları hayvanlarına daha iyi otlaklar bulmak amacıyla Selçuklu topraklarına doğru göç etmeye başladılar. Bu, çok düzensiz bir göç olduğu için gittikleri yerlere rahatsızlık veriyorlardı. Selçuklular buoymakların Müslüman halkın bulundukları bölgelere göçerek onları sıkıştırmasını istemiyordu.

ARAŞTIRALIM
Türkler Anadoluya geldiklerinde;
*Anadolu'nun birçok kent ve kalesi ihmal edilmiş veya harabeye dönmüştü.
*Kentlerde fazla nüfus kalmamıştı.
*Ağırvergileretabitutulanhalk,Bizansyönetiminden memnun değildi.
*Türk akıncıları yerli halka son derece iyi davrandı.
*Bölge uzun dönem savaş sahası olmuştu. Önce İran, sonra Araplar derken halk hep olumsuz etkilenmişti.
*Anadolu'nun yerli halkı Bizans'a karşı Türklere yardımcı oldu.
*Bizans, Ortodokslaştırmak ve Rumlaştırmak için halka baskı yapıyordu.
Mehmet Şeker, Anadolu'da Bir Arada Yaşama Tecrübesi, s. 2526.
Anadolu'nun İslamlaşmasında Türklerin ne gibi katkısı olmuştur? Araştırınız.
 
Anadolu’ya doğru yönlendirdiler. Böylece 1050 ve 1060’lı yıllarda Türkmen oymakları yavaş yavaş Anadolu topraklarına gelerek yerleşmeye başladı. Sultan Alparslan’ın 1071 yılında Bizans ordusunu yenerek Malazgirt Zaferi’ni kazanması, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması açısından bir dönüm noktası olmuştur. Bu zaferin ardından Alparslan tarafından görevlendirilen Kutalmışoğlu Süleyman Şah, birkaç yıl içinde Anadolu’nun büyük bir kısmını fethetti. Anadolu’nun bu kadar hızlı ve kolay fethinin bazı sebepleri vardı.

Süleyman Şah’ın Anadolu’yu fethi sırasında yüz binleri bulan Türkmen oymaklarının Anadolu’ya gelmesi ve Anadolu nüfusunun önemli bir kısmının Türklerden oluşması bu topraklarda 1075 yılında Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulmasını sağladı. Bu arada Anadolu’ya Türkmen göçü devam etmiştir. Özellikle 13. yüzyılda Moğolların Orta Asya’yı işgale başlamaları Anadolu’ya doğru ikinci göç dalgasını başlattı. Bu göçle çok sayıda Türkmen oymağı Anadolu’ya geldi. Bu göçlerle Anadolu nüfusunun çoğunluğunu Türkler oluşturmuştu. Böylece Anadolu 13. yüzyılda Türkleşmiş oldu. Bu nüfusun bir kısmı büyük şehirlere (Konya, Erzurum, Erzincan, Sivas ve Kayseri) yerleşti. Türk adıyla anılanlar yerleşik hayata geçerken Türkmenler ise diğer ova ve yaylalarda, uç bölgelerde köy hayatı yaşıyorlardı. Bunların dışında kalan konargöçer bir hayat yaşayanlara ise Yörük denildi. Anadolu’ya göçen Türkmenlerin tamamı Müslümandı.

Onlar Anadolu’ya Türklükleriyle beraber Müslümanlıklarını da getirmişlerdir. Gelenler arasında Türkmenler üzerinde çok etkili olan mutasavvıflar da vardı. Onlar çoğu zaman Türk ordularından daha önce Bizans topraklarına girerek gayrimüslim halkın gönüllerini fethediyorlardı. Mutasavvıflar, sergiledikleri hoşgörü, yardımseverlik ve dürüstlük sayesinde İslam’ın yayılmasında önemli rol oynuyorlardı. Bu sayede bazı Yahudi ve Hristiyanlar, Müslüman olmuşlardır.

Anadolu’ya gelen gezici mutasavvıfların çoğu Türkistanlı Hoca Ahmet Yesevi’nin öğrencileri idi. Ahmet Yesevi, Türkistan’da bir taraftan İslam’ı anlatırken bir taraftan da birçok talebe yetiştirmişti. Çok sayıda öğrencisini Türk dünyasının değişik bölgelerine İslam’ı tebliğ etmek üzere gönderdi. İşte onlardan bir kısmı da Anadolu’ya gelmiş ve Anadolu’nun değişik yerlerinde İslam’ın yayılması için çalışmıştır. Bu mutasavvıfların Anadolu’daki en önemli temsilcilerinden biri Hacı Bektaş Veli idi. O, 13. yüzyıl ortalarında Moğol saldırıları nedeniyle büyük sıkıntılar içine düşen Anadolu’nun müslüman halkını sevgi, hoşgörü, birlik ve kardeşlik duyguları etrafında toplamaya çalışmıştır.

Anadolu’nun Müslümanlaşmasında Türk beyliklerinin de rolü vardır. Beylikler Anadolu’nun muhtelif yerlerinde bayındırlık çalışmaları yaptılar. Bu çerçevede yapılan yüzlerce cami ve medrese sayesinde İslam dininin geniş kitleler tarafından öğrenilmesi ve yaşanması sağlanmıştır.

Ayrıca Anadolu’nun İslamlaşmasında ve Türkleşmesinde Ahilik (Kardeşlik) Teşkilatının da önemli katkısı olmuştur. Ahilik çeşitli meslek gruplarını bir araya getiren bir esnaflar teşkilatı idi. Bu teşkilat şehir, kasaba ve köylere kadar yayılmıştı. Burası aynı zamanda bir ahlak okulu gibi çalışıyordu. Gündüz işinde çalışan ahiler, akşam dinî ve ahlaki dersler alıyordu. Ahiler, akşam aldıkları dinî ve ahlaki derslerin gereğini gündüz işlerinde uyguluyorlardı.

5.4. Balkanlarda İslam Dininin Yayılması
Müslüman Türkler, Gelibolu üzerinden Balkan Yarımadası’na geçerek 1361 senesinde Edirne’yi fethettikten sonra, Bulgar topraklarını hızla ele geçirmeye başladılar. Kosova Meydan Savaşı’yla (1389) Sırbistan, Türk hâkimiyetine geçti. Yıldırım Bayezit’in 1396 yılında Niğbolu önlerinde Haçlı ordusunu hezimete uğratması ise Osmanlı Türklerinin Balkan hâkimiyetini iyice perçinledi. Daha sonra Fatih Sultan Mehmet’in 1463 yılında Bosna’yı fethetmesiyle Osmanlı sınırları İtalya’nın Dalmaçya sahillerine kadar uzandı.
Osmanlı daha fetihlere başlamadan önce bazı Türkmen oymakları Balkanlara geçmiş ve yerleşmişlerdi. Bunlar yerleştikleri yerlerde Anadolu’dakine benzer çalışmalarıyla gayrimüslimlerin saygı ve güvenini kazanmışlardır. Önden giden bu insanlar aslında fethin zeminini hazırlıyordu. Örneğin tasavvufun “Bayramiyye, Celvetiyye, Halvetiyye, Halidilik ve Mevleviyye” gibi kolları Balkanlarda önemli görevler üstlenmişlerdir. Bu tarikat kolları duruma göre bulundukları mekânları mescit, mektep, meşveret, kervansaray, darülaceze, imaret, kütüphane, iltica yeri ve vakıf gibi kullanmışlardır.

 Fetih sırasında ve sonrasında Osmanlı, Anadolu’daki Türkmen boylarından bir kısmını Balkanlara yerleştirdi. Türkmenler Anadolu’dan Balkanlara dillerini, gelenek, örfâdet ve inançlarını da götürdüler. Buralarda yeni yerleşim birimleri ve köyler kurdular. Türk göçmenler genellikle arazisi ziraatta kullanılmayan topraklara yerleştirilmiştir. Araziyi ekime elverişli hâle getiren göçmenler, kısa zaman içinde ziraat ve ticaretten kazandıkları maddi varlık sayesinde Balkanlarda yeni bir yaşam tarzı geliştirdiler. Kurdukları köylere Anadolu’da oturdukları eski yerlerin veya kendilerine önderlik eden dede, baba ve şeyh gibi atalarının ad ya da unvanlarını verdiler.58 Böylece Balkanlarda İslam’ın yayılmasını sağladılar.

İtan Mehmet Han Merhumun Bosna Ruhbanlarına Verdiği Ahitnamenin Suretidir. (883/1478)

Nişanı hümayun şu ki ben ki Sultan Mehmet Han'ım; üst ve alt tabakada bulunan bütün halk tarafından şu şekilde bilinsin ki bu fermanı taşıyan Bosna rahiplerine lütufta bulunup şu hususları buyurdum: Söz konusu rahiplere ve kiliselerine hiç kimse tarafından engel olunmayıp rahatsızlık verilmeyecektir. Bunlardan gerek ihtiyatsızca memleketimde duranlara ve gerekse kaçanlara emnü aman olsun ki memleketimize gelip korkusuzca sakin olsunlar ve kiliselerinde yerleşsinler; ne ben ne vezirlerim ne de halkım tarafından hiç kimse bunlara herhangi bir şekilde karışıp incitmeyecektir. Kendilerine, canlarına, mallarına, kiliselerine ve dışardan memleketimize getirecekleri kimselere yeri ve göğü yaratan Allah hakkı için, Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkı için, yedi Mushaf hakkı için yüz yirmi dört bin peygamber hakkı için ve kuşandığım kılıç için en ağır yemin ile yemin ederim ki yukarıda belirtilen hususlara söz konusu rahipler benim hizmetime ve benim emrime itaatkâr oldukları sürece hiç kimse tarafından muhâlefet edilmeyecektir."
Yukarıdaki metni Osmanlıların diğer dinlere gösterdiği hoşgörü açısından inceleyiniz.

Uzun yıllar Balkanlardaki Müslüman nüfus, bu Türkmen nüfusuyla sınırlı kaldı. Ancak zamanla gayrimüslimler arasından İslam’a girenler oldu.

Özellikle Boşnak ve Arnavutlar kitleler hâlinde Müslüman oldular. Din değiştirmede Osmanlı Devleti hiç kimseyi zorlamamıştır. Zira fetih sırasında gayrimüslimlerle bir anlaşma yapılmıştı. O anlaşmaya göre Osmanlı, bölge insanının canına, malına ve dinine dokunmayacaktı. Bu konuda onlara tam bir güvence verilmişti.

Balkanlarda Türkİslam kültürünün yayılmasının nedenlerinden biri de o bölgeye yapılan bayındırlık hizmetleridir. Osmanlı yönetimi boyunca Balkanlarda yaşayan insanlara dil, din ve soy ayrımı yapmaksızın hizmet etmiştir. Türk İslam kültürünü yansıtan o kadar çok cami, medrese, han ve hamam yapılmıştır ki Bursa ile Bosna, Konya ile Üsküp birbirini hatırlatır olmuştur. Dolayısıyla Balkanların birçok yeri Anadolu gibi birer Türk yurduna dönüşmüştür.

Ancak 18. yüzyıldan itibaren peş peşe çıkan savaşlar ve milliyetçilik akımları yüzünden Balkanlardaki Müslüman nüfusun bir kısmı katledilirken bir kısmı da Anadolu’ya göç etmeye zorlanmıştır. Diğer çok az bir kısmı ise her şeye rağmen yerlerinde kalmışlardır. Bugün Balkanlarda bütün yıkımlara rağmen Türkİslam kültürünün izleri silinememiştir. Günümüzde Bulgaristan, Yunanistan, Mekedonya, Romanya, Arnavutluk ve BosnaHersek’te yaşayan Müslüman Türkler, millî ve manevi kimliklerini korumaya çalışmaktadırlar.


Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 12.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 12.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 12. Sınıf İslam Tarihi Dersi

İmam Hatip 6. Sınıf Arapça Eğitim Seti 6 DVD
Yorumlar