İman-Amel İlişkisi
İmam Hatip 5. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 6 DVD

İman-Amel İlişkisi

4. İman-Amel İlişkisi

Bilinçli olarak yapılan iş, davranış ve eyleme amel denilmektir. Aslında tasdik ve ikrar da ameldir. Bununla birlikte amelden, kalp ve dil dışındaki organların fiili anlaşılmıştır. Kalbin tasdikinden ibaret olan iman, gaye bakımından sadece vicdanî bir kabulden ibaret değildir. İman, insanın kalp ve vicdanında gerçekleştirdiği değişiklikleri davranış/ amel yoluyla dışa yansıtmayı gerektiren bir itikattır. Bu yüzden İslam’da iman ile amel birbirinden pek ayrılmamış ve çok dengeli bir şekilde yer almıştır.

Kur’anı Kerim, fikrî olduğu kadar amelî eğitimöğretimi de vurgulamış36 ve pek çok ayetinde iman ile sahih ameli peş peşe zikretmiştir. Kur’an’da amel; namaz, oruç, hac gibi şekil ve zamanı belirlenmiş ve fakire yardım etmek gibi hayatın her anında yapılabilecek ibadetler hâlinde gösterilmiştir. Salih amel, insanın yaratılış gayesi ve hayatın amacıyla da ilişkilendirilmiştir. Kur’an’da bu konuda: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.”buyrulmaktadır. Müminlerin ısrarla salih amele/bireysel ve sosyal faaliyetlere teşvik edildiği ayetlerden39 birisi şöyledir:
 
“Yüce Allah, Bakara suresi, 143. ayetiyle “Allah sizin imanınızı yani namazınızı zayi edecek değildir” buyurarak ayetinde namaza “iman” ismirlendiriniz.
 
“Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.” Salih amel, kalpteki sevgiye ve bilgiye dayalı samimi imanın meyvesi ve vahyin hayata dönüşmesidir. Aslında iman etmek, inancın gereklerini yapmaya hazır hâle gelmektir. Bu manada salih amel, Allah’a karşı kulluk görevini gerçek anlamda yerine getirmenin en önemli göstergesidir. Salih amel, imanın kuvvetlenmesine, olgunlaşmasına ve ebedi nimetlere eriştirmeye vesiledir. İmanla salih amel birbirini besler ve güçlendirir. İnsan imanın ibadet boyutunu ihmal ettikçe dine bağlılığı azalır, kalpteki tasdikin de yok olmasına sebep olur.

İlk dönem büyük din bilginleri ve ehli sünnet âlimlerine göre amel, imanın olmazsa olmaz parçası değildir. Bu sebeple dinin bütün esaslarını kalpten benimsemiş, fakat emir ve yasakların gereğini yapmayan kimse (fâsık/fâcir), işlediği günahı helâl saymadıkça günahkâr mümindir.

Bu kimse için tövbe kapısı açıktır. Tövbe etmeden ölürse Allah onu dilerse affeder, dilerse günahı kadar azap eder. Ancak tasdiki sebebiyle sonunda cennete girer. Nitekim Kur’anı Kerim’de, “İman edenler ve salih amel işleyenler...” diye başlayan pek çok ayette iman edenlerle salih amel işleyenler ayrı ayrı zikredilmiştir. Kur’an, imanı, amelin geçerli olabilmesi için şart kılmıştır: “Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse, o, ne zulme uğramaktan korkar, ne yoksun bırakılmaktan.”Allah’ın, adam öldürme fiili gibi büyük günahı işleyen kimse hakkında “mümin” ifadesi kullanması da amelin imandan bir cüz olmadığına delildir.
 
Hariciler, Mutezile ve Şia gibi âlimler de ameli, imanın bir parçası saymışlardır. Onlara göre iman; kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve amelin toplamıdır. Selef âlimlerinin Hariciler, Mutezile ve Şia’dan bu konudaki farkı, onlar gibi amelî imanın vazgeçilmez parçası görmeyip, imanın olgunluğunun şartı saymalarıdır. Dolayısıyla onlara göre imanı olduğu hâlde günah işleyen veya ameli terk eden kişi asi mümindir. Oysa bu kişiyi Hariciler kâfir saymış, Mutezile ve Şia ise imanküfür arasında bir yerde/ fısk konumlandırmıştır.

Konuyu özetleyecek olursak, bir mümin; tembellikten, hevâsından veya sosyal şartlardan dolayı ameli terk etmekle dinden çıkmaz ancak günahkâr olur. Tövbe ederek ibadete dönmedikçe de imanın kemalini kaybetmiş ve onu tehlikeye düşürmüş olur. Tıpkı dalları uygunsuz kesilmiş ağacın güzelliğini kaybetmesi ve kuruma tehlikesiyle karşılaşması gibi. Başka bir deyişle iman; marifet, tasdik, ikrar ve amelle olgunlaşır. Akide, hayat binasının plan ve projesi, amel ise bu binanın projeye uygun bir biçimde inşasıdır. İmanı tanımlayıcı sayıp “Müslüman” ismini kimlik olarak benimsemek muazzam bir iddiada bulunmaktır. İddialar ispat ister.

İman iddiası da elbette ispata muhtaçtır. Bu iddiayı ispatlamanın tek yolu ise ameldir.
Özgürlük imanın gıdasıdır. İman girdiği bir kalpte tutsak ise, onun orada yaşama şansı azalır. İmanın özgür olduğunun göstergesi de eyleme yansıması, kendini amel diliyle ifade edebilmesidir.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 11.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 11.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 11. Sınıf Kelam Dersi

İmam Hatip 6. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 5 DVD
Yorumlar