İbadet Konusundaki Gelişmeler
İmam Hatip 6. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD

İbadet Konusundaki Gelişmeler

2. İbadet Konusundaki Gelişmeler


Müslümanlar Medine’ye hicret ettikten sonra artık bir İslam toplumu oluşmaya başladı. Mekke’de yapamadıkları bir çok ibadeti rahat bir şekilde yapma imkânı elde ettiler. Hicretten kısa bir süre sonra Müslümanların hayatını etkileyecek ibadetler konusunda da yeni gelişmeler yaşanmaya başladı. Bunların başlıcaları, ezan, kıblenin değişmesi ve ramazan ayında orucun farz kılınması idi.

2.1. Ezan
Mescidi Nebevi’nin yapımı tamamlandıktan sonra namaz vakitlerinde Müslümanların buraya nasıl çağrılacakları konusunda farklı görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Namaz vakitleri, ses veya bir işaretle bildirilmediği için şehrin yakın bölgelerinde oturanlar mescide erken gelip namaz vaktini beklerlerdi.

Uzak mahallelerde oturanlar ise namaza geç kalırlardı. Bu durum namaz vakitlerinin bir işaretle bildirilmesini gerekli kılıyordu.

Peygamberimiz bu konuyu arkadaşlarıyla görüştü. Toplantıda farklı fikirler ileri sürüldü. Kimi namaz vakitlerinde yüksek bir yerde ateş yakılmasını veya bayrak çekilmesini kimi de çan veya boru çalınmasını teklif etti. Bayrak çekme teklifinin uykuda olanlara bir fayda sağlamayacağını düşünen Hz. Peygamber diğer teklifleri de başka dinlere ait uygulamalar olduğu için benimsemedi. Toplantıda namaz vakitlerinin yüksek bir sesle ilan edilmesi teklifi geçici olarak kabuledildi. Bunun üzerine Bilali Habeşi, namaz vakitlerinde “essalah, essalah” (namaza! namaza!) diye, seslenmeye başladı.

Bu çağrıyı duyan Müslümanlar namazlarını cemaatle kılmak için mescide geliyorlardı.
Aradan çok zaman geçmeden ensardan Abdullah bin Zeyd ezan ile ilgili bir rüya gördü. Rüyasını Peygamberimize anlattığı zaman o da rüyasının hak olduğunu söyledi. Zeyd’e bu rüyayı güzel ve gür sesli Bilal’e öğretmesini istedi. Bilali Habeşi, Medine’nin yüksek bir yerine çıkarak ezanı okumaya başladı. Bilal’in okuduğu ezanı evinde duyan Hz. Ömer koşarak Peygamberimize geldi ve aynı rüyayı gördüğünü söyledi. Daha sonra Mescidi Nebevi’nin arka tarafına ezan okumak için özel bir yer yapıldı. Bu şekliyle de uygulamaya devam edildi.

2.2. Kıblenin Değişmesi
İslam’ın ilk yıllarında namaz, Kudüs’e yönelerek kılınıyordu. Hz. Muhammed Medine’ye hicretinden önce namaz kılarken elinden geldiği kadar Kâbe’yi arkasına almazdı. Kâbe, kendisiyle Kudüs arasında kalacak şekilde namaza dururdu. Böylece hem Kâbe’ye hem de Kudüs’teki Mescidi Aksa’ya yönelmiş oluyordu. Hicretten sonra Mescidi Nebevi’nin kıbleleri de Kudüs yönüne bakacak şekilde yapılmıştı. Hz. Peygamber Medine’de Mescidi Aksa’ya yöneldiğinde Kâbe’nin arka tarafta kalmasından dolayı üzülüyordu. Kıblenin Kâbe’ye çevrilmesini arzu ediyordu.

Hicretten yaklaşık on altı ay sonra, şaban ayının on beşinci günü Peygamberimiz Medine’de Selemeoğulları Yurdu’nda öğle namazı kıldırırken kıblenin değiştirilmesini isteyen vahiy geldi. Kur’an’da bu durum şöyle anlatılır:

TARTIŞALIM
Ezan, mana ve muhtevası bakımınU dan hem namaz hem de İslam için bir çağrıdır. Yani ezan vasıtasıyla insanlar bir taraftan namaza çağrılırken diğer taraftan İslam’ın üç temel ilkesini oluşturan Allah’ın varlığı ve birliği, Hz. Muhammed’in onun elçisi olduğu ve asıl kurtuluşun (felah) ahiret mutluluğunda bulunduğu gerçeği açıklanmış olur. Yerkürenin güneş karşısındaki konumu ve kendi çevresinde dönüşü ile namaz vakitlerinin oluştuğu göz önünde bulundurulduğu takdirde günde beş defa okunan ezanın kesintisiz devam ettiği, bu ilahî mesajın günün her anında yeryüzünden yükseldiği anlaşılır.
Sizce ezan, İslam’ın evrenselliği açısından ne gibi fonksiyonlar icra ediyor olabilir? Tartışınız.

“(Ey Muhammed!) Yüzünü gökyüzüne çevirip durduğunu görüyoruz. Seni elbette hoşnut olduğun kıbleye çevireceğiz. Hemen yüzünü Mescidi Haram’a doğru çevir. (Ey müminler) siz de nerede olursanız, (namazda) yüzlerinizi, onun tarafına çeviriniz...”
Bu ayet üzerine Hz. Peygamber yönünü hemen Kudüs’ten Kâbe’ye çevirdi. Cemaat de saflarıyla birlikte döndü. Kudüse doğru başlanılan namazın son iki rekâtı Kâbe’ye yönelerek tamamlandı. Bundan dolayı Selemeoğulları Mescidi’ne “Mescidi Kıbleteyn” (İki Kıbleli Mescit) denilmiştir.

2.3. Oruç Emri
Hz. Peygamber oruç farz olmadan önce her ayın üç gününde oruç tutardı. Muharrem ayındaki aşure gününde de oruç tutan Peygamberimiz, arkadaşlarına da o gün oruç tutmalarını tavsiye ederdi.

Bedir Gazvesi’nden bir ay önce, şaban ayında, Müslümanlara her yıl ramazan ayında oruç tutmalarını farz kılan Kur’an’ın şu ayetleri nazil oldu: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.
Oruç sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta yada yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisine indirildiği ramazan ayıdır.
Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Buda sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.”

Orucun farz kılınmasını emreden bu ayetle Müslümanlar hicretin ikinci yılı ramazan ayında ilk defa oruçlarını tuttular. Şevval ayının birinci günü de Peygamberimizle beraber ilk bayram namazını kıldılar. Orucun farz kılınmasından kısa bir süre sonra mali bir ibadet olan zekât da Müslümanlara farz kılındı.


Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Siyer Dersi

İmam Hatip 6. Sınıf Arapça Eğitim Seti 6 DVD
Yorumlar