Hz. Muhammed (s.a.v) Örnek Kişiliği
İmam Hatip 6. Sınıf Arapça Eğitim Seti 6 DVD

Hz. Muhammed (s.a.v) Örnek Kişiliği

HZ. MUHAMMED’İN ÖRNEK KİŞİLİĞİ

1. Kur’an’a Göre Hz. Muhammed

1.1. Hz. Muhammed Bir İnsandır

Bütün Peygamberler gibi Hz. Muhammed (s.a.v.) de bir insandır. Bir annebabanın çocuğu olarak dünyaya gelmiş, küçük yaşta öksüz kalmıştır. Ona önce dedesi Abdülmuttalip, ondan sonra amcası Ebu Talip bakmış ve onu korumuşlardır. Hz. Muhammed risalet görevine başlamadan önce, sahip olduğu güzel ahlak sebebiyle kavmi tarafından sevilip sayılıyordu. Onlar Peygamberimize olan takdir dugularını, ona “Muhammedü’lEmin” sıfatını vererek ifade etmişler; fakat kendilerini İslam’a davet etmesiyle birlikte tutum ve davranışlarını değiştirmişlerdi.

Mekkeli müşriklere göre, insani özellikler taşıyan bir varlık, peygamber olamazdı. Kur’an onların tepkilerini şu şekilde ifade etmektedir: “...Bu ne biçim peygamber (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor!

Ona bir melek indirilmeli, kendisiyle birlikte o da uyarıcı olmalıydı! Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yiyeceği (meşakkatsizce geçimini sağlayacağı) bir bahçesi olmalıydı.” Müşrikler, diğer insanlar gibi beslenen, evlenip çocuk sahibi olan, insanların arasına karışan bir varlığı Allah’ın elçisi olarak düşünemiyorlardı. Onların düşüncesine göre peygamber insanüstü bir varlığın özelliklerini taşımalıydı. Mesela elçi, bir melek olabilirdi. Kur’an müşriklerin bu yaklaşımlarının yeni olmadığını, önceki peygamberlere de aynı düşünceyle karşı çıkıldığını şöyle haber verir: “Zaten kendilerine hidayet rehberi geldiğinde, insanların (buna) inanmalarını sırf, ‘Allah, peygamber olarak bir beşer mi gönderdi?’ demeleri engellemiştir. (Onlara) şunu söyle: Eğer yeryüzünde yerleşmiş gezip dolaşan melekler olsaydı elbette onlara gökten, peygamber olarak bir melek gönderirdik.

”Bu ayetten anlaşılıyor ki insanlar için en uygun elçi bir insan olabilir.
İnsanların duygu ve düşüncelerini en iyi şekilde anlayabilme, onlara örnek olabilme açısından en uygun varlık, insandır. Bu durum şu ayette de açıkça ifade edilmiştir: “Eğer peygamberi bir melek kılsaydık, muhakkak onu insan suretine sokar onları yine düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük.”Kur’an’da her peygamber gibi Hz. Muhammed için de beşer (insan), abd (kul) ve resul (elçi) sıfatları kullanılmıştır. Bir ayette şöyle buyrulur. ...“ De ki: Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, ilahınızın, tek bir ilah olduğu vahyolunuyor.” Bu ayette Hz. Peygamberin diğer insanlarda bulunan özelliklere sahip olmakla birlikte vahiy alması yönüyle onlardan ayrıldığı ifade edilmektedir. Hz. Peygamberi olağanüstü işlere gücü yeten, tabiatüstü kanunlara hükmeden, birtakım ilahî nitelikler taşıyan bir varlık olarak algılayan yaklaşım Kur’an’da şöyle reddedilir: “De ki: Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum.

Ben gaybı da bilmem, size ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyarım.” Kur’an’da peygamberin, kıyamet saatini bilmediği, her insan gibi ruhun mahiyeti hakkında bilgi sahibi olmadığı, bazen hataya meylettiği ifade edilmiştir. Hz. Muhammed tecrübelere dayalı işlerde kendisinin de hata yapabileceğini şu şekilde ifade etmektedir: “Ben de insanım. Allah’tan size söylediklerim gerçektir. Ama kendi nefsimden söylediklerim ise, (bilin ki) ben ancak bir beşerim, isabet de ederim, hata da ederim.”

NOT EDELİM
Hz. Peygamber, oğlu İbrahim'in ölümüne çok üzülmüş ve gözleri yaşarmıştır. Bazı Müslümanların bu olayı garip karşılaması üzerine, “Göz yaşarır, kalp üzülür ancak bu dil asla isyan konuşmaz. Vallahi ey İbrahim, ölümün sebebiyle hepimiz üzgünüz.” diyerek duygularını ifade etmiştir.

Hz. Muhammed, insanlar arasında mütevazı bir insan olarak yaşamış, onlar gibi kendi emeğiyle rızkını temin etmiştir. Koyun gütmekten ticaret yapmaya kadar birçok işte çalışmıştır. “Hiçbir insan kendi emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.” diyerek Müslümanları kendi emekleriyle dünya hayatını kazanmaya teşvik etmiştir.

Hz. Muhammed, her insan gibi ölümlüdür. “Muhakkak her insan gibi sen de öleceksin...” ayeti hiçbir insana ebedî dünya hayatı verilmediğini ifade etmektedir.
Hz. Muhammed, insanlara tebliğ ettiği ilahî emirlerden kendisini muaf tutmamıştır. Hatta vahyolunan ilahî emirleri, ilk olarak kendisi uygulamıştır. Önce kendisi namaz kılmış, zekât vermiş ve oruç tutmuştur. Sahabe de bu ibadetleri yerine getirmede onu takip etmiştir.

Hz. Muhammed, insanlarla iç içe yaşardı. Onlarla sohbet eder, onların sorunlarını dinler, hasta ve yaşlıları ziyaret ederdi. Bir defasında sahabeden birine, Allah Resulü ile oturup oturmadıkları sorulduğunda şöyle demiştir: “ Evet, hem de çoğu zaman Resulullah, sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar mescitten çoğu defa çıkmazdı. Bu zaman içinde sahabe ile konuşurdu.” Tarih boyunca bazı insanlar, kendilerinden birinin peygamber seçilmesini kabul edemezken bir kısım insanlar da peygamberlerine tanrısal sıfatlar vermişlerdir. Her iki anlayış da doğru değildir. Kur’an, peygamberin bir insan olduğunu kabul eder.

Fakat bu peygamber Hristiyanların iddia ettiği gibi tanrısal özellikler taşımaz. İslam, insanlara tevhide dayalı bir Allah inancı öğretir. Bu anlayışa göre peygamber dahi olsa hiçbir varlık Allah’a benzemez. O, bütün sıfatlarında tektir. Kur’an’ın ifadesiyle “ ...Onun benzeri hiçbir şey yoktur.”

Hz. Muhammed, asık suratlı bir kimse değildi. Onun yüzünden tebessüm eksik olmaz, yer yer insanlarla şakalaşırdı. Bir defasında yaşlı bir kadın gelir ve “ Ey Allah’ın Elçisi! Benim için dua et de Allah beni cennete koysun.” der. Peygamberimiz, “Yaşlı kadınlar cennete giremez.” diye cevap verir. Kadın üzülür ve ağlamaya başlar. Bu durum karşısında tebessüm eden Hz. Muhammed kadına, “Üzülme! Sen yaşlı olarak değil, bir genç kız olarak cennete gireceksin.”der.

Hz. Peygambere insan üstü vasıflar atfetmek yanlıştır. Fakat Peygamberimizin vahiy aldığını ve insanların ahlakça en mükemmeli olduğunu göz ardı ederek onu sıradan bir insan konumuna indirmek de doğru değildir. Evet o bir insandır.
Fakat örnek ahlakı, üstün zekası, dini tebliğdeki kararlılığı ve insanları idare etmedeki üstün yeteneğiyle yaratılmışların en mükemmelidir.

1.2. Hz. Muhammed Ümmi Bir Peygamberdir
Ümmi kelimesi anne anlamına gelen “ümm”den türemiştir. Annesinden doğduğu hâl üzere kalan, okuma ve yazma bilmeyen kimseye ümmi denir. Arap toplumuna da ümmi denildiğini Hz. Peygamberin şu sözünden anlıyoruz: “Biz ümmi bir milletiz.”
Hz. Muhammed’in peygamberlik öncesinde okuma yazma bilmediği bilinmektedir. Bu durumu Peygamberimiz açıkça ifade etmiştir. Bilindiği gibi Peygamberimiz ilk vahyin kendisine geldiği esnada Cebrail’in “Oku!” hitabına, “Ben okuma bilmem.” diyerek cevap vermiştir. Kur’an’da da Hz. Peygamberin risalet öncesinde okuma yazma bilmediği belirtilmiştir: “Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı batıla uyanlar kuşku duyardı.”  Diğer bir ayette ise, “Yanlarındaki Tevrat ve Incil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi peygambere uyanlar (var ya), işte o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder...” buyrularak onun ümmiliğine işaret edilmiştir. Kur’an, Mekkeli müşriklerin ifadeleri ile de peygamberin ümmi olduğunu haber vermektedir. Ayette şöyle buyrulur: “ Yine onlar dediler ki : (Bu ayetler), onun, başkasına yazdırıp da kendisine sabah akşam okunmakta olan, öncekilere ait masallardır.”
Kur’an, Hz. Muhammed’in önceden ehli kitap veya başka herhangi bir kaynaktan bilgi almadığını da haber verir. Bir ayette şöyle buyurulur: “ İşte böylece sana da emrimizle Kur’an’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin.” Bunun dışında Hz. Muhammed, zamanının ünlü şair, kâhin ve bilge kişilerinin önüne oturup onlardan da ders almamıştır.

Onun okuryazar olmayışı, kendisine gelen vahiyle başka düşüncelerin birbirine kanşması ihtimalini ortadan kaldırmıştır. Ümmi sıfatına sahip olan Peygamberimizin; Tevrat, İncil ve diğer kaynaklarda geçen bir takım bilgilerden haber vermesi onun peygamberliğinin kanıtlarındandır. Ayrıca onun ümmiliği Kur’an’daki bilgilerin başka kaynaklara dayalı olduğu şeklindeki eleştirileri de hükümsüz kılmıştır. Nitekim Peygamberimize karşı çıkan müşrikler onun şair, sihirbaz ve mecnun olduğunu iddia etmişlerdir. Bir kısmı da kendi uydurdu şeklinde tepki göstermişlerdir. Fakat sen şu kaynaktan Kur’an’ı öğrenip yazdın tarzında bir yaklaşımda bulunmamışlardır.

1.3. Hz. Muhammed Âlemlere Rahmet ve Evrensel Bir Elçidir
Rahmet, merhamete muhtaç olana iyilik etmeyi gerektiren şefkat duygusudur. Rahmette hem şefkat hem de iyilikte bulunmak manalan vardır. Hz. Muhammed’in temel niteliklerinden biri de tüm insanlığa rahmet olarak gönderilmesidir. Bu durum ayette şöyle ifade edilir: “(Resulüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.”

Hz. Muhammed’in peygamberliğinden önce bütün dünyada insanların ahlaki durumu çok kötü bir seviyede idi. Arap Yanmadası’nda Hz. İbrahim’e dayalı tevhit içerikli din anlayışı bozulmuş, insanlar putlara tapınmaya başlamıştı. Güçlüler zayıfları eziyor ve kadınlara değer verilmiyordu. Kan davaları, içki kullanmak ve fuhuş yapmak hayatın bir parçası hâline gelmişti. Arap Yarımadası’nın dışında da durum bundan pek farklı değildi. Yahudilik ve Hristiyanlık ilahî özünü kaybetmiş, bu dinlere bağlı olan insanlar arasında savaşlar ortaya çıkmıştı. Hint Kıtası’nda kast sistemine bağlı olarak zayıf insanlar devamlı mağdur oluyordu. İnsanlar içinde bulundukları kötü duruma tepki gösteremiyorlardı. Hindular kocası ölen bir kadını yakıyorlardı. Mecusiliğin din olarak kabul edildiği İran’da hayır ve şer tanrılarının savaştığına inanılırdı. Burada da kadının hiçbir değeri yoktu.
Peygamberimiz, tüm dünyada iman ve ahlak anlayışının iyice bozulduğu bir çağda elçi olarak gönderilmişti.

O, önce içinde yaşadığı toplumda dini, tebliğ etmişti. İlk başlarda kendisine çok az insan inanmıştı. Bunlar da genellikle köle, zayıf ve fakir insanlardı. Fakat Hz. Peygamber yılmamış ve sevgiye dayalı bir anlayışla onları dine çağırmaya devam etmişti. Onların büyücü, kâhin, sihirbaz gibi çirkin vasıflarla kendisini nitelemelerine sabırla karşı koymuştu. Bu sözlü sataşmalarla yetinmeyen Mekkeli müşrikler çeşitli davranışlarla ona eziyet etmişlerdi. Tüm bu yapılanlar karşısında o, halkı için hayır dualar etmiş, merhamet duygusunu devamlı diri tutmuştu. Kur’an’da bu durum şöyle ifade ediliyor: “ Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi...”

Hz. Muhammed, Uhut Savaşı’nda kendini yaralayan müşrikler için, “Allah’ım, halkımı cezalandırma; çünkü onlar bilmiyorlar.” şeklinde dua etmiştir. Müşriklere beddua etmesi istendiğinde, “Unutmayın ki ben lanetçi olarak değil, rahmet olarak gönderildim.” diye cevap vermiştir.

Hz. Muhammed, insanlar arasında kardeşlik bağı oluşturmuştur. Kan davalarına, zayıfların ezilmesine son vermiş; sevinç ve üzüntüleri paylaşmayı öğretmiştir. Bunun en güzel örneği Medine’de, ensar ile muhacirler arasında kurulan kardeşlik ilişkisinde görülmüştür. Ensar, Mekke’den ayrılan Müslümanlarla her şeylerini paylaşma fedakârlığını göstermiştir.

Kur’an’da bu durum şöyle ifade edilir: “Ve topluca Allah’ın ipine yapışıp ayrılmayın: Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz, (Allah) kalplerinizi birleştirdi. Onun nimetiyle kardeşler hâline geldiniz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz, (Allah) sizi ondan kurtardı.”26 Peygamberimiz sadece inananlara değil, bütün insanlığa gönderilmiş bir rahmet peygamberidir. Onun evrensel bir elçi olduğu pek çok ayette vurgulanır. Nitekim Sebe suresinin 28. ayetinde şöyle buyrulur: “Biz seni bütün insanlara müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” Bu durum başka bir ayette ise, “De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim.” şeklinde ifade edilir.

Peygamberimizin gelişiyle köleler, kadınlar, kız çocukları ve yetimler toplumda hak ettikleri değeri elde etmişlerdi. Allah’ın Elçisi üstünlüğün mal, ırk ve cinsiyet gibi değerlerle alakalı olmadığını öğretmiş ve bu değerlere bağlı olarak ayrım yapılmasını reddetmişti. Çünkü Allah, üstünlüğün ancak iman ve güzel davranışlarla mümkün olduğunu Kur’anı Kerim’de şöyle ifade eder: “. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, ona karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip olanınızdır. Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.”
 
BİLGİ KUTUSU
Hz. Peygamber, bir bayram sabahı camiden evine dönmektedir. Yolda bayramlık elbiseleri içinde, oynayan çocukları görür. Fakat bir çocuk, Hz. Muhammed’in dikkatini çeker. Eski bir elbise giyinmiş bu çocuk, oyuna katılmamakta, kenardan diğer çocukları seyretmektedir. Peygamberimiz çocuğa yaklaşarak oyuna katılmama sebebini sorar. Çocuk yetim olduğunu söyler. Peygamberimiz çocuğu evine götürür. Burada çocuk yıkanır, kamı doyurulur, yeni elbiseler giydirilir ve cebine para konur. Çocuğun yüzünü avuçlarına alan Peygamberimiz, “Ben baban, Aişe annen ve Haşan ile Hüseyin kardeşlerin olsun ister misin?” der. “Evet.” cevabı veren çocuk sevinç içinde diğer çocukların arasına kanşır.

Hz. Muhammed, sahip olduğu merhamet duygusuyla çocukları, özellikle yetim çocukları çok severdi. Onların ihtiyaçlarını karşılar, onları öper, saçlarını okşar ve onlarla şakalaşırdı. Peygamberimiz hem insanlar hem de diğer canlılar için rahmettir. Hz. Muhammed hayvanları sever ve korurdu. O, hayvan haklarından söz eden ilk kişidir. “Hayvanlara işkence yapılmasını lanetlemiştir.” Onlara eziyet edilmesini, susuz bırakılmalarını ve onlara ağır yük taşıtılmasını yasaklamıştır.

Hz. Muhammed tabiatın korunmasına da önem vermiştir. Su havzalarını, nehir kenarlarını ve gölleri kirletmeyi de yasaklamıştır. Doğanın bir parçası olan ağaçların ehemmiyetine dikkat çekerek Müslümanları ağaç dikmeye teşvik etmiştir. Bir hadisinde, “Bir kimse ağaç diker de bunun meyvesinden insan, hayvan veya kuş yerse, yenen şey onun için bir sadakadır.” buyurmuştur.

İslam’ın evrensel mesajı, Hz. Muhammed ile kemale ermiştir. Nitekim Mâide suresinin 3. ayetin de, “.Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.” buyrulur. Hz. Peygamberden sonra insanları dine çağıracak bir elçi gelmeyecektir. Bu durum şu ayetle açıklanmıştır. ... “Muhammed sizden herhangi birinin babası değil; fakat Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur...”
Peygamberimizin İslam’ı ilk önce Arap toplumuna tebliğ etmesi onun evrensel oluşuna engel değildir. Peygamberimiz önce akrabalarını, daha sonra da diğer insanları dine davet etmiştir. Sürekli yayılan İslam, Arap Yarımadası ile sınırlı kalmamıştır. Civar kabile ve devlet başkanlarına gönderilen davet mektuplarıyla farklı coğrafyalardaki insanlara da ulaşmıştır.

“Hz. Peygamber, lıicretin sekizinci yılında Mekke’nin fethine giderken yolun kenarında yeni doğmuş yavrularım emziren bir köpek gördü. Bir sahabeyi çağırarak köpeğin ve yavrularının rahatsız edilmemesini sağlamak üzere orada nöbet tutmasını emretti.”

NOT EDELİM
Ünlü Alman şairi Goethe, "Muhammcdin Terennümleri” adlı bir şiirinde, Hz. Peygamberi bir pınardan fışkıran ırmağa benzetir. Öyle bir ırmak ki sahip olduğu manevi güç sayesinde öteki bütün akar suları sinesinde toplar ve onları muazzam bir zaferle ilahî ummana kavuşturur.

1.4. Hz. Muhammed Müminlere Örnektir
İnsanlar dini anlama ve yaşama konusunda kendilerine örnek olacak kişilere ihtiyaç duymuşlardır. Bu nedenle Allah, peygamberlerini insanlara örnek olması ve onları eğitmesi için göndermiştir. Hz. Muhammed; dini anlama, yaşama ve tebliğ hususlarında müminlere güzel bir örnektir. Yüce Allah, Kur’an’da örnek bir insanda bulunması gereken ahlaki özellikleri belirtmiştir. Bunlardan bazıları; dürüstlük, güvenilirlik, samimiyet, ilkeli davranmak, verdiği söze bağlılık ve sorumluluk duygusudur. Kur’an’ı incelediğimizde en güzel ahlaki vasıfların peygamberlerde olduğu görülür. Allah, peygamberlerin örnek alınmasını isteyerek şöyle buyurmuştur: “ İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır.” Allah’ın sevgisini kazanmak, Hz. Muhammed’in söz ve davranışlarının oluşturduğu değerleri model almakla mümkündür.
Nitekim bir ayette, “(Resulüm!) de ki: Şayet Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın...” diye buyrulur.

Dini doğru bir şekilde anlamak ve yaşamak gerekir. Hz. Peygamberin açıklamaları ve uygulamaları olmadan İslam’ı doğru anlamak mümkün değildir. Kur’an’da bir takım ibadetler emredilmiştir. Fakat onların nasıl yapılacağı konusunda ayrıntıya girilmemiştir. Bu ibadetlerin nasıl yapılacağı Peygamberimizin açıklamaları ve uygulamaları ile şekillenmiştir. Mesela Kur’an’da namaz emredilir. Fakat vakitleri, kaç rekât olduğu ve nasıl kılınacağı Peygamberimizin sözlerine ve fiili uygulamalarına bağlıdır.

İslam’ın temel ibadetlerinden olan zekât, Kur’an’da emredilmiştir. Ancak kimlerin, hangi mallardan zekât verecekleri ve bunların oranları gibi hususları Peygamberimizin açıklamalarından öğreniyoruz. Nitekim Ahzâb suresinin 21. ayetinde şöyle buyrulur: “Andolsun ki Resulullahta, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır.” Hz. Peygamber güzel ahlak konusunda da örnek alınacak en güzel modeldir. Nitekim Rabb’imiz, “Elbette sen yüce bir ahlak üzeresin.” buyurarak onun ahlakını övmüştür. Allah Resulünün ahlakı sorulduğunda Hz. Aişe de onun ahlakının Kur’an olduğunu söylemiştir.

Hz. Peygamberi örnek almak; onun söz ve davranışlarının özünü doğru anlamakla mümkündür. Uygulamalarının amacını ve özünü iyi kavramadan ona benzemeye çalışmak, onu örnek almaktan ziyade taklit etmektir. Allahın Resulünün içinde yaşadığı zaman ve mekânın gereği olarak sergilediği davranışları taklit etmeye çalışmak, işin özünden uzaklaşarak Hz. Peygamberin verdiği mesajı yanlış anlamaktır.

Örneğin, günlük hayatta temizlik, İslam dininin çok önem verdiği bir konudur. Ağız temizliği bunların başlıcalarıdır. Peygamberimiz, “Eğer ümmetime zahmet vermeyecek olsaydım, her abdest alışlarında misvak kullanmalarını emrederdim.”36 hadisiyle ağız ve diş temizliğinin önemini vurgulamıştır. Dolayısıyla misvak kullanmaktaki amaç, ağız ve diş temizliğidir. Temizliğin kendisiyle yapıldığı nesne ise bir araçtır. Hz. Muhammed zamanında diş temizliği için en uygun malzeme misvak idi. Günümüzde misvak kullanılabileceği gibi teknolojik gelişmelere bağlı olarak üretilen diş fırçaları ve macunları da tercih edilebilir. Bu noktada sadece misvak kullanmayı şart koşmak.

Hz. Peygamberin örnekliğini doğru anlamamak olur. Hz. Muhammed akla verdiği önem konusunda da bizlere modeldir. Onun elde ettiği başarılarda aklı kullanmasının büyük payı vardır. Ayrıca o istişareye de önem vermiştir. Örneğin; Resulullah, Bedir'de ordunun nereye konuşlanacağı konusunda sahabeyle istişare etmiş ve bu konuda Hubab'ın önerisine uymuştur.

Hz. Peygamber, başkalarının sırtından geçinmeyi hoş görmemiştir. Kendisi de elinin emeği ile geçinmiştir. Nitekim, “Hiç kimse kendi elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.” buyurmuştur.

Hz. Muhammed adaletli olma konusunda bizlere rehber olmuştur. O, hayatı boyunca adaletli olmayı kendisine prensip edinmiştir. İnsanlar arasında ayrım yapmaksızın adaletle hükmetmiştir. Hiçbir kimseye imtiyaz tanımamıştır.

Hz. Muhammed aile hayatı konusunda da Müslümanlara yol göstericidir. Peygamberimiz, ailesi ve çocukları ile çok iyi iletişim kurardı. Ailenin her bireyine önem verir, çocuklarını ve torunlarını çok sever ve onlarla ilgilenirdi. Peygamberimiz aile bireyleriyle şakalaşmayı severdi. Onun ailesi, huzurlu bir ailenin en güzel örneği idi.
 
BİLGİ KUTUSU
Bir gün Hz. Peygamber Selmanı Farisi ile beraber mescitte otururken Hz. Haşan ve Hz. Hüseyin’in kaybolduğu haberi gelir. Onunla beraber herkes, Medine ve etrafına dağılarak çocukları aramaya başlarlar. Sonunda Selmanı Farisi onları bir dağın eteğinde bulur. Korkudan bir birine sarılan çocuklar, kendilerine tıslayan yılana bakmaktadırlar. Hz. Peygamber, yılana doğru hareket eder ve yılan kaçar. Torunlarının ellerini, kendi yüzüne sürerek korkularını gidermeye çalışan Hz. Peygamber, “ Annem ba bamsınız, Allah katında da ne değerlisiniz.” diyerek torunlarını omuzlarına alıp Medine’ye doğru yürümeye başlar.

1.5. Hz. Muhammed Allah’ın Koruması Altındadır
Peygamberler her yönden, insanların en seçkinleridir. Onlar peygamberlik öncesi hayatlarında Allah’ın rahmeti ve yardımı sayesinde kendi toplumlarında ahlaki ve insani duruşlarıyla kabul görmüşlerdir. Vahiy almaya başladıkları zaman da tüm söz ve davranışlarında ilahî denetime tabi olmuşlardır. Allah’tan aldıkları vahiy konusunda peygamberler asla hata yapmazlar.

Aldıkları vahyi hiçbir eksiltme ve ilave yapma dan tebliğ ederler. Hz. Muhammed, çocukluğundan itibaren Allah tarafından özel bir koruma altına alınmıştır. O, insanların içine düştükleri batıl inanç ve davranışlardan uzak tutulmuştur. Nitekim o, “ Beni, Rabb’im ne de güzel terbiye etti.” diyerek Allah tarafından eğitildiğini ifade etmiştir.

Peygamberimiz Allah’tan gelen vahyi olduğu gibi tebliğ etmiştir. İndirilen ayetlere Hz. Peygamberin kendine ait hiçbir ilave yapmadığı Kur’an’da şöyle vurgulanmıştır: “ O arzusuna göre konuşmaz. O (bildirilenler) vahyedilenden başkası değildir.” Ayetlerin nüzulü esnasında, her bir ayeti ezberlemek için çaba içerisine giren ve endişe duyan Hz. Muhammed, Allah tarafından şöyle teskin edilmiştir: “(Resulüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.

O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et.” Diğer bir ayette de şöyle buyrulmaktadır: “Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu biz koruyacağız.”
Allah, elçisini hayatı boyunca korumuştur. Örneğin, Medine’ye hicreti esnasında Peygamberimizin evinin kapısında onu öldürmek için toplananlar onun evden çıkışını göremediler.

Sabahleyin Peygamberimizin yatağında Hz. Ali’yi gördüklerinde çok şaşırdılar. Allah, Mekkeli müşriklerin bu sinsi planlarını Resulüne haber vererek onu bu tuzaktan kurtarmıştır. Bu durum ayette; “Hatırla ki kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah, tuzak kuranların da üstündedir.” şeklinde ifade edilmiştir. Yine hicret esnasında peşine düşen kimseler Allah’ın yardımı ile Peygamberimize ulaşamadılar. Kur’an’da bu olay şu şekilde anlatılmıştır: “ Eğer siz ona (elçimiz Muhammed’e) yardım etmezseniz, iyi bilin ki, Allah ona

BİLGİ KUTUSU
Peygamberlerin küçük hatalarına "zelle" denir. Onların bu hataları da Allah tarafından düzeltilir. Aşağıdaki ayet bu konuyla ilgilidir:
“(Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden dolayı yüzünü ekşitti ve çevirdi.(Resulüm! onun hâlini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.” Abese suresi, 14. ayetler.

NOT EDELİM
“Ey Resul, Rabb’inden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, Onun elçiliğini yapmamış olursun.Allah seni insanlardan korur.” Mâide suresi, 67. ayet.
 
Hani yalnız iki kişiden biri olduğu hâlde, inkâr edenler kendisini (Mekke’den) çıkardıkları sırada ikisi mağarada iken arkadaşına, ‘Üzülme, Allah bizimle beraberdir!’ diyor du. (İşte o zaman) Allah ona (yardım etti, kalbini) yatıştıran (huzur ve güvenini) indirdi ve onu, sizin görmediğiniz askerlerle destekledi; inanmayanların sözünü alçalttı.”Müslümanlar Bedir Savaşı’nda kendilerinden çok daha kalabalık ve donanımlı olan Mekkeli müşrikleri yenmişlerdir. Allah, bu savaşta Hz. Peygambere ve Müslümanlara yardımını Kur’an’da şöyle bildirmektedir: “(Bedir’de) karşılaşan iki grubun hâlinde sizin için bir ibret vardır: Biri Allah yolunda çarpışan bir grup, diğeri ise bunları apaçık kendilerinin iki misli gören inkârcı bir grup, Allah, dilediğini yardımıyla destekler.”

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Siyer Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Hz. Muhammed'in Hayatı Eğitim Seti 6 DVD
Yorumlar