Hristiyanlığın Tanımı ve Tarihçesi
İmam Hatip 6. Sınıf Arapça Eğitim Seti 6 DVD

3. Hristiyanlığın Tanımı ve Tarihçesi

Hristiyanlık

Günümüzde dünyanın her tarafında mensupları bulunan Hristiyanlık, Filistin bölgesinde doğmuştur. Ancak bugün en fazla nüfusunun bulunduğu bölge Avrupa’dır. Kuzey Amerika’nın büyük bir çoğunluğu, Güney Amerika’nın kıyı kesimleri ve Avustralya’nın büyük bir kısmı da Hristiyan nüfustan oluşmaktadır. Bu dinin bir milyar yedi yüz elli milyonu aşan mensubu bulunmaktadır.

3.1. Hristiyanlığın Tanımı ve Tarihçesi
Hristiyan, Mesih’e bağlı demektir. Bu kelime Yunanca “Hristos”tan gelmektedir. İbranice Maşiah olup yağlanmış anlamına gelir. İncil’de Hristiyan ve Hristiyanlık gibi terimler yer almaz. Bu terimler ilk defa Hz. İsa’dan yirmiotuz yıl sonra Antakya’da kullanılmıştır.
Hristiyanlık, Hz. İsa’nın tebliğiyle başlamış ve sonraki bazı gelişmelerle günümüzdeki şeklini almıştır. Hz. İsa’nın doğduğu yıllarda Filistin, Roma’nın hâkimiyeti altında idi. Yahudiler, çeşitli mezheplere bölünmüş, dinî konular çıkar meselesi hâline gelmişti. Kudüs’teki mabet, ticaret yeri hâline getirilmiş, şekilcilik samimiyeti boğmuştu. Tek tanrı inancına sahip olan Yahudiler, putperest Romalılardan kurtulma yollarını arıyorlardı. Bunun için bir kurtarıcı Mesih bekliyorlardı.İşte Hz. İsa böyle bir dönemde gelmişti. Bu amaçla o, kendisinden önceki Yahudi peygamberleri gibi topluma gerekli uyarıları yapmış ve etrafında bir cemaat oluşturmuştur.

Hz. İsa’ya ilk inananlar bir grup Yahudi’ydi. Hz. İsa’nın Yahudilerin mevcut dindarlık anlayışlarını eleştirmesi, ona inanmayan diğer Yahudileri rahatsız etti. Buna Romalı idarecilerin İsa’nın kendileri için bir tehdit oluşturacağı endişesi de eklenince çarmıha germe hadisesi meydana geldi.

Hristiyan inancına göre Hz. İsa, çarmıha gerildikten üç gün sonra dirilerek bir süre havarileriyle birlikte yaşadı. Bu durum ise ona inananların sayısını arttırdı. Hz. İsa’nın tebliğ ettiği din bir süre sonra Yahudilerin dışında başka milletler arasında da yayılmaya başladı. Bu milletlerden Yahudi ibadet ve geleneklerine uymaları istendi. Putperest kökenli bu insanlar, Hz. İsa’ya inanmakla birlikte kendilerine zor gelen bazı Yahudi kurallarına uymak istemiyorlardı. Bu durum, Yahudi geleneklerini sürdürme yanlısı olan Hristiyanlarla bu geleneklere karşı çıkan ve çoğunluğu putperestlikten gelen Hristiyanları karşı karşıya getirdi. Bu durum karşısında ağırlığını koyan Pavlus, Hristiyanlığa girenlerin eski Yahudi âdetlerine uymalarının zorunlu olmadığını belirtti. Onun bu yaklaşımı havarilerle, özellikle de onların lideri konumundaki Petrus ve Yakup’la ilişkilerinin bozulmasına neden oldu.

Bu karşılıklı zıtlaşma Yahudi asıllılarla, putperest asıllı Hristiyanların yollarını tümden ayırmalarına neden oldu. MerkeziKudüs’te olan Yahudi asıllı Hristiyanlar, liderleri Yakup’un öldürülmesi ve arkasından 70 yılında Kudüs’ün Romalılar tarafından yakılıp yıkılmasıyla büyük bir darbe yediler. Bu durum onları, Pavlusçu grup karşısında zayıf düşürmüş ve gitgide zayıflayarak 4. yüzyılda tarih sahnesinden silinmişlerdir.

İncillere göre katı bir İsa düşmanı olan Pavlus, İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra Tanrı tarafından uyarılarak İsa’nm taraftarlarına karşı eziyet etmemesi istenmiştir. Yaptıklarından pişman olan Pavlus, şiddetle karşı çıktığı İsa’nın taraftarları arasına katılarak onların inancının en büyük savunucusu olmuştur. Pavlus, Hz. İsa’nın getirdiği inancın yayılması için Havari Barnaba’yla beraber Anadolu, Kıbrıs ve Antakya’ya seyahatler düzenledi. Bu seferler esnasında önceleri Barnaba’nın yardımcısı konumundayken sonradan lider konumuna geldi.

Pavlus’un gittiği yerlerde karşısına genellikle Roma’nın putperest inancına sahip bir halk kitlesi çıkıyordu. Hz. İsa’nın getirdiği din, Yahudiliğin birçok ilkesini de içerdiğinden putperest halk, buna uymak istemiyordu. Özellikle putperestlere, Yahudiliğin en önemli ilkelerinden olan sünnet olma zor geliyordu. Bundan dolayı Pavlus, Yahudi şeriatına uymanın gerekli olmadığı yönünde görüş belirtti.
Bu düşünce Hz. İsa’ya bağlı olan Kudüs’teki çekirdek cemaatin tepkisine yol açtı. Bu tartışmaların giderilmesi için 50 yılında Kudüs’te Havariler Konsülü yapıldı. Bu konsül sonucunda Pavlus’un lehine karar çıktı. Bu durum Hz. İsa’nın çevresindeki çekirdek cemaat ile Pavlus taraftarları olmak üzere iki grup meydana getirdi.

Pavlus, bu konsülden sonra Anadolu, Yunanistan Makedonya ve birçok bölgeye dinî seferler düzenledi. Buradaki insanlara kurtuluş yolunu ve İsa Mesih hakkındaki yeni fikirlerini anlattı. 58 yılında tekrar Kudüs’e döndü. Ancak orada İsa’nın mesajını değiştirdiği iddiasıyla suçlandı ve fiili saldırılara uğradı. Pavlus, bir Roma vatandaşı olduğundan Romalı askerler tarafından kurtarıldı. Ancak Kudüs’te daha fazla mücadele edemeyeceğine inandığından Roma’ya gitti. 67 yılında Roma’da öldürüldü.
Pavlus Hristiyanlığa teslis inancı, evharistiya, ilk günah tasavvuru gibi fikirleri getirmesi bakımından Hristiyanlığın şekillenmesinde çok büyük rol oynamıştır.
Pavlus, Hz. İsa’nın havarilerinden değildir. Ancak o, kendisinin ilham (vahiy) yoluyla havari olduğunu söylemiştir.

Yukarıdaki metinden hareketle Tarsuslu Pavlus’a niçin yabancıların havarisi denildiğini düşününüz. Pavlus’un günümüz Hristiyanlığının oluşumundaki rolünü yorumlayınız.
Pavlus’un etkisiyle farklı bir yöne giren Hristiyanlık, Roma Devleti içerisinde hızla yayılmaya başlamıştır. Bu yayılma putperest inancın savunucusu olan Romalı idarecileri rahatsız etmiştir. Bu durum Hristiyanlara yönelik baskılara neden olmuştur. Aynı dönemde Hristiyanlar çok büyük kayıp vermişlerdir. İnsanlar korkularından çoğu kez yer altı şehirleri ve mağaralarda ibadet etmişlerdir.

Bu zulümler İmparator Konstantin’in 313’te Hristiyanlara serbestlik tanıyan Milan Fermanı’nı ilan etmesine kadar devam etmiştir. Bu serbestlikle birlikte kutsal kitap, inanç esasları ve uygulamaları gibi konularda birçok tartışma meydana gelmiştir. Bu farklılıkları sona erdirmek isteyen İmparator Konstantin, 325 yılında İznik’te bir konsül toplamıştır. Bu konsülde İsa’nın tanrılığını savunanların görüşü kabul edilmiştir. Farklı birçok İncil’in içerisinden dört tanesi sahih olarak seçilmiştir. Ayrıca bu konsülde baba ile oğulun tabiatı tartışılmış ve sonunda ikisinin de tanrılığı üzerinde bir karara varılmıştır. İmparator Büyük Teodosius Döneminde 381 yılında toplanan İstanbul Konsülü’nde de kutsal ruhun tanrılığına karar verilmiştir.

Böylece baba tanrı ve oğul İsa’dan sonra kutsal ruhun da eklenmesiyle teslisin (üçlü tanrı anlayışının) unsurları tamamlanmıştır.

İmparator Büyük Teodosius ayrıca Hristiyanlığı Roma’nın resmî dini hâline getirmiş ve imparatorluğun her tarafında putperestliği yasaklamıştır. Böylece kilise düşmanlığından onun hamisi durumuna gelen Roma imparatorları, politik düzenin korunması için Hristiyanlık inancı konusunda aktif rol oynamaya başlamışlardır.69 Bunun sonucunda Hristiyanlık bir yandan devletin himayesini kazanırken diğer yandan da devletin kontrolü altına girmeye başladı. Bu süreçte kilise, çoğu zaman Roma toplumunun eski inanç ve uygulamalarını da özümseyerek onları Hristiyanlaştırmıştır. Kilise, bu karşılıklı etkileşim sürecinde, örgütlenme modeli olarak Roma İmparatorluğu’nun idari yapısını kendisine örnek almıştır. Yönetim birimlerine getirilen kişilere Roma’nın siyasi literatüründe kullanılan unvanları vermiştir. Bu bağlamda putperest Roma başrahibinin pontifeks maksimus şeklindeki unvanı da daha sonraki dönem Kapadokya’daki kiliseler niçin mağara ve yer altında yapılmıştır? Araştırınız.
lerde Roma piskoposu papa için kullanılmaya başlanmıştır.

DÜŞÜNELİM
Roma Devleti’nin Hristiyanlığı resmî dini hâline getirmesi bu dini nasıl etkilemiştir? Düşününüz.
Roma İmparatorluğu 395 yılında Doğu ve Batı Roma adıyla ikiye bölünmesinden sonra İstanbul ile Roma Kilisesi arasındaki ilişkiler yeni bir döneme girmiştir. Papa Batı Roma’nın zayıflamasıyla sadece kilisenin değil, tüm Batı dünyasının dinî ve siyasi lideri hâline gelmiştir. Ancak Doğudaki Antakya, İskenderiye ve İstanbul kiliseleri Roma Kilisesi’nin tüm kiliselere liderlik yapmasına sıcak bakmamıştır. Özellikle kendisini Grek kültür ve düşüncesinin temsilcisi olarak gören İstanbul Kilisesi, Latin düşüncesinin temsilcisi sayılan Roma’yı otorite olarak kabul etmemiştir.

İstanbul Konsülü’nde unsurları tamamlanan teslis, daha sonra başka tartışmalara yol açmıştır. İstanbul Piskoposu Nestoryus, İsa’da biri beşerî, diğeri ilahî iki tabiat bulunduğunu söylemiştir. Ancak Nestoryus’un bu fikri reddedilerek kendisi de aforoz edilmiştir. Bunun üzerine Suriye, İran ve Hindistan’a kadar yayılmış olan gruplar, Nestoryus’un görüşlerini benimseyerek ana kitleden kopmuş ve Nesturi olarak anılmıştır. 451 yılında yapılan Kadıköy Konsülü’nde yine teslis üzerinde yapılan tartışmalar sonucunda ayrılıklar meydana gelmiştir. Bunun sonucunda Monofizit Kiliseler denilen Antakya Süryani, Kıpti, Habeş ve Ermeni Gregoryen kiliseleri ortaya çıkmıştır. Monofizit Kiliselerinin doğmasıyla Hristiyanlıkta meydana gelen kopmaları 1054 yılında ortaya çıkan İstanbul Ortodoks Kilisesi’nin Roma’dan ayrılışı takip etmiştir. Temelde iki farklı kültürün temsilcileri olan Latin Roma Kilisesi ile Grek Bizans Kilisesi, özellikle siyasi nüfuz konusunda birbirleriyle tartışmaktaydı. Roma Kilisesi kendisinin havarilerin lideri Petrus tarafından kurulmuş olduğunu söyleyerek üstünlük iddia ediyordu. Buna karşılık Bizans, Roma’yla eşit olduklarını söylüyordu. Buna bir de teslis konusundaki inanç tartışmaları girince iki kilise 1054 yılında kesin olarak ayrılmış oldu. Batı dünyasındaki Hristiyanlar Katolik Kilisesi’ne bağlı kalırken Grek kültürünün egemen olduğu bölgelerdekiler de Ortodoks Kilisesi’ne tabi oldular. Haçlı Seferleri sırasında 1204 yılında Katoliklerin İstanbul (Bizans)’da yaptıkları zulüm ve haksızlıklar, Doğu ve Batı kiliseleri arasındaki düşmanlığı daha da artırmıştır.

Doğu ve batı arasındaki bu bölünmeden sonra Katolik ve Ortodoks kiliseleri kendilerine özgü bir kilise hayatı geliştirmeye başladılar. Özellikle Katolik Kilisesi’nin birçok bilimsel gelişmelere engel olması ve siyasal alandaki boşluktan faydalanarak her yere egemen olmak istemesi çeşitli problemlere neden oldu. Kilisenin günahları affetme yetkisini mali bir kaynak hâline getirmesi bu tepkileri bir kat daha artırmıştır.

Yoğunlaşan bu tepkiler üzerine bir Alman papazı olan Martin Luter’le birlikte dinde reform isteyen bir hareket başladı. Bunun sonucunda da Katolik Kilisesi’nden bir kopuş daha yaşandı ve 16.yüzyılda Protestan mezhebi ortaya çıktı. Katolik Kilisesi de bu reform hareketlerine tepkisiz kalmadı. Kendisi de karşı reform hareketi başlatarak haklılığını savundu. Bu süreç 196-265 yıllarında yapılan II. Vatikan Konsülü’ne kadar devam etti. Bu konsülde papalık, Katolik olmayan kiliselerle diyalog sürecine girilmesi gibi kararlar alarak yeni bir süreci başlatmış oldu. Bu süreç hâlen devam etmektedir.

3.2. Hristiyan Mezhepleri
Tarihî süreç içerisinde farklı sebeplere bağlı olarak Hristiyanlakta birçok mezhep ortaya çıkmıştır. Katolik, Ortodoks ve Protestan mezhepleri bunların başında gelmektedir.
Katolik Mezhebi: Doğu ve batı kiliselerinin birbirinden kopmasından sonra Roma’daki kilise evrensel anlamına gelen Katolik adını almıştır. Günümüz Hristiyan dünyasının büyük çoğunluğu Katoliklerden oluşmaktadır. Katolik nüfusun büyük bir kısmı Güney ve Orta Amerika ülkeleri ile İtalya, İspanya, Portekiz, Fransa, Polonya ve Macaristan gibi Avrupa ülkelerin de yaşamaktadır. Ayrıca Almanya, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde de büyük oranda Katolik nüfus bulunmaktadır.

Katolik Kilisesi’nin merkezi Vatikan’dır. Bu kilisenin başında papa bulunmaktadır. Papa Roma piskoposu olarak Petrus’un halefidir. Böylece papa, ruhani Vatikan Devleti’nin başı olarak İsa’nın vekili durumundadır. O, yeryüzünde Tanrı’nın temsilcisidir. Papayı kardinaller seçer ve görevleri ölünceye kadar devam eder.

NOT EDELİM
Katolik mezhebinin başlıca özellikleri şunlardır:
• Dinî başkan papadır. Papa İsa’nın vekili, Petrus’un halefidir.
• Papa, yanılmaz otoritedir.
• Roma, Katolikliğin merkezidir ve diğer kiliselerden manevi açıdan üstündür.
• Evrensel kurtuluş, sadece Katolik Kilisesi’nin öğretilerine bağlanmakla mümkündür. Çünkü Katolik Kilisesi kutsal ruhun yönetimi altındadır.
• Katolik Kilisesi vahyin kaynağı olarak kutsal kitap ve geleneğe büyük önem verir. Çünkü kutsal kitap ve gelenek aynı kaynaktan çıkmaktadır.
• Katolik Kilisesi, göğe yükseldiğine inandığı Meryem’e büyük önem vermekte ve onu hem oğul tanrının hem de kilisenin annesi olarak görmektedir.
• Katolik Kilisesi, rahiplerin bekârlığını zaruri görmektedir.
• Boşanmak yasaktır.
• Başlangıçtan günümüze kadar yapılan yirmi bir konsülü ve onların aldıkları kararları kabul etmektedir.
• Noel’i 25 Aralık’ta kutlarlar.
• Hristiyan sakramentlerinden yedisini kabul ederler.

Ortodoks Mezhebi: Ortodoks, doğru inanca sahip anlamına gelir. Doğu ve batı kiliselerinin ayrılmasından sonra, doğu kilisesi, kendisinin doğru inanç üzerinde olduğunu ifade etmek için bu adı kullanmaya başladı. Bu mezhep, İstanbul ve Roma kiliselerinin siyasal çekişmeleri ve dinî ih tilafları sonucu ortaya çıkmıştır. Türklerin Anadolu ve Balkanlarda ilerlemesi karşısında Bizans’ın papalıktan yardım istemesi tekrar iki kilisenin birleştirilmesi düşüncesini akla getirmiştir.

Ancak halkın ve ruhbanların buna taraftar olmaması bu girişimleri sonuçsuz bıraktı. Fatih Sultan Mehmet'in 1453'te İstanbul'u fethiyle İstanbul Kilisesi tarihinde yeni bir dönem başlamış oldu. Fatih, patriğe Ortodoksların milletbaşı unvanını vererek geniş haklar tanıdı.
Böylece Ortodoks Kilisesi Osmanlı idaresin de varlığını sorunsuz olarak sürdürdü.
Ortodoks Patrikhanesinin Osmanlı Devleti’nin himayesine girmesinden sonra bu patrikhaneye bağlı olan Rusya Kilisesi 1589 yılında patriklik seviyesine yükselerek bağımsız hâle geldi. Bu millî kiliseyi 19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin gerilemesi sürecinde bağımsızlıklarını ilan eden Balkanlardaki ulusal kiliseler takip etmiştir. Böylece Ortodoks kiliselerinin günümüzdeki yapılanması büyük oranda ortaya çıkmış oldu.

Ortodoks Kilisesi, Katolik Kilisesi’nden farklı olarak hiyerarşik bir yapı yerine, eşitlik anlayışını esas alan kiliseler topluluğundan oluşmaktadır. Bu eşitlik arasında İstanbul Kilisesi, öncelik şerefine sahiptir. Ancak bu durum ona diğer kiliselerin işine müdahale yetkisi vermez. Ortodokslar, bu eşitlik anlayışı sebebiyle Katoliklerin iddia ettiği gibi patriğin veya bir başka piskoposun yanılmazlığı iddiasını kabul etmezler.74

NOT EDELİM
Ortodoks mezhebinin başlıca özellikleri şunlardır:
• Ortodoksluğun ruhani lideri patriktir. Patrik, papa gibi tek otorite değildir.
• Kutsal ruhun sadece Babadan çıktığına inanırlar.
• Papanın yanılmazlığını kabul etmezler.
• Sadece ilk yedi konsülün kararlarını kabul ederler.
• Hz. İsa, Meryem ve Hristiyan azizlerinin resim ve heykellerinden oluşan ikonlara önem verirler.
• Rahipler istedikleri takdirde evlenebilir. Ancak piskoposlar ve patrikler evlenemezler.
• Boşanmak serbesttir. Ancak belli şartlara bağlıdır.
• Hristiyanlığın sembolü olan haçın yatay ve dikey kolları birbirine eşittir.
• İbadet her ülkenin diliyle yapılır.
• Noel’i 6 Ocak’ta kutlarlar.
• Yedi Hristiyan sakramentini kabul ederler.

Protestan Mezhebi: Protestan başkaldıran, itiraz eden anlamına gelir. 16. yüzyılda Katolikliğin dinî uygulamalarına tepki olarak ortaya çıkan reformist topluluklara Protestan adı verilmiştir. Protestanlık, Ortodoks ve Katolik kiliselerinin dışındaki birçok grubu oluşturan geniş bir Hristiyan mezhebini ifade eder. Uygulamalarıyla bu iki kiliseden önemli farklılıkları bulunan Protestanlığın kökleri 16. yüzyıldaki dinî reform hareketlerine dayanır. Alman Rahip Martin Luther (1483-1546), Roma Katolik Kilisesi’nin günahları bağışlayıp bunu mali bir kaynak hâline getirmesi, kutsal kitap yorumunu sadece kendi yetkisinde görmesi ve ayin dilinin sadece Latince olması gibi hususlara karşı çakarak ilk itirazı başlattı.
Bu itirazlarını doksan beş maddelik bir belgeyle Wittenberg Katedrali’nin kapısına astı. Luther’in başını çektiği bu hareket, daha sora Zwingli ve Calvin gibi birçok Protestan tarafından Avrupa’nın her yerine yayıldı.
 
 
TARTIŞALIM
Martin Luther (1483-1546) : Ünlü Alman reformist Martin Luther, Katolik bir aile ortamında büyümüştür. 1505 yılında Agustinian tarikatına girerek manastır yaşamına başlamıştır.
1507’de rahip olarak kutsanan Luther, kilise hiyerarşisi içerisinde hızla yükselerek ilahiyat profesörlüğünü elde etmiştir. Kutsal kitap dersleri veren Luther, Tanrı’nın rahmet anlayışının göz ardı edildiğini söyleyerek Katolik Kilisesi’nin cezalandırıcı tanrı anlayışım eleştirmiştir. İncil'den alıntı yaparak düşüncesini iki temel üzerinde bina etmiştir. Bunlar; “Tanrı’nın insanı arındırdığı ve kurtuluşun yalmzca imanla olacağı” m açıklayan İncil’in buyruklarıdır.

Bu görüşlerine ilaveten Luther, Katolik Kilisesi’nin endüljansla ilgili görüşünü, papanın yanılmazlığını, kutsal kitap ve ibadet dilinin Latince olması gerektiği düşüncesini eleştirdi. Luther’in bu fikirleri, reformist düşünceli aydınlar arasında da taraftar buldu. Papalık önce Luther’i bu fikirlerinden vazgeçirmek için ikna yollarını aradı. Ancak geri adım atmayan Luther, papa tarafından aforoz edildi. Buna karşılık Luther, Katolik Kilise tarihinde papanın fermanını halk önünde yakan ilk kişi oldu.
Luther’in başlattığı bu hareket, başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde yayıldı veKatolik Kilisesi’nden kopmalar başladı.
Martin Luther’in “merhametli tanrı” ve “imanla kurtuluş” anlayışının temelinde yatan sebepler neler olabilir? Arkadaşlarınızla tartışınız.

NOT EDELİM
Protestan mezhebinin başlıca özellikleri şunlardır:
• Papanın yanılmazlığı ve otoritesi kabul edilmez.
• Dini anlama ve yorumlamada kilise yetkilerini değil, kutsal kitabı esas alırlar.
• Sadece vaftiz ve evharistiya sakramentlerini kabul eder, diğerlerine değer vermezler.
• Kurtuluşta amelden çok imanı esas alırlar.
• Din hizmetleri sınıfı bulunmakla beraber ruhbanlığı kabul etmezler.
• Azizlere ve Meryem’e önem vermezler.
• Kiliselerinde resim ve heykel bulundurmazlar.
• Günah çıkarma kabul edilmez.
• Rahipler evlenebilirler.
• İbadet ve ayinler her ülkenin diliyle yapılır.

3.3. II. Vatikan Konsülü ve Hristiyan Dünyasına Etkileri
Martin Luther’le başlayan Hristiyanlıkta reform girişimleri, Katolik Kilisesi’nde büyük rahatsızlıklara neden oldu. Bu kilise, bir yandan reform yanlılarına sert tepki gösterirken diğer yandan da kendisine yöneltilen eleştirileri gözden geçirmeye başladı. Bu girişim Katolik Kilisesi’nde karşı reform hareketinin başlamasına neden oldu. Bu amaçla sorunların çözümü için konsüller toplandı.

20. yüzyıla gelindiğinde ise Katolik Kilisesi’ni başka sorunlar beklemekteydi. Çünkü bu yüzyılın başından itibaren dünyada meydana gelen siyasi ve ekonomik gelişmeler Hristiyan kiliselerini de etkiledi. Bu etkiyi Katolik Kilisesi daha da belirgin bir şekilde hissetti.
 
DÜŞÜNELİM
II. Vatikan Konsülü, Katolik mezhebinin diğer Hristiyan mezheplere ve farklı dinlere bakış açısında ne gibi değişikliklere yol açmıştır? Düşününüz.
Bu dönemde kilise aleyhtarı yönetimler, kilisenin siyasi ve sosyal alandaki gücünü büyük ölçüde kısıtlamaya başladılar. Katolik Kilisesi modern hayatın getirdiği bu zorlu süreç karşısında uzun süre sessiz kaldı. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde Katolik Kilisesi kendi anlayışını çağın şartlarına uydurmak için önemli girişimlerde bulunmaya başladı. Bu çerçevede Papa XXIII. John önderliğinde 1962 yılında II. Vatikan Konsülü toplanmış ve bu 1965 yılına kadar sürmüştür.

Dünyanın her tarafından Katolik piskoposlar bu konsüle katılırken Ortodoks ve Protestanlar sadece resmî gözlemci göndermişlerdir. Bu konsül, Hristiyan birliğini sağlamak için diyaloğun başlatılması ve Hristiyanlığın modern dünyadaki konumunun tartışılması bakımından Hristiyan dünyasında geniş yankı uyandırmıştır.78
II. Vatikan Konsülü’nde günümüz yaşam tarzını kolaylaştırıcı, Katolik karşıtlığını azaltıcı bir dizi karar alınmıştır. Bu bağlamda bazı ibadet ve ayinlerin yerine getirilmesinde kolaylıklar sağlanmıştır. Hristiyan halka, Latince dışında da ibadet yapma hakkı tanınmış ve laiklerin (ruhban sınıfından olmayan) dinî işlere katılabileceği bazı düzenlemeler yapılmıştır.

Aynı konsülde farklı Hristiyan grupların birliğini sağlamaya yönelik diyalog faaliyetlerinin önemine dikkat çekilmiştir. Bunun için gerekli çabaların gösterilmesi kararı alınmıştır. Bu amaçla papa değişik ülkelerdeki Hristiyan gruplara birlik amaçlı ziyaretler düzenlemiştir. Papa XVI. Benedict bu ziyaretlerinden birini de 28 Kasım1 Aralık 2006 tarihleri arasında Türkiye’ye yapmıştır. 29 Kasım 2006 günü Fener Patrikhanesi’nde yaptığı konuşmada 1054 yılında iki kilisenin ayrılmasına sebep olan olaylardan dolayı üzgün olduğunu belirtmiştir.

Konsülde ayrıca diğer din mensuplarıyla iyi ilişkiler kurmak, çağın inanç sızlık sorununa karşı dinlerin dayanışmasını sağlamak ve diğer din mensuplarına Hristiyanlığı daha iyi tanıtabilmek için diyalog girişimlerinin başlatılması kararı alınmıştır. Bu amaçla 1964 yılında “Hristiyan Olmayanlar Sekreteryası” oluşturulmuştur. Günümüz dünyasında değişik din mensuplarıyla diyalog faaliyetlerini yürüten bu sekreteryada, İslam ile ilgili de bir masa oluşturulmuştur.

3.4. Hristiyanlığın Temel Özellikleri
Her dinde olduğu gibi Hristiyanlığın da kendine has bazı özellikleri vardır. Bunların başında Mesih inancı, kilise ve sakramentler gibi konular gelmektedir.

3.4.1. Mesihçilik
Mesihçilik, Hristiyanlığın Yahudilikten almış olduğu bir kavramdır. Yahudiler, Hz. Davut’un soyundan gelecek kurtarıcı bir Mesih’in geleceğine inanıyorlardı. Hristiyanlar, Yahudilerin beklediği bu Mesih’in Hz. İsa olduğunu iddia ettiler ve onun Mesihliğine inandılar. Hristiyan inancına göre Mesih olan Hz. İsa, insanları günahlardan kurtarmak için kendini çarmıhta feda etti ve göğe yükseldi. O, kıyamete yakın bir zamanda yeniden gelerek tanrısal krallık denilen idareyi kuracaktır. Hristiyanlar bu tanrısal krallıkla mutlu bir yaşam süreceklerdir.

Protestan mezhebine bağlı olan Hristiyanların çoğu (özellikle Evanjelikler) İsa Mesih’in gelmesinin yakın olduğuna inanırlar. Katolikler ise onun ne zaman geleceğinin bilinemeyeceğini ve bundan dolayı gündelik hayatı bu inanca göre belirlemenin doğru olmadığını söylerler. Katolikler ayrıca Hz. İsa’yı şöyle tanımlamaktadırlar: “Mesih İsa, gerçek insan ve gerçek tanrıdır. O ezelî ve ebedî ilahî kelamdır. O, Tanrı’nın tek oğludur. O, ezelden beri pederden çıkmaktadır. Tanrı’dan gelen Tanrı’dır. Peder ile aynı özdendir.

3.4.2. Kilise ve Sakramentler
Hristiyanlığın ilk ortaya çıktığı dönemlerde inanç esasları gibi ibadet şekilleri de belirlenmiş değildi. Çünkü havariler Yahudi şeriatının gereklerine göre ibadetlerini yapıyorlardı. Daha sonra Yahudi şeriatını uygulamaktan vazgeçen ilk Hristiyanlar, İsa’nın son akşam yemeği anısına kutladıkları evharistiyadan başka bir ibadet uygulamamışlardı. Bu nedenle Konstantin’in Hristiyanlığa serbestlik tanımasına kadar Hristiyanlığın sistematik ibadet şekilleri olan sakramentler ve bir ibadet kurumu olan kilise tam olarak teşekkül etmemişti.
Kilise: Kilise, Grekçe ecclesia (eklesya) kelimesinden gelip topluluk, cemaat anlamlarını taşır.

Hristiyanlığa göre ise Hz. İsa’nın yolunu benimseyenleri temsil eder.
İlk Hristiyanlar uzun yıllar Roma’nın takibatına uğramaları ve inançlarını açıkça gösterememeleri nedeniyle kiliseler yapamamışlardı. Bundan dolayı İmparator Konstantin’in 313 yılındaki Milan Fermanı’yla Hristiyanlığa serbestlik tanımasına kadar kilise bir mekândan çok, bir cemaati ifade etmekteydi.
Orta Çağ, kilisenin en yaygın gelişme çağı oldu. İlk kiliseler, eski çok tanrılı dinlerin tapınakları örnek alınarak yapıldı. Hatta Roma Devleti, Hristiyanlığı resmen kabul edince (381) eski tapınaklar kiliseye çevrildi. Daha sonraki dönemlerde kiliseler görkemli bir şekilde bina edilerek katedrallere dönüştü. Şekilleri asırlara göre değişen kiliselerin ortak özelliği iki bölümden meydana gelmesidir.

Bu bölümlerden biri Kudüsü’lAkdes diğeri ise cemaatin oturduğu yerdir.
Hristiyan mezheplerinin kiliseye yaklaşımları birbirinden farklıdır. Katolikler kiliseyi, İsa'nın mistik bedeni, inananları da onun uzuvları olarak görmektedirler. Bunun yanında Katolikler, kilisenin teşekkül etmesi için bir rahibin varlığını şart koşmaktadırlar.

Protestanlar, cemaatin olduğu yerde kilisenin görevini yerine getirebileceğini ve bir rahibin bulunmasının zorunlu olmadığını belirtirler. Ortodokslar ise kiliseyi birinci derecede İsa’nın bedeni, kutsal ruhun mabedi ve Allah’ın cemaati olarak görürler.
Sakramentler: Sakrament kelime olarak ayin, inancın göstergesi için yapılan dinî tören anlamına gelir. Tüm Hristiyan mezheplerinin kabul ettiği iki sakrament bulunmaktadır. Bunlar vaftiz ve evharistiyadır.

Bununla birlikte Ortodoks ve Katolikler bu iki sakramente ilave olarak beş sakrament daha kabul ederler. Bunlar; vaftiz, kuvvetlendirme, evharistiya, evlilik, ruhbanlık, günah itirafı ve son yağlama sakramentleridir.
Hristiyanlara göre tanrısal İsa, yaşamaya devam etmektedir. Onun görünmeyen eylemleri (şifa vermesi, duaları kabul etmesi) kilise gizemlerinin (sakramentlerinin) yaşanmasıyla görünür. Kişi bu sakramentlere iştirak ettiği takdirde Tanrı’nın kurtarıcı lütfunu bağışlayan İsa’yla beraber olur.

Vaftiz: Suya dalma veya vücudun belirli kısımlarını yıkamak suretiyle yapılan vaftiz, Hristiyan imanının ilk aşaması olarak kabul edilmektedir. Babaoğulkutsal ruh adına vaftiz olma İncil’in bir emridir.
Vaftiz, insanların asli ve kendi işledikleri günahları siler. Bu anlamda vaftiz yeniden bir doğuştur. Bir Hristiyan, vaftizle günahlarından temizlenerek Hristiyan cemaatine katılmış olur.

Kuvvetlendirme (Konfirmasyon): Vaftiz edilen kişinin kutsanmış bir yağla, vücudun çeşitli yerlerinin yağlanmasına denir. Konfirmasyon Hristiyanlıkta çok önemli olan vaftiz töreni vaftiz ayininin kuvvetlendirilmesidir. Bu sakrament doğu kiliselerinde vaftizden hemen sonra, batı kiliselerinde ise daha sonra yapılır.

Evharistiya (Komünyon): Şükretmek anlamına gelen evharistiya, Hristiyan inanç ve ibadetlerin temelini oluşturan sakramentlerin en önemlilerindendir. Evharistiya, çarmıha gerilmeden önce İsa’nın havarilerle yediği son akşam yemeğinin hatırasıdır. İncil’e göre son akşam yemeğinde İsa, ekmeği böldü ve parçaladı, “Bu benim etimdir.” diyerek havarilerine verdi. Sonra bir kase içindeki şarabı da “Bu benim kanım.” deyip onlara içirdi. Daha sonra Aziz Pavlus bu olayın yorumunu yaptı ve bunu bir kilise ayini hâline getirdi.

Hristiyanlar evharistiyayı bir çeşit kurban olarak görürler. Bugün de kiliselerde yapılan evharistiya ayininde verilen ekmek ve şarap kurban niteliğindedir. İsa, çarmıhta kendini kurban ettiği için şarap onun kanını, ekmek ise bedenini temsil etmektedir. Hristiyanlar bu ayini yapmakla bir nevi kurban edilen İsa’nın bedeniyle bütünleşmiş olurlar.
Evharistiya, kilisede pazar günü yapılan bir ayindir. İlk zamanlar senede bir defa yapılırken daha sonra ise her hafta yapılan bir ayin hâline gelmiştir.

Evlilik (Nikâh): Hristiyanlar için evlilik, Tanrı’nın insanlığa, İsa’nın ise kiliseye ve şakirtlerine olan sevgisini sembolize eder.

Bir ayin olan evlilik, iki kişinin, kilisede mukaddes bir bağla bağlanmasıdır. Evlilikler genellikle kadının bağlı olduğu kilisede yapılır. Katolikler boşanmaya kesinlikle izin vermezken Ortodokslar boşanmayı, belli şartlara bağlı olarak kabul ederler.
Ruhbanlık: Hayatını dinî hizmetlere adamayı gönüllü olarak kabul eden kimselere bazı unvanların verilmesi ayinidir. Papaz ve piskopos makamına gelecek olanların törenle takdis edilmesi zorunludur. Bu takdis ayini piskopos tarafından yerine getirilir.
Hristiyanlıkta kilisede yapılan takdis ruhbanlığının dışında manastır ruhbanlığı da vardır. Manastırlarda yaşayan keşişler dünyadan el etek çekip kendilerini Tanrı’ya adayarak münzevi bir hayat yaşarlar.
Ruhbanlığı en canlı bir şekilde yaşayan Hristiyan mezhepler, Ortodoks ve Katoliklerdir. Protestanlar ise ruhbanlığı kabul etmezler.

Günah İtirafı (Tövbe): Kişinin işlediği günahın kötülüklerinden kurtulmak ve vaftizin etkisini tekrar kazanmak amacıyla yaptığı ayindir. Ne kadar çok günaha sahip olursa olsun günah itirafında bulunacak olan kişi, kilisedeki özel bölmeye girerek rahibe suçunu itiraf eder. Günahları bağışlama yetkisine sahip olan rahip, kilise adına o kişinin bütün günahlarını affeder. Bazı durumlarda rahip, kişinin günahına kefaret olarak ceza takdir edebilir.

Son Yağlama (Hasta Gizemi): Hastalıkta ve özellikle ölüm anında kişiyi rahatlatmak için yapılan bir ayindir. Hastaya şifa bulması veya rahat ölmesi için kutsanmış bir yağ sürülür. Bu ayinin amacı hastaya yalnız olmadığını, Hz. İsa’nın onunla beraber olduğunu ve Tanrı’nın onu bırakmayacağını anımsatmaktır.

ARAŞTIRALIM
Hristiyanlar, Hz. Âdem ve Havva'nın cennette yasak meyveyi yeme hatası ile ezelî günah işlediklerini ve bu günahın da miras olarak zürriyetlerinde devam ettiklerine inanırlar. Bu ezelî günahtan insanlığın kurtulması için Tanrı önce Eski Ahit şeriatını tebliğ etmiştir. Ancak kimse bu şeriatı tam olarak tatbik edememiş ve günahtan kurtulamamıştır.
Bunun üzerine Tanrı ezelî ve tanrısal varlık olan kelamını İsa'da kendi suretinde göstermiştir. İsa, Tanrı’nın emrini insanlara hayatı boyunca tebliğ etmiş; ancak o, insanların anlayışsızları yüzünden çarmıha gerilmiştir. O da Tanrı’ya itaat için geçmiş ve gelecek tüm insanların günahlarına kefaret olarak kendini çarmıhta kurban etmiştir. Bu kefaret kurbanı ile tüm Yahudi şeriatı ve ezelî günah ortadan kalkmıştır. Bu sebeple, İsa’ya inananlar herhangi bir hukuk kuralına ve davranışa bağlı olmadan, yalnız inançları ve sevgiyle kurtuluşa ulaşacaklardır.

Hristiyanlar, idam edilen İsa’nın, Tanrı’nın lütfu ile ölümden dirildiğine inanırlar. Bu dirilme ile Tanrı, İsa’nın üstlendiği görevi, tüm yaptıklarını ve hayat tarzını onaylamıştır. İsa’nın ölümü ve dirilişi günah ve ölüme karşı kazanılan bir zaferdir. Bununla İsa’nın günaha ve ölüme giden yolu yıktığına inanılır. Bu sebeple Hristiyanların ev ve okullarında, İsa’nın vücudunu taşıyan çarmıh suretleri görülür. Çarmıh tüm Hristiyanlar için inancın simgesidir.

Hz. İsa’nın ölümü, sadece Yahudilerle değil, tüm insanlıkla Tanrı arasında yapılan yeni bir anlaşmanın (Ahdi Cedit) başlangıcı sayılır. (Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, s. 302.)

Yukarıdaki bilgilerden hareketle aşağıdaki soruları cevaplayınız.
1) Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın yasak meyveden yemesinin, Hristiyanlık anlayışında ne gibi sonuçlar doğurduğunu arkadaşlarınızla tartışınız.
2) Hz. Âdem ve Havva’nın yasak meyveden yemesinin, İslam anlayışında nasıl algılandığını araştırınız.

3.5. Hristiyanlığın Diğer Dinlere Bakışı
Hristiyanlığın başka dinlere bakışı, tarihî bir gelişim göstermektedir. Hristiyan kutsal kitaplarında dinî inançların çeşitli şekillerinden bahsedilmiştir. Ancak Hristiyan dininde önemli bir otorite olarak kabul edilen kilise, 15. yüzyılın ortalarına kadar bu din ve inanç şekillerinden bahsetmeyi gerekli görmemiştir. Bunun sebebi, kilisenin Hristiyanlıktan başka din tanımamasıdır. Kilise, insanoğlunun dinî tarihinde Yahudiliğe az da olsa yer vermekle birlikte Hristiyanlığın çıkışından sonra

Yahudilik de dahil olmak üzere hiçbir dini geçerli saymamıştır. Buna bağlı olarak da “kilise dışında kurtuluş yoktur” anlayışı hâkim olmuştur. 20. yüzyıla gelindiğinde kilise, kendisini sorgulamaya başlamıştır. Bu amaçla 196-265 yılları arasında II. Vatikan Konsülü düzenlenmiştir. Bu konsülde Katolik Kilisesi’nin diğer dinler konusundaki görüşleri yumuşamış ve bu dinlerin mensuplarıyla iş birliğine girmeyi kararlaştırmıştır.
 
DÜŞÜNELİM
Hristiyanların, Yahudilerin kutsal kitabına niçin “Eski Ahit” adını verdiklerini arkadaşlarınızla beraber düşününüz.
Hristiyanlığın Yahudiliğe Bakışı: Hristiyanlar nazarında Yahudiliğin önemli bir yeri vardır. Bunun en önemli sebebi Hz. İsa’nın Yahudi soyundan gelmesidir. Ayrıca ilk Hristiyanlar da Yahudi asıllı olmasından dolayı Hristiyanlığın Yahudilikle bir köken bağı bulunmaktadır. Bu nedenle Hristiyanlar, Yahudi kutsal metinlerini kendi kutsal metinleri olarak görmektedirler.

Ancak Hristiyanlar, Hristiyanlığın ortaya çıkmasıyla Yahudiliğin iptal edildiğini, Yahudilerin Hristiyanlığa girmeleri gerektiğini iddia etmişlerdir.

Bu iddialarını şu esaslara dayandırmaktadırlar:
• Eski Ahit’te geleceği bildirilen Mesih, haça gerilen Mesih İsa’dır.
• Yahudilerin seçilmişliği, onların işledikleri günahlar sebebiyle Hristiyanlara geçmiştir.
• İsa’nın haça gerilmesinin cezası olarak Kudüs’teki Süleyman Mabedi yıkılmıştır.
• Pavlus’un içtihadıyla Yahudi şeriatı ortadan kalkmıştır.

Hristiyanlar, çarmıh olayından dolayı tarih boyunca Yahudilere baskı uygulamışlardır. Bu baskı, II. Dünya Savaşı’na kadar devam etmiştir. II. Vatikan Konsülü’nden sonra Hristiyanların Yahudiliğe bakışında önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu konsülde Hristiyanların Yahudilerle olan tarihsel bağı üzerinde durulmuş ve ortak mirastan bahsedilmiştir. Yahudilerin İncilleri kabul etmedikleri, bununla birlikte onların da Tanrı’nın sevgili kullarından oldukları belirtilmiştir. Ayrıca İsa’nın öldürülmesinde Yahudi liderlerin rolünü dile getiren Yuhanna İncili’ndeki pasajlara dikkat çekilmiş ve yeni bir yorum getirilmiştir. Burada, Tanrı İsa’nın ölümünden bütün Yahudilerin sorumlu olmadığı, bugünkü Yahudilerin ise hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı, bu nedenle onlarınlanetlenmemesi gerektiği vurgulanmıştır.

Hristiyanlığın İslam’a Bakışı: Hristiyanların İslam’a bakışı, Yahudiliğe bakışından farklıdır.
Bunun nedeni, Hristiyanlıkla İslam arasında tarihsel bir bağın bulunmamasıdır. Hristiyanlıktan sonra farklı bir coğrafi ve kültürel ortamda ortaya çıkan İslam, Yahudilik ve Hristiyanlıktan Hristiyanlığın İslam ile Yahudi bağımsız bir şekilde gelişmiştir.
Bu nedenle Hristiyanlarla Müslümanlar ara sında Yahudilikte olduğu gibi seçilmişlik,

Mesih inancı gibi dinî problemler söz konusu olmamıştır. Başka bir ifadeyle İslam, Hristiyanlığın dinî yapısıyla ilgili doğrudan problem meydana getirmemiştir. Bundan dolayı II. Vatikan Konsülü’ne kadar hiçbir konsül belgesinde İslam’dan bahsedilmemiştir. Bununla beraber Müslümanlarla Hristiyanlar arasında özellikle polemik (reddiye) tarzında tartışmalar meydana gelmiştir.

Hristiyanlarla Müslümanlar arasında ciddi tartışmalar, Hristiyanların Müslümanlarla karşılaşmasıyla başlamıştır. Yunanca konuşan Doğulu Hristiyan ilahiyatçılar, İslam’la ilk karşılaştıklarında, onu Hristiyanlıktan ayrılmış (heretik) bir akım olarak görmüşlerdir. Fakat İslam’ı daha yakından tanıyınca onun zannettiklerinden farklı bir inanç yapısına sahip olduğunu anlamışlar ve Hristiyanlığı ona karşı savunmaya çalışmışlardır. Bunu yaparken İslam’a eleştiriler getirmekten de kaçınmamışlardır. Bunların en başında ise İslam’ın silah zoruyla yayıldığı iddiası gelmektedir. İslam âlimleri de Hristiyan ilahiyatçıların yapmış olduğu bu eleştirilerin gerçek dışı olduğunu ifade eden reddiye türünde eserler yazmışlardır.

Haçlı Seferleri sırasında ise Hristiyan bilginler, İslam’ı daha yakından tanıma imkânı bulmuşlardır. Ancak İslam’ı olduğu gibi Avrupa’ya tanıtmak yerine çarpıtılmış bir İslam ve Müslüman imajı sunmayı tercih etmişlerdir.

II. Vatikan Konsülü’nden sonra ise Hristiyanların Müslümanlara bakış açısında biraz değişiklik meydana gelmiştir. İlk defa bu konsülde Müslümanlardan, onların inanç ve ibadetlerinden söz edilmiştir. Bu konsülün belgesinde Müslümanlarla ilgili olarak şu ifadelere yer verilmiştir: “ Kilise, Müslümanlara da büyük bir saygıyla bakar. Onlar; tek, hayatta olan, merhametli, göğün ve yerin yaratıcısı ve insana hitap eden Tanrı’ya ibadet ederler. Müslümanlar, kendi inançlarıyla derin bir bağ kurdukları gibi İbrahim’in Tanrı’nın planına teslim olması gibi çekinmeden Tanrı’nın gizli emirlerine boyun eğmeye çalışırlar. Her ne kadar Tanrı olarak kabul etmeseler de İsa’ya bir peygamber olarak saygı gösterirler. Aynı zamanda, onun bakire annesini de yüceltirler ve zaman zaman onu samimiyetle anarlar.

Daha da ötesi, ölümden sonra dirilmeyi takip eden hüküm gününü ve Tanrı’nın vereceği karşılığı beklerler. Bu nedenle onlar, dürüst yaşamaya oldukça değer verirler. Tanrı’ya dua, oruç ve sadaka yoluyla ibadet ederler. Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında, asırlar boyunca pek çok ayrılık ve düşmanlık meydana gelmiştir. Konsül, taraflara geçmişi unutmalarını, karşılıklı anlayışı sağlamak için samimi gayret göstermelerini, insanlığın menfaati için barışı, özgürlüğü, sosyal adaleti ve ahlaki değerleri birlikte koruyup ilerletmelerini tavsiye eder.”

II. Vatikan Konsülü’nde Müslümanlarla diyalog kurulması için de çalışmalar yapılmıştır. Günümüzde diyalog süreci, papalığın zaman zaman Hz. Muhammed ve İslam hakkında söylediği olumsuz sözlerle etkilenmesine rağmen hâlen devam etmektedir.

“...İman edenlere sevgi bakımından en yakınının da ‘Biz Hristiyanlarız.’ diyenler olduğunu görürsün...” (Mâide suresi, 82. ayet.)
“...Onların (ehlikitabın) hepsi bir değildir. Ehlikitap içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın ayetlerini okuyan bir topluluk da vardır. Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.” (Âli İmrân suresi, 113114. ayet.)
“O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik.” (Mâide Suresi, 46. ayet.)

YORUMLAYALIM
“De ki: ‘Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak olan bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilah edinmesin.’ Eğer onlar yüz çevirirlerse, deyin ki: ‘Şahit olun, biz Müslümanlarız.” (Âli İmrân suresi, 64. ayet.)
“Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilah olabilirler?) ikisi de yemek yerlerdi.” (Mâide suresi, 75. ayet.)
“(Ey Muhammed!) Sana da o kitabı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma.” (Mâide suresi, 48. ayet.)
 
Yukarıdaki ayetlerden hareketle Kur’an’ın Hristiyanlığa bakışını yorumlayınız.

3.6. Kur’anı Kerim Açısından Hristiyanlık ve Hristiyanlar
Kur’anı Kerim’de Hristiyanlar, birtakım ahlaki davranışları ve Müslümanlara sevgi bakımından en yakın olmaları itibarıyla övülmüşlerdir.

Ancak Hristiyanlar, inanç bakımından Yahudilerden daha çok eleştirilmiştir.
Bu eleştirilerin başında teslis inancı gelmektedir. Kur’anı Kerim, Hz. İsa’nın Allah’ın bir kulu ve resulü olduğuna ve onun hiçbir şekilde bir ilah olamayacağına değinir. Nitekim Kur’an’da bu durum şöyle geçmektedir: “Andolsun, ‘Allah, Meryem oğlu Mesih’tir.’ diyenler kesinlikle kâfir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: ‘Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabb’im, sizin de Rabb’iniz olan Allah’a kulluk edin.”

Yine Kur’an, Allah’tan başkalarını tanrılaştıran Hristiyanları uyarmak üzere Allah’ın Hz. İsa’ya şu soruyu soracağını ve alacağı cevabı temsilî olarak anlatır: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, beni ve annemi Allah’tan başka iki ilah olarak benimseyin, dedin? Haşa, sen yücesin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir. Eğer demiş olsaydım sen bunu bilirsin.”

“Ben aranızdayken size bunları söyledim. Ama “baba”nın benim adımla göndereceği yardımcı, kutsal ruh size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak.”(Kitabı Mukaddes Yuhanna, 14/26.)

KARŞILAŞTIRALIM
“...Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat’ı doğrulayan ve benden sonra gelecek ve adı Ahmet olacak peygamberi müjdeleyen Allah’ın size göndermiş bir peygamberiyim.”(Saff suresi 6. ayet.)
Yukarıda verilen Kur’anı Kerim ayetiyle Incil’den alınan bölümü karşılaştırınız.

3.7. Türkiye’de Hristiyanlık
Hristiyanlık, Filistin’de doğmuş, esas gelişmesini ise Anadolu’da sürdürmüştür. Hristiyanlığın bugünkü şeklini almasında önemli rolü bulunan Pavlus, Tarsusludur. Pavlus Hristiyanlığı yaymak için Türkiye’nin birçok yerini dolaşmıştır.

oopavlus’un gittiği bu yerler, Katolik Hristiyalarca hac mekânları olarak kabul edilmiştir. Bunların en önemlisi Efes’tir. Katolik ve Ortodoks Hristiyanlar Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem’in Efes’te öldüğüne inanmaktadırlar. Bundan dolayı her yıl binlerce Hristiyan Efes’e hacı olmak amacıyla gelmektedir. Türkiye'yi Hristiyanlık tarihi açısından önemli kılan etkenlerden bin de ilk yedi.

 İlk kilise Antakya da yapılmış ve Hrıstıyan konsülün İznik, İstanbul, Efes ve Kadıköy’de ya kelimesi de ilk defa burada kullanılmıştır.

TARTIŞALIM
Hristiyanlık tarihinde çok önemli olan ilk dört konsül şunlardır:
İznik Konsülü (325): Hristiyanlığın temel inanç öğretilerinin şekillendiği konsüldür. Bu konsül sonucunda baba ve oğulun tanrılığına karar verilmiştir. İsa’nın bir beşer olup herhangi bir tanrısal özelliğinin bulunmadığını söyleyen Arius aforoz edilmiştir.

İstanbul Konsülü (381): Teslisin üçüncü unsuru olan kutsal ruhun tanrılığına karar verilmiştir.Efes

Konsülü (431): İsa’nın tanrısal ve beşerî iki yönünün bulunup bunların birbirine karışmadığını söyleyen Nestoryus aforoz edilmiş ve bugün bildiğimiz Nesturi mezhebi ortaya çıkmıştır.

Kadıköy Konsülü (451): İsa’da tek tabiat (tanrısal tabiat) bulunup beşerî tabiatın bulunmadığını söyleyen Monofizit görüş kabul edilmemiştir. Bu görüşün sahibi olan topluluklar da bundan dolayı ana kiliseden ayrılmışlardır. Ayrılanlar Yakubi, Kıbti ve Ermeni kiliselerini kurmuşlardır.

Yukarıdaki metinlerden hareketle Türkiye’de yapılan konsüllerin Hristiyanlığın şekillenmesindeki rolünü arkadaşlarınızla tartışınız.


 

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 12.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 12.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 12. Sınıf Karşılaştırmalı Dinler Tarihi Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Hz. Muhammed'in Hayatı Eğitim Seti 6 DVD
Yorumlar