Hicret ve İSlam'ın Medine Dönemi
İmam Hatip 6. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD

Hicret ve İSlam'ın Medine Dönemi

5. HİCRET VE İSLAM’IN MEDİNE DÖNEMİ

Müslümanlar, İkinci Akabe Sözleşmesi’nden sonra Mekke’de dinlerini serbestçe yaşayabilme imkânlarının kalmaması ve can güvenliklerinin tehlikeye girmesi sebebiyle Peygamberimizin izniyle küçük gruplar hâlinde Medine’ye hicret etmeye başladılar. Mekkeliler için tehlike başlamıştı. Çünkü onlara göre İslam’ın Medine’de hâkim olması onların ticaret yollarını tehlikeye sokacaktı. Bu durum Mekke’nin siyasi ve ekonomik varlığını tehdit edebilirdi. Ayrıca Müslümanlar diğer Araplarla ittifak yaparak Mekke’ye saldırabilirlerdi. Bunun için hicreti engellemeye çalıştılar. Hicret için yola çıkan Müslümanlardan yakaladıklarını hapsediyorlar, eşleri birbirinden ayırıyorlar ve mallarına el koyuyorlardı. Örneğin Ümmü Seleme kocası ve oğluyla beraber hicret yolundayken müşrikler tarafından yakalanmış, kocası hapsedilip oğlu da annesinden alınarak uzun süre görüşmeleri engellenmiştir.

BİLİYOR MUYDUNUZ?
Muhacir: Mekke'den Medine'ye göç eden Müslümanlara denir.
Ensar: Muhacirlere sahip çıkan, onlara yardım eden Medineli Müslümanlara denir.

Müşrikler, “Darü’nNedve”de bir araya gelerek Peygamberimizin öldürülmesine karar vermişlerdi. Ebu Cehil’in, “Kureyş’in bütün kollarından birer genç seçelim. Bunlar Muhammed’e beraber hücum etsinler ki kimin darbesi ile öldüğü belli olmasın. Böylece Haşimiler bütün Kureyş kabilelerini karşılarına alamazlar ve kan davasına kalkışamazlar. Diyete razı olurlar ve bu konu kapanır.” şeklindeki teklifi kabul gördü. Müşrikler bu suikast planı üzerinde ittifak ettiler.

Durumdan haberdar olan Hz. Peygamber (s.a.v), yerine Hz. Ali’yi bırakarak ona, “Bu gece gidiyorum. Sen benim yatağımda yat. Benim yorganımı üzerine ört ki müşrikler yatakta benim yattığımı zannetsinler. Hoşlanmadığın bir şey sana isabet etmez. Şu emanetleri sahiplerine teslim et ve birkaç gün sonra sen de gel.” dedi ve Hz. Ebu Bekir ile birlikte gizlice yola çıktı.

Müşrikler, Hz. Peygamber ’i öldürmeye geldiklerinde yatakta yatanın Hz.Ali olduğunu gördüler. Hz. Muhammed’in (s.a.v) gittiğini anlayan müşrikler, Medine’ye giden bütün yolları tutmaya ve her yerde onu aramaya başladılar. Ancak tüm aramalara rağmen müşrikler onları bulamadılar ve geri döndüler. Peygamberimiz ve Hz. Ebu Bekir, Sevr Dağı’nda üç gün üç gece kaldılar. Daha sonra güzergâh değiştirerek sahil yolundan Kuba’ya ulaştılar. Bir süre orada kalıp Kuba Mescidi’ni inşa ettiler. Bu mescit Resulullah’ın inşa ettiği ilk mescittir. Hz. Ali, emanetleri sahiplerine verdikten sonra gelip Kuba’da onlara yetişti. Cuma günü Kuba’dan ayrılarak Medine’ye doğru yola çıktılar ve Ranuna Vadisi’nde ilk cuma namazını kıldılar. Daha sonra Medine’ye hareket eden Hz. Peygamber ve arkadaşları, Medine’de büyük bir coşkuyla karşılandı.

5.1. Medine İslam Devletinin Kurulması
Hz. Muhammed (s.a.v), Medine’ye hicret ettiğinde orada Araplardan Evs ve Hazreç, Yahudilerden de Kaynuka, Kurayza ve Nadir kabileleri yaşamaktaydı. Hem Evs ve Hazreç arasında hem de Araplarla Yahudiler arasında rekabet ve çatışma vardı. Hz. Peygamber Medine’ye hicret ettikten sonra şehrin huzur ve güvenliğini sağlamak için çeşitli faaliyetlerde bulundu. İlk icraat olarak Mescidi Nebi’yi inşa etti. O günün ihtiyaçları gereği Peygamber mescidinin birçok fonksiyonu vardı. Burada ibadet, eğitimöğretim ve istişareler yapılırdı. Askerî işler görüşülür, elçiler kabul edilirdi. Ayrıca bağışlar ve vergiler burada toplanır ve dağıtılırdı. Esirler burada tutulur ve yaralılar mescitte tedavi edilirdi. Fakir kimseler için mescidin yanında suffe adı verilen bölümler yapıldı. Burada eğitimöğretim yapılıyor, aynı zamanda burası bir nevi yurt gibi kullanılıyordu.

BİLGİ KUTUSU
Hicretin Önemli Sonuçları:
• 23 yıllık peygamberliğin "Mekke Devri" bitmiş ve "Medine Devri" başlamıştır.
• Hicret sayesinde Müslümanlar, Mekkelilerin baskı ve zulümlerinden kurtulmuşlardır.
• Hicretten sonra, İslam hızlı bir yayılma dönemine girmiş ve birçok kabile Müslüman olmuştur.
• Hicret sonrasında Müslümanların yurdu Medine olmuştur. Orada ehli kitap ile beraber barış içinde yaşamaya başlamışlardır.

Peygamberimiz daha sonra ensar ile muhaciri birbirlerine kardeş ilan etti. Böylece hem muhacirlerin sıkıntıları azaldı hem de din kardeşliği pekişmiş oldu. Bu kardeşlik aynı zamanda kabilecilik anlayışına son verdi. Bu yolla Hz. Muhammed (s.a.v), Medine’de yeni bir toplum oluşturmak istiyordu.

Hz. Peygamber, Müslümanların ve gayrimüslimlerin sayısal güçlerini ve konumlarını öğrenmek için nüfus sayımı yaptırdı. Bundan sonraki siyasi, sosyal, ekonomik ve askerî işler bu nüfus sayımı esas alınarak düzenlendi.

Hz. Muhammed(s.a.v), Medine’de bulunan tüm Müslüman, Yahudi ve müşrik kabilelerin katıldığı bir sözleşme imzaladı. Bu sözleşme esas alınarak kurulan Medine Şehir Devleti, anayasası olan çok kültürlü bir yapıya sahipti. Buna göre Yahudiler iç işlerinde özerk olup Medine’nin savunması gibi konularda sözleşme esaslarına uyacaklardı. Farklı din mensupları için de din ve vicdan hürriyeti vardı. Bu sözleşme sayesinde toplumda barış, huzur ve güven ortamı sağlanmış oldu. İslam tarihinde bu sözleşmeye ”Medine Sözleşmesi” veya “Medine Vesikası” denir.
 
DEĞERLENDİRELİM
Medine Sözleşmesi'nden bazı maddeler:
1. Madde: Bu sözleşme; Allah'ın Resulü Muhammed tarafından, Kureyşli ve Medineli Müslümanlarla onlara tabi olup savunmaya katılanlar (Yahudiler) için tanzim edilmiştir.
23. Madde: Üzerinde ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey olursa konu Allah'a ve Hz. Muhammed'e götürülecektir.(Bu madde, Hz. Peygamberin devlet başkanı olarak kabul edildiğini göstermektedir.)
25. Madde: Yahudiler, müminlerle birlikte tek bir toplumu oluşturmaktadır.Yahudilerin dinleri kendilerine, müminlerin dinleri de kendilerinedir.
Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, C 1, s. 206210.
Medine Sözleşmesi'nin tam metnini araştırınız. Maddelerini sınıfınızda tartışarak değerlendiriniz

5.2. Medine İslam Devleti’nin Siyasi, Askerî ve Dinî İlişkileri
Medine İslam devletinin siyasi, askerî ve dinî ilişkilerinin stratejisini bu şehirde ve bölgede yaşayan diğer grupların tutumları belirlemiştir. Medine’de yerleşmiş ve bir müddet varlıklarını devam ettiren Kaynuka, Nadir ve Kureyza Yahudileri bu ilişkilerde ehli kitap olmaları noktasında önemli bir yer işgal eder. Yine Hicaz bölgesinde Hayber ve civarında yaşayan Yahudi kabileleri de aynı kapsamda yer alır. Diğer taraftan henüz Müslüman olmamış Medine içinde ve civarda yaşayan müşrik Arapların tutumları süreç açısından önemlidir.

Hz. Peygamber (s.a.v) ve Müslümanların Medine’ye hicret etmelerine sebep olan Mekke müşriklerinin bu safhada ortaya koydukları tutumlar baştan beri bilinmekteydi. Mekke’de başlayan saldırganlıkları Müslümanların Medine’ye hicret etmesiyle dinî olmaktan çıkmış askerî ve siyasi boyutlara da ulaşmıştı.
HicazbölgesindeyoğunolmamaklaberaberArabistanYarımadası’nın muhtelif yerlerinde yaşayan Hristiyan toplulukları da İslam’ın hızla yayılış süreci içinde ilişki kurulan topluluklardandı. Bu ilişkileri adı geçen gruplar bağamında aşağıdaki şekilde görelim.

MÜŞRİKLERLE İLİŞKİLER

Bedir Savaşı (624)

Uhut Savaşı (625)

Hendek

Savaşı

(627)

Hudeybiye Barış Antlaş­ması (628)

Mekke’nin

Fethi

(630)

Huneyn- Evtas savaş­ları ve Taif Kuşatması (630)



Müşriklerle İlişkiler
Medine’de Müslümanların güç hâline gelmesinden rahatsızlık duyan Mekkeli müşrikler düşmanlıklarını devam ettirdiler. Çünkü onlar Medine’de yayılan İslam’ın bir süre sonra Mekke’deki sosyal, iktisadi ve dinî yapıyı etkileyeceğinin farkındaydılar. Müslümanlar ise artık müşriklere karşı kendilerini koruyabilecek bir konuma gelmişlerdi.
Mekke Dönemi’nde Müslümanlar, müşriklerin eziyet ve işkencelerine karşılık vermedi. Hz. Peygamber (s.a.v) ve arkadaşları uğradıkları hakaret ve kötü davranışlara sabırla karşı koydular. Çünkü müşriklere karşı koyacak bir güce sahip değildiler. Daha sonra Medine’de devlet kuran Müslümanlar, siyasi ve askerî bir güç hâline geldi. Dolayısıyla Allah, Medine Dönemi’nde savaşa izin verdi. Her zaman barıştan yana olan Peygamberimiz (s.a.v), müşriklerin aynı düşüncede olmadıklarını, Müslümanları yok etme kararlılığında olduklarını biliyordu. Bundan dolayı onların hareketlerini kontrol altında tutmak, Medine’yi muhtemel bir saldırıdan korumak için Medine’ye yakın bazı stratejik noktalara seriyye ve gazveler düzenledi. Bedir Savaşı’ndan önce dört tane seriyye düzenlendi. Abdullah bin Cahş komutanlığında gerçekleştirilen Batnı Nahle Seriyyesi dışındakilerde herhangi bir çarpışma meydana gelmedi. Müşriklerle yapılan ilk büyük sıcak temas Bedir Savaşı ile gerçekleşmiştir.

Bedir Savaşı (624): Müslümanlar ile Mekkeli müşrikler arasındaki ilk savaştır. Bedir, Medine’nin 160 km kadar güneybatısında ve Kızıldeniz sahiline 30 km uzaklıktadır.
MedineMekke yolunun Suriye kervan yoluyla birleştiği yerde bulunmaktadır. Hicretin 2. yılında müşrikler büyük bir kervanı Ebu Süfyan’ın yönetiminde Suriye’ye gönderdi. Peygamberimiz (s.a.v) bu durumu öğrendiğinde kervanı takip etmeye karar vererek yaklaşık üç yüz Müslüman’dan oluşan askerî birlikle hareket etti. Durumdan haberdar olan Ebu Süfyan Mekkelilerden yardım istedi ve güzergâhını değiştirerek Kızıldeniz sahili boyunca yol alarak Mekke’ye ulaştı.

Bu arada Mekkeli müşrikler Ebu Süfyan yardım isteğine doğrultusunda bin kişilik gönüllü ordu ile kervanlarını kurtarmak için Medine’ye doğru hareket etmişti. Kısa süre sonra Ebu Süfyan, kervanın. Müslümanların takibinden kurtulduğunu, güvende olduklarını ve ordunun gelmesine gerek kalmadığını haber verse de Ebu Cehil ve onun gibi düşünenler Müslümanlarla savaşma kararından vazgeçmediler. Çünkü Kureyşliler hazırladıkları ordunun büyüklüğünü ve gücünü göstermek ve bir daha böyle bir duruma düşmemek istiyorlardı.
 
Neticede savaşmakta kararlı olan müşrik ordusu Medine’ye doğru hareketederek Medine yakınlarında Bedir’de konakladı. Müslümanlar da müşriklerden önce Bedir kuyularına ulaşmışlardı. Ancak iki ordu birbirinden habersizdi. Savaş Arap âdeti gereğince, teke tek vuruşma (mübareze) şeklinde başladı. İleri çıkan üç müşrik, Müslüman üç savaşçı tarafından etkisiz hâle getirildi. Daha sonra iki taraf arasında meydan savaşı başladı. Müslümanlar çok iyi çarpıştılar ve ikindiye doğru büyük bir zafer kazandılar.

Savaş sonunda, Ebu Cehil’in de aralarında olduğu yetmiş civarında müşrik öldü ve bir o kadar müşrik de Müslümanlar tarafından esir alındı. Müslümanlardan ise on dört kişi şehit oldu.
Savaşta alınan esirler hakkında arkadaşlarıyla istişare eden Hz. Peygamber (s.a.v), Hz. Ebu Bekir’in görüşünü benimsedi. Buna göre esir müşrikler, fidye karşılığı serbest bırakılacaktı. Parası olmayan kişiler ise on Müslüman’a okumayazma öğretme karşılığında özgürlüklerine kavuşacaklardı. Bu zafer, Müslümanların özgüveninin artmasını, güçlerinin ve etkilerinin Arap Yarımadası’nın dışına yayılmasını sağladı. Bedir zaferinin sonuçlarından biri de Uhut Savaşı’dır.
Mekkeliler mağlubiyet haberini öğrenince çok üzüldüler. Müşrikler savaşta ölen Ebu Cehil’in yerine Ebu Süfyan’ı başkanlığa getirerek bu savaşın intikamını alacaklarına yemin ettiler.

Uhut Savaşı (625): BedirSavaşı’ndan on üç ay sonra, Yahudilerden bir grubun da kışkırtması ile müşrikler üç bin kişilik bir orduyla Medine’ye doğru hareket etti. Bu durumu Hz. Muhammed’e (s.a.v), Mekke’de bulunan amcası Abbas bir mektupla bildirdi. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi, sahabeleri toplayarak onlarla istişarede bulundu. Hz. Peygamber’in fikri, savunma savaşı yapmak yönündeydi. Fakat genç Müslümanlar ve Hz. Hamza hücuma dayalı bir savaş yapılmasını istediler. Bu görüşe uyan Peygamberimiz (s.a.v) Müslüman askerlerle birlikte Uhut Dağı’na doğru hareket etti. Müslümanların sayısı bin Uhut Savaşı’nın temsilî resmi civarındaydı. Fakat münafıkların lideri Abdullah bin Ubey, Hz. Muhammed’in (s.a.v) gençlerin görüşüne uyduğunu bahane ederek kendisine bağlı birliklerle ordudan ayrıldı. Müslümanların sayısı böylece yedi yüze düştü. Uhut, Medine’nin kuzeyinde olup Medine’ye yaklaşık bir saatlik mesafede bulunuyordu. 6 Ocak 625 tarihinde Hz. Muhammed (s.a.v) savaş stratejisi gereği arkasını Uhut’a vererek Medine’ye karşı saf tuttu.

Hz. Peygamber (s.a.v), sancaktarlığa Mus’ab bin Umeyr’i, zırh kuşanan askerlerinin başına Zübeyr bin Avvam’ı, diğer askerlerin başına da Hz. Hamza’yı getirdi. Düşman birliklerinin cephenin gerisinden saldırmalarını önlemek için de Abdullah bin Cübeyr’i elli kişilik okçu birliğinin başında Ayneyn Geçidi’ne yerleştirdi. Bu geçidin stratejik olarak savaşın gidişatını değiştirebilecek özelliğe sahip olduğunu iyi bilen Hz. Peygamber (s.a.v), okçuları uyararak şunları söyledi: “Kuşların cesetlerimizi didikleyip parçalamaya başladığını görseniz bile, görev yerlerinizi terk etmeyin.”
Savaşın ilk bölümünde Müslümanlar müşriklere üstünlük sağladılar. Öyle ki Mekkeli müşrikler büyük bir bozguna uğrayarak kaçmaya başladı. Müslüman askerler onların geride bıraktıkları ganimetleri toplamaya koyuldu. Bu olayı gören okçu birliğinden bazı askerler de ganimet toplamaya yöneldi. Abdullah bin Cübeyr’in çabaları onların dağılmalarına engel olamadı. Okçuların yerlerini terk ettiklerini gören Mekkeli müşriklerden bir süvari birliği arkadan saldırdı. Abdullah bin Cübeyr ve on arkadaşı şehit oldu.

Ayneyn Geçidi’ni geçen düşman birlikleri Müslümanları arkadan kuşattı. Kaçmakta olan müşrikler de geri dönerek saldırıya geçtiler. Bir anda üstünlük müşriklere geçmişti. Müslümanların büyük bir çoğunluğu şaşkınlığa düşerek kaçmaya başladı. Bunun üzerine Peygamberimiz de kuşatma altında kaldı. Hz. Muhammed’in (s.a.v) etrafında bulunan az sayıdaki Müslüman, onu düşman saldırılarından korumaya çalıştı. Peygamberimiz yaralandı. Bir süre sonra dağılan Müslümanlar geri dönerek müşriklere saldırdılar. Müslümanların toparlanması üzerine müşrikler yeni bir saldırıya cesaret edemeyerek geri çekildi. Savaş sonunda Müslümanlardan, Hz. Hamza’nın da dahil olduğu yaklaşık yetmiş kişi şehit oldu. Müşriklerden ise yirmi iki kişi öldü.
Müslümanlardan pek çok şehit ve yaralı olmasına rağmen hiç kimse teslim olmadı. Ayrıca müşrikler esir ve ganimet de elde edemediler. Dolayısıyla müşrikler tam bir zafer elde edemedi.

Hendek Savaşı (627): Müşriklerden bir çok grubun katılması sebebiyle Hendek Savaşı’na Ahzab (Gruplar) Savaşı da denir.
Mekkeli müşrikler, Hayber’e yerleşen Yahudi ileri gelenlerinin kışkırtmasıyla birçok Arap kabilesinden oluşan on bin kişilik bir orduyla Medine’ye doğru hareket ettiler. Amaçları Müslümanları tamamen yok etmekti. Olayı öğrenen Hz. Peygamber (s.a.v), ashabıyla istişare etti. İstişare sonucu, Selmanı Farisî’nin önerisiyle Medine’nin savunmasız kısımlarına geniş ve derin hendekler kazıldı. Üç bin kişilik Müslüman ordusu savaşmak için hendeğin önünde yerini aldı.

Müşrikler Medine’ye yaklaştıklarında, piyade ve süvari askerlerinin karşıya geçmelerini engelleyen hendeği görünce çok şaşırdılar. Çünkü bu savaş taktiği eski İranlılara ait olup Araplarca bilinmiyordu. Müşriklerden karşıya geçmeye kalkışan birkaç kişi oldu. Fakat bunlar Müslüman savaşçılar tarafından etkisiz hâle getirildi.
 
DEĞERLENDİRELİM
Savaştan önce Peygamberimizin savaş taktiği konusunda arkadaşlarıyla istişare etmesinin önemini arkadaşlarınızla değerlendiriniz.
Kuşatma esnasında Müslümanlarla ittifak hâlinde olan Kurayzaoğulları anlaşmayı bozarak Müslümanları zor durumda bıraktı. Çünkü bu durum, Müslümanların arkadan kuşatılması anlamına geliyordu. Hz. Muhammed (s.a.v), Kurayzaoğullarını anlaşmaya sadık olmaları konusunda uyardı.

Fakat onlar görüşlerini değiştirmediler. Bu arada Eşca kabilesi lideri Nuaym bin Mesut gizlice Müslüman oldu. Peygamberimizden aldığı izinle Müşrik ve Yahudi liderlerle görüşen Nuaym, her iki grubun diğerine karşı ihanet düşüncesine sahip olduğunu liderlere söyledi. Bunun üzerine iki grubun arası açıldı. Kurayzaoğulları Müslümanlarla savaşma kararından döndü. Böylece Müslümanlar, içerden gelebilecek büyük bir tehlikeyi önledi.
Düşman ordusu kısa süreli bir savaş planı yapmıştı. Savaş uzadığından yiyecek stokları tükendi. Ayrıca mevsim kış olduğu için savaş ortamı gittikçe zorlaşıyordu. Savaştan kesin bir sonuç alınamayacağını anlayan Ebu Süfyan, Mekke’ye dönme kararı verdi. Yirmi üç gün süren savaşta Müslümanlardan altı kişi şehit oldu. Müşriklerden ise üç kişi öldü.
Hendek Savaşı ile birlikte Mekkeli müşrikler Müslümanların gücünü kabullenmek zorunda kaldı ve bir daha Müslümanlara saldıramadılar.

Hudeybiye Barış Antlaşması (628): Hz. Muhammed (s.a.v) ve arkadaşları, hicretin altıncı yılı, zilka de ayının başında umre yapmak niyetiyle Mekke'ye doğru yola çıktı. Sayıları bin beş yüz kadardı. Yanlarına sadece kılıçlarını ve kurbanlık hayvanlarını aldılar. Mekke yakınlarında bulunan Hudeybiye denilen yere vardıklarında, orada konakladılar. Hz. Peygamber (s.a.v), Kâbe’yi ziyaret ettikten sonra döneceklerini müşriklere bildirmesi için Hz. Osman’ı elçi olarak gönderdi. Hz. Osman müşriklere niyetlerini açıkladı. Fakat müşrikler onu kısa bir süre alıkoydular. Bu sebeple Hz. Osman’ın dönüşü gecikti. Hatta öldürüldüğüne dair haberler yayıldı. Bunun üzerine Peygamberimiz arkadaşlarından biat (söz) aldı. Buna göre şayet Hz. Osman dönmezse Müslümanlar kanlarının son damlasına kadar savaşacaktı. İki taraf arasında, olası bir savaşı önlemek için görüşmeler yapıldı. Sonunda müşrikler Süheyl bin Amr başkanlığında bir heyeti Hudeybiye’ye gönderdi. Burada bu heyet ile Peygamberimiz arasında anlaşma yapıldı.

YORUMLAYALIM
Hudeybiye Barış Anlaşması'nın şartları şunlardır:
1. Anlaşmanın süresi on yıldır.
2. Müslümanlar, velisinin izni olmadan Müslüman olup kendilerine sığınanları, Kureyşlilere geri verecek, Müslümanlardan Kureyşlilere sığınanlar ise iade edilmeyecektir.
3. Arap kabileler iki gruptan biriyle ittifak kurabilecektir. Bu kabilelerden birine saldırı, o kabilenin anlaşma yaptığı gruba saldırı kabul edilecektir.
4. Müslümanlar bu yıl umre yapmayacak, ertesi yıl müşrikler Mekke'yi boşalttıktan sonra şehre gireceklerdir. Kılıç dışında silahları bulunmayan Müslümanlar geceli gündüzlü üç gün şehirde kalabilecektir.
Anlaşmasırasındasizdeoradabulunsaydınızbumaddeler karşısında tepkiniz nasıl olurdu? Yorumlayınız.

Anlaşma maddeleri Müslümanların aleyhine gibi görünüyordu. Bu nedenle sahabeler bu durumdan rahatsız oldular.
Fakat zamanla ortaya çıkan sonuçlar Peygamberimizin siyasi ve askerî yönden ne kadar ileri görüşlü olduğunu ortaya koydu. Anlaşmayla müşrikler resmen Müslümanların varlığını kabul ettiler. Barış ortamı doğuran bu anlaşma İslam’ın Arap kabilelerinin arasında yayılmasına sebep oldu. Kaynaklar bu anlaşma ile Mekke’nin Fethi arasında Müslüman olanların sayısının, o güne kadar Müslüman olanların sayısından daha fazla olduğunu belirtmektedir.

Peygamberimiz (s.a.v) bu barış ortamında komşu devlet başkanlarına İslam’a davet mektupları gönderdi. Müşriklerden Müslüman olanlar anlaşma gereğince Medine’ye gelemediler. Bunlar Mekkelilerin ticaret kervanlarının geçtiği mevkilerde toplanarak güç sahibi olmaya başladılar. Zamanla Mekkeli tüccarlar bu insanlardan rahatsız oldular. Bunun üzerine Mekkeli müşriklerin teklifi ile “Mekke’de Müslüman olup Medine’ye sığınanlar geri verilecek.” şeklindeki anlaşma maddesi kaldırıldı.

YORUMLAYALIM
HudeybiyeAntlaşması'yla ortayaçıkansonuçlar açısından Hz. Muhammed'in askerî ve siyasi başarısını yorumlayınız.
 
DEĞERLENDİRELİM
Hz. Muhammed'i öldürmek için çok uğraşan Mekkeliler, Mekke'nin fethedilmesiyle bütün güçlerini kaybetmiş olarak Peygamberimizin kendilerine nasıl davranacağını merak ediyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v) Mekkelilere, "Size ne yapacağımı sanıyorsunuz?" deyince onlar,"Sen iyi bir kardeş ve iyi bir kardeş oğlusun." dediler. Peygamberimiz de: "Gidiniz, serbestsiniz." buyurdu.

Yukarıdaki olayla siz karşılasaydınız nasıl davranırdınız? Değerlendiriniz.
Mekke’nin Fethi (630): Hz. Muhammed (s.a.v), Hudeybiye Antlaşması’nın çiğnenmesi sebebiyle Mekke’yi fethetmeye karar verdi. Müslümanlar, çevredeki Arap kabilelerinin de katılımıyla 1 Ocak 630 yılında on bin kişilik bir orduyla Medine’den yola çıktı. Mekke yakınlarına geldiklerinde bir vadide konakladılar. Gece olduğunda Hz. Peygamberin emriyle Müslümanların tümü ateş yaktılar. Böylece Müslümanların gücünü gören Kureyşlilerin lideri Ebu Süfyan onlara karşı konulamayacağı sonucuna vardı. Müslüman ordusu dört koldan Mekke’ye girdi. Peygamberimiz (s.a.v), zorunlu olmadıkça kan dökülmemesini emretti.

Hz. Muhammed (s.a.v), Kâbe’ye ve Ebu Süfyan’ın evine sığınanlar ile evlerinden dışarı çıkmayanların güvende olduğunu duyurarak Mekke’de genel af ilan etti.
Mekke’nin Fethi’nden sonra Arap kabilelerinin çoğu Müslümanların siyasi otoritesini kabul etti. Hatta bazı kabileler topluca Peygamberimize gelerek Müslüman oldular. Huneyn ve Evtas savaşları ve Taif Kuşatması (630): Mekke’nin fethedilmesiyle Müslümanlar Arap Yarımadası’nın en büyük gücü oldu. Bu durumu kabullenemeyen Taif çevresinde oturan Hevazin kabilesiyle Sakif kabilesi birleşerek yaklaşık yirmi bin kişilik bir ordu oluşturdular.

Olaydan haberdar olan Peygamberimiz (s.a.v) on iki bin kişilik bir orduyla Huneyn Vadisi’ne doğru hareket etti. Bu esnada düşman güçleri ise Huneyn’deki vadinin yamaçlarında pusu kurmuştu. Müslümanlar, sabahın erken saatlerinde, düşmanın buradaki varlığından habersiz olarak ilerliyordu. Düşman askerleri, bulundukları yerden ansızın ok atışına başladı. Diğer taraftan, yamacın üst tarafında olan düşmanlar Müslümanların üzerine büyük taşlar yuvarladı. Bir anda neye uğradıklarını anlayamayan Müslüman askerler kaçmaya başladı.

Bir müddet sonra Müslümanlar toparlanarak düşmana hücum etti. Savaşta üstünlük Müslümanların tarafına geçti. Düşman askerleri bir süre sonra hezimete uğradı. Bunların bir kısmı Taif’e giderken bir kısmı da tekrar savaşmak için Evtas’ta toplandı.Peygamberimiz bir birliği Evtas’a gönderdi. Kendisi de diğer askerlerle Taif’e yöneldi. Evtas’ta bulunan düşman yenilgiye uğradı. Fakat Taif Kuşatması uzadı. Çünkü Taifliler şehrin surlarını muhkem hâle getirmişlerdi ve kendilerine uzun süre yetecek yiyecekleri vardı. Kısa zamanda bir sonuç alamayacağını anlayan Peygamberimiz (s.a.v) haram ayların da yaklaşması sebebiyle kuşatmayı kaldırdı. Bu kuşatma sırasında Müslümanlardan on dört kişi şehit oldu.

Müslümanlar ele geçirdikleri esirleri serbest bırakıp mallarını kendilerine geri verdiler. Bunun üzerine Hevazin Kabilesi başkanı Malik bin Avf, kabilesi ile beraber Müslüman oldu. Bu savaş sonunda Arap Yarımadası’nda Müslümanların önünde bulunan son engel de ortadan kalktı. İslam’ın yayılması daha da hızlandı.

Yahudi ve Hristiyanlarla İlişkiler
Medine’ye hicret esnasında şehrin yarıya yakın nüfusu Yahudi’ydi. Bunlar, Kaynukaoğulları, Nadiroğulları ve Kurayza oğulları olmak üzere üç kabileden meydana geliyordu. Peygamberimiz Medine Sözleşmesi’yle onları Medine toplumunun bir parçası sayarak onların din ve kültürlerini rahatça yaşayabilmelerine imkân tanıdı. Abdullah bin Selam gibi bazı Yahudiler Müslüman oldu. Fakat onların çoğunluğu Müslüman olmadı. Peygamberimiz onlara her zaman adil ve hoşgörüyle davrandı. Buna karşılık Müslümanlar bu hoşgörü ve iyi niyetin karşılığını göremediler. Yahudiler kendi ırklarından bir peygamberin gönderilmesini bekliyorlardı. Bu nedenle Peygamberimizi kabul etmediler.
Hazreçlilerin müttefiki olan Kaynukaoğulları, Müslümanlarla aralarında bulunan anlaşmayı bozan ilk Yahudi kabilesidir. Bir gün Müslüman bir kadının Yahudi bir kuyumcuda taciz edilmesiyle iki grup arasında kavga çıktı. Peygamberimiz (s.a.v) Kaynukaoğullarını yaptıkları anlaşmaya uymaya çağırdı. Onlar ise kendilerinin iyi savaşçılar olduklarını iddia ederek Müslümanlara meydan okudular. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v) 624 yılında Kaynukaoğullarını kuşatma altına aldı. Müslümanlara karşı koyamayacaklarını anlayan Kaynukaoğulları teslim oldular. Mallarını ve silahlarını bırakarak Suriye tarafına göç ettiler.

Yaptıkları antlaşmayı bozan ikinci Yahudi kabilesi Nadiroğullarıdır. Medine Antaşması’na aykırı olarak müşriklerle ittifak kuran ve müşrikleri devamlı Müslümanlara karşı kışkırtan bu kabile Peygamberimize de suikast düzenledi. Bunun üzerine Peygamberimiz Nadiroğulları üzerine yürüdü. Müslümanlara karşı fazla dayanamayan Nadiroğulları teslim oldu. Yanlarına taşınır malları almalarına izin verilen bu kabile bireyleri, Hayber ve Suriye taraflarına gittiler.
 
DEĞERLENDİRELİM
"Andolsun ki Allah, birçok yerde (savaş alanlarında) ve Huneyn Savaşı'nda size yardım etmişti. Hani çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş; fakat sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin geri dönmüştünüz." Tevbe suresi, 25. ayet.
Bu ayetten çıkarılması gereken dersler nelerdir? Değerlendiriniz.
 
ARAŞTIRALIM
Ehli kitap olmalarına rağmen Yahudilerin müşrikleri Müslümanlara tercih etme sebeplerini araştırınız.

Medine’deki Yahudilerden Müslümanlara karşı anlaşmalarını en son bozan Kurayzaoğulları’ydı. Bu kabile, Müslümanlar Hendek’te müşriklerle savaşırken gizlice müşriklerle işbirliği yaparak Müslümanları arkadan vurmaya çalışmıştı. Bu davranış bir savaş suçuydu ve karşılıksız kalamazdı. Hz. Muhammed (s.a.v), müşriklerin Mekke’ye dönüşlerinin ardından Kureyzaoğulları üzerine yürüdü. Bir müddet sonra Yahudiler teslim olarak eski müttefikleri Sa’d bin Muaz’ı aralarında hüküm vermesi için hakem seçti. Sa’d da anlaşmayı ihlal eden kimselere Tevrat’ın hükmünü uyguladı.
 
YORUMLAYALIM
Hayber'in fethedilmesiyle birlikte Yahudilerin Arap Yarımadası'ndaki konumlarında nasıl bir değişiklik oldu? Yorumlayınız.
Kurayzaoğullarıyla yapılan savaştan sonra Yahudi tehdidi azaldı. Fakat Hayber’de bulunan Yahudiler, Müslümanlara karşı düşmanca bir tutum sergiliyordu. Nadiroğulları ve Kaynukaoğulları Yahudilerinden pek çoğu Medine’den uzaklaştırıldığında Hayber’e sığınmıştı. Irak ve Suriye’den Medine’ye ulaşan ticaret yolu Hayber’den geçiyordu. Dolayısıyla Müslümanların ticaret yolu tehlikedeydi.

Hayber’de bulunan Yahudiler, Gatafan kabilesini de yanlarına alarak Müslümanlara karşı savaş hazırlığına başladılar. Peygamberimizin barış çağrısına olumsuz cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v) Hayber’i kuşattı. Uzun bir kuşatma sonucunda Yahudiler teslim oldular.

Savaş sonunda, toprak ürünlerinin yarısını Müslümanlara vermek şartıyla Yahudilerin orada kalmalarına izin verildi. Hayber’in Fethi’yle birlikte Yahudilerin Hicaz bölgesinde siyasi bir güç olmaları sona erdi.
İslam’ın doğduğu yıllarda Arap Yarımadası’na komşu olan Hristiyan ülkelerden Habeşistan’la güzel ilişkiler kuruldu. Fakat hicretin altıncı yılından itibaren Bizans ve ona bağlı olan Gassaniler ile ilişkiler bozuldu. Hz. Muhammed’in (s.a.v) Busra’ya gönderdiği elçi, Busra valisi tarafından şehit edildi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v) 629 yılında, Lut Gölü’nün güneyinde

bulunan Mute’ye Zeyd bin Harise komutasında bir ordu gönderdi.
Müslümanlar kendilerinden kat kat fazla olan bir orduyla savaşmaya başladı. Savaş sırasında Zeyd bin Harise’nin şehit olmasıyla komutayı Cafer bin Ebi Talip aldı. Kısa bir müddet sonra onun da şehit olmasıyla komuta Abdullah bin Revaha’ya geçti. O da şehit oldu. Nihayet ordu, dördüncü komutan olan Halit bin Velit’in ustaca taktikleriyle ağır kayıplar vermeden Medine’ye döndü.
Hz. Muhammed (s.a.v), 630 yılında Gassanilerin Müslümanlarla savaşmak için bir ordu hazırladığını öğrendi. Bunun üzerine bir ordu hazırlayarak Tebük Seferi’ni düzenledi. Ancak oraya ulaştıklarında haberin asılsız olduğu ortaya çıktı.

5.3. Medine İslam Devleti’nin Diplomatik İlişkileri ve İslam’ın Yayılma Süreci
Hz. Peygamber (s.a.v), Hudeybiye Antlaşması maddeleri içinde yer alan Mekkeliler ve Müslümanlar on yıl birbirlerine savaş yapmayacak maddesine dayanarak İslam’ın yayılması için diplomatik ilişkilere hız verdi. Bizans ve Sâsani imparatorluklarının yöneticilerine İslam’a davet mektupları gönderdi. Diplomatik teamüllere uygun olarak mektupları kaleme aldırdı. Devlet başkanı sıfatı ile yaptırmış olduğu mühür ile onları mühürleyerek resmiyet kazandırdı. Zira mektup gönderilen krallar, emirler ve kabile başkanları bu diplomasi geleneğine önem veren kültürlerden gelmekteydi.
 
ARAŞTIRALIM
Hz. Muhammed'in (s.a.v) davet mektuplarını gönderdiği elçiler kimler dir? Araştıralım.
 
YORUMLAYALIM
Necran heyeti bir ikindi vakti Medine'ye gelerek Mescidi Nebevî'ye girdiler. Hz. Peygamber (s.a.v) ashabı ile henüz ikindi namazını kılmıştı. Bu sırada ibadet vakitleri gelen Hristiyanlar doğuya yönelerek ibadet etmeye hazırlandılar.
Bazı sahabiler bunlara engel olmak istediler. Fakat Hz. Peygamber (s.a.v) onların serbest bırakılmasını ve ibadetlerini yerine getirmelerine müsade edilmesini emretti. Necran heyeti adına konuşan Ebû Hârise ile Abdulmesîh'i İslam'a davet etti. Onlar "Biz senden önce Müslüman olduk." diye cevap verdiler. Hz. Peygamber "Yalan söylüyorsunuz. Sizi İslamiyeti kabulden üç şey, domuz eti yemeniz, haça tapmanız ve Tanrı'nın oğlu bulunduğuna inanmanız alıkoymaktadır." şeklinde karşılık verdi. Necranlılar "O halde İsa'nın babası kim?" diye sordular.

Hz. Peygamber (s.a.v) bu soruya vahyi beklemek niyetiyle cevap vermeyip sustu. Bu arada Hz. İsa'nın şahsiyeti ve Hristiyanlık hakkında bilgilerin yer aldığı Âli İmran suresi'nin başından itibaren seksenden fazla ayet nazil oldu. Hz. İsa hakkındaki soruya bu surenin 59. ayetinde Hz. İsa'nın babasız dünyaya gelişine, Hz. Âdem'in yaratılışı örnek gösterilerek cevap verilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v) Âli İmrân suresinin 5961. ayetlerini Necran heyeti mensuplarına okuduktan sonra onları mübaheleye (karşılıklı lanetleşmeye) davet ederek "Eğer size söylediklerimi inkâr ederseniz, geliniz sizinle mübahele edeceğim." dedi. Mübahele dinî bir konunun karşılıklı konuşmak suretiyle halledilmesi imkânsız hale gelince, meseleyi çözümlemek için her iki tarafın haksız olanın Allah'ın lanetine uğraması için Allah'a dua ve niyazda bulunmalarıdır.

Mübâhele ayetinin meali şöyledir: "Artık sana bu ilim geldikten sonra kim seninle onun hakkında münakaşa etmeye kalkarsa de ki: "Geliniz oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım sonra canu gönülden ibtihal ile dua edelim. Allah'ın lanetini yalancıların boynuna geçirelim." (Ali İmran suresi, 63. Ayeti)
Yukarıdaki metinde verilen olayı Hz. Peygamber ve Hristiyanların ilişkileri açısından yorumlayınız.

Bizans ve Sasanî imparatorlarının dışında, mektup gönderilen yöneticiler aslında her iki devlete bağlı, ya emirlik ya da valilik konumunda idiler. Böylelikle bir belgenin resmi evrak hükmünü kazanması ve dikkate alınmasını biliyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v) diplomasideki bu hassas noktayı dikkate almıştır. Ayrıca diplomaside temsil yeteneğine sahip, insanların elçi olarak görevlendirilmesi de önemliydi. Hz. Peygamber (s.a.v) bu hususa da önem verdi. Görev verdiği elçileri gönderdiği ülkelerin dilini bilen, diplomasi nezaketlerine uyan, güzel giyinen, fiziki yapısı düzgün, ikna edici konuşma yeteneğine sahip ve gittiği ülkeleri tanıyan insanlardan seçmiştir. Çünkü bu elçilerin esas görevi İslam’ın tanıtılması ve yayılmasına aracılık etmekti. Gittikleri ülkelerde sergileyecek oldukları tavır İslam dininin güzelliklerini içselleştirmiş, onu en güzel yaşayan insanların tavrı olmalıydı.

Hz. Peygamber’in dış ilişkilerde ve diplomaside uyguladığı bu siyaset, kısa zaman sonra olumlu sonuçlar verdi. Kendisine elçiler gelmeye başladı. Gelen elçiler, ya İslam dinini kabul ettiklerini bildirmek veya İslam devleti hâkimiyeti altında vergi vermek suretiyle yaşayacaklarını beyan ediyorlardı. Özellikle Arap Yarımadası’nda yaşayan birçok kabile, emirlik, etnik gruplar ve din mensupları bu kategori içinde yer almışladır. Örneğin Necran Hristiyanları kendi dinlerinde kalma karşılığında yılda iki bin kat elbise vermek suretiyle İslam devleti altında kalmaya dair bir antlaşma imzalamışlardır.
 
BİLGİ KUTUSU
Hz. Peygamber elçileri Mescidi Nebevî'de"Heyetler Sütunu" (Üstüvânetü'lVüfûd) adını taşıyan bir direğin önündekabulediyordu.BusütununyerigünümüzdedeMescidiNebevî'de,üzerinde"BuHey'etlerSütunudur" (Hâzihî Üstüvânetü'lVüfûd) yazılı sütunla gösterilmektedir.
 
DEĞERLENDİRELİM
Peygamberimizin başka ülke hükümdarlarına gönderdiği mektupları İslam'ın evrenselliği açısından yorumlayınız.

Hudeybiye Antlaşması’nın ortaya çıkardığı olumlu ortam, İslam dininin hızla yayılmasını sağladı. Hz. Muhammed (s.a.v), Mekke Dönemi’nde olduğu gibi Medine Dönemi’nde de insanlara İslam’ı tebliğ etmeye devam etti. Bu manada Hudeybiye Barış Antlaşması’nın, İslam’ın tebliğ ve yayılma sürecindeki yeri önemlidir. Müslüman olanların sayısı oldukça arttı. Bu süreçte Allah’ın Elçisi başka ülkelerdeki insanlara da İslam’ı ulaştırmak istedi.

Ayrıca Arabistan’ın kuzey ve güneyinde bulunan kabile reislerine di.
 
BİLGİ KUTUSU
Bu heyetler, yoğun olarak hicretin dokuzuncu yılında geldikleri için bu yıla, "Heyetler Yılı" (Senetü'lVüfut) adı verildi. Hicretin onuncu yılında da heyetler gelmeye devam etti.
İslam’ı tebliğ eden mektuplar gönderdi. ve etkili kişilere de mektuplar gönderildi. Mekke’nin Fethi’nden sonra Arabistan’ın çeşitli bölgelerinden Peygamberimize heyetler gelmeye başladı. Daha önce Taif Kuşatması’nda Hz. Muhammed’e (s.a.v) karşı koyan Taifliler, hicretin dokuzuncu yılında Peygamberimize bir heyet göndererek İslam’ı kabul ettiklerini bildireceklerdir.

Taif’in dışında pek çok kabile Peygamberimize geldi. Bunlardan bazıları Beni Temim, Beni Zeyd, Beni Amir, Beni Sa’d ve Beni Tay kabileleridir. Bu heyetlerin büyük bir bölümü, “Allah’ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah’ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit.” (Nasr suresi, 12) ayetinde de ifade edildiği gibi Müslüman olduklarını belirtmek için gelmişlerdi. Bunlardan bir kısmı Peygamberimize İslam’la ilgili sorular soruyor, bir kısmı da ondan kendilerine dini öğretmeleri için öğretmenler göndermesini istiyorlardı. Bazı kabileler Müslüman olmamakla birlikte vergi vermek suretiyle İslam’ın hâkimiyetini kabul ettiklerini ifade ediyorlardı.Peygamberimiz (s.a.v), gelen heyetlere sahip oldukları yanlış inançlarla ilgili bilgi veriyordu. Bunun yanında İslam’ın inanç ve ibadetleriyle ilgili açıklamalarda bulunuyor, onlara dini öğretecek öğretmenler gönderiyordu.

Ayrıca kabile reislerine verdikleri söze sadık kalmak, komşulara iyilik yapmak ve emanete riayet etmek gibi ahlâki davranışları erine getirmelerini de öğütlüyordu. Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından çok iyi karşılanan ve kendilerine hediyeler verilen bu heyetler geri döndüklerinde kabilelerine İslam’ı anlattılar. Pek çok insan onların gayretiyle Müslüman olmuştur.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 12.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 12.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 12. Sınıf İslam Tarihi Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD
Yorumlar