Hadis ve Sünnetin Anlaşılması
5. Sınıf Arapça

Hadis ve Sünnetin Anlaşılması

HADİS VE SÜNNETİN ANLAŞILMASI


1. Sünnet ve Hadisin Anlaşılmasını Konu Edinen Geleneksel Hadis İlimleri
İslam’ın doğru bir şekilde anlaşılması ve yorumlanmasında hadis ve sünnetin önemli bir yeri vardır. İslam’ın ilk temel kaynağı olan Kur’anı Kerim’in anlaşılmasını sağlayan bazı temel ilkeler olduğu gibi hadislerin de anlaşılması için bazı esas ve yöntemler bulunmaktadır. Hadis metinlerinin anlaşılmasını ve yorumlanmasını konu edinen geleneksel hadis ilimleri vardır. Bu ilimlerin genel amacı hadis metninde geçen kelimelerin anlamlarını ve hadisten anlaşılması gereken mesajları doğru bir şekilde tespit etmektir.

Hz. Peygamberin söz ve uygulamalarından oluşan hadis ve sünneti anlamak için o dönemin tarihî ve kültürel ortamı hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Çünkü zaman ve mekân faktörüne bağlı olarak sosyal alışkanlıklar, kültürel unsurlar ile siyasi ve ekonomik sistemler de büyük ölçüde değişmiştir. Bu nedenle; o dönemin şartlan için geçerli olan ve bugün bilinmeyen bir konuyla ilgili bir hadisin hangi amaçla söylendiğini anlamak için o dönemin sosyal ve kültürel ortamını bilmemiz gerekir. Hadislerin daha doğru bir şekilde anlaşılması için bazı ilim dallanndan yararlanmamız gerekir. İşte hadislerin anlam ve amacına yönelik olarak ortaya çıkan “garibu’lhadis, muhtelifü’lhadis, fıkhu’lhadis ve esbabu vürudi’lhadis” gibi ilim dallan hadis ve sünnetin yorumunu kolaylaştırmalan yönüyle çok önemlidir.

1.1. Garibu’lHadis
Hz. Peygamber, Arap Yanmadası’nın değişik bölgelerinden gelen ve çeşitli lehçeleri konuşan birçok insana İslam dinini tebliğ ederken Arapçanın tüm edebî inceliklerini kullanmıştır. O, konuşurken kullandığı bazı kelime, deyim ve mesellerin sahabe tarafından tam olarak anlaşılmadığı zaman bunlan açıklayıp yorumlayarak onların meraklannı gidermiştir. Ancak Hz. Peygamberin vefatından sonra hadis metinlerinde yer alan ve açıklanmaya ihtiyaç duyulan kelimelerin sayısı artmıştır. Çünkü İslam coğrafyası genişlemiş, farklı dil ve lehçeleri konuşan insanlar Müslüman olmuş, anlamı bilinmeyen kelime ve kavramlann açıklanmasına ihtiyaç duyulmuştur. Hadis metninde bulunan bir kelimenin anlaşılmasındaki zorluk kişiden kişiye değişebilir. Örneğin, Arap olan ile Arap olmayan veya Hz. Peygamber döneminde yaşayan ile sonraki dönemlerde yaşayan kişiler arasında bir hadis metninde geçen herhangi bir kelimeyi anlayıp anlamama konusunda fark vardır.

Hadis metinlerinin açıklanmaya başlanmasıyla birlikte anlaşılması zor olan kelime e kavramlar da o günün ihtiyacına cevap verecek şekilde açıklanmıştır. Hadislerde kullanılan ve anlaşılması zor olan kelimelerin doğru anlaşılmasını sağlamak amacıyla çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Garibu’lhadis ilmi de hadis metinlerinde yer alıp anlaşılması zor olan kelimelerin ve kavramlann doğru anlaşılmasına hizmet eden bir ilim dalı olarak ortaya çıkmıştır.

Hicri ikinci asırdan itibaren bu alanla ilgili müstakil eserler yazılarak hadis ve sünnetin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlanmıştır. Garibu’lhadis eserlerinde hadis metinlerinde kullanılıp da anlaşılması zor olan kelimeler tespit edilmiş ve açıklamalan yapılmıştır. Açıklaması yapılan kelimenin sözlük anlamının yanı sıra bu kelimenin Arap dili ve edebiyatındaki diğer kullanımlarına da yer verilmiştir. Böylece o kelimenin değişik anlamlan üzerinde durularak hadiste hangi anlamda kullanıldığına işaret edilmiştir. Örneğin, bu ilim dalıyla ilgili olarak bir eser kaleme alan Hattabî, hadislerde geçen garib kelimeleri bir araya getirip sözlük anlamlarını verdikten sonra o kelimenin kullanıldığı hadisi tüm detaylarıyla anlatmıştır. Ayrıca diğer hadislerden hatta Kur’an’daki kullanımından hareketle Hz. Peygamberin o kelimeyi hangi anlamda kullandığım tespit etmeye çalışmıştır.

NOT EDELİM
Hattabî diyor ki: “Hadis âlimlerinin hicri üçüncü asırdan sonra vefat etmesiyle birlikte zaman değişti. Acemler (Arap olmayan) hadislerle yoğun bir şekilde uğraşmaya başladılar. Hadislerin yalnızca lafızlarım rivayet edenler çoğaldı. Hadislerin manalarına riayet edenlerin sayısı azaldı. Böylece dil hataları yaygmlaştı ve hadis metinleri büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. İşte bundan dolayı da Hz. Peygamberin hadislerine yabancı bir unsurun bulaşmasını istemeyen akıl ve basiret sahibi kimseler hadislerde geçen garib lafızların üzerindeki sır perdelerini aralamayı, müşkül manalarını izah etmeyi, nakilcilerden kaynaklanan hataları düzeltmeyi, Müslümanlara karşı samimiyetin ve dinî konularda titiz davranmanın bir gereği olarak gördüler.”

Hadislerde geçen garib bir kelime ve bu kelimenin açıklanmasına şu örnek verilebilir: Hz. Peygamber üzerinde san renkli elbise bulunan bir kadını gördüğünde ona “güzel olmuş” anlamına gelen kelimelerini kullanarak beğenisini dile getirmiştir. Habeşçe olan bu kelimenin Arapçadaki kelimesinin karşılığı olduğunu Garibu’lhadis kitaplan açıklamıştır.

BİLİYOR MUYDUNUZ?
Garibu ’lhadis konusunda yazılmış eserlerden bazıları şunlardır:
1. Ebu UbeydKâsım b. Sellâm (öl. 224H) Garibu’lHadis
2. İbn Kuteybe (öl. 276H) Garibu’lHadis
3. Hattabî (ÖL 388 H) Garibu’lHadis
4. Zemahşerî (öl. 538 H) elFaik fi Garibi’lHadis
5. İbnu’lCevzi (öL 597H) Garibu’lHadis
6. İbnu’lEsir elCezerî (öL 606H) enNihayefi GaribVlHadis ve’lEser

1.2. Muhtelifu’lHadis
Görünüşte içerikleri birbirine zıt görünen ancak dikkatle incelendiği zaman bir çelişkinin olmadığı anlaşılan hadislere muhtelifu’lhadis denir. Birbiriyle çelişkili gibi görünen hadislerin gerçek durumunu açıklayan ve bunlar arasındaki çelişkiyi gidererek uzlaştırmaya çalışan ilim dalına da te’vilu muhtelifi’lhadis denilmiştir.

Hz. Peygamber yirmi üç yıllık peygamberlik hayatında nazil olan ayetleri uygulamış ve açıklamıştır. Onun söz ve fiilleri çeşitli olaylar, şartlar ve muhataplar açısından farklılıklar göstermiş ve bu farklılıklar hadis kitaplarına da yansımıştır. Nasıl ki Kur’anı Kerim belli bir süreç içerisinde bir defa da değil de tedrici olarak nazil olmuşsa Hz. Peygamber de buna bağlı olarak söz ve fiilleriyle bu süreci takip etmiştir. Hz. Peygamber, içinde bulunduğu yer, zaman ve ortama göre farklı hareket ederek muhatap aldığı kişinin durumuna göre özel hüküm vermiş veya tavsiyede bulunmuştur. Ayrıca bir topluluğa konuşurken de o topluluğun durumunu göz önünde bulundurarak mesaj vermiştir.

Bir peygamber, bir öğretmen, bir devlet başkanı, bir ordu komutanı ve bir davetçi olarak yaşayan Hz. Muhammed (s.a.v.) muhataplarının anlayış ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak amacına göre değişik ifadeler kullanmış, emirler vermiş, hükümler koymuş ve tavsiyede bulunmuştur. Tüm bu hususlar da onun söz ve davranışlarının muhataplarının durumuna göre farklı olmasını gerektirmiş, bu durum da söz ve uygulamalarının taşıyıcı malzemesi olan hadislere yansımıştır.

Hadislerde görülen çelişkilerin birçoğu bu hadisleri rivayet eden râvilerden kaynaklanmıştır. Çünkü râviler de bir beşer oldukları için unutma ve yanılma gibi kusurlardan uzak kalamamışlardır. Bu nedenle de hadisi eksik işitmiş ve eksik olarak nakletmiş, hatta kendisinden de bir şeyler ilave etmiş olabilir. Ayrıca pek çok râvi de hadisi duyduğu lafızlarla değil de duyduklarından anladığını kendi lafızlarıyla aktarmıştır.

Bu durumda râvinin duyduğu hadisi yanlış veya eksik anlaması ya da Hz. Peygamberin maksadım farklı şekilde kavraması mümkündür. Nitekim Hz. Peygamber, zaman zaman sembolik ve mecazi anlatım tarzlarına da başvurmuştur.

Bu durumda konuşmalarının kasdınm dinleyenler tarafından farklı anlaşılarak hadis metinlerine de farklı yansımış olması mükündür.

İslam bilginleri, hadisler arasında çelişki gibi görünen sorunu çözmek için bu hadislere şu yöntemi uygulamışlardır:

a. İlk önce birbiriyle çelişkili olan hadisler birleştirilmeye çalışılır. Eğer bu birleştirme işi mümkün oluyorsa her iki hadisin de sahih olduğu sonucuna varılır.

b. Eğer bu hadisleri cem etmek mümkün değilse o hadislerin ne zaman söylendiğine yani vurud tarihlerine bakılır. Hadislerin söylendiği tarih tespit edildiği zaman hadisler arasında nesh uygulamasına başvurulur. Sonraki tarihte söylenmiş hadisin kendisinden önceki bir tarihte söylenen hadisi neshettiği yani hükmünü ortadan kaldırdığı kabul edilerek hadisler arasındaki ihtilaflı durum ortadan kaldırılmış olur.

c. Hadislerin ne zaman söylendiği tespit edilemediği zaman bu hadislerin senet ve metinleri incelenerek bazı tercih sebeplerine göre biri diğerine tercih edilir.

ç. Hadisler arasında bir tercih yapmak mümkün olmadığı zaman her iki hadisle de amel edilmeyerek bu konuda kesin bir karar verilmez.

Birbiriyle çelişmeleri nedeniyle ara ları cem edilen hadislere örnek olarak söz ve uygulamasını göstermektedir. Bir hadiste Hz. Peygamberin ayakta su içmeyi yasakladığı nakledilirken diğer bir hadiste de Abdullah b. Ömer “Hz. Peygamberin ayakta su içtiğini”6 haber vermiştir.

Bu her iki hadisten anlaşıldığına göre Hz.Peygamber oturarak su içmeyi tercih etmekle beraber gerektiğinde de ayakta su içmiş ve bunda bir sakınca görmemiştir. Böylece her iki hadis arasında herhangi bir çelişki olmadığı anlaşılmaktadır.

Yolculukta oruç tutmakla ilgili olarak rivayet edilen ve birbiriyle farklı olan iki hadis arasındaki çelişki de aynı yöntemle giderilmiştir. Hz. Peygamber, kendisine yolculuk esnasında oruç tutma konusu sorulduğunda, “İstersen tut, istersen tutma.” buyurmuş başka bir hadiste de, “Yolculukta oruç tutmak, mukim iken (yolcu değilken) oruç tutmamak gibidir.”8 demiştir. Birbiriyle çelişkili gibi görünen bu iki hadisten birincisi, kolay bir yolculuk yapan ve bir zorlukla karşılaşmayan kimsenin isterse oruç tutabileceğini dile getirirken diğeri de çok meşakkatli bir yolculuk yapan kimsenin oruç tutmaması gerektiğini ifade etmektedir. Hz. Peygamberin birinci hadisi yolculukta oruç tutmama konusunda Kur’an’da zikredilen ruhsatın pratik bir uygulamasını göstermektedir. Birbiriyle çelişkili gibi görünen bu rivayetler farklı ortamlarda ve farklı sebeplere göre söylenmiş hadisler olup aralarında gerçek bir çelişki bulunmamaktadır.

BİLGİ KUTUSU
Muhtelifu’lhadis ilminin oldukça erken devirde oluşmasma hız veren sebeplerin başmda hadis, fdflh, kelam münasebeti ve bu ilimlerle uğraşan âlimlerin ilmi tartışmalan gelir. Hadis ve hadisçilere karşı başlayan itirazlara cevap vermek ve sünnetin iç tutarlılığını ortaya koymak gibi ilmî çabalar da bu âmillerdendir. Bu sahada ilk eser İmam Şafiî (öl. 204 H) ’ye, İkincisi ise meslekten bir hadisçi olmayan İbn Kuteybe (öl. 276 H) ’ye aittir. İmam Şafiî, İhtilafu’lHadis’e sadece fıkhi perspektiften bakarken ve fikhi hadisler arasındaki tearuzu (çelişkiyi) ele alırken İbn Kuteybe dilimize de tercüme edilen eserinde kelamcılann çeşitli konularda çelişkili gördükleri hadislere yönelttikleri eleştirilere cevap vermiştir... Bu sahada derli toplu ilk çalışmanın ülkemizde yapılmış olması sevindiricidir. Söz konusu çalışma İsmail L. Çakan’m kaleme aldığı “Hadislerde Görülen İhtilaflar ve Çözüm Yollan” adlı eserdir.

1.3. Fıkhu’lHadis
Hadis ve sünneti doğru anlayarak Hz. Peygamberin amacım kavramaya fıkhu’lhadis denir. Hz. Peygamberin hadislerini anlamayı ve bunlardan gerekli sonuçlan çıkarmayı gaye edinen ilim dalına da fıkhu’lhadis ilmi denilmiştir. Hadislerin anlaşılması ve asıl gayesinin kavranması açısından Hz. Peygamberin Mina’daki Hayf Mescidi’nde yaptığı bir konuşma esnasında söylediği sözler çok önemlidir. Resulullah, sözlerini duyup ezberledikten sonra başkalanna da aynen aktaran kimselere dua ettikten sonra, “...Fıkıh bilgisini nakleden nice kimseler vardır ki anlama kabiliyetine sahip değildir. Nice kimseler de vardır ki sahip oldukları bilgiyi kendilerinden daha iyi anlayana ulaştırırlar.”buyurarak asıl gayenin bu sözleri anlamak olduğuna işaret etmiştir.

Hadis ve sünneti amacına uygun olarak anlamak doğru anlamanın ilk şartıdır. Hz. Peygamber, çoğu zaman muhatabın anlayabileceği şekilde sadeliği ve doğrudan anlatımı tercih ederek konuşmuştur. Ancak yerine göre de mecaz, teşbih (benzetme) ve temsil gibi dolaylı anlatım üslubuna da başvurmuş ve onu dinleyenlerden bazılan bu dolaylı anlatımı anlamakta zorlanmıştır. Örneğin; Sahabeden Ebu Said elHudrî ölümcül hastalığında yeni elbiselerini giydi, bunun sebebini soranlara da çünkü Allah’ın Resulü, “Ölen kimse, içinde öldüğü elbiselerle diriltilecektir.” buyurdu, diye cevap vermiştir. Oysaki Hz. Aişe’nin söz konusu hadisle ilgili yaptığı açıklamadan anlaşılıyor ki Hz. Peygamber bu hadiste geçen ‘siyab/elbise’ kelimesiyle ameli kastederek, “Herkes dünyada işlediği amelle diriltilip haşrolunacaktır.” demek istemiştir.

Hz. Peygamberin hangi sözü niçin söylediğini veya hangi fiili ne amaçla yaptığını bilmek onun söylediklerini ve yaptıklarını doğru anlamak için önemlidir. Hz. Aişe’nin rivayet ettiği şu olay bu hususun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir: “Hz. Peygamber, gecenin sonunda teheccüt namazına kalkar ve sabah ezanı okununca da sabah namazının iki rekât sünnetini kılardı. Eğer ben uyanıksam benimle sohbet eder, değilsem sağ tarafına yatıp uzanırdı.” Hz. Peygamberin doğal bir davranış olarak ortaya koyduğu bu uygulama bazı râviler tarafından onun bir tavsiyesi olarak nakledilmiş ve bazı âlimler de sabah namazının sünnetinden sonra sağ yanı üzerine yatıp uzanmanın sünnet olduğunu ileri sürmüşlerdir. İşte bu örnekte de görüldüğü gibi Hz. Peygamberin doğal olarak yaptığı bir davranışının sebebi sorgulanmadığından yanlış anlaşılmış ve dinî bir uygulama sanılmıştır.

Hz. Ömer, Hz. Aişe, Abdullah b. Mesud ve Abdullah b. Abbas gibi sahabeler, Hz. Peygamberin söz ve fiillerini doğru anlamanın ilk örneklerini vermişlerdir. Onlar bir hadisi anlamaya çalışırken Hz. Peygamberin ne dediğini değil, ne demek istediğini araştırmışlardır. Bunun için de duydukları her rivayeti olduğu gibi kabul etmeyerek Hz. Peygamberin yaptığı her davranışı sünnet olarak görmemişlerdir. Doğru anlama ve kavramayı esas alan bu sahabeler, hadislerin Kur’an ve İslam’ın temel ilkeleri doğrultusunda anlaşılmasına özen göstermişlerdir.

Hadisçiler, genellikle rivayetleri nakletme konusunda yoğunlaşarak içeriğini fazla dikkate almadan sahih hadisleri rivayet etmeyi amaçladıkları için hadisleri anlama ve onlardan hüküm çıkarma işiyle daha çok fıkıh bilginleri uğraşmışlardır. Ancak hadislerin tasnif edildiği dönemde Buharî gibi muhaddisler, sadece hadisleri derleyip toparlamakla yetinmemişler ve rivayet ettikleri hadislerin fikhını da yansıtmaya çalışarak hadisleri konularına göre belli başlıklar altında sınıflandırırken içeriklerini de dikkate almışlardır.
Hicri dördüncü asırdan sonra da hadis şârihleri, hadislerin nasıl anlaşılması gerektiğini eser lerinde ortaya koymuşlardır.

Beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bilin; Ölmeden önce hatyatımzın, hastalanmadan önce sağlığınızın ve meşgul olmadan önce boş vaktinizin, ihtiyarlamadan önce gençliğinizin ve fakirleşmeden önce zenginliğinizin.

Aynca mezhep fıkhına bağlı olarak fıkhu’lhadis alanında değişik eserler yazılmıştır. ÎmamTahavî (öl. 321H), Hanefi fıkhına dair “Şerhu Maani’lAsâr” isimli eserini yazarken İmam Beyhakî (öl. 384 H) de “Kitabu’sSüneni’lKebir” adlı eserini Şafiî mezhebinin fıkhı doğrultusunda kaleme almıştır.

1.4. Esbâbu Vurudi’lHadis
Hz. Peygamberin söz ve fiillerini daha iyi anlayıp kavramak için bu söz ve fiillerin tarihsel ve toplumsal bağlamlarım, zaman ve mekân boyutunu, yerellik ve evrenselliğini tespit etmek gerekir. Bunu gerçekleştirmek için başvurulan ilim dallarından biri de esbâbu vurudi’lhadis bilgisidir. Hadislerin söyleniş sebeplerini içeren esbâbu vurudi’lhadis, Hz. Peygamberin söz ve davranışlarının hangi sebeplere dayandığını araştırır. Kur’anı Kerim’i anlamak için esbâbu’nnüzul bilgisi ne kadar önemliyse hadisleri anlamak için de esbâbı vurud bilgisi o kadar önemlidir.
Hz. Peygamberin bir konuyla ilgili söz ve fiillerinin gerçek amacını anlamak için o söz ve fiilin söyleniş ve yapılış sebebini bilmek gerekir.

Çünkü Resulullah, tarihsel ve taplumsal şartları göz önünde bulundurarak hareket etmiştir. Bunun için de hadislerin söyleniş sebepleri, söylendiği zaman ve mekânla ilgili olarak bilgi sahibi olmak onun sözlerini ve fiillerini daha iyi kavramamızı sağlayacaktır. Bir hadisin söyleniş sebebi göz ardı edilerek anlamaya ve yorumlamaya çalışılırsa o hadisin genel amacına aykırı düşecek sonuçlara varmak mümkündür. Bunun en açık örneklerinden biri cuma günü yıkanılmasmı emreden hadisle ilgili yapılan yorumlar ve çıkarılan hükümlerdir. Bazı âlimler bu hadislerden hareketle cuma günü yıkanmanın farz olup olmadığı konusunu tartışmışlardır. Hâlbuki bu konudaki diğer rivayetlerin tamamı incelenerek vurud sebebi üzerinde düşünüldüğünde bu hadisin temizliğin en çok amacına yönelik bir tavsiye olduğu görülür.

Ebu Said elHudrî’nin bu konuyla ilgili olarak rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber, “Cuma günü gusletmek (yıkanmak) büluğa ermiş olan herkese vaciptir.” buyurmuştur. Bu hadisin söylenmeşine sebep olan unsurları yok saymak ve sadece hadisin lafzına bağlı kalmak doğru değildir.

Çünkü Hz. Peygamber, insanların bağda, bahçede çalışırken vaktin girmesiyle birlikte işlerine ara vererek cuma namazına geldiklerini görmüştür. Havanın sıcaklığı sebebiyle bu insanların terlemeleri ve giydikleri elbiselerin kokması çevrelerinde bulunanları rahatsız etmiştir. İşte bu sebeplerden dolayı Hz. Peygamber, insanlara temizlenmelerini tavsiye etmiştir. Nitekim bu hadisin doğru anlaşılmasını sağlayan ve hadisin niçin söylendiğini gösteren rivayetlerden biri şöyledir: “Enes ve İbn Abbas’m bildirdiğine göre cuma günü yıkanma zorunluluğu yoktur. İnsanlar, Yemen işi yünlü elbiseler giyerek mescide geliyorlardı ve kokulan hissediliyordu. Bununüzerine Hz. Peygamber, ‘Her kim cuma namazına gelirse yıkanarak gelsin ve eğer varsa güzel kokusunu sürsün.’buyurmuştur.”

Hadislerin söyleniş sebeplerini göz önünde bulundurarak anlamanın önemli olduğunu gösteren bir örnek de Sahihi Buharî’nin ilk hadisi olan “Ameller niyetlere göredir.” rivayetidir. Müslümanlar Medine’ye hicret ettikten sonra Mekke’de bulunan bir şahıs, hicret edenler arasında bulunan Ummu Kays isimli bir kadınla evlenmek istemiştir. Ancak kadın onun kendisiyle birlikte Medine’ye hicret ettiği taktirde evleneceğini söyler. Bu şartı kabul eden kişi, Medine’ye hicret ederek o kadınla evlenir. Bu olaydan sonra söz konusu şahıs Ummu Kays göçmeni olarak anılmıştır.

Vurud sebebiyle ilgili olarak nakledilen bu olay üzerine söylenen hadisin tamamı şöyledir: Allah’ın Resulü şöyle dedi: “Ameller niyetlere göredir. Kimin niyeti ne ise eline geçecek de odur. Kimin hicreti Allah ve Resulü için ise onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kim de bir dünyalık elde etmek veya bir kadınla nikahlanmak amacıyla hicret etmişse onlar için hicret etmiş sayılır.”

Bir hadisin hangi sebeple söylendiği o hadisi rivayet eden sahabenin vürud sebebini de aktarmasından anlaşılabilir. Bazı hadisler belli bir sebebe bağlı olarak söylenmekle beraber bütün hadisler için vürud sebebi aramaya gerek yoktur. Çünkü birçok hadis Hz. Peygamberin yaptığı sohbetler ve verdiği öğütler bağlamında söylediği sözlerdir. Hz. Peygamberin bütün söz ve fiillerinin ne maksatla söylendiği ve yapıldığı kesin olarak bilinmeyebilir ama her söz ve fiilin belirli bir amacı vardır. Bazı hadislerin vürud sebebi nakledilmemiş veya uydurulnuş olabilir. Ancak vürud sebebiyle ilgili olarak nakledilen sahih rivayetlerin hadislerin doğru anlaşılmasında büyük bir önemi vardır

BİR HADİS BİR YORUM
Ebu Said elHudrî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Nebî (s.a.v:) şöyle buyurdu: “Güçsüzün, incitilmeksizin hakkını alamadığı bir toplum (ümmet) yücelemez. ” (İbn Mace, Sadakat, 17.)

Hadisi şerif güçsüz kimsenin itilip kakılmadan hakkını alamadığı toplum yücelmesin diye temenni ve dua manasıyla da tercüme edilebilecek bir ifadeye sahiptir. İlk manasıyla bir tespit, bu ikinci manasıyla bir temenni ve uyarı anlamına gelmektedir...

Hadisimizin tam olarak anlaşılması bakımından, içinde yer aldığı rivayeti bütünüyle görmek faydalı olacaktır. Kaynaklarda ufaktefek kelime farklılıkları ile anlatılan olayın özü şudur: Hz. Peygamberden bir deve alacağı olan bir bedevi gelir ve alacağını ister. Ancak bedeviliğinin tabii sonucu olarak Hz. Peygambere karşı kaba ve sert davranır. “Elimden kurtulabilmen için borcunu ödemekten başka çaren yok. ” anlamına gelecek tehditler savurur. Bu kaba tavır; orada bulunan sahabelerin zoruna gider. “Kiminle konuştuğunu biliyor musun sen? Yazıklar olsun sana!” diye çıkışırlar ve adama haddini bildirmek isterler. Adam, “Ben sadece hakkımıistiyorum.” der.

Resuli Ekrem Efendimiz bunun üzerine çevresindeki sahabilere “Sizin hak sahibinden yana olmanız gerekmez miydi?” ikazında bulunur. Sonra Havle binti Kays’tan ileride ödemek üzere borç (kuru hurma) alıp adama verir ve ona yemek de ikram eder. ... Bedevi, “Sen benim hakkımı tam olarak ödedin. Allah da sana mükâfatını tam olarak versin. ” sözleriyle memnuniyetini belirtir. İşte bu gelişme üzerine Hz. Peygamber; “Güçsüz kimsenin incitilmeden hakkını alamadığı bir toplum ileri gidemez, yükselemez. ” buyurur.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Hadis Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD
Yorumlar