Hadis İlminin Temel Kavramları Nelerdir
5. Sınıf Arapça

Hadis İlminin Temel Kavramları Nelerdir

3. Hadis İlminin Temel Kavramları

Her ilim dalında olduğu gibi hadis ilminin de kendisine özgü terimleri vardır. Bu terimler “Hadis kavramları ilmi” (İlmi Mustalahi’lHadis) adı altmda hadis usulünün bir alt kolu olarak İncelenmektedir. Hadis ilminin başlıca temel kavramları şunlardır:

3.1. Hadis
“Hadis” kelimesi sözlükte, “yeni olan”, “sonradan meydana gelen”, “söz” ve “haber” anlamlarında kullanılır. Bu kelimeden türeyen fiiller “bir şeyi haber vermek, anmak ve anlatmak” gibi anlamlar ifade etmektedir.
“Hadis” kelimesinin sözlük anlamlarındaki kullanımlarını Kur’an’da da görmekteyiz.10 Örneğin, Kur’anı Kerim “sözlerin en güzeli” anlamında; “Ahsenü’lHadis” ifadesini bizzat kendisi için kullanmaktadır. Aynı kullanımı Hz. Peygamberin, “Sözlerin en güzeli Allah’ın kitabıdır.” hadisinde de görmekteyiz.

“Hadis” kelimesi başlangıçta, “Hz. Peygamberin sözü” anlamında kullanılmıştır. Ancak hadis bir ilim dalı hâline geldikten sonra bu kavram; “Hz. Peygamberin sözleri, fiilleri ve takrirleri” olarak tarif edilmiştir. Hatta peygambere yakınlıkları sebebiyle sahabe ve tabiine ait söz ve uygulamalar da bu kavrama dâhil edilmiştir. Bu manada hadis, sünnet ile eş anlamlıdır.

BİLİYOR MUYDUNUZ?
İslam öncesinde Araplar Cahiliye Döneminin önemli gün ve olaylarını anlatmak için hadis kelimesinin çoğulu olan “ehâdis” kelimesini kullanırlardı.

BULALIM
Aşağıdaki ayetlerde “hadis” kelimesi hangi anlamlarda kullanılmıştır? Bulalım.
“Öyleyse, haydi o (Kur’an)’ın benzeri bir başka söz getirsinler bakalım; sözlerinin arkasında duruyorlarsa tabi.” (Tür suresi, 34. ayet.)

“Musa’nın haberi sana gelmedi mi?” (TâHâ suresi, 9. ayet.)
“Ve Rabb’inin nimetini her daim anlat” (Duhâ suresi, 11. ayet.)
 
3.2. Sünnet
“Sünnet” sözlükte “yol, gidişat, hâl, tavır, yaşam biçimi, çığır, kanun” gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Sünnet kelimesinin çoğulu “sünen”dir.

Sünnet kelimesi İslam öncesi Cahiliyye Döneminde; “ataların yolu, örf ve âdetleri, örnek uygulamaları” anlamında kullanılmaktaydı.

Sünnet, Kur’an’da; “yaşam tarzı, Allah’ın âdeti, değişmeyen kanunu, yasası” anlamlarında da kullanılır. Bu kullanımlar sünnetin sözlük anlamıyla yakından ilgilidir.
“Sünnet” kelimesi Hz. Peygamberin bir hadisinde de “uygulama” anlamında kullanılmaktadır. Bu hadiste şöyle buyrulur:
 

BULALIM
Aşağıdaki ayetlerde “sünnet” kelimesi hangi anlamlarda kullanıldığını bulunuz.

“Sizden önce (milletler hakkındaki) İlahî kanunların değişmezliğini kanıtlayan birçok olaylar gelip geçti. Öyleyse gezin yeryüzünü, hakikati yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün.” (Âli îmân suresi, 137. ayet.)

“Onlar yeryüzünde büyüklük tasbyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Hâlbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilere uygulanan sünnetten başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın yasasında asla bir değişme bulamazsın, Allah’ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın.”(Fâtır suresi, 43. ayet.)

“Kim İslam’da güzel bir uygulama (sünnet) başlatırsa ona hem kendi mükâfatı ve hem de kendisinden sonra o işi devam ettirenlerin mükâfatı, hiçbir şey eksiltilmeksizin verilir. Kim de İslam’da kötü bir uygulama (sünnet) başlatırsa ona da hem kendi günahı ve hem de kendisinden sonra o işi devam ettirenlerin günahı, hiçbir şey eksiltilmeksizin verilir.”
Hadiste geçen “sünnet” kelimesi, hem olumlu ve hem de olumsuz anlamdaki âdet ve uygulamalar için geçerli olan genel bir ifade olarak kullanılmıştır. Ancak “sünnet” kelimesi zamanla, yalmzca Hz. Peygamberle ilgili kullanılan bir kavrama dönüşmüştür. Bu noktada bazen birbirinin yerine, bazen de farklı anlamlarda kullanılan “sünnet” ve “hadis” kelimelerinin kavramlaşma sürecinden bahsetmek gerekir. Zira bu süreç, bu iki kavramın anlam alanıyla ilgili ortak ve farklı yönlerin anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
“Sünnet” kavramı başlangıçta yalnızca “Hz. Peygambere ait olan uygulamaları”; “hadis” ise “Hz. Peygamberin sözlerini” ifade etmek için kullanılıyordu. Bu aşamada “sünnet” ve “hadis” arasında açık bir anlam farklılığı vardı. Bu anlamda “sünnet”e Hz. Peygamberin yaşam biçimi diyebiliriz.

Hadis ise uygulamayla ilgili olsun ya da olmasın Hz. Peygamberle ilgili aktarılan rivayetleri kapsamaktaydı. Örneğin, Hz. Peygamberin “Allah görünüşünüze ve zenginliğinize bakmaz. Ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” sözü bir hadis olup bir uygulamayla ilgili olmadığından sünnet kapsamına girmemektedir. Ünlü hadis bilgini Ahmed b. Hanbel (öl. 241)’in hac ile ilgili bir hadisi aktardıktan sonra; “Bu hadiste beş sünnet (uygulama) vardır.” sözü ilk dönemlerdeki “sünnet”, “hadis” ayrımını ortaya koyması bakımından güzel bir örnektir.


DEĞERLENDİRELİM

“Sünnet” ve “hadis” kelimeleri hadisin bir ilim dalma dönüşmesi sürecinde zamanla birbirinin yerine kullanılan eş anlamlı iki kavrama dönüştü. Böylece “Hz. Peygamberden aktarılan söz, davranış ve takrirlerin tümü” sünnet veya hadis olarak isimlendirildi. Daha sonraları Hz. Peygamberin yaratılışı ve ahlakıyla ilgili vasıflan da tarifin içerisine dâhil edildi.

“Sünnet”; Hz. Peygamberin sözlerinden oluşan “Kavlî / sözlü sünnet”, Hz. Peygamberin davranışlarından oluşan “fiilî sünnet” ve Hz. Peygamberin karşılaştığı olaylar karşısında susarak takındığı tavn ifade eden “takriri sünnet” olmak üzere üç bölümden oluşur.
Aşağıdaki rivayetlerin sünnetin hangi türüne örnek teşkil ettiğini değerlendirerek boşluğa yazınız.

( ) “Hiçbiriniz kendisi için istediğini, (Müslüman) kardeşi için de istemedikçe olgun mümin olamaz.” (Buharî, İman, 7.)

( ) “Allah Resulü şöyle dua ederdi: ‘Ey Allah’ım sana boyun eğdim. Sana inandım. Sana güvendim. Sana yöneldim. Senin adına mücadele ettim. Seni hakem kıldım. Geçmiş ve gelecek gizli ve açık yaptıklarımı bağışla. Evvel ve ahir sensin. Senden başka ilah yoktur.’ ”(Buharî, Teheccüd, 1.)

( ) “Hz. Peygamber çocukları mescitte mızraklarla harp oyunu oynarlarken gördü ve ses çıkarmadı.”(Buharî, Salat, 69.)

3.3. Eser
“Eser” kelimesi sözlükte, “meydana getirilen şey, alamet, iz ve belirti” anlamlarında kullanılmıştır. Kelimenin çoğulu “âsâr”dır.19 “Haydi (Ey insan) Allah’ın rahmetinin eserlerine bir bak. Ölü toprağa nasıl da can veriyor! İşte bunu yapan, ölüleri diriltenin ta kendisidir. Zira onun güç ve kudreti her şeye yeter.”20 ayetinde “eser” kelimesi sözlük anlamıyla kullanılmıştır.

Hadis ilmine ait bir terim olarak “eser”, “hadis” ile eş anlamlıdır. Kavramın başlangıçtan bu yana yaygm olan kullanımı budur.21 İmam Nevevî’nin; “Haber ister merfü, ister mevkûf, ister maktû’ olsun hadisçiler nazarında hepsi de eserdir.”22 sözü bu yaygın görüşü açıklamaktadır. Henüz hicri

II. asırda Ebu Hanife (öl. 150 H)’nin öğrencisi olan İmam Yusuf (öl. 182 H) ve İmam Muhammed (öl. 189 H), Hz. Peygamber, sahabe ve tabiine ait rivayetleri topladıkları kitaplarına “elÂsâr” adım vermişlerdir. Aynı şekilde bir çok âlim de hadisle ilgili yazdıkları kitapları isimlendirirken “eser” ya da “âsar” kavramlarını kullanmışlardır. İbn Hacer Askalani’nin, “Nuhbetü’lFiker fî Mustalahi Ehli’lEser” adlı eserini buna örnek olarak verebiliriz.

3.4. Haber
Haber sözlükte; “bir konuyu duyurmak, hakkında bilgi aktarmak” demektir. Çoğulu “ahbar” olarak kullanılır.23 Hadis ıstılahı olarak haber kelimesi birkaç manada kullanılmıştır. “Hadis” terimiyle eş anlamlı olan kullanımı yaygındır. Bu şekli ile Hz. Peygamberin hadislerine “haber” denmiştir. Bu anlamda “haber” rivayet şekline ve râvilerine göre genel olarak “mütevâtir haber” ve “âhâd haber” olarak ikiye ayrılmaktadır.

Bununla birlikte “haber” ve “eser” kavramlarım daha çok sahabe ve tabiin sözleri için; “hadis” kavramını ise Hz. Peygamberin sözleri için kullananlar da olmuştur.

3.5. Râvi
Sözlükte, bir haberi anlatan, nakleden kimseye râvi denir. Çoğulu “ruvât”tır. Bir hadis terimi olarak “râvi”, “hadisi senedi ile usulüne uygun olarak nakleden kimse” demektir. Kendisinden hadis rivayet edilen, râvinin hadis aldığı hocasma ise “şeyh” denir.
Rivayet edilen hadislerin sıhhati, her şeyden önce, hadisleri nakleden râvilerin belirli özellikleri taşımasına bağlıdır. Bir rivayetin kabul edilebilmesi için genel olarak râvide “akıl, zabt, adalet” ve “Müslüman” olma şartı aranır.24 Akıl, râvinin temyiz kudretine sahip olması; zabt, râvinin hadisi duyma, anlama, ezberleme ve unutmadan koruyabilme özelliklerini taşıması; adalet ise, İlahî emir ve yasaklara uyan, hak, hukuk gözeten bir kişi olması demektir.

Belirlenen şartlardan herhangi birinin noksan olması, râviyi güvenilir olmaktan çıkarır. Bu durumda olan râvilerin rivayet ettikleri hadisler sahih olsalar dahi alınmaz, güvenilir olan diğer râvilerden alınır. Râvilerden hadis kabulü ve reddi ile ilgili oluşturulan bu kaideler, hadis ilminin sağlam temeller üzerine bina edildiğini gösterir. Bu hassas kaidelerin geliştirilmesindeki asıl maksat; İslam dininin Kur’an’dan sonra ikinci kaynağı olan hadisleri sağlam yollardan elde etmek ve aktarmaktır.

Hadis ilminde râviler özellikleri ve yaşadıkları dönemlere göre sınıflandırılmış, derecelere ve tabakalara ayrılmışlardır. Bunun dışında adalet ve zabt yönünden denk olan râviler arasında tercih yaparken râvilerde bazı farklı özellikler aranmıştır. Örneğin, Ebu Hanife bu durumlarda râvinin fakih olmasını tercih sebebi olarak görmüştür.
 
DEĞERLENDİRELİM
Aşağıdaki okuma metninde yer alan konuş mayı, râvilerin güvenilirliği konusunda gösterilen hassasiyet açısından değerlendiriniz.
Evzâi ile Ebu Hanife arasında “rükûya giderken ve rükûdan kalkarken namazda ellerin kaldırılması ” konusunda şöyle bir konuşma geçmiştir.

Ebu Hanife: Evzâî’ye ellerin kaldırılacağına dair rivayet bilmediğini söyleyince Evzâi: “Zührî’den işittim, o da Sâlim ’den, Salim de babası Abdullah İbn Ömer’den işitmiş...” diyerek namazda rükûya giderken ve doğrulurken ellerin kaldırılacağına dair bir rivayet okur.

İmam Azam da: “Bana Hammad anlattı, o da İbrahim NehâVden almış. Nehâî ise Alkame ve Esved’den bu ikisi ise Abdullah İbn Mes’ud’dan dinlemiş.” diye râvileri belirttikten sonra Hz. Peygamberin namazda sadece iftitah tekbiri sırasında elini kaldırdığını anlatan bir rivayet nakleder.
Evzâî kendi senedinin daha makbul (âli isnad) olduğunu hatırlatınca Ebu Hanife, râvilerin fakih olması sebebiyle kendisinin delil olarak kullandığı hadisin tercihe şayan olduğunu söyler.
Ebu Hanife’nin bu açıklaması karşısında Evzâî susar.

3. 6. Rivayet-Mervi
 “Rivayet” sözlükte, “bir haberi nakletmek, su taşımak” gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Hadis ilimlerinde “Râviruvât”, “mervîmerviyyât” gibi çokça kullanılan kavramlar “rivayet” kökünden gelir. Bir hadis terimi olarak “rivayet”; “Hz. Peygambere ait söz, fiil ve takrirleri nakletme, aktarmak” demektir. Aktarılan habere ise “mervî” denir. “Rivayetü’lHadis” ifadesi ise hadislerin çeşitli yollarla aktarılması anlamında kullanılır.

OKUYALIMY ORUML AYALIM
Rivayet” kelimesinin anlamlarından biri olan “su taşımak”tan hareketle edebî metinlerde “pınar başı, su başı” anlamında “serçeşme” tabiri, Hz. Peygambere atfen kullanılarak güzel benzetmeler yapılmıştır. Hz. Peygamberin hem “âlemlere rahmet” hem de güzel “ahlak” sahibi olarak Kur’an’da övülmesi ve “su”yun halk arasında “rahmet, temizlik, saflık” sembolü olarak kullanılması özellikle şairler için tüken mez bir ilham kaynağı olmuştur.

Divan edebiyatının en önemli şairlerinden olan Fuzülî’nin Hz. Peygambere olan sevgisini ortaya koyan eserinin “Su Kasidesi” olduğunu hatırlayalım. Her beytin sonunda tekrarlanan“su” kelimesinden ötürü “Su Kasidesi” diye anılan ve “naat” türünün en güzel örneklerinden olan şiirden seçme iki beyit: Dest bûsu arzûsuyla ölürsem dostlar/ Kûze eylen toprağım sunun anmla yâre su (Dostlarım! Eğer ben onun elini öpmek arzusuyla ölürsem, mezarımın toprağıyla bir kâse yapın ve o kâseyle o sevgiliye su ikram edin.)
Tıyneti pâkini rûşen kılmış ehli âleme/ iktidâ kılmış tarîki Ahmedi Muhtâre su (Su Hz. Peygamberin ne kadar temiz yaratılışlı olduğunu, onun yoluna girmekle herkesi anlatmaya başlamış.)
Yukarıdaki metni okuyarak Hz. Peygambere olan sevgiyi yorumlayınız.
 
Rivayet; sünnet, hadis, eser, haber gibi birbirine yakın ve hatta eş anlamlı kelimelerin hepsini ifade edebilecek bir kavramdır. Nitekim rivayet kelimesi haber, sünnet manasında da sıkça kullanılmıştır.

Rivayet ya lafzen ya da manen olur. Lafzen rivayet, bir hadisin Hz. Peygamberden duyulduğu gibi aynı lafızlarla aktarılmasıdır. Sahabenin bir kısmının hadislerin lafzen rivayeti konusunda titiz davrandıkları bilinmektedir. Bunun sebebi anlam olarak rivayet edilmesi durumunda hadislerin zamanla ilk anlamlarından uzaklaşacağından endişe edilmesidir. Ancak lafzen rivayet edilmiş hadis sayısının çok az olmasından da anlaşılacağı gibi hadislerin anlam olarak aktarılması pratikte şartların zorunlu kıldığı bir durumdur ve yaygın olarak uygulanmıştır. Nitekim Hz. Peygamberin ezberledikleri hadisleri bir zaman sonra aynı lafızlarla hatırlamakta güçlük çektiklerini söyleyen sahabeye; haramı helal, helali haram kılmamak şartıyla bu izni verdiği bilinmektedir.26
 
DEĞERLENDİRELİM
Aşağıdaki metni sahabenin hadis rivayeti konusundaki gösterdiği hassasiyet açısından de ğerlendiriniz.
Buharî’nin rivayetine göre Abdullah b. Zübeyr’itı bir gün babası Zübeyr b. Avvam’a; Resulullahtan fada hadis rivayet etmemesinin sebebini sorması üzerine babası ona; “Bilesin ki ben Resulullahtan hemen hiç ayrılmadım, hep onunla beraber bulundum. Ancak ben onun ‘Kim bana yalan isnat ederse cehennemdeki yerini hazırlasın.’ dediğini işittim. Bu nedenle susmayı tercih ediyorum. ” demiştir. (Buharî, İlim, 38.)
Hadisçiler yine de Hz. Peygambere saygılarından dolayı hadisleri anlam olarak aktarırken bazı ihtiyati cümleler kullanmayı bir gelenek olarak benimsemişlerdir. Örneğin, bir hadis aktarılırken,“Resulullah bu şekilde ya da buna benzer buyurdu.” anlamında; “Kâle Rasulullah fîmâ kâl ev kemâ kâl ” gibi ifadeler kullanılmaktadır.

3.7. Senedlsnad
Sened sözlükte; “dayanılan, güveni len şey, belge” anlamlarında kullanılır.
Bir hadis terimi olarak “sened”, hadisi nakleden râvilerin isim zinciridir. Bu anlamıyla sened, bir sözün Resulullaha ait olduğunu gösteren belgedir.

Senette yer alan râviler zinciri ile sözü Resulullaha kadar dayandırmaya “isnad” denir. Sened ve isnad birbirlerinin yerine kullanılan iki terimdir. Her iki terimin de çoğulu olarak “esânid” kelimesi kullanılır.

Başlangıçta sahabenin kendi aralarında sened araştırması yapmadıkları, tabiînin de sahabeye sened sormadıkları bilinmektedir. Ancak İbn Şirin (öl. 110/728)’in bildirdiğine göre, Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıklar artıp fitne zuhur edince hicri birinci asrın sonlarına doğru, hadis rivayet eden kimselerden sened sorulmaya başlanmıştır. Bunun sonucu olarak da hadisleri mümkün olduğunca ilk duyan kimseden almak amacıyla “nhle” denilen ilim yolculukları yapılmıştır. Örneğin, Ebu Eyub elEnsari’nin, kendi bildiği bir hadisi Resulullahtan duyan kişi olarak tanıdığı Ukbe b. Amir’den de duymak için Medine’den Mısır’a gittiği bilinmektedir.28

BİLİYOR MUYDUNUZ?

BİR SENED ÖRNEĞİ
Buharî’nin Camiu’sSahih’inde yer verdiği ilk hadisin senedi şöyledir:

Sened’in tercümesi:
“Bize Humeydi nakletti. O, “Bize Süfyan söyledi.” dedi. O, “Bize Yahya b. Said elEnsari söyledi.” dedi. O, “Bize Muhammed b. İbrahim etTemimi haber verdi.” dedi. O da, Alkame b. Vakkas elLeysi’nin “Ömer b. elHattab’ın minberde “Rasulullah’ı şöyle derken işittim.” dediğini duymuş.”(Buharî, Bedü’lVahy, 1.)

îsnad sistemi hadis rivayetinde uygulanmış köklü ve bilimsel bir tedbirdir. Müslümanlara mahsus bir uygulamadır ve amacı uydurma hadisleri ayıklamaktır. Abdullah b. Mübarek (Öİ.181 H)’in dediği gibi “Îsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı isteyen istediğini rivayet etmeye kalkışırdı.” Bu nedenle isnad, hadis ilminin temeli olarak kabul edilmiştir.
îsnad senedin uzunluğuna göre “âli isnad” ve “nâzil isnad” olarak ikiye ayrılmıştır. Hadisin senedinde kopukluk olmadan mümkün olduğunca az râviyle Hz. Peygambere ulaşmasına “âli isnad”; daha çok râvi ile ulaşmasına ise “nâzil isnâd” denir. “Âli isnad” “nâzil isnad”a tercih edilir. Çünkü rivayet edilen sözün söylendiği zamanla, aktarılması arasına ne kadar az zaman girerse rivayetin güvenilirliği o derece artar. Aynı şekilde râvi sayısının azlığı da rivayette hata ihtimalini azaltır. Ancak âli isnadın, nâzil isnada tercih edilmesi râvilerin adalet ve zabt yönünden eşit olması durumunda geçerlidir. Yoksa adalet ve zabt yönünden eksikliği olan râvilerden oluşan bir seneddeki râvi sayısının azlığı tek başına bir tercih sebebi değildir.

3.8. Metin
“Metin” hadiste, râviler zincirinden sonra gelen, Hz. Peygamberin sözünün yer aldığı kısımdır. Aslında hadis metinden ibarettir. Sened yalnızca o metnin Hz. Peygambere ait olup olmadığını belirlememize yardımcı olur.

Hadis ve fıkıh bilginleri hadisleri doğru anlamak, Hz. Peygamberin maksadını iyi kavramak anlamında “Fıkhu’lHadis”e önem vermişlerdir. Bu amaçla hadis metinleri farklı yönleriyle incelenmiş ve bu incelemeleri yapmak üzere farklı ilim dallan geliştirilmiştir. Hadis metinleri Kur’an ve sahih sünnete uygunluk yanında akli ilkelere ve tarihî gerçeklere ters düşmeme ve dil yönünden değerlendirmeye de tabi tutulmuştur.

3.9. TarîkTabaka
Enes’ten Ebu’tTeyyâh, ondan Şu’be, ondan Yahyâ, ondan da Muhammed İbn Beşşâr naklederek, Hz. Peygamberin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: “Kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” (Buhan, İlim, 11.)
“Tarîk” sözlükte; yol anlamındadır. Bir hadis terimi olarak seneddeki râvilerin isimlerinin sırayla zikredildiği kısma “tarîk” denir. Bu anlamda “sened” ve “isnad” kavramlanyla eş anlamlıdır. Ancak farklı bir özellik olarak “tarîk” bazen ana senedin farklı kollannı ya da bir râviden sonraki aynşan kollarını ifade etmek için de kullanılır. Hadis kitaplannda yer alan “Bu hadis bu tarîkten hasendir.” gibi ifadelerle kast edilen budur. Bu anlamda kullanılan bir diğer terim ise “vecih”tir.

“Tabaka” ise aynı dönemde yaşamış, birbirine yaşça yakın olan râvilerin oluşturduğu gruplara denir. Örneğin, “sahabe tabakası”, “tabiin tabakası”, “etbâu’ttâbiin tabakası” gibi. Aynca hadis kitaplan da özelliklerine göre tabakalar şeklinde tasnif edilmişlerdir.

3.10. Cerh ve Ta’dü
Sözlükte “cerh”, “yaralamak, kınamak” gibi anlamlarda kullanılır. Bir hadis terimi olarak “cerh”; bir râvinin adalet ve zabt yönünden eksik olduğunun, bu nedenle de rivayetlerinin kabul edilemeyeceğinin belirlenmesidir. Cerh edilmiş râviye “mecruh” denir.
“Ta’dîl” ise sözlükte, “doğrultmak, düzeltmek, bir kimsenin suçsuzluğunu açıklamak, adaletini bildirmek” gibi anlamalara gelir. Bir hadis terimi olarak ise râvinin adalet ve zabt sıfatlarım taşıdığını, rivayetlerinin güvenilir olduğunu belirlemektir. Ta’dîl edilmiş râvi, sika (güvenilir), sebt (sağ Cerh ve ta’dıl ilminde bir râvinin  güvenilmez olduğunu gösteren on Ahmet Muhammed Mustafa kusura “Metâini Aşere” (on suçlama noktası) denir. Bu kusurlardan birine veya birkaçına sahip olan râvinin rivayetleri kabul edilmez. Bu on kusurun beşi râvinin adaleti beşi de zaptıyla ilgilidir.

lam) ve hüccet (delil) gibi olumlu vasıflarla anılır. Râvileri bu yönleriyle araştırıp tetkik eden ilme “cerh ve ta’dil ilmi” denir. Cerh ve ta’dil ilmi, hadis ilminin en önemli konularından birini oluşturur.

Kur’anı Kerim, bir haberin kabul edilmeden önce o haberi getiren kimsenin güvenilir olup olmadığının araştırılmasını ister.29 Bu nedenle hadisçiler geliştirdikleri cerh ve ta’dîl kriterleri ile hadis rivayet eden kimseleri titiz bir incelemeye tabi tutmuşlar, güvenilir bulmadıkları râvilerin haberlerini reddetmişlerdir.

Râvinin adaleti ile ilgili olan tenkit noktalan şunlardır: râvinin hadis rivayetindeki yalancılığı, râvinin günlük yaşamında yalancılıkla itham edilmesi, râvinin İslam’ın emir ve yasaklarına uyma konusundaki gevşekliği, râvinin yeterince tanınmaması, râvinin bidat ehlinden olması.

Râvinin zabtı ile ilgili olan tenkit noktalan ise şunlardır: râvinin rivayetlerinde çok yanlış yapması, râvinin dikkat etmesi gereken yerlerde gaflet göstermesi, râvinin hadisin sened ve metninde doğru sanarak hata yapması, râvinin sika (güvenilir) râvilerden birine muhalif olarak rivayette bulunması, râvinin hafızasının zayıf olması.

Hadis ilminde sadece cerh ve ta’dîlin usul ve esaslanmn belirlenmesiyle yetinilmemiş; bunun yanında, cerh ve ta’dîli yapacak kimselerde de birtakım özellikler aranmıştır. Bu özellikleri taşımayan kimselerin yaptıkları cerh ve ta’dîle ise itibar edilmemiştir. Örneğin, doğru sözlü olmak, sözünü tutmak ve günahlardan kaçınmak bu konuda râvinin sahip olması gereken önemli özelliklerden sayılmıştır.

Cerh ve ta ’dîl ilminin tanınmış isimlerinden Yahya b. Saîd elKattân (öl. 198/814) rivayetlerinden dolayı eleştirdiği kişilerden dolayı kendisine yöneltilen:  Sen cerh ettiğin bu kişilerin kıyamet gününde karşına hasım olarak çıkmalarından korkmuyor musun? şeklindeki bir soruya:  “Hadisini müdafaa etmediğimden dolayı Resulullahın karşıma hasım olarak çıkması bu kimselerin düşmanlığına maruz kalmaktan daha çok beni korkutmaktadır. ” diye cevap vermiştir.

Aşağıdaki olayı cerh ve ta’dîl ilminin önemi açısından değerlendiriniz.

1. ...Hz. Ömer (r.a)’den rivayet edilmiştir. O, ResuluUah (s.a.v.)’m şöyle buyurduğunu işittim, dedi: “Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah’a ve Resulüne ise onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyahğa veya nikâhlanacağı bir kadına ise onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir.”(Buharî, Bed’ü’lVahy, 1; Müslim, îmâret, 155.)

2. ...İbn Ömer (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İslam dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak.” (Buharî, İman 2; Müslim, İmân, 21.)

3. ...EbuHureyre (r.a.)’den rivayet edilmiştir. O, Resuhillah(s.av.)’m şöyle buyurduğunu işittim, dedi: “Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa kirinden bir şey kabr mı?” Sahabeler:  “O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz.” dediler. Resuli Ekrem:  “Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder.” buyurdular. (Müslim, Mesâcid, 283.)

4. ...Hz. Osman (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. O, ResuluUah (s.a.v.)’m şöyle buyurduğunu işittim, dedi: “Kim yatsıyı cemaatle kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş gibi olur, kim de sabah namazını cemaatle kılarsa sanki gecenin tamamını namazla geçirmiş gibi olur.” (Müslim, Mesâcid, 260.)

5. ...Câbir (r.a.)’den rivayet edilmiştir. O, ResuluUah (s.a.v.)’m şöyle buyurduğunu söylemiştir; “Her (meşru ve) güzel iş sadakadır.” (Buharî, Edep, 33.)

6. ...Ebu Hüreyre (r.a.)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “ResuluUah (s.av.)’a bir adam gelerek şöyle dedi:  Ey Allah’ın elçisi! Hangi sadakanın sevabı daha büyüktür? Hz. Peygamber de şöyle buyurdu:
 “Sağlığın yerinde olup malına düşkün olduğun, fakirlikten korkup zenginliğe tamah ettiğin halde verdiğin sadakanın sevabı daha büyüktür. (Bu işi) can boğaza gelip de “falana şu kadar”, “filana bu kadar” demeye bırakma. Zaten o mal vârislerden şunun veya bunun olmuştur.” (Buharî, Zekât, 11; Müslim, Zekât, 92.)

7. ...Ibni Ömer (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, ResuluUah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sadece şu iki kimseye gıpta edilir: Biri Allah’ın kendisine Kur’an verdiği ve gece gündüz onunla meşgul olan kimse, diğeri Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz onun yolunda harcayan kimse.” (Buharî, Tevhid, 45; Müslim, Müsafirîn, 266.)

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Hadis Dersi

İmam Hatip 6. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 5 DVD
Yorumlar