Güzel Ahlak Örneği Olarak Hz. Muhammed
İmam Hatip 6. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 5 DVD

Güzel Ahlak Örneği Olarak Hz. Muhammed

3. Güzel Ahlak Örneği Olarak Hz. Muhammed


3.1. Dürüstlüğü, Güvenilirliği ve Cömertliği

Hz. Peygamber, hayatı boyunca dürüstlüğü, güvenilirliği ve cömertliği ile herkesin takdirini kazanmıştır. O, hayatının hiçbir devresinde doğruluktan ayrılmamıştır. O, Müslümanların da doğru, güvenilir ve cömert olmasını istemiştir.

Hz. Muhammed, risalet görevinden önce Mekke toplumunda dürüstlüğü ile tanınıyordu. Mekkeli müşrikler, hiç yalan söylemediği için onu “sadık” diye isimlendirmişlerdi.
Peygamberimiz, İslam’ı ilk önce yakınlarına tebliğ etmişti. Onlan Safa Tepesi’nde toplamış ve onlara, “Şu tepenin ardından düşman ordusu geliyor desem bana inanır mısınız?” diye hitap etmişti. Hep bir ağızdan “Elbette inanırız. Çünkü sen bu zamana kadar yalan söylemedin.” şeklinde cevap vermişlerdi.

NOT EDELİM
Doğruluğun zıddı olan ikiyüzlülük. yalancılık, sahtekârlık gibi olumsuz davranışlar insanlar arası ilişkilerde kötü sonuçlar meydana getirir. Bu sebeple Hz. Peygamber Müslümanları uyararak şöyle demiştir: “İkiyüzlülüğün belirtisi üçtür: Konuştuğunda yalan söyler. Kendisine emanet bırakıldığında ona hıyanet eder ve söz verdiğinde sözünde durmaz.”

Hz. Peygamber, doğruluğu imanla beraber zikrederek onun önemini vurgulamıştır. Bir defasında bir kişi Allah Resulüne gelerek şöyle dedi: “Ya Resulallah! İslam hakkında bana öyle bir söz söyle ki onu senden sonra hiç kimseye sormayayım.” Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol.”

Peygamberimiz, doğru ve dürüst oluşunun yanı sıra güvenilir bir kişiliğe de sahipti. Peygamberlik öncesinde Mekke halkı arasında en dürüst ve en güvenilir kişi olarak bilinirdi. Nitekim Mekkeliler ona “elEmin” diye hitap ederlerdi. Kâbe’nin tamiri sırasında Haceri Esvet (Siyah Taş)’in yerine konulması ihtilaf konusu olmuştu. Kâbe’ye ilk gelen kişinin vereceği kararın kabul edilmesi benimsenmişti. O gün oradakiler Kâbe’ye ilk giren kimsenin Muhammed olması sebebiyle çok sevinmişlerdi. Çünkü o, güvenilir bir insandı.
Gençliğinde Hz. Hatice ile ticari ortaklık yapan Hz. Muhammed’in doğruluğu onun üzerinde büyük tesir bırakmış, bunun üzerine ona evlilik teklif etmişti. Hz. Hatice, ilk vahyin gelişi ile tedirginlik yaşayan Hz. Peygamberi teskin ederken onun doğruluğunu şu sözleriyle teyit etmiştir: “Allah seni esirgesin, Ey Ebu’lKasım. Allah seni hiçbir zaman yalnız bırakmayacaktır. Çünkü sen doğrusun, emanete riayet edersin, akrabanı gözetirsin, merhametlisin ve güzel ahlaklısın.”

YORUMLAYALIM
Hudeybiye Antlaşması yapılmıştı. Bu anlaşma gereğince müşriklerden Müslüman olup Medineli Müslümanlara sığınanlar müşriklere teslim edilecekti. Ebu Basir isimli kişi Müslüman olduğu için Mekkeli müşrikler tarafından hapse atılmıştı. Bir yolunu bulan Ebu Basir Medine’ye kaçarak Peygamberimize sığındı.

Mekkeli müşrikler anlaşma gereğince Ebu Basir’i geri götürmek istediler. Ebu Basir teslim edilmemeyi ummaktaydı. Fakat Allah Resulü verilen sözü yerine getirmeye kararlıydı ve şöyle dedi: “Bildiğin gibi bizKureyş müşriklerine söz verdik. Dinimizde vefasızlığa yer yoktur.”
Yukarıdaki olayı sözünde durmak açısından yorumlayınız.
Mekkeli müşrikler, Peygamberimize pek çok ithamda bulunmalarına rağmen onun yalancı olduğunu söyleyememişlerdir. Hz. Muhammed’in mektup göndererek İslam’a davet ettiği liderlerden biri de Bizans Kayseri’dir. Kayser, Peygamberimizin yalan söyleyip söylemediğini o esnada orada bulunan Ebu Süfyan’a sorduğunda ondan şu cevabı almıştır: “Muhammed asil doğmuştur, doğru ve emindir. Hiç bir söz ve vaadinden dönmemiştir.”

Mekkeli müşrikler, Peygamberimize düşmanlık etmekle birlikte önemli eşyalarını ona emanet etmekten geri durmamışlardır. Bu husus Medine’ye hicrete kadar böylece devam etmiştir. Hicret yolculuğuna çıkmaya hazırlanan Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye bu emanetleri sahiplerine ulaştırmasını özellikle tembih etmiştir.

Cömertlik, sahip olunan imkânların, meşru ölçüler içinde, hiçbir karşılık beklemeksizin başkalarının istifadesine sunulmasıdır. Cömertliğin zıddı ise cimriliktir. Cimrilik, sahip olunan imkânları başkalarıyla paylaşmaya yanaşmamaktır. Bu iki kavramla alakalı diğer bir kavram ise israftır. İsraf, sahip olunan imkânların ihtiyaç olunmayan yerlerde kullanılmasıdır. Yüce Allah’ın bir ismi de cömert anlamına gelen “Kerim” dir. Allah, cömertliği överken cimrilik ve israfı kınamıştır.
 
Hz. Muhammed’in ahlaki yönlerinden biri de cömertliğidir. İnsanların en cömert olanı Peygamberimiz idi. O, sahip olduğu tüm imkânları insanlarla paylaşmıştır. Peygamberimiz çok sade bir hayat yaşamış ve her zaman başkalarını kendine tercih etmiştir. Ondan bir şey isteyenin isteğini imkânlar ölçüsünde asla geri çevirmemiştir. Bir defasında bir adam Resulullahtan birkaç tane koyun istemiştir. Peygamberimiz, sürünün tamamını adama vermiştir. İlk önce bu durumu şaka sanan kişi, gerçek olduğunu anladığında Müslüman olmuş ve bağlı olduğu topluluğu da İslam’a davet ederek böyle bir cömertliğin ancak peygamberlere özgü olabileceğini dile getirmiştir.

Peygamberimizin kumaşa ihtiyacı olduğu bir gün kendisine bir kumaş verilmişti. Bir adam yanına gelerek kumaşın çok güzel olduğunu ifade etti. Peygamberimiz de hemen kumaşı ona hediye etti.

Peygamberimizin bir özelliği de hediyeleşmeyi sevmesi idi. Bir gün yeni satın aldığı bir deveyi Hz. Ömer’e hediye etmiştir. Her Müslüman’ın dürüstlük ve cömertlik konusunda Peygamberimizi örnek alması gerekir.

NOT EDELİM
Peygamberimiz bir hadisinde, “Cömert insan Allah’a, cennete ve insanlara yakındır, Cehennem ateşinden ise uzaktır. Cimri insan ise Allah, cennet ve insanlardan uzak olup cehenneme yakındır. Cahil olmakla birlikte cömert insan, çok ibadet etmesine rağmen cimri olandan daha makbul ” buyurur.

3.2. Merhameti ve Alçak Gönüllülüğü
Merhamet; acımak, bağışlamak, şefkat göstermek ve iyilikte bulunmak gibi anlamlara gelir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed, insanlara ve diğer canlılara karşı çok merhametli ve şefkatliydi. Akrabalarını ve komşularını ziyaret eder, onlara şefkat gösterir; yetimi, düşkünü ve mazlumu gözetirdi.

Allah Resulü, “ Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.” ayetinin gereği olarak Müslümanlara şefkat kanatlarını açmış, onların üzüntü ve sevinçlerini paylaşmıştır. Onların karşılaştığı sıkıntılar kendisini derinden yaralamıştı. Peygamberimizin bu ruh hâli bir ayette şöyle ifade edilmiştir: “ Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”

Bu ayette Allah, kendi isimlerinden olan Rauf (şefkatli) ve Rahim (merhametli) sıfatlarını peygamberine layık görerek onun merhametinin büyüklüğüne işaret etmiştir. Hz. Muhammed, sahip olduğu şefkat ve merhamet sebebiyle insanları daima cezbetmiştir. İnanan inanmayan, kadınerkek, küçükbüyük, zenginfakir, özgürköle ayrımı yapmadan her sınıf insana şefkatle yaklaşmıştır. Onun merhametinden herkes etkilenmiştir. Bu durum Kur’an’da şöyle ifade edilmiştir: “ O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.”

 Allah Resulü; yoksullara, güçsüzlere, hastalara, çocuklara, yaşlılara, yolda kalmışlara, yetimlere daha fazla ilgi ve şefkat gösterilmesini tavsiye etmiştir.
Hz. Peygamber yetimlerin gözetilmesine dikkat çekmiş ve bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Müslüman evlerinin en hayırlısı, içinde yetime bakılıp iyilik edilen evdir; Müslüman evlerinin en kötüsü ise içinde yetime kötülük edilen evdir.”

YORUMLAYALIM
Hz. Muhammed, tabiatın korunması ve hayvanlara merhamet konusunda da çok duyarlı idi. Hz. Muhammed, bir yolculuk esnasında dinlenmek için bir yerde konaklamıştı. Orada, ağaca yuva yapmış bir kuşun yavrularını bir adamın alması üzerine kuş çırpınmaya başlamıştı. Olayı gören Allah Resulü, o kimseyi uyararak yavruların yuvalarına konulmalarını sağlamıştır.

Yukarıdaki metni okuyarak Hz. Peygamberin merhameti açısından yorumlayınız.

O, kendisine işkence eden, hatta onu öldürmeye kalkan Mekkeli müşriklere dahi şefkat duygularını hiç eksik etmemiştir. O, Rabb’inden halkını affederek hidayete erdirmesini niyaz etmiştir. Nitekim bir ayette bu durum şöyle ifade edilir: “(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse (üzüntüden) kendini tüketeceksin.”

Tevazu, Peygamberimizin örnek kişiliğinin ayrılmaz bir parçası idi. O, halkın içinde sade bir insan olarak yaşardı. Peygamberimiz hastaları ziyaret eder, köle ve fakirlerle oturur, onlarla yemek yerdi. Öyle ki onu tanımayanlar onun bulunduğu bir meclise girdikleri zaman kimin Allah Resulü olduğunu anlayamazlardı. Mütevazı bir hayat yaşayan Allah Resulü kendisini kul ve beşer olarak ifade eder, kendisine insanüstü nitelikler verilmemesine özellikle dikkat çekerdi.

Bir defasında Hz. Peygamber verdiği bir ziyafette arkadaşlarına hizmet ederken uzaklardan bir atlı gelerek onlara yaklaştı. “Bu kavmin efendisi kimdir?” diye sorarak, “Onu arıyorum.” dedi.

Peygamberimiz, “benim” demedi. O sırada saha belere hizmet etmekte olduğundan, şu muhteşem cevabı verdi: “Bir kavmin efendisi, ona hizmet edendir.” Adiy bin Hatim etTai, Müslüman olmadan önce Medine’ye gelir. Hz. Peygamberin yanında birtakım insanları ve çocukları görünce onda İran ve Bizans krallarında bulunmayan vasıflar olduğunu fark eder. Adiy, Peygamberimizin yolda yaşlı bir kadını uzun müddet dinlediğine şahit olur. Daha sonra Adiy bin Hatim Peygamberimizin evine gider. Hz. Peygamber, oturması için içi lif dolu minderini ona verir ve kendisi yere oturur. Bu davranış karşısında çok etkilenen Adiy bin Hatim, “Vallahi bu bir kral değildir.” diyerek Müslüman olur.

3.3. Adaletli Davranması
Her hak edene hakkını vermeye adalet denir. Ferdî ve sosyal ilişkilerde adalet, en temel ahlaki değerdir. Bir toplumda sosyal barışın olması adaletin uygulanmasına bağlıdır. Adaletin zıddı zulümdür. Zulüm; güçlü bir kimsenin yasaya veya vicdana ay kırı olarak başkasını uğrattığı kötü durum, kıyım, acımasızlık gibi anlamlara gelir. Kur’an pek çok yerde adaletin önemine değinir. Nisâ suresinin 58. ayetinde şöyle buyrulur: “ Allah size, mutlaka emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”

NOT EDELİM
Bir yolculuk esnasında saha beden birkaç kişi yemek için bir keçi kesmeye karar vererek aralarında iş bölümü yaptı. Buna göre onlardan biri hayvanı kesecek, diğeri derisini yüzecek ve öbürü de pişirecekti.

Hz. Muhammed de ateş için odun toplaya cağını söyledi. Arkadaşları bu işi de kendilerinin yapabileceklerini söylediklerinde o şöyle cevap verdi: “Gerçekten isteyerek bunu yapacağınızı biliyorum. Ancak ben bir grup içinde seçkin bir durumda bulunmaktan hoşlanmam. Böyle insanları Yüce Allah da sevmez.”
 
Adalet; bir hükmün, kişinin kendisi, ailesi veya akrabaları aleyhine dahi olsa uygulanmasıdır. Nitekim Rabbimiz konuyla ilgili şöyle buyuruyor: “Ey inananlar! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, anababanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olsun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah (onlara) sizden daha layıktır.”Hz. Muhammed, Kur’an’da emredilen adalet ilkesini en güzel şekilde uygulamıştır.

Mekke toplumunda o, adaleti ile de tanınıyordu. Kâbe’nin tamiri sırasında Haceri Esvet’in hangi kabile tarafından yerleştirileceği Araplar arasında sorun olmuş, onun adil çözümü herkesi memnun etmişti. Peygamberimiz genç bir tüccar iken doğruluğu, dürüstlüğü ve adaletiyle diğer insanlardan ayrılmıştı. Hz. Muhammed, peygamber olmadan önce zulme uğrayan kimsesiz, zavallı insanların haklarını korumak için “Hilfu’lFudul” (Erdemliler Birliği) kurulmuştu. Bu birliğin üyelerinden biri de Peygamberimizdi.

Hz. Peygamber Medine Devleti’nin başkanı olduğunda, bütün davalarda, renk, inanç ve ırk ayrımı gözetmeksizin herkese adalet ile hüküm vermiştir. Bir defasında Kureyşli bir kadın suçlu bulunmuştu. Hırsızlık hükmünün çocuklarına uygulanmamasını isteyen ailesi, Üsame bin Zeyd’i Peygamberimize gönderdiler. Durumu öğrenen Allah’ın Resulü hiddetlenerek şöyle dedi: “Siz den öncekiler işte bu yüzden helak olmuştur.
Onlar kanunları fakirlere uygular, zenginleri ise affederlerdi. Allah’a yemin olsun ki kızım Fatıma dahi hırsızlık yapsaydı cezayı uygulardım.”

Allah Resulünün adaletine, ona düşmanlık hisleriyle dolu olan Yahudiler de güveniyordu. Onlardan bir kısmı sorunlarını çözmesi için ona geliyorlardı. Konuyla ilgili olarak Rabb’imiz de elçisini şöyle yönlendirir: “Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Sana gelirlerse ister aralarında hüküm ver ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hükmet. Allah adil olanları sever.”

Hz. Muhammed, hak etmeyene sorumluluk vermemiştir. Yönetimde görev almak isteyen bir sahabeyi, bu işin ağır bir görev olduğu, eğer yerine getiremezse daha ağır bir sorumluluk altına gireceği konusunda uyarmıştır.

Allah Resulü hayatı boyunca adaletle hüküm vermiş ve sahabelere de adil olmalarını öğütlemiştir. Bir defasında Hz. Ali’ye şöyle demiştir. “Sana iki kişi muhakeme için geldiğinde, hiçbir zaman ikisini de dinlemeden karar verme. Her ikisini de dinlediğinde doğruyu bulman mümkündür.”

3.4. Hoşgörülü Oluşu
Hoşgörü; farklılıklara karşı tahammül etmek, anlayış göstermek, başkalarının düşünce, inanç, örf ve âdetlerine saygılı olmaktır.

Toplum hayatında hoşgörü çok önemlidir. Çünkü her toplumda farklı inanç, kültür, örf ve âdetler bulunur. Her insan, kendi kabul ettiği değerler doğrultusunda yaşamak ister. Toplumun yapısı farklılıklara açık ise o toplumda huzur olur. Farklılıklar o toplumun zenginliği kabul edilir. Bu zenginlik de ancak hoşgörü ile gerçekleşir. Şayet farklılıklara izin verilmez, herkesin aynı değerleri kabul etmesi istenirse o zaman toplumda kaos ortaya çıkar. Bu yüzden İslam dini, toplumsal barış için hoşgörüye büyük önem verir.
Allah, Kur’an’da Müslümanlara müsamahayı tavsiye eder. Pek çok sorunun bu yolla kendiliğinden çözüleceğine dikkatimizi çeker. Bu konuda şöyle buyurur: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.”

Peygamberimiz de hoşgörülü olmayı tavsiye etmiştir. Bir hadisinde, “Hoşgörülü ol ki hoş görülesin.” buyurmuştur. Hoşgörülü olabilmek için olumsuz duyguları kontrol etmek gerekir. Olaylara geniş açıdan bakamayan, akli muhakemede bulunamayan telafisi mümkün olmayan davranışlar sergileyebilir. Oysa olaylara sabırla yaklaşmasını bilen, kötü sonuçların meydana gelmesini engellemiş olur. Allah, bu davranış şeklini överek şöyle buyurur: “O takva sahipleri ki bollukta da, darlıkta da harcarlar; öfkelerini yutkunurlar, insanları affederler. Allah da güzel davrananları sever.”

Peygamberimiz insanların kaba tavır ve davranışlarına aynı üslupla cevap vermemiştir. Onları anlayış ve sabırla karşılayarak eğitmiştir. Bir gün yolda yürürken yanına yaklaşan bir kimse Hz. Peygamberin elbisesini hızla çeker. Gömleğin yakası sert olduğu için boynunda iz bırakır. Bununla da yetinmeyen bu kişi, “ Ey Muhammed! Senin yanında bulunandan bana vermeleri için adamlarını görevlendir.” der. Adama dönerek gülümseyen Peygamberimiz hiç kızmaz ve adamın istediği de kendisine verilir.
Günün birinde, yaşlı sahabe Mahreme bin Nevfel, Hz. Muhammed’in Müslümanlara elbise dağıttığını duyar. Oğlu Misver ile beraber Allah Resulünün evinin önüne gelir ve oğluna Peygamberimize seslenmesini söyler. Fakat Misver çekinir. Bunun üzerine Mahreme, “Evladım o bir zorba değildir.” diyerek oğlunu rahatlatır. Mahreme bin Nevfel’in bu sözünden Hz. Muhammed’in içinde yaşadığı toplum tarafından nasıl algılandığı açıkça görülür.

Peygamberimiz kendisine eziyet eden Mekkeli müşriklere dahi müsamahalı davranmıştır. Mekke’nin fethedildiği günü kendilerine nasıl davranılacağını kaygı ile bekleyen müşriklere Allah Resulü, “Bugün hepiniz özgürsünüz, hiçbir şekilde aşağılanmayacaksınız.” diyerek tarihte benzeri az görülen bir hoşgörü örneği ortaya koymuştur. Peygamberimizin bu yaklaşımı müşriklerin çoğunun bir müddet sonra Müslüman olmalarına sebep olmuştur.

Hz. Muhammed, Medine’ye hicret ettikten sonra Yahudiler ve Medineli müşrik Araplarla anlaşma yaparak onlara inanç ve kültürlerini serbestçe yaşayabilme imkânını sunmuştur. O, hiçbir zaman onların inanç ve kültürel değerlerini yaşamalarına engel olmamıştır.

NOT EDELİM
Hristiyan Necran heyeti bir gün Medine'ye gelir ve Peygamberimizin mescidine gider. O sırada Peygamberimiz ve ashabı, ikindi namazını kılmaktadır. İbadet vakti geldiği için Necran heyeti de doğuya yönelerek ibadet etmeye başlar. Bu durumdan rahatsız olan birkaç sahabe olaya engel olmak ister. Fakat Peygamberimiz devreye girerek Hristiyan grubun rahatça ibadet yapmalarını sağlar.

3.5. Sabırlı Oluşu ve Kararlılığı
Sabır, sıkıntılara ve zorluklara karşı göğüs germek, bunlar karşısında yılgınlık göstermemektir. Hz. Muhammed’in özelliklerinden biri de sabırlı oluşudur. O, peygamberliğinden önce ve sonra karşılaştığı birçok sıkıntıya karşı sabır göstermiştir.
Hz. Muhammed, risalet görevinden önce Mekke toplumunun en çok sevdiği kişiydi. Vahyin başlamasıyla Hz. Muhammed’e karşı tavır ve davranışlar değişti. Mekkeli müşrikler önce yalanladılar ve alaya aldılar. Böylece psikolojik olarak onu yıldırmaya çalıştılar. Peygamberimize mecnun (deli) diyerek onun moralini bozmak istediler. Kur’an bu olayı şöyle ifade eder: “Dediler ki: Ey kendisine Kur’an indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun!” Onu şairlikle itham ettiler. Kuranda bu duruma şöyle değinilir. “ Mecnun bir şair için tanrılarımızı bırakacak mıyız? derlerdi.” Bu dönemde Peygamberimize yöneltilen ithamlardan biri de kâhinlik idi.

Bu ve diğer sözlü saldırılara karşı Allah; elçisini sabra çağırmış, aceleci olmamasını, Rabb’inin hükmünü beklemesini istemiştir: “Sen Rabb’inin hükmünü sabırla bekle, balık sahibi (Yunus) gibi (aceleci) olma.”

Sözlü sataşmalar kısa bir süre sonra fiili saldırılara dönüşmüştür. Peygamberimiz bu saldırganlıklara karşı sabretmiş ve ashabına de sabretmeyi tavsiye etmiştir. Örneğin, bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “ Kim sabırlı davranırsa Allah ona sabır melekesi verir. Hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ihsanda bulunulmamıştır.”

Peygamberimiz, Mekke Döneminde tüm gücüyle dini tebliğ etmeye çalışmış, müşriklerin baskı ve eziyetlerine sabretmiştir. Fakat asla doğru bildiği yolda yürümekten geri kalmamıştır. Bu süreçte İslam’ı tebliğ amacıyla gittiği Taif’te sözlü ve fiili saldırılara uğramış ve bu durumu sabırla karşılamıştır. Allah, daha önceki peygamberlerin de zorluk ve eziyetlere uğradığını belirterek Peygamberimize sabrı tavsiye etmiş ve onu teselli etmiştir.“ Andolsun ki senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti...”

Hz. Muhammed’i yolundan döndüremeyeceklerini anlayan Mekkeli müşrikler, ona liderlik, makam ve zenginlik gibi dünyevi nimetleri teklif ederek onu davetinden vazgeçirmeye çalıştılar.

Bu teklifleri kabul edilmeyince Ebu Talip’ten yeğenini himaye etmeyi bırakmasını istediler. Ebu Talip bu durumu Peygamberimize bildirince onun cevabı, davetinde ne kadar samimi ve kararlı olduğunun açık bir ifadesidir: “Güneş’i sağ elime, Ay’ı sol elime verseler yine de bu davamdan vazgeçmem.”

Peygamberimizin sabrı ve kararlılığı arkadaşlarını da etkilemiştir. Onlar en zor günlerde Hz. Muhammed’i korumuş ve İslam’ın yayılması için pek çok zorluğa katlanmışlardır.
Allah, sahabenin bu onurlu duruşunu şöyle ifade eder: “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler vardır. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.”

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Siyer Dersi

İmam Hatip 6. Sınıf Arapça Eğitim Seti 6 DVD
Yorumlar