Dinlerde İbadet ve İbadet Yerleri
İmam Hatip 5. Sınıf Hz. Muhammed'in Hayatı Eğitim Seti 6 DVD

Dinlerde İbadet ve İbadet Yerleri
DİNLERDE İBADET VE İBADET YERLERİ

1. Dinlerde İbadet
Din, akıl sahiplerini kendi iradeleriyle kurtuluşa sevk eden bir değerler bütünüdür. Din kavramı iman ve uygulamadan oluşan bir bütündür. İbadetler, dinin pratiğe yansıyan boyutudur. Bugün yeryüzünde yaşayan pek çok din bulunmaktadır. Bu dinlerdeki ibadetler, şekil bakımından farklı olsa da nitelik, amaç ve anlam bakımından birbirine yakındır.

DİNLERDE BENZER İBADETLER
Dua ve Namaz Oruç Hac  Sadaka  Kurban
Her dinin bir de ibadet boyutu vardır. Dolayısıyla din ve ibadet kavramları insanlık tarihi kadar eskidir. İbadet; tevazu göstermek itaat ve kulluk etmek anlamlarına gelir. Terim olarak ibadet ise kulun, “Allah’ın razı olacağı işleri yapması”dır. Diğer bir tarife göre “saygının en ileri derecesi” dir.

İslam’da Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan her iyi ve doğru davranış ibadet sayılmıştır. Allah, insanın yaratılış amacının kulluk etmek olduğunu Kur’anı Kerim’de şöyle açıklamıştır: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Yahudilikte ibadet kelimesinin karşılığı avodahtır. Avodah Elohim, yani Rab Yahova’ya kulluk, Tevrat’ta şöyle emredilmiştir. “Allah’ınız Rabb’in ardınca yürüyeceksiniz, ondan korkacaksınız, onun emirlerini tutacaksınız ve ona kulluk edeceksiniz... ”
Hristiyanlıkta ibadetler, sakramentler diye ifade edilir. Diğer dinlerin de ibadeti karşılayan kavramları vardır. Onlar da kendilerince yüce varlığa kulluk ederler ve saygılarını sunarlar.
 
1.1. Dua ve Namaz
Sözlükte “çağırmak, seslenmek, istemek ve yardım talep etmek” anlamlarına gelen dua, bütün dinlerde insanın bütün benliğiyle kutsala yönelerek maddi ve manevi isteklerini ona arz etmesidir. Dua, kul ile kutsal varlık arasın da bir diyalog anlamı taşır. Duada saygı ve istek bir aradadır. Dua sadece sıkıntılı anlarda değil, rahatlık durumunda da yapılan bir zikir ve ibadettir. Dualar, kabul edileceğine inanılarak gönülden, alçak sesle ya da gizlice yapılır. Günahtan pişmanlık ve tövbe etmek gibi sebepler yerine getirildikten sonra dua yapılmalıdır.

İslam’a göre dua, doğrudan Allah’a yapılır ve araya herhangi bir aracı konulmaz. Kur’anı Kerim’de bir ayette Allah’ın kullarına çok yakın olduğu şöyle belirtilmiştir: “Kullarım, beni senden sorarlarsa (bilsinler ki) gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm (kabul ederim). O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”
Hz. Peygamber ise, “Dua ibadetin özüdür” diyerek duanın önemine işaret etmiştir.

BİLGİ KUTUSU
“...Rabb’imiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.” (Bakara suresi 201. ayet.)
“işittik ve itaat ettik. Ey Rabb’imiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.” “Ey Rabb’imiz! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma!
Ey Rabb’imiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabb’imiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme!
Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara suresi, 285 ve 286. ayetler.)

“Rabb’im! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan gelenleri de namaz kılanlardan eyle. Rabb’imiz! Duamı kabul eyle. “Rabb’imiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla.” (İbrahim suresi, 40 ve 41. ayetler.)
“Rabb’iniz buyurur ki: Bana dua edin, duanızı kabul edeyim!...” (Mü’min suresi, 60. ayet.)
“(Ey Muhammed) “De ki: Duanız olmasa, Rabb’im size ne diye değer versin? ...” (Furkân suresi, 77. ayet.)
“Allah’ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.” (Tirmizi, Deavat, 84.)

Yahudilikte sinagogda yapılan ibadetler duadan ibarettir. Hristiyanlıkta ise dua, İsa merkezli olmak üzere Tanrı (Peder) ve kutsal ruhu anmakla yapılır.
Namaz (salat), sözlükte, dua, istiğfar ve övgü anlamlarına gelir. Dinî bir kavram olarak namaz, İslam’ın beş esasından biridir. Namazda, her türlü zikir ve tespih vardır.
Beden, akıl ve kalp ile kılınan namaz insanı fenalıklardan korur. Kur’an, bu hususu şöyle ifade eder:
 
BİLGİ KUTUSU
“ .Çünkü namaz, müminler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (Nisâ suresi, 103. ayet.)
“İlk sorgu namazla başlayacaktır.” (Ebu Davut, Salat, 145.)
“(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.”
Kur’anı Kerim, Allah’ın diğer peygamberlere ve onlann ümmetlerine namazı emrettiğini birçok ayette haber vermiştir. Hz. Âdem, Nuh, İdris, İb rahim, Lut, Lokman, Zekeriya, Yakup, İshak, Musa ve İsa peygamberlere namazın emredildiği ayetlerde açıkça ifade edilmiştir. Mesela Hz. Musa’ya Yüce Allah: “Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.” şeklinde buyurmuştur.

Hz. İsa ise beşikteki mucizevi konuşmasında Allah’ın namazı kendisine emrettiğini şöyle ifade etmiştir: “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.”
Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı üzere İsrailoğullarına namaz emredilmiştir. Ancak mevcut Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında açık bir namaz emri yoktur. Onların ibadetleri dua ve ayin şeklindedir.
Yahudilikte Kudüs’e dönülerek ayakta yapılan ibadette (amida) kıyama benzer bir duruş ve rükûya yakın bir hareket olmakla beraber İslam'daki namazın yerini tutmaz.

YAHUDİLİKTE ORUÇ

Yahudilikte ibadet ferdî olarak ve cemaatle yapılır. Ferdî ibadetler evde toplu ibadetler ise sina goglarda yapılır. Sinagog (havra)da yapılan toplu ibadet, on iki yaşını geçmiş en az on kişi ile yapılır.
Kadınlar erkeklerden ayrı bir mekânda başları örtülü olarak sadece ibadeti izlerler. İbadetlerden önce abdest (Takdis edilmiş suya el daldırıp bileklere kadar el yıkamak) vardır. Kippur Günü’nde tüm vücut yıkanır ve güzel elbiseler giyilir. Ayrıca toprakla teyemmüm de yaparlar.
Yahudilerde evler adeta mabet gibidir. Evde, “mezuza” denilen bir silindir içine rulo hâlinde konulmuş Tevrat metinleri bulunur. Rulolar, üzerinde “şema”12’duasının ilk iki paragrafının yazılı olduğu kılıflar içinde bulunur ve Yahudi evinin giriş kapısının arkasında yüksek bir yere asılır.

Haftalık şabat ayini evde de yapılabilir. Bu durumda evin hanımı özel şamdanlar içindeki mumlar üzerine şu duayı okuyarak ibadeti başlatır: “Ey Tanrı! Bizim Allah’ımız, kâinatın hâkimi, emirleriyle bizi takdis eden ve bize şabat ışığını tutuşturmamızı emreden Tanrı hamt sanadır.” İbadet esnasında baba ve çocuklar annenin etrafında toplanırlar. Baba eline bir fincan özel bir içecek alır ve hayır dua yaptıktan sonra herkese birer yudum içirir. İbadetten sonra dua yemekle son bulur.
Yahudilikte ibadet dili genellikle İbranicedir. Bununla beraber Aramice de kullanılır. İbadetin özünü ise Tevrat tomarlarının açılıp okunması oluşturur.
İnanç esaslarını kapsayan şema duası okunurken ayağa kalkılır.

Haftalık şabat (cumartesi) Tanrı’nın kâinatı yarattıktan sonra dinlendiği günü ifade eder. Nitekim Tevrat’ta bu husus şöyle ifade edilir: “ Ve Rab Allah yedinci günü mübarek kıldı ve onu takdis etti; çünkü Allah yaratıp yaptığı bütün işten o günde istirahat etti.”Ortodoks Yahudiler o gün ateş yakmaz, elektrikli ve ateşli aletler kullanmaz. O günü, tatil ve ibadetle geçirirler, herhangi bir iş yapmazlar.
Hristiyanlıkta Hz. İsa tarafından ayin ve dua telkin edilmiş; ancak kesin bir ibadet şekli belirtilmemiştir. 325 İznik Konsülü’nde kabul edilen dua ve ayinler de zamanla Protestan mezhebi tarafından değiştirilmiştir. Bununla beraber ayinlerde şu ortak yönler vardır:
 Tanrı ibadetin tek kaynağıdır. (Vaftiz olmak ve Tanrı’ya yönelmek.)
 İbadetin gayesi Tanrı’da birleşmektir.

 İbadet, hayatı değiştirici olmalıdır. Ruh, manevi dünyaya yönelmelidir.
 Kurtuluş ancak kutsal ruhun öncülüğünde olur.

BİLGİ KUTUSU
“Şimdi siz şöyle dua edin: Ey göklerde olan babamız! İsmin mukaddes olsun, melekutun gelsin; gökte olduğu gibi yerde de senin iraden olsun. Günlük ekmeğimizi bugün ver...Bizi iğvaya götürme.” (Matta, 6/ 913.)

Hristiyanlıkta günlük dua ve ibadetler genelde kilisede ve papazın yönetiminde yapılır.
Çünkü papaz, dua ve ibadetlerin kabulü için aracıdır. İbadetlerde Yeni Ahit’ten ve Eski Ahit’in özellikle mezmurlar kısmından bölümler ve ilahiler okunur. Hristiyanlıkta haftalık ayin ve dua ibadeti, pazar günleri yapılır. Haftalık ibadetin cemaatle yapılması gerektiği için pazar günü kiliseye gitmek çok önemlidir. Çünkü bugün, Hristiyanlıkta en önemli ibadet olarak görülen evharistiya ayini icra edilir. İsa’nın havarileriyle yediği yemeğin anısına yapılan bu ayinde kutsal kitaptan pasajlar okunur, ilahiler söylenir, vaaz ve dualar edilir. Günah itirafı, kuvvetlendirme, nikah ve son yağlama gibi ayinler Hristiyanlığın belli başlı dinî törenlerindendir. Ayrıca noel, paskalya ve haç yortusu gibi kilisede yıllık olarak yapılan ayinler de vardır.

Hinduizmde ibadet tanrıların heykellerinin önünde yapılır. Herkes kendi tanrısının putuna ibadet ettiği için vakti ve şekli düzenli olan bir ibadeti yoktur. Hinduların evlerinde tanrı heykellerinin bulunduğu bir köşe vardır. Burada putlara saygı gösterilir, onların bakım ve temizliği yapılır.Bir Hindu, günlük ibadetini yapmak için sabah gün doğmadan kalkar ve Hinduizmin besmelesi olan “om” kelimesi ile tanrısının ismini anar. Saçlarını başının üzerinde toplar, belden yukarısı ve ayakları çıplak bir biçimde doğuya doğru yönelir ve bağdaş kurup oturur. Derin bir tefekküre dalarak nefesini kontrol altında tutar. Bu esnada kutsal kitap Vedalardan dualar okur. Tanrısının putuna su serper ve ona çeşitli kurbanlar sunar. Aynı ibadeti biraz daha kısa olarak akşam vaktinde de tekrarlar.

Budizmde de ibadet, bu dinin kurucusu Buda’nın heykellerine tapınma şeklinde gerçekleştirilir. Kişi, Buda heykelinin önünde diz çökerek ellerini yüzünün hizasında ve avuç içleri yan yana gelecek şekilde birleştirir. Duaya Buda’ya saygı cümleleriyle başlar. “Buda, Drahama ve Sangha’ya sığınırım!” der. Bazen saygı ve tapınma bir nevi secdeyle sona erer.

Caynistlerin de ibadetlerinde her şey rahip ve rahibelere bağlıdır. Önceleri gezgin olan zahit rahipler büyük manastırlar yaparak buralara yerleştiler. Bunlar, kutsal metin ve ilahiler okuyarak ruh ve bedenlerini terbiye ederler. Caynistler, mabetlerdeki heykelleri takdis ederek bunların önlerinde ilahiler söylerler. Heykellerin önlerine lamba, tütsü koyar ve onları çiçeklerle süslerler. Ayrıca onlara meyve ikram ederler. Caynistler, özellikle sabahleyin güneş doğarken tapınaklarındaki Tirthankara heykelleri önünde meditasyon yaparlar ve secde ederler. Etraflarında dönerek onları selamlarlar.

Sihler tek tanrıya ibadet ederler. AdiGrant adlı kutsal kitaplarından bazı dualar okurlar. Onların ibadeti çok basittir. Altın Mabet’ in havuzunda ibadet maksadıyla yıkanırlar. Ve kutsal kitaptan bölümler okurlar. Toplu ibadetleri en saygın kişi yönetir. Mabetlere girmeden ayakkabılarını çıkarırlar ve kadınerkek başlarını örterler.
Konfüçyanizmde ibadet, Konfüçyüs’ün Tien diye adlandırdığı yüce tanrı ve diğer ruhanilere tapınmak, onlara dua etmek ve kurban sunmaktan ibarettir. Çin genelinde yaygın olan atalara saygı ibadet sayılır. İbadetlerde saygı, samimiyet ve sadelik esastır. Çünkü dinin özünü ahlakî değerler ve erdemli davranışlar oluşturur.

Taoizmde ibadetler yüce tanrı kabul edilen ShangTi’ye yapılır. Taoizmde ruhun ölümsüzlüğüne ve iyilerin Tao ile birleşerek bu dünyada mutluluğa ulaşacağına inanılır. Taoizmdeki manastır ve rahiplik anlayışı sonradan benimsenmiştir.
 
Zerdüştlükte ibadet tek tanrıya yapılır. Bu dine inanan kişi, mabede girmeden önce ellerini ve ayaklarını yıkar. Mabede girerken ayakkabılarını çıkarır ve günahlarının bağışlanmasını diler. Mabette rahip aracılığıyla kutsal ateşin külleri alınır. Kutsal metinlerden bazı parçalar okunarak dua edilir ve ateşe sırt çevrilmeden geriye doğru gidilerek kapıdan çıkılır. Mabetteki ibadet ferdîdir. Rahipler, Tanrı’nın azametini temsil eden mabetteki ateşin devamlı yanmasını sağlar. Ayrıca günde beş defa ateşin temizleme ve koruma ayinini yaparlar. Kutsal kitap Avesta’dan bazı kısımları okur. Ateş, güneş ışınlarından ve insan nefesinden korunacak şekilde muhafaza edilir. Erkek ve kız çocukları iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt edebilecek yaşa geldiklerinde “naujote” adı verilen bir törenle dinî öğretilerinden sorumlu hâle gelirler. Zerdüştlükte rahipler sınıfı dışındakiler için ibadetin vakti ve günü yoktur.
Eski Türklerde tek tanrı inancı vardı. Eski Türk dininde düzenli günlük ibadetlerin ve iba

NOT EDELİM
Şintoizm çok tanrılı bir din olduğundan ibadet, tanrılara yapılır. Bu ibadet, tanrılara dua ederek pirinç ve şarap sunarak yapılır. Bir Şintoist, tapınağa gitmeden önce el ve yüzünü yıkar, ağzını çalkalar ve özel temizliğini yapar. Tapınağa girerken el çırpar ve tanrıların dikkatini çektikten sonra ibadete başlar. Diz üstü çöküp başını öne eğerek dua eder.
Tapınaklarda ancak rahibin girebileceği kutsal bir hücre ile ibadet edenlere ayrılmış dua salonu yer alır. Buraya “miya” veya “cinca” denir.

Şintoistlerin ibadetleri; dua ve kurbanlardan ibarettir. Eskiden hayvanlar kurban edilirken bugün genellikle gıdalar kurban (sunak) olarak Tanrı’ya sunulur. İmparator Neyci’nin kabre konulduğu gün General Nogi ve karısı “harakiri” yaparak kendilerini kurban etmek suretiyle daha önce var olan insan kurban etme âdetini ortadan kaldırmıştır. Dua, en basit şekliyle yüz yıkanıp eller birbirine vurulduktan sonra zihnen yapılır. En ağır ibadet ise soğuk su ile yıkandıktan sonra ıslak elbiseyle mabedin etrafında yüz defa dönmektir. Tapınak işlerini özel okul ve fakültelerden yetişen rahipler idare eder.

Ancak Çin kaynakları, uyunse diye adlandırdıkları bir tapınak veya ibadethanenin Türklerde mevcut olduğunu bildirmektedir. Eski Türklerde ecdat mağaraları, mukaddes dağlar, yersular, hakanın otağı, obalar, abidevi mezarlar, ev veya Türk çadırı önemli dinî merasimlerin yapıldığı mekânlar olmuştur. Baş açık, yüz ve eller göğe doğru dönük Tanrı’ya dua edilirdi.Tanrı’ya tapınma, doğuya yönelerek ve diz çökülerek yapılırdı.

Türklerde özellikle resmî büyük ayinlerin başkanlığını veya yöneticiliğini hakan yapmaktaydı. Kamlar ise ayin sırasında özel ilahiler söyler, ruhları ve ataları çağırır, sihirli davulunu çalarak göğe yükselip inmeyi temsil ederdi.

YORUMLAYALIM
Tek tanrıya inanan bir Zerdüşt her gün, “Ey mutlak güç sahibi, yardımıma yetiş! Ben Tanrı’nın bir ibadetçisiyim. Ben Tanrı’ya ibadet eden bir Zerdüşt’üm. Zerdüşt’ün dinini övmeyi ve ona inanmayı kabul ediyorum.” şeklindeki duayı okur.

Zerdüştlerin amentüsü olan bu metni yorumlayınız.
Eski kabile dinlerinden biri olan Dinka dininde ibadet, insanüstü kuvvetlerin en büyüğü olan ve yaratıcı olarak kabul edilen Nihialik’e devamlı tekrarlanan dua cümleleriyle yapılır. İbadet ve dualarla yüce güç olan Nihialik’ten sağlık ve yağmur istenir.
Ainu dininde tanrılara ve ruhlara saygı vardır. Maori dininde rahipler eşliğinde ilahilerle ayin yapılır. Ga dininin kutsal mekanları ve rahipleri yoktur.

NOT EDELİM
İslam dininin temel ibadetlerinden olan namazı, diğer dinlerin ibadetleriyle karşılaştırdığımızda arada pek çok farkın olduğunu görürüz. İslam’daki namazın düzen ve disiplini diğer dinlerin hiçbirinde yoktur.
Yahudilik hariç diğer dinlerde “tevhit” inancına uygun bir ibadetten bahsedilemez. İslami kaynaklara göre Yahudi ve Hristiyanların peygamberlerine namaz emredilmiş olduğu hâlde bugünkü Yahudilik ve Hristiyanlıkta ibadet olarak dua, kutsal metinleri okuma ve çeşitli ayinler vardır.

Tüm dinlerin ibadetlerinde benzer bazı yönler bulunmakla birlikte bunların içeriği birbirinden farklıdır. Örneğin Yahudi ve Hristiyanlıkta cemaatle mabetlerde yapılan ayin uygulaması bulunmaktadır.
Şekil olarak Süryani Ortodoks kiliselerinde secdeli ibadetler vardır. Ancak Hristiyanların ibadetinin temelinde Mesih İsa’ya tapınma yer almaktadır.
Hinduizm, Budizm ve Çin dinlerinde cemaatle ibadet zorunluluğu yoktur. Hinduizm, Budizm ve Çin dinleri gibi dinlerde ibadet putlara karşı yapılmaktadır. Yeryüzünde İslam’ın namazına tam olarak denk gelen, benzer şart ve rükünleri olan bir ibadet yoktur.

1.2. Oruç
Oruç, sözlükte “bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak” anlamlarına gelir. Arapça karşılığı “savm”dır.Kur’anı Kerim’den öğrendiğimize göre oruç, bütün milletlere farz kılınmış bir ibadettir. Bundan dolayı bugün başta İslam olmak üzere pek çok dinde yer almaktadır. İslam, orucu belirli bir disiplin ve kurala bağlamış, insanların keyfî tasarrufundan çıkarmıştır. İslam’ın oruç anlayışı insan fıtratına uygundur. Diğer dinlerde oruç, güneş takvimine göre tutulduğu için sabittir.

Ancak İslam’da ay takvimine göre ramazan ayında tutulmaktadır. Bu ay her yıl farklı günlere denk geldiği için Müslümanlar her mevsimde oruç tutma imkânına sahiptir.
Hinduizm ve Budizm gibi dinlerde de bazı yiyecek ve içeceklerden uzak durma ve perhiz niteliğinde oruç uygulamaları bulunmaktadır. Hinduizm, Budizm, Caynizm ve Sihizmde oruç günümüzdeki biçimiyle sadece din adamları sınıfını ilgilendiren bir ibadettir.
Hinduizmde bazı oruçlar şunlardır:
• Adak oruçları: Arzu edilen bir işin olması amacıyla peş peşe on beş gün tutulur.
• Yıllık periyodik oruçlar: Her ayın birinci ve on beşinci günü tutulur. Tanrı Şiva’ya bağlı Brahmiler kendi mahalli aylarının on üçüncü günü yirmi dört saatlik bir oruç tutarlar.
Caynizmde ibadet, din adamları tarafından yapılır. Bu rahipler hayatları boyunca bitkisel besinlerle beslenirler. Ancak soğan ve sarımsak yemezler. Kuşluk veya zeval vaktinde olmak üzere günde sadece bir öğün yemek yiyebilirler. Dilencilik, manevi arınma aracı olarak kabul edilir. Manastırlarda yaşayan Caynist rahipler bu geleneği yaşatırlar. Caynistler arka arkaya kırk gün oruç tutarlar.
Sih dininde oruç, yoga ve keffaret gibi ibadetler yoktur. Onlara göre Tanrı’nın adını anmak ve düşünmek yeterlidir.
Zerdüştlerde bilinen şekilde bir oruç ibadeti yoktur. Onlarda oruç yerine fiil, düşünce ve konuşmada hataya düşmemeye dikkat etmek şeklinde bir uygulama vardır.

Eski Ahit’te “Canlarınıza cefa edeceksiniz.” emrine göre oruç nefsi alçaltma vasıtası olarak kabul edilir. Yahudilerin farklı amaç ve niyetlerle tuttukları oruçlar vardır.
Yahudilikte günahlara kefaret olması veya geçmişin kötü günlerinin hatırlanması veya ağıt yakılması amacıyla oruçlar tutulur. Bu oruçların en önemlileri şunlardır:
Yom Kippur (Tövbe ve Kefaret Günü) orucu, tişri ayinin onuncu gününde tutulan kefaret orucudur. Bir yıl içinde yapılan hata ve günahların affedildiğine inanılan bu günlerde tutulan oruç, bir önceki gün güneşin batmasıyla başlar ve yirmi beş saat sürer. Bu süre içerisinde yiyecek, içecek ve cinsellikten tamamen uzak durulur. Yıkanmak, temizlik yapmak, deri giysi ve ayakkabı giymek o gün haramdır.

Kudüs’teki Süleyman Mabedi’nin iki defa yıkılması anısına ab (ağustos ) ayının dokuzunda tutulan ve teşabeav orucu denilen oruçta da Yom Kippur orucunun kurallarına uyulur. Bu iki orucun dışındaki oruçlar, sabahın ilk ışıkları ile başlar ve güneşin batışına kadar devam eder. Yahudilikte bu oruçlardan başka, çeşitli amaçlarla tutulan oruçlar da vardır. Mesela, Yahudi ay takvimine göre 17 Temmuz’da Kudüs’ün Babillilerin eline geçişinden dolayı bir gün oruç tutulur (dördüncü ay orucu).


HRİSTİYANLIKTA ORUÇ
Hristiyanlıkta oruç anlayışı farklıdır. Genelde, Paskalya Bayramı’ndan önceki kırk günlük Lent Dönemi oruç zamanı olarak kabul edilmektedir. Fakat bu günlerde tutulan oruç, tamamen yemeden ve içmeden uzak durma şeklinde değildir. Hristiyanlar bu günlerde sadece bir öğün yemek yiyerek oruç tutarlar. Günün her anında hafif birtakım yiyecekler almaları mümkündür. Bunun dışında, Katolik mezhebine bağlı olanlar cuma, doğu kiliselerine bağlı olanlar ise hem çarşamba hem de cuma günleri et yemezler. Kırk günlük oruç zorunlu değildir. Zorunlu oruç, bu günler içinde sadece bir gündür. Bazı gruplar haricinde Protestan mezhebine bağlı olanlar, orucu kabul etmezler ve bu nedenle oruç tutmazlar.

Monofizit Hristiyanlardan Süryani Kilisesi’nde yıllık oruçlar şöyle sıralanır:
1. Büyük oruç: Kiliselerce de kabul edilen kırk günlük Paskalya öncesi oruca yedi günlük elem haftası orucunun da eklenmesiyle tutulur.
2. Ninova orucu: Şubat ayınde tutulan üç günlük oruçtur.
3. Haziran başı perhizi: Üç gündür ve havarilerin orucu olarak kabul edilir.
4. Ağustos perhizi: Meryem Ana orucu olarak bilinir.
5. Aralık perhizi: 525 Aralık arasında Noel’e hazırlık amacıyla tutulur.
Katolik Kilisesi’nde oruca başlama yaşı yirmi iken Ortodoks ve Süryani kiliselerinde on dörton beştir.

İSLAM’DA ORUÇ
İslami bir terim olarak oruç; “tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar geçen süre içinde yemek, içmek ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır.” Oruç tutan kişi, oruçlu olduğu süre içerisinde günah ve kötülüklerden uzak durmaya çalışır. Kişinin kendisini oruç yasaklarına karşı tutmasına “imsak”, vakit gelince orucu açmaya “iftar” denir. Bu yasaklar mazeretsiz olarak yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmaktır. Yasakları ihlal etmek ise cezayı gerektirir. Ayrıca İslam’da oruç tutmak için sahura kalkmak Hz. Peygamber tarafından tavsiye edilmiştir.

İslam’ın beş temel esasından biri olan ramazan orucunu tutmak, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş herkese farzdır. Oruç bir irade terbiyesidir. İnsanları kötülüklerden korur. Onların merhamet duygularını geliştirir ve sağlıklarını korur. Oruç, nimetlerin kıymetini bilmeyi ve sabırlı olmayı öğretir.

Farz, vacip ve nafile olarak üç grup olan orucu; hasta, yaşlı ve yolcu başka zamana erteleyebilirler. Oruç tutamayan yaşlılar ve iyileşmeleri mümkün olmayan hastalar imkânları varsa her gün için bir fidye verirler.

“Ey iman edenler!
Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” (Bakara suresi 183. ayet.)
“Kim inanarak ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari, Savm, 7.)
“Oruç bir kalkandır.” (Buhari, Savm, 2.)
“Ve oruç tutuğunuz zaman, ikiyüzlüler gibi surat asmayın. Zira onlar oruç tuttuklarını insanlar görsün diye surat asarlar.” (Matta, 6/ 16.)

DEĞERLENDİRELİM
“Kötülük zincirlerini açmak, boyunduruk bağlarını çözmek ve ezilmiş olanları hür olarak salıvermek. Benim seçtiğim oruç bu değil mi? Kendi ekmeğini aç olanla paylaşmak, yurtsuz düşkünleri kendi evine getirmek ve çıplağı görünce üstünü örtmek .... değil mi?” (İşaya, 58/78.)
 
Yukarıdaki ayet, hadis ve Kitabı Mukaddes metinlerinden hareketle dinlerin oruca bakışını değerlendiriniz.

1.3. Hac
Hac, İslam’ın beş şartından biri olup hicretin dokuzuncu yılında farz kılınmıştır. Gerekli şartları taşıyan her Müslüman’ın ömründe bir defa hacca gitmesi farzdır. Hac mevsimi dışında yapılan ziyaretlere ise umre denir.
Kutsal mekân kavramı ve bu tür yerlerin ziyareti, tarih boyunca bütün inançlarda mevcut olmuştur. Kutsal mekânları ziyaretin sebebi o mekânın kutsiyetinin bahşedebileceği maddi, manevi ve ahlâki faydaları elde etmektir. Hac bütün dinlerin tarihten günümüze, değişik şekillerde de olsa taşıdığı önemli ibadetlerden biridir. Kutsal mekanlar kabileci, millî ve evrensel dinlerin hepsinde ibadet maksadıyla ziyaret edilir.

1.3.1. Hac Merkezleri
İslam’ın hac merkezi Mekke’dir. Kur’anı Kerim’de “Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadetevi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’ dir.” ayetiyle Kabe’nin kutsal mabed olduğu vurgulanır. Müslümanlar Kabe’yi tavaf edip Arafat’ta vakfe yaparak hac ibadetini yerine getirir. Ayrıca Kur’anı Kerim’deki “İnsanlar arasında haccı ilan et ki gerek yaya olarak gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde kendilerine ait birtakım yararları yakından görmeleri, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın ismini anmaları (kurban kesmeleri) için sana (Kâbe’ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yiyin hem de yoksula, fakire yedirin; sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve o eski evi tavaf etsinler.”34 ayetinden insanları hac yapmak üzere Mekke’ye davet eden ilk peygamberin İbrahim olduğu anlaşılmaktadır. Hz. İbrahim, haccın usüllerini tespit ederek Kâbe’nin her yıl ziyaret edilmesini sağlamış ve oğlu Hz. İsmail’i orada bırakıp Filistin’e dönmüştür. O tarihten sonra gelen peygamberler ve ümmetleri de Kâbe’yi ziyaret etmişlerdir. Araplar, Cahiliye Devrinde ellerini çırpıp ıslık çalarak ve çıplak olarak Kâbe’yi tavaf ederlerdi.
 
 
DEĞERLENDİRELİM
“.Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.” (Ali İmrân suresi, 97. ayet.)
“Kim Allah için hacceder, kötü sözlerden ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahsız olarak) döner.” (Buhari, İman, 2.)
Yukarıda verilen ayet ve hadis mealinin ışığında haccın önemini değerlendiriniz.
Tevrat, bütün Yahudi erkeklerine yılda üç defa Kudüs’te Yahve’nin huzurunda bulunmayı emretmiştir. Bunlar Fısıh (Paskalya), Şavuot (Pentekost ) ve Sukkot (Çardaklar) bayramlarıydı.
Yahudilikteki hac mekânlarını üç grupta toplamak mümkündür.
1 Kudüs ve çevresinde oluşmuş, tarihî özelliğe sahip ve Kitabı Mukaddes’in tarihi içinde ortaya çıkan Ağlama Duvarı gibi mekânlar.
2 Genelde Celile’de bulunan, Talmut ve Kabala’da adı geçen bilgelerin mezarları.
3 Diaspora (Filistin dışında Yahudilerin yaşadıkları merkezler.)
 
Musa şeriatı öncesinde yaşamış önemli kişilerin başlarından geçen olaylarla ilgili olarak Eski Ahit’te zikredilen yerler daha sonra Yahudilik için özel mekânlar olmuştur. Yeni Ahit’te haccın önemi ve anlamı pek açık değildir. Sinoptik İnciller, Hz. İsa’nın sadece bir defa Fısıh Bayramı’nda hac için Kudüs’e gittiğini belirtirken Yuhanna İncili’ndeki ifadelerden Hz. İsa’nın hac merasimlerine düzenli olarakkatıldığı anlaşılmaktadır.
Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın son Kudüs yolculuğu ile Tanrı’nın şehrine eskatolojik haccını gerçekleştirdiğine ve Tanrı’nın krallığını başlattığına inanılır. İlk Hristiyanlar Yahudilikte olduğu gibi Kudüs’teki mabedi ziyaret ediyorlardı.

Daha sonraki dönemlerde Beytlehem’deki Hz. İsa’nın doğduğu mağara ve çarmıha gerildiği Golgota mevkii ziyaret yeri hâline gelmiştir. Kudüs’e yapılan haccın yanı sıra türbeleri, hatta manastırlarda yaşayan rahipleri ziyaret de bir tür hac olarak mütalaa ediliyordu. Diğer bir hac şekli de azizlerin ve şehitlerin mezarları üzerine yapılmış kiliseleri ziyaret etmekti.

Roma’da iki büyük havarinin (Petrus ve Pavlus) ve imparatorluğun Hristiyanlara karşı baskısının sonucunda şehit edilen azizlerin cesetlerinin Avrupa topraklarında bulunması nedeniyle burası diğer merkezlere göre öne çıktı. İspanya’da Santiago de Compostela’da havarilerden Büyük Yakup’a atfedilen mezar önemli bir hac merkezidir.

Kudüs, Roma ve Santiago de Com postela olmak üzere dünyada üç hac merkezini “mukaddes sene” dolayısıyla ziyaret edenlere Katolik Kilisesi’nce endüljans verilmektedir. Dolayısıyla mukaddes sene ilan edilen yıllarda bu yerlere giden hacı sayısında belirli bir artış gözlenmektedir. Mesela Santiago için Aziz Yakup’a Hristiyan takvimin de ayrılan gün olan 24 Temmuz eğer pazar gününe rastlarsa o yıl mukad des kabul edilir. Hristiyanlıkta ikinci tür hac merkezleri dünyanın değişik yerlerinde Meryem’e atfedilen kutsal mekânlardır.
Hristiyanlığın Anadolu’da da ziyaret yerleri vardır. Bu mekânlar Hristiyanlık tarihi ve önemli şahsiyetleriyle bağlantılıdır. Pavlus’un misyonerlik gezileri esnasında dolaştığı yerler bugün bazı Hristiyanlarca ziyaret edilmektedir. Antakya bu yerlerden biridir. Pavlus, Petrus ve Barnaba burada Hristiyanlığı yaymışlar, Antakya Kilisesi beş büyük kilise arasında yer almıştır. Diğer bir kutsal mekân da Efes’tir. Pavlus Efes’te kalarak Hristiyanlığı yaymaya çalışmış, Havari Yuhanna ise burada yaşamış ve ölünce buraya defnedilmiştir.

BİLGİ KUTUSU
İncil’de Hz. İsa’nın haccı şöyle anlatılır: ‘Ve İsa Allah’ın mabedine girdi, bütün mabette alışveriş edenleri dışarı attı; sıralarını masalarını ve güvercin satanların iskemlelerini devirdi. Ve onlara dedi: “Benim evime duaevi denilecek”(İsaya,56/7.) yazılıdır; fakat onu haydut ini yapıyorsunuz. Ve mabette kendisine körler ve topallar geldiler. İsa onları iyi etti.” (Kitabı Mukaddes, Matta, 21/1214.)
 
Hinduizmde de hac yerleri Benares ve Ganj Nehri’dir. Ayrıca tanrı Vişnu ve Şiva’ya adanan büyük mabetler de hac merkezi olarak kabul edilir. Bu hac merkezlerine bir Hindu durumuna göre yılda birkeç sefer gider.

Budizmde hac ziyareti, Buda’ya ait mekânlarla ondan kalanların bulunduğu yerlere yapılır. Bodhi Gaya Hindistan’da Budistlerin en önemli hac yeridir. Bunun dışın da hac için ziyaret edilen yerler; Nepal’deki Buda’nın doğum yeri olan Lumbini, Buda’nın ilk vaazını yaptığı Benares’deki Geyik Parkı ve Buda’nın öldüğü yer olan Kuşinagara’dır. Taoizm ve Konfüçyanizmde hac merkezleri kutsal kabul ettikleri yüksek dağlarda kurulan eski tapınaklardır. Bu dinlerin mensupları ayrıca Budistlerin hac merkezlerini de ziyaret ederler.

Japon inançlarına göre dağlar, tanrıların yurdudur ve bundan dolayı dağ tepeleri yüzyıllardır hac yeri olmuştur. Japon geleneğinde hem Şinto’ya hem Budizme ait çeşitli hac yerleri vardır. İse’deki tapınak Şintoizmin en yüce ilahına adanmış Şinto hac yeridir.
Sihler aslında hacca karşı çıkmakla beraber dinsel merkezleri olan Amritsar’da bulunan kutsal Altın Tapınak, dünyadaki bütün Sihlerce ziyaret edilmektedir.
 
1.3.2. Hac Yapma Şekilleri
İslam’da hac ibadeti, Kurban Bayramı günlerinde Kâbe’yi tavaf etmek, Arafat’ta vakfe yapmak ve Kâbe civarındaki kutsal yerleri ziyaret ederek yapılır. Bir Müslüman hac yolculuğuna çıkmadan önce varsa borçlarnı öder, günahlarından tövbe ederek yola çıkar.
Mekke yakınlarındaki Mikât denilen harem bölgesindeki giriş yerlerine gelince gerekli temizlik yapılır, gusül veya abdest alınır.

Bundan sonra, erkekler elbiselerini çıkarırlar ve ihram denilen iki parça beyaz örtüye bürünürler. Başları açık ve ayakları çıplak olur. Kadınlar ise normal elbiseleriyle ihrama girerler. Sonra, “Allah’ım! Senin rızan için haccetmek istiyorum, bana kolaylık ver ve haccımı kabul eyle.” diyerek hacca niyet eder ve telbiye getirirler.

Harem denilen yasaklı bölgeye girdikten sonra ihramın yasaklarına uyarlar. Mekke’ye varınca, ilk tavaf (kudüm tavafı) için hemen Kâbe’ye gidilir. Hacerü’lEsvet selamlanır ve tavafa başlanır. Tavaf esnasında çeşitli dualar okunur. Kâbe’nin etrafında sola doğru yedi defa dönmek suretiyle ilk tavaf tamamlanır. Tavaftan sonra Makamı İbrahim’in önünde iki rekât namaz kılınır.

İlk tavaf yapıldıktan sonra tekrar Hacerü’lEsvet’in önüne gelinir ve Hacerü’lEsvet selamlanır. Sonra, sa’y etmek için Safa Tepesi’ne gidilir. Kâbe’yi görecek kadar bu tepenin yüksek bir yerine çıkılır.
Gerekli dualar okunur ve sa’ya başlanır. Sa’y görevi, yedi defa Safa ile Merve tepeleri arasında gidip gelinerek Merve Tepesi’nde tamamlanır. Sa’y yaparken tavafta olduğu gibi çeşitli dualar okunur.

Haccın farzlarından olan vakfe görevini yapmak için, arife günü Mekke’den Arafat’a gidilir. Arafat’a varınca herhangi bir yerde bir süre bekleyerek vakfe görevi tamamlanır. Vakfe yaparken yine dualar okunur ve günahlardan tövbe edilir. Sonra, aynı gün Müzdelife’ye hareket edilir. Kurban Bayramı’nın birinci gününün sabahında Müzdelife’deki vakfe görevi tamamlanır, güneş doğmadan Mina’ya gidilir. Mina’da şeytan taşlama görevini yerine getirdikten sonra tıraş olup ihramdan çıkılır. Kadınlar saçlarının ucundan biraz keserek ihramdan çıkarlar. Ardından biri dışında, ihram yasakları sona erer. Daha sonra, bayramın ilk günü veya ikinci, üçüncü günlerinden birinde Mekke’ye gidilir ve farz olan ziyaret tavafı yapılır. Böylece, hac görevi tamamlanmış olur.

Yahudiler, Tevrat’ta yılda üç defa, yapılması emredilen hacca her zaman gereken önemi göstermemişlerdir. Fısıh, Sukkot ve Şavuot bayramlarında hac yapmaları istenmişti. Miladi 70 yılında Süleyman Mabedi’nin yıkılışından sonra mabetle ilgili hac artık yapılmadı. Ancak Yahudilerin kutsal topraklara yönelik ziyaretleri devam etti. Geçmişle ilgili hatıralar, o topraklara yeniden dönme özlemi ve Yahudi büyüklerinin oralardaki kabirleri Yahudileri o bölgeye çekiyordu. Kudüs’te Süleyman Mabedi’nden geriye kaldığına inanılan “Ağlama Duvarı” önemli bir ziyaret mahalli oldu. Orayı ziyaret edip dua ederek hac yapmaya başladılar.

Günümüzde Yahudiler belli günlerde bu tür yerleri ziyaret eder, bu ziyaretle rin şans getireceğine, talihsizliklere iyi geleceğine inanırlar. Hac mahallerinde dua edilir, adaklar adanır, bazen de istekler kâğıda yazılıp bırakılır. Ağlama Duvarı veya Süleyman Mabedi’nin batı duvarı dışındaki ziyaret merkezlerinde azizlere yalvarılıp onların şefaatçi olmaları istenir.

Hinduizmde hac Benares’i ziyaret etmek ve Ganj Nehri’nde yıkanmak, ölümden sonra yeniden dünyaya gelişte daha mutlu olma ümidini vermektedir. Yıkandıktan sonra hac görevini ifa etme yanında kutsal mekânın çevresinde dönmek de (tavaf) haccın unsurlarından biridir.
 
NOT EDELİM
Hristiyanlıkta bir kimsenin hac yapması için hayatında herhangi bir muayyen zaman yoktur. Ancak Kudüs'e gidiş genellikle geç yaşlarda gerçekleşmektedir. Kudüs’e varan kişi, artık hayatında önemli bir işi yerine getirdiğini hisseder. Hz. İsa’nın ölüp dirildiği yere bakınca kendisi de Kudüs’te ölmeyi arzular.
Ermenice “mahdesi” kelimesi, “ölümü ve aynı zamanda Kudüs’te Paskalya Bayramı’nda yakılan kutsal ateşi gören kimse” anlamındadır. Kudüs haccından dönen kimseye bu sıfat verilmektedir. Rus hacıları da Kudüs’e beyaz kefen götürür, Hz. İsa’nın vaftiz olduğu Ürdün Nehri’nde bu kefenleri sarınarak yıkanırlar.

Diğer doğu Hristiyanları ise beyaz kefenleri Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği cuma günü onun mezarına koyarlar. Genelde gruplar hâlinde Kudüs’e gidip dönen hacılar, dönüşlerinde bu görevi tamamladıkları için kilisede şükran duaları yapar, Kudüs’ten getirdiklerini dağıtırlar.
İlk Hristiyanlar Yahudilikte olduğu gibi Kudüs’teki mabedi de ziyaret ediyorlardı. Hristiyanların hac geleneği de hemen hemen birbirinin aynıdır. Hacılar, günahlardan arınmak için önce Ürdün Nehri’nde suya dalarlar. Sonra, sırayla İsa’nın hayatının geçtiği önemli yerlere ziyarette bulunurlar. İncillerden parçalar okur, tövbe eder ve ölümü düşünürler.
Taoizm ve Konfüçyanizmde inananlar ise sonbaharda gerçekleştirilen hac sırasında kırmızı veya san renkli elbiseler giyen hacı adayları buhur çubukları ve kâselerini taşıyarak on beş kişilik gruplar hâlinde sessizce meditasyon yaparlar. Sadece bitkilerle beslenirler, uzun yolculuk esnasında tövbe ederler. Hac mahallerine vardıklarında ise yıkanıp temizlenerek tapınırlar. Evlerine dönünceye kadar ibadet ve riyazete devam ederler.

1.4. Sadaka
Sadaka, Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle karşılıksız olarak fakir ve muhtaçlara yardım etme, iyilik ve ihsanda bulunmaktır. İslam dini ayet ve hadislerde sadaka vermeyi teşvik etmiştir. Müslümanlar zekât ve sadaka gibi ibadetlerle fakir ve muhtaçları gözetirler. Kur’anı Kerim’de bildirildiğine göre zekât ve sadaka Yahudilik ve Hristiyanlıkta da emredilmiş bir ibadettir. Mesela İsrailoğullarına yüce Allah, “Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.” şeklinde hitap etmiştir. Hz. İsa ise beşikteki mucizevi konuşmasında Allah’ın namazı kendisine emrettiğini şöyle ifade etmiştir: “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.” Tevrat ve İncillerde de sadaka vermek emredilmiştir: Mesela bu konuda Tevrat, “Ve eğer kardeşin fakir düşer ve senin yanında zayıf düşerse ona yardım edeceksin.” der. İncil’de ise “Fakat sadaka verdiğin zaman, sağ elin sol elinin ne yaptığını bilmesin de.” şeklinde emre dilmektedir.

Yahudilikte ilk dönemlerde sadakalar düzenli bir şekilde Beytü’lMakdis’in zekât sandığına ödenirdi. Miktarı öşür(1/10 oranında) olan bu zekâtlar belirli yerlere verilirdi. Daha sonraları bu durum terk edildi. Ancak bu emir, ferdi olarak göz önünde bulundurulmaktadır. Hristiyanlıkta da günümüzde uygulama değiştirilerek oruç günlerinde yemeklerini başkalarıyla paylaşmak şeklinde yerine getirilmektedir. Hristiyanlar, zekât ve sadakanın günahlara keffaret olduğuna inanırlar.

DEĞERLENDİRELİM
“Onların mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.” (Zâriyât suresi, 19. ayet.)
“ Siz, Allah için ne verirseniz, Allah onun yerine verir.” (Sebe suresi, 39. ayet.)
“Kim fakire verirse onun eksiği olmaz; fakat kim ondan göz çevirirse o çok lanet alır.” (Kitabı Mukaddes, Süleyman’ın Meselleri, 28/27.)
“Sadakan gizlide olsun; gizlide gören baban da sana ödeyecektir.” (Kitabı Mukaddes, Matta, 6/3.) Yukarıdaki Kur’anı Kerim ayetlerini ve Kitabı Mukaddes metinlerini değerlendiriniz.
 
1.5. Kurban
Kurban; tapınılan tabiatüstü varlık veya varlıklara yakınlaşma, şükran duygularını ifade etme, bir şey isteme ya da günahlara kefaret olması gibi niyetlerle sunulan varlık ve nesnelerdir. Tabiatüstü bir güce sunulan nesnelere genel anlamda takdime adı verilirken kurban kelimesi özellikle öldürme veya boğazlama yoluyla sunulanlar için kullanılmaktadır.
İslam’a göre kurban, ibadet maksadıyla belli vakitte uygun şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. Ayrıca bu şekilde kesilen kurbana udhiye de denir. Kurban kesmenin vakti, Kurban Bayramı’nın ilk üç günüdür. İslam’da bunun dışında adak ve akika gibi kurban çeşitleri de vardır.
 
YORUMLAYALIM
“Her ümmet için Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu hâlde yalnız ona teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!” (Hac suresi, 37. ayet.)
“O halde Rabb’in için namaz kıl ve kurban kes.” ( Kevser suresi, 2. ayet.)
“Kimin hâli vakti yerinde olup da kurban kesmesse, namazgâhımıza yaklaşmasın.”(İbni Mace, Adahi, 2.)
Yukarıdaki ayetleri ve hadisi yorumlayınız.
 
İslam dininde kurban, Allah’ın herhangi bir maddi veya manevi ihtiyacını karşılamak için kesilmez. Çünkü Allah’ın insanların malına ihtiyacı yoktur. Bu konuda Allah, Kur’anı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: ... “Elbette kurbanlarınızın ne etleri nede kanları Allah’a ulaşır; sizden ona ulaşan, ancak takvadır.” Bu ayette ifade edildiği gibi kurban kesen kişinin sadece ibadeti Allah’a ulaşmaktadır.

Tevrat ve İncillerde de kurban ile ilgili hükümler mevcuttur. Yahudilikte kurban uygulaması iki şekildedir. Bunlar Hz. Musa şeriatında uygun görülen hayvanları boğazlamak suretiyle sunulan kanlı kurbanlar ile çeşitli yiyecek, su ve şarap gibi içeceklerin takdim edilmesi şeklindeki kansız kurbanlardır.

Yahudilikte kurban, Tanrı’ya bağlılığın bir işareti olarak ve onun lütuf ve affını elde etmek niyetiyle bazı hayvanların veya yiye yıl dönümü gibi çok farklı amaçlarla kurbanlar günlük, haftalık, aylık, mevsimlik ve yıllık olarak sunulmaktadır. Ancak 70 yılında mabet Romalılar tarafından yıkıldıktan sonra Yahudiler kurban ibadetini askıya aldılar.Günümüzde Yahudiler arınmak için horoz ve tavuk kurban edip etlerini fakirlere dağıtırlar.

Hz. İsa zamanındaki kurban uygulamaları Ahdi Atik’e dayandırılmaktaydı. Hz. İsa’dan sonra Hristiyanlıkta İsa’yı merkezîleştiren farklı bir kurban anlayışı geliştirilmiştir. Bu uygulamalara rağmen İsa’nın çarmıha gerilmesi ve diriltilmesi inancının ardından Hristiyanlık Yahudilikten ayrı bir din mahiyeti kazanmaya başlamıştır. Nitekim Hristiyan geleneğinde İsa’nın, havarileriyle yediği son akşam yemeğinde dökülen kanının, insanları Tanrı ile barıştırdığına inanılmıştır.

 İncillerdeki “İsa’nın kanı birçoklarının günahının bağışlanması için döküldü” ve Pavlus’un mektuplarındaki “Günah için bir kurban.” ve “Tanrı’ya kurban.” şeklindeki ifadeleri, Hz. İsa’yı insanlığı asli günahtan kurtaran bir kurban olarak gören inanca esas teşkil etmiştir. Böylece Hristiyan ilahiyatında İsa’nın haç üzerindeki ölümünün tek başına yeterli ve diğer kurban sunma fiillerini faydasız kılan biricik kurban olduğu inancı kabul edilmiştir. Hristiyan anlayışında İsa’nın kendisi ilk ve son kurban olarak Ahdi Atik’in kurban sistemini iptal etmiştir.58 Dolayısıyla kurban kesmeye gerek kalmamıştır. Pazar günleri ve Paskalya Bayramı’nda yapılan ekmek şarap ayini kurbanın yerini almıştır.
Eski İranlılar, tanrılara kurbanlar, çeşitli bitkiler ve haoma içkisi sunmuşlardır. Zerdüşt, hayvan kurbanını yasaklayarak Ahura Mazda’ya adak ve şükürler kurbanını telkin ettiyse de ölümünden sonra canlı kurban âdetine geri dönülmüştür. İranlılar adak ve şükranlarını Hürmüz’e, diğer takdimlerini de kötülüğü engellemesi için Ehrimen’e arz ederlerdi.

BİLGİ KUTUSU
Geleneksel Türk inancında ölmüş ataları tazim ve onlar için kurbanlar sunma âdeti önemlidir. Yer altı âlemi, genellikle korkunç ve kötü ruhların yaşadığı yerdir. Yer altında ölü ruhlarının bulunduğuna da inanılır. Erlik Kaan emrindeki bu ölü ruhları, yaşayanların ruhlarını kapmak ister, hastalık saçarlar. Bazı bölgelerde, kötü ruhun baskısı altında bulunan kimseyi kurtarmak için kara renkli bir hayvan kurban edilirdi.
Tarihî kaynaklar her yıl düzenli olarak yapılan resmî dinî törenlerden söz eder. İbadetin özünü kurban merasimi teşkil eder. En makbul kurban attır. Doğan güneş ve geceleyin ay ululanırdı. Kansız takdimlerde ise bazı gıda maddeleri sunulurdu.

Eski Çin dinlerinde tanrılara ve ölen ataların ruhlarına onları memnun etmek ve ilâhî lutuflar elde etmek amacıyla evcil olan veya olmayan hayvanlar kurban edilir. Hububat, mayalandırılmış içki, çeşitli yiyecekler ve ipek gibi takdimler sunulurdu.

Hinduizmde kurban, insanları kurtuluşa götüren yollardan biridir. Brahmanlar Döneminde, kozmik gücü meydana getirdiğine inanılan, yaratılışın sırrı ve kâinatın devamının anahtarı olarak kabul edilen kurban merasimi, rahiplerin nezaretinde gerçekleştirilirdi. Vedalar Döneminde günlük merasimler ateşte yakılan takdimeleri, kutsal soma içkisini yere dökmeyi, atalara, yer tanrılarına ve ruhlara yiyecek takdimlerini ihtiva ederdi. Aylık takdimler, yeni ay ve dolunayda çeşitli tanrılara, özellikle fırtına tanrısı İndra’ya sunulan pastalar ve yiyeceklerdi. Rahipler tarafından kefaret niyetiyle ve ilk baharın başlangıcında bolluk düşüncesiyle yağmurlu mevsim ve serin kış beklentisiyle bir yılda üç defa olmak üzere mevsimlik kurbanlar sunulurdu.

Budizm ve Caynizmde “Ahimsa” (Hiçbir canlıyı öldürmemek.) prensibi ve tenasüh inancı gereği canlılar kurban edilmemektedir. Ancak her iki din mensupları mabetlerinde tütsü, mum, buhur, yiyecek ve içecekler takdim ederlerdi.

Japon dini Şintoizmde kurban ve takdimler; tanrılara ve ölülere, onların öfkesini yatıştırıp lütuf ve yardımlarını sağlamak veya günahlara kefaret düşüncesiyle sunulurdu. Erken dönemlerde uygulanan insan kurbanlarının yerini sonradan hayvan kurbanları almıştır. Günümüzde pirinç ve pirinç şarabından oluşan yemek takdimleriyle elbise ve mesken dahil üç asli ihtiyaca tekabül eden her şey kurban olarak sunulmaktadır.

1.6. Kutsal Günler, Geceler ve Bayramlar
Her dinin kutsal gün, gece ve bayramları vardır. İlahî dinlerde bu kutsallık ya doğrudan dinin bir emri gereği atfedilir ya da peygamberlerin hayatında doğum, hicret ve vefat gibi bazı dönüm noktalarını ifade eder. İnananlar için bu kutsal vakitler önemli birer fırsat olarak kabul görülür. Çeşitli ibadet, kutlama ve anma törenleriyle en güzel şekilde değerlendirilir. İlahî olmayan dinlerde de aynı şekilde din kurucularının hayatında meydana gelmiş önemli safhalar, kutlanan bu gün, gece ve bayramların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Kutsal gün ve gecelerin en açık örnekleri İslam’da görülür.
Cuma günü, Regaip, Mevlit, Miraç, Berat kandilleri ve Kadir Gecesi bunların başında gelir.
Bunlardan Berat Kandili hariç, diğerleri Hz. Muhammed’in hayatı ile ilgilidir. Berat Kandili ise tövbe ve bağışlanma gecesi olarak kabul görmüştür.
Bu gecede yapılan samimi ibadetlerin, tövbe ve istiğfarların kabul edileceğine inanılır.
Kandil gecelerinde camilerde mevlit okunur.

Aşure Günü de çeşitli etkinliklerle anılan günlerdendir. Bu gün ve gecelerden sadece cuma günü ve Kadir Gecesi Kur’an’da zikredilmiştir. Özellikle Kadir Gecesi’nde Kur’anı Kerim’in indirildiği ve bin aydan daha hayırlı olduğu açıkça ifade edilmiştir: “Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”

İslam’da bütün Müslümanların ortaklaşa kutladığı iki bayram vardır. Bunlar, Ramazan ve Kurban Bayramlarıdır. Ramazan ayında oruç tutan Müslümanlar, bu ibadeti tamamlamış olmanın sevinciyle üç gün bayram yaparlar. Topluca kılınan bayram namazından sonra birbirleriyle bayramlaşırlar.

Ramazan Bayramı’ndan iki ay on gün sonra Kurban Bayramı kutlanır. Hac ibadeti de bu bayramda yerine getirilir. Kurban Bayramı dört gün sürer.
İslam’da bayramlar, toplumsal kaynaşma, dayanışma ve paylaşmanın vesilesidir. Bayramlarda dargınlar barışır, muhtaç olanların ihtiyaçları giderilir, sevinçler paylaşılır. Bu bakımdan bayramların Müslüman topluluklarda ayrı bir yeri vardır.
Yahudilikte en önemli kutsal günler, RoşHaşana ve Yom Kippur günleridir. RoşHaşana, Yahudi takvimine göre dinî yılbaşıdır. Bir yıllık kader bu yılbaşında belirlenir. Eylülekim aylarında başlar, iki gün kutlanır. Yom Kippur ise RoşHaşana’nın ikinci gününden itibaren on gün süren kefaret günleridir. RoşHaşana da belirlenen bir yıllık kader , bu günde mühürlenerek tamamlanır. Cumartesi de Yahudilerce kutsaldır. Sinagogta haftalık ibadet yapılır.
Yahudilikte, kutsal kitap Tevrat’ta yapılması emredilen üç tane dinî bayram vardır. Bunlar, Fısıh, Sukkot ve Şavuot bayramlarıdır.

Fısıh:Yahudilerin Mısır’dan çıkışları anısına kutlanan bir hac bayramıdır. Martnisan ayları arasında sekiz gün sürer. Bu bayramın özelliği, bayram süresince mayalı yiyecek yenmemesidir.

Şavuot: Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahudilere verilişini kutlama bayramıdır. Haftalar Bayramı olarak da bilinen Şavuot, hazirantemmuz aylarında kutlanır.
Sukkot: Yahudilerin Mısır’dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde dolaşmaları anısına yapılan bir bayram olup sekiz gündür. Eğlence yönü ağırlıklı bir bayramdır.

 
NOT EDELİM
Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın doğumu, ölümü, dirilmesi ve göğe yükselmesi olaylarını anmak için kutlanan iki tane önemli bayram bulunmaktadır. Bunlara Noel ve Paskalya adı verilmektedir.
Kutsal günleri pazar günüdür. Bu gün kilisede evharistiya ayini icra edilir.
Noel: Tanrı’nın oğlu olarak kabul edilen Hz. İsa’nın dünyaya gelişini, Ürdün Nehri’nde vaftiz oluşunu anmak için kutlanır. Katolik ve Protestanlar Noel’i 25 Aralık, Ortodokslar ise 6 Ocak tarihinde kutlarlar.
Hristiyanlar, Noel’de ayin yaparlar, ilahiler okurlar ve birbirlerine hediyeler verirler. Ayrıca bu bayramda, hastaneleri ve kimsesiz çocuk yuvalarını da ziyaret ederler. Noel ağacı ve Noel Baba, bu kutlamaların en önemli özelliklerindendir. Hristiyanlar, evlerini Noel ağaçlarıyla süslerler.

Paskalya: Hz. İsa’nın öldükten sonra dirilişi anısına kutlanan bir bayramdır. Bu bayramın öncesinde kırk günlük bir tövbe ve perhiz zamanı bulunmaktadır. Bu kırk günlük sürenin son cuma günü Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği gün olarak anılır ve bu gün yoğun ibadetlerle geçirilir. Cumadan iki gün sonraki pazar günü ise Paskalya, yani Hz. İsa’nın diriliş günü olarak kutlanır. Baharda kutlanan Paskalya döneminin tarihi değişken olduğu için kesin tarih kilise yetkilileri tarafından her yıl yeniden belirlenir. Bunların dışında Meryem Ana Günü, Haç Yortusu gibi bayramlar kutlanmaktadır.

 
Bayramı’nda evlerinin bahçesine bir çadır kurarlar ve onu ağaç dallarıyla süslerler. Çadırlarda millî oyunlar oynarlar.
Hinduizmde kutlanan pek çok bayram vardır. Bunların kutlanış şekli ve zamanı bölgeden bölgeye değişir. Günümüzde Hindistan hükümetince resmî tatil ilan edilen on altı bayram vardır.Ay takvimi esas alındığından bayram günleri her yıl farklılık arz eder. Mesela Chaitra, martnisan aylarında kutlanan yılbaşı bayramıdır. Eğlence ve hediyeleşme ağırlıklı bir bayramdır.

Budizmde de birçok bayram ve festival vardır. Bunların bir kısmı dinî bayramlardır.63 Mesela aralık ayında Buda’nın aydınlanmaya ulaşması, şubatta ise Buda’nın nirvanaya ulaşması bayram olarak kutlanmaktadır. Bu bayramda, bütün Budistler çocuklarıyla birlikte mabetlere ve kutsal yerlere doluşurlar ve yoğun bir şekilde ibadet ederler. Ayrıca caddeleri de süslerler.

Sih dininde de Nanak’ın doğum ve ölüm günleri gibi bazı kutsal günler vardır. Hindistan’da kutlanan çeşitli bayramlar da Sihler tarafından kutlanır.

Şintoizmde neyin ne zaman ve nasıl yapılacağı kurallara bağlanmıştır. Bağlayıcı olan bu kurallara “töre” denmektedir. Töreler, Japon kültürünün nesilden nesile aktarılmasını sağlamaktadır. En büyük bayram, tanrıyı çağırmak ve ona hizmette bulunmak anlamında “Matcuri”dir. Genellikle bu bayramdan önce üç gün oruç tutulur.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 12.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 12.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 12. Sınıf Karşılaştırmalı Dinler Tarihi Dersi

İmam Hatip 6. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD
Yorumlar