Dinler ve İnanç Şekilleri
5. Sınıf Kuran

Dinler ve İnanç Şekilleri
Dinler ve İnanç


1. Tanrı İnancı
Yazılı kaynaklar ve arkeolojik bulgular, tarih boyunca herhangi bir tanrı inancına sahip olmayan bir toplum bulunmadığını göstermektedir. Yaratılıştan günümüze kadar, insanların bir kısmı tek, bir kısmı da birden fazla tanrı inancına sahip olmuştur. Tek tanrıcılığa monoteizm, çok tanrıcılığa ise politeizm denilmektedir. Çok tanrıcılığın hâkim olduğu inançlarda genellikle tanrıların içlerinden biri, en büyük tanrı kabul edilmiştir. Nitekim ilkel kabile dinlerinde bile totemist, animist inançlar, büyü ve atalar kültü yanında bir de yüce tanrı anlayışı vardır.

Tek tanrılı dinlerde tanrı, zaman ve mekân ötesi bir varlıktır. Her şeyi o yaratmıştır. Yaratılmış hiçbir varlık ona benzemez. Onun eşi ve benzeri yoktur. İslamiyet ve Yahudilik, tek tanrılı dinlerin en somut örnekleridir. Çok tanrılı dinlerde ise bazen tanrıların sayısı binleri, hatta milyonları bulur. Nitekim Şintoizmde milyonlarca tanrı bulunmaktadır.

TARTIŞALIM
İslam'a göre din Hz. Âdem ile , başlamıştır. Hz. Âdem ilk peygamber olup insanlara tek tanrı (tevhit) inancını öğretmiştir. Zaman içinde din anlayışının bozulmasıyla tek tanrının yanında başka tanrılara da inanma anlayışı (şirk) ortaya çıkmıştır.
Darwin’in evrim anlayışını dine uyarlayan pozitivistlere göre ise tanrı inancının kaynağında insanın tabiat karşısındaki zayıflığı bulunmaktadır. İlk zamanlar birden fazla tanrıya inanan insanlar, bilgi ve güçlerinin artmasına bağlı olarak tek tanrıya inanmaya başlamışlardır. Bu süreç, insanın tanrıya ihtiyaç duymayacağı zamana kadar sürecektir.
Yukarıdaki metinden hareketle bu iki yaklaşımı karşılaştırarak tartışınız.

1.1. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyette Tanrı İnancı
Yahudilik, aynı kaynaktan gelen İbrahimî dinlerin en eski olanıdır. Yahudi kutsal kitaplarında iman esasları ile ilgili kesin bilgi olmayışı Yahudiler açısından problem olarak görülmüştür. Yahudiliğin inanç esasları konusunda din bilginleri tarafından çalışmalar yapılmıştır. Fakat Yahudi bilgini Musa bin Meymun’a (11351204) kadar bu faaliyetlerden bir sonuç alınamamıştır. Musa bin Meymun, Yahudiliği savunmak için Müslüman ve Hristiyanlara karşı İslamiyetteki “amentü”ye benzeyen on üç maddelik iman esası belirlemiştir.
Yahudilik, tek tanrı inancına önem verir. Tevrat’ta konuyla ilgili olarak, “Dinle ey İsrail!
 
KARŞILAŞTIRALIM
Musa bin Meymun'un belirlediği on üç maddelik iman esaslarından tanrı ile ilgili olanlar şunlardır:
• Tanrı birdir ve ondan başka tanrı yoktur.
• Tanrı her şeyi yaradan ve onlara hükmedendir.
• Tanrı bir cisim değildir ve hiçbir biçimde tasvir edilemez.
• Tanrı, ezelî ve ebedîdir.
• İbadet, sadece Tanrı’ya mahsustur; ona ortak koşulamaz.
• Tanrı, insanın bütün işlerini ve düşüncelerini bilir.
• Tanrı, emirlerini yerine getirenleri mükâfatlandırır, getirmeyenleri ise cezalandırır.
(Heyet, Yaşayan Dünya Dinleri, s. 237.)
Yukarıdaki metni okuyarak İslam’daki Allah inancı ile karşılaştırınız.

Allah’ımız Rab, bir olan Rab’dir.” denilmiştir. Yahudiliğe göre tanrı hiçbir yaratılmışa benzemediği için asla resmi ve heykeli yapılamaz. Onun adı gereksiz olarak zikredilemez. İbadet yalnızca ona yapılır. Tanrı’nın Elohim ve Yahve şeklinde iki tane ismi vardır. Elohim onun gazap tarafını, Yahve ise rahmet tarafını ifade eder. Yahudiler, Tanrı’nın isimlerini söylemekten çekinirler. Bu yüzden ona “Haşem ve Adonay” diye seslenirler. Yahudilere göre Tanrı Yahve (Yahova) Yahudileri diğer insanlardan üstün yaratmıştır.5
Hristiyanlık, Yahudilikten doğmasına rağmen ondan oldukça farklı bir tanrı inancına sahiptir. Hristiyanlar tek tanrıya inandıklarını söylemekle birlikte Hz. İsa ve kutsal ruhun da tanrı olduğunu kabul ederler. Onlara göre aynı özden türeyen üç tanrı vardır. Buna teslis (trinite/üçleme) denir. Teslis; baba, oğul ve kutsal ruhtan oluşur. Hristiyanlar teslisi, “üç kişilikte tek bir Tanrı”nın varlığı olarak ifade ederler. Üç ayrı varlığın tek bir varlık olarak açıklanması akli olarak mümkün değildir. Bu nedenle Hristiyanlar bu konunun ancak imanla idrak edilebileceğini söylerler.6 Bazı Hristiyan teolog (ilahiyatçı)lar ise baba tanrı dışındaki tanrısal varlıkları mecazi kabul ederek tek tanrı anlayışını savunurlar. Ne var ki bu yaklaşım Hristiyanların kutsal kitaplarına terstir. Bundan dolayı da genel kabul görmemiştir.

Hristiyanlıktaki teslis anlayışının birinci unsuru olan baba tanrı; ezelî, ebedî, her şeye güç yetiren, her şeyi bilen, her şeyi yaratan ve merhamet sahibi bir varlıktır.
Teslisin ikinci unsuru ise oğul İsa’dır. Oğul İsa, baba tanrının insan bedenine geçmiş kelamıdır. Dolayısıyla oğul İsa, baba tanrıyla aynı cevherden olan tanrıdır. Günümüzdeki Hristiyanların çoğunluğuna göre baba tanrı, insanlara olan sevgi ve merhameti sebebiyle onların arasında İsa’nın bedenine girerek (hulul) Mesih İsa şeklinde bulunmuştur. İsa, Tanrı’yla insanlar arasında yegâne ara bulucudur. O, çift tabiatlı bir varlıktır. Bir anneden dünyaya gelmesi sebebiyle bir insan, baba tanrının çocuğu olması hasebiyle tanrıdır. İsa, insanlığın Hz. Âdem’den beri devam eden asli günahlarını bağışlatmak için bedenini feda etmiştir. Böylece onun insan olan tarafı çarmıhta son bulmuştur. Fakat ilahî yönü devam etmektedir. Ona kulluk, baba tanrıya kulluktur.
 
BİLGİ KUTUSU
Hz. İsa, Yahudilere gönderilmiş bir peygamberdir. Ona inananlar ilk zamanlarda tevhit inancını savunuyorlardı. Hz. İsa da diğer insanlardan farklı görülmüyordu. Pavlus’un bu dini kabul etmesiyle birlikte Hz. İsa’nın Tanrı olduğu, Hz Âdem’in işlediği günah sebebiyle insanların günahkâr doğduğu gibi anlayışlar dine sokuldu. Fakat bu anlayışa karşı çıkanlar da oldu. İskenderiye Piskoposu olan Arius (280-336), tevhidi savunarak İsa’nın Tanrı olduğunu reddetti.
Bir ara Bizans İmparatorluğu’nun resmî anlayışı da monoteizme dayanıyordu. Zaman içinde Arius’un görüşü azınlıkta kaldı. 325 yılında yapılan İznik Konsülü’nde Arius’un görüşleri kabul edilmedi ve Arius aforoz edildi.

Teslisin üçüncü unsuru kutsal ruhtur. 381’de yapılan İstanbul Konsülü’nde kutsal ruhun da tanrı olduğu ilan edilmiştir. Böylece Hristiyan inancının temelini teşkil eden teslis tamamlanmıştır. Kutsal ruh, baba tanrı ile aynı özden olmakla beraber mahiyeti farklıdır. O, diğer iki tanrı gibi ezelî olup insanların kalbinde ve evrende yaşayan tanrının kendisidir. Baba tanrı bütün işlerini onunla yapar ve kudretini onunla gösterir. O, ayrıca insanları iyiliğe yönlendirerek kötülüklerden uzak kalmalarını sağlar.
İslam’ın iman esasları Kur’anı Kerim’de pek çok ayette açıklanmıştır. Ayrıca Peygamberimizin hadislerinde de iman esasları bir arada zikredilmiş ve bunlara Müslümanların amentüsü denilmiştir.

İmanın ne olduğunu soran bir kimseye Peygamberimiz şöyle cevap vermiştir: “İman Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerri Allah’ın yarattığına inanmaktır.”İslam’ın iman esasları oldukça sade ve anlaşılır niteliklere sahip olup evrenseldir.
İslamiyet, tanrı inancı konusunda tek tanrıya inanmaya büyük önem vermiş ve bu inancı tevhit olarak isimlendirmiştir. İslam’a göre hiçbir nokta da yaratılmışlara benzemeyen Allah, meydana gelen her şeyin sebebi ve yaratıcısıdır. Hiçbir konuda onun ortağı yoktur. Onun bilgi ve kudreti dışında hiçbir şey meydana gelmez. O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Kur’an’da yaratıcının özel ismi Allah olup onun çeşitli yönlerini gösteren sıfat isimleri vardır. Bunlara Esmaü’lHüsna ( Güzel İsimler) denir.

İslam’daki tek tanrı anlayışına en yakın din Yahudiliktir. Fakat Yahudilikte yer yer antropomorfist (insan görünümlü) tanrı tasvirleri görülmektedir. Yahudilikte tanrı için kutsal kitaplarında, dinlenme, bahçede gezinme, pişman olma, görünme gibi ifadeler kullanılır. İslam bu yaklaşımları asla kabul etmez. Zaman ve mekândan münezzeh olan Allah, diğer varlıklarda bulunan bu gibi özelliklerden uzaktır. Ayrıca Yahudiliğin yaratıcısı, millî bir özelliğe sahiptir. Diğer insanlara karşı Yahudileri her zaman korur. Oysa İslam’a göre Allah, herkesin ilahı olup kulları arasında ırka dayalı bir ayrım yapmaz.

İslam, tanrı inancı konusunda Yahudilik gibi Hristiyanlıktan da ayrılır. Hristiyanlık üçlü tanrı anlayışını kabul ederek monoteizmden uzaklaşmış ve politeizme yaklaşmıştır. Bazı mezhepler dışında Hristiyanlar kilisede oğul tanrıya ait resimler bulundurarak bunlarla saygı göstermişlerdir. Bu yaklaşım tarzını Yahudilik ve İslamiyet reddetmiştir. Kur’an, Hristiyanlıkta savunulan tanrının İsa’nın bedenine enkarnasyonunu da reddeder. İslam’a göre Allah, zaman ve mekândan münezzeh olan, müteal (aşkın) bir varlıktır.

İslam’ın Allah anlayışı deistlerin tanrı anlayışıyla da uyuşmaz. Deistlere göre evreni yüce bir tanrı yaratmıştır. Fakat bu yaratıcı, insanların işlerine karışmaz. Onlara akıl vermiş ve iyi ile kötüyü birbirlerinden ayırmalarını istemiştir. İslam’daki yaratıcı dinamiktir. Evrendeki hiçbir olay, onun yaratıcılığı olmadan açıklanamaz. Kullarına kendi aralarından peygamberler göndermiş, onları dünya ve ahiret konusunda aydınlatmıştır. O, her an kullarının yanındadır.

İslam, panteizmin tanrı anlayışını da reddeder. Panteizme göre tanrı, tabiattaki herşeyin içinde bulunmaktadır. Tabiattaki her şeyin içinde tanrı bulunmaktadır. Tabiatın dışında bir tanrı yoktur. İslam’a göre tabiatta bulunan her şey Allah’ın eseridir. Fakat Allah evrenin bir parçası değildir. O, bütün varlıkların ötesinde bir varlıktır. Evrendeki her şey onun varlığına ve birliğine delil olmakla birlikte onun keyfiyeti bilinemez. Çünkü sonlu bir varlığın, ezelî ve ebedî bir varlığı tam olarak idrak edebilmesi imkânsızdır.
 
1.2. Hint ve Doğu Asya Dinlerinde Tanrı inancı
Hinduizmin tanrı tasavvuru açık ve net değildir. Hinduizmin kutsal kitaplarında, birçok tanrının isim ve görevlerinden bahsedilir. Bundan dolayı Hinduizm çok tanrılı bir din olarak tanımlanmıştır.
Tanrıların en üst tabakasını, yaratıcı tanrı Brahma, koruyucu tanrı Vişnu ve cezalandırıcı tanrı Şiva oluşturmaktadır.

Hinduizmde bu tanrılar dışında da pek çok tanrı bulunmaktadır. Bununla birlikte Hinduizmin kutsal kitapları olan Vedalarda, tek tanrı inancını ifade eden cümleler de bulunmaktadır. Örneğin Rigveda’daki “Onu, İndra, Mitra, Varuna ve Agni diye çağırdılar. Bilgeler onu farklı isimlerle çağır salar da hakikat birdir.” ifadesi Hinduizmin tek tanrı inancına işaret eder. Ayrıca Vedalar da tanrı Brahma’nın ezelî ve ebedî, zaman vemekândan münezzeh, doğurulmamış, insanlar tarafından idrak edilemeyen bir varlık olduğundan da bahsedilir.

İslam bilgini Biruni’ye göre Hinduizmde aydınların ve halkın din anlayışı birbirinden farklıdır. Brahmanlarda tek tanrı anlayışı mevcuttur. Onlara göre tanrı hiçbir varlığa benzemeyen bir varlık olup onun her şeye gücü yeter. Oysa halk pek çok tanrıya inanır ve onların heykellerini yapar. Biruni’ye göre

BİLGİ KUTUSU
Hinduizmdeki üç tanrının dışında önemli bazı tanrılar ve görevleri şunlardır:
Surya, Savitar: Güneş tanrıları. Soma: Ay Tanrısı.
Vayu: Rüzgar Tanrısı.
Yama: Ölüler âleminin Tanrısı.
Agni: Ateş Tanrısı.
Varuna ve Mitra: Kozmik düzeni sağlayan tanrılar.
İndra: Savaş Tanrısı.

Hint Kıtası’nda ilk önce tevhidî bir din anlayışı mevcutken zaman içinde meydana gelen yozlaşmayla çok tanrılı din tasavvuru ortaya çıkmıştır.

Hinduizme tepki olarak ortaya çıkan Budizm, tanrı konusuna ilgisiz kalmıştır. Fakat Buda’nın tanrı inancını reddettiğini gösteren bir bilgi de yoktur. Budizmin üzerinde odaklandığı konu, insanın acı ve ıstıraplarından kurtularak nirvanaya ulaşmasıdır. Buda, Hinduizmde bulunan antropomorfist tanrı inancına ve tanrıların heykellerinin yapılmasına karşı çıkarak tanrı adına yapılan heykellerin kırılmasını istemiştir. Ne var ki sonraki yüzyıllarda bazı Budistler, Buda’nın heykellerini yaparak onu tanrı kabul etmişlerdir. Bu durum özellikle Mahayana Budizminde açıkça görülür. Bu mezhebin yaygın olduğu ülkelerde çeşitli tanrı tasavvurları bulunmaktadır. Onlara göre Buda, tanrı veya tanrıların en büyüğüdür.

Budizmin diğer mezhebi Theravada, tanrıyla ilgilenmemektedir. Tanrı konusundaki bu belirsizlik nedeniyle Budizmin tanrısız bir din olduğu görüşünde olanlar vardır.
Hinduizm kökenli diğer bir din de Caynizmdir. Bu din, evrenin bir yaratıcısı olduğunu kabul etmemekle birlikte tanrıların varlığını benimser. Caynistlere göre tanrısal varlıklar, güçlerine göre göklerin çeşitli tabakalarında otururlar. Bazı tanrılar uzun ömürlü olmakla birlikte ölümsüz değildir. Gökler âleminin üstünde bir yer daha vardır ki burada kurtulmuşlar oturur. Bu makam, tekrar dünyaya gelme zahmetinden kurtulanlar içindir.
Hint Kıtası’nda, Hinduizm ve İslam’ın sentezinden meydana gelen Sihizm, monoteist bir dindir. Sihlere göre Allah vardır ve birdir. Bununla birlikte Tanrı ölümlü olan insan tarafından tam olarak idrak edilemez. Allah, varlığının fark edilmesi için insana akıl ve anlayabilme yeteneği vermiştir. Allah, her yerde hazır ve nazırdır. Her şey onun varlığını gösterir. Sihler, Tanrı’yı “Nam”,”Rama” ve “Allah” diye isimlendirirler.

BİLGİ KUTUSU
Çin’de yaygın dinlerden biri Konfüçyanizmdir. Bu dinin kurucusu Konfüçyüs, metafizik konularla fazla ilgilenmemiştir. Onun asıl ilgi alanı erdemli bir toplum meydana getirmektir. O, yaşadığı dönemin sosyal parçalanmışlığına son vererek iyi insanlardan oluşmuş bir toplum meydana getirme gayretindedir. Bununla birlikte onun bir tanrı anlayışına sahip olduğu bilinmektedir. Geleneksel Çin anlayışında insanlar tanrılara ve kutsal ruhlara inanırlar. Konfüçyüs, büyük oranda geleneğin takipçisi olmasına rağmen bu varlıkları reddetmiştir. Daha önceden Çinliler tarafından yüce tanrı için “Şangti” ve “Tien” kelimeleri kullanılmıştır. Konfüç yüs de bunlardan Tien kelimesini “her şeye hâkim olan tanrı” anlamında kullanmıştır.

Ona göre Tien, her türlü iyiliğin, ölüm ve hayatın kaynağıdır. Tanrı her şeyi görmekte lup bütün işlerinde insanlarla beraberdir. O, yasaları koyar. Tien, iyi davranışlar sergi leyenlerin ömrünü uzatabildiği gibi erdemli davranışları da mükâfatlandırmaktadır.
Konfüçyüs’e göre yerde bulunanlar, göğün emrine uygun yaşamalıdırlar. Çünkü göğü gücendiren bir kimsenin dua edecek başka bir yeri olamaz.

 
DEĞERLENDİRELİM
LaoTzu'nun tanrı anlayışı ile İslam'ın Allah anlayışını de ğerlendiriniz.
LaoTzu’un düşüncesinin temeli, mistik bir panteizmdir. Taoist ahlak zühde dayanır.
Tao, dünyayı yöneten sebeptir, insan onu bilmelidir. Tao, âlemden önceki yaratıcı prensiptir. O, görülemez, işitilemez ve kavranılamaz. O, ezelî ve ebedîdir, kendiliğinden vardır. Her şeyi yar atan ve besleyen odur, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Başka güçlerle rekabet etmez. Dolayısıyla insanlar da Tao gibi rekabet ve hırstan uzaklaşırlarsa iyi bir hayata sahip olurlar. Tao, bazen “ana” diye de isimlendirilir. Çünkü her şey ondan gelir.
Tao’dan bir, birden iki (Yin ve Yang), ikiden üç (Yin, Yang ve Nefes) doğar. Üçten ise evren yaratılır. Taoizmde Tao ile beraber bir de “te” kavramı vardır. Te, Tao’nun tabiattaki her şeyi değiştiren gücüdür. Bütün varlıkları Tao meydana getirir. Te ise onları besler, büyütür, madde olarak şekil verir, kuvvetini tamamlar. Bundan dolayı bütün varlıklar Tao’yu yüceltir ve Te’ye değer verir.

LaoTzu’dan sonraki yıllarda Taoizmin tanrı anlayışında büyük değişiklikler meydana geldi. Bu din, yayılma esnasında Çin’de varlık gösteren Budizm ile büyük bir rekabete girişti. Fakat Taoizme inananlar Budizm’le ilişkilerinde onların çok tanrılı din anlayışının etkisinde kalarak evrenin ilahlarla dolu olduğu sonucuna ulaştılar.

Japonların millî dini olan Şintoizm, politeizmin hâkim olduğu dinlerdendir. Bu dinde politeist tanrı anlayışı yanında animist tanrı inancı da mevcuttur. Tanrı ve ruh gibi varlıklar “Kami” kelimesiyle ifade edilmiştir. Şintoistlere göre dünya, birbiri üzerinde duran üç tabakadan oluşur. Bunlar gök, yer ve yer altıdır. Her üçünde de tanrılar oturur. Ancak yer altında ölüler ve devler bulunur. Şintoistlere göre birçok Japon adası tanrıların evliliğinden doğmuştur. Japonya’da tanrıların sayısı milyonlarla ifade edilir. Dağ, ırmak, ağaç, gök gürültüsü, rüzgar ve ateş ilahları olduğu gibi her çeşit meslek sahibinin de bir ilahı vardır. Hemen hemen her nesne bir ilaha bağlıdır. Bununla birlikte en büyük tanrı Amaterasu (Güneş Tanrıçası)’dur. İmparatorun soyunun ondan geldiğine inanılır.
Eski Türk dinleri de Doğu Asya din grubuna girmektedir. Çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Türk boylan çeşitli din anlayışlannı kabul etmişlerdir. Uygurlar Mani dinini, Hazar kıyısın da bulunan Hunlar Museviliği, Bulgarların bir kısmı ise Hristiyanlığın Ortodoks mezhebini benimsemiştir.
 
BİLGİ KUTUSU
Eski Türkler, yüce tanrı anlamında en çok “Tengri” kelimesini kullanmışlardır. Zamanla bu kelime tanrıya dönüşerek günümüze kadar gelmiştir.
Bununla birlikte çeşitli Türk boylarında, Ülgen (Ulu), Bay Ülgen (Zengin Ulu), Kuday, Tanara, Tura, Idi, Ugan, Çalap ve Bayat gibi kelimeler de telaffuz edilmiştir.


Geleneksel Türk dinleri ile ilgili açık bir bilgi bulunmamaktadır. Orhun Abideleri gibi geç dönem yazılı kaynaklarda ise monoteizmin izlerine rastlanmaktadır. Şurası da bir gerçek ki tarih boyunca Türklerin hayatında tanrı, merkezî bir öneme sahip olmuştur. Türkler, her zaman “yüce tanrı” anlayışını öne çıkarmışlardır.

Doğu Asya dinlerinden bir diğeri de Zerdüştlüktür. Ari ırktan olan eski İranlılar, Zerdüştlüğü kabul etmeden önce kendileriyle aynı ırktan olan Hindularla aynı inancı paylaşıyorlardı. Zerdüşt, kanlılara tek tanrı esasına dayalı bir din öğretti. Zerdüşt’ün getirdiği anlayışa göre tanrı yüce ve bir olup maddi bir yapıya sahip değildir. Ahura Mazdah, merhametli, her şeyi bilen, her yerde hazır olan ve değişmeyendir.25 Sonraki dönem Avesta yazılarında, iyi olan şeylerin Ahura Mazdah, kötü olan şeylerin ise şeytani kuvvet olan Ehrimen, diğer adıyla AngraMainyu tarafından yaratıldığı belirtilmektedir. Ehrimen, emrindeki şer kuvvetlerle evreni kaplamıştır. Bu anlamda iyilik tanrısı ile kötülük tanrısı arasında amansız bir savaş sürmektedir. Bu savaşın sonunda Ahura Mazdah galip gelecek ve evren nurla dolacaktır. Bu ikili tanrı anlayışına dualizm (seneviyye) denir.


Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 12.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 12.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 12. Sınıf Karşılaştırmalı Dinler Tarihi Dersi

5. Sınıf Arapça
Yorumlar