Diğer Dinler
İmam Hatip 5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD

3. Diğer Dinler

3.1. Zerdüştlük
Zerdüşt, MÖ 6. asırda ortaya çıkan Zerdüştlük dininin kurucusudur. Soylu bir aileden gelen Zerdüşt, İran’da doğmuştur. Zerdüşt, İran dinleri üzerinde önemli bir etki bırakmıştır. Tek tanrılı bir inanç telkin ettiği için onu, vahiy alan bir peygamber olarak kabul edenler vardır.
Gathalar diye adlandırılan kutsal metinler ona dayandırılır.

NOT EDELİM
  Zerdüşt, Zarathustra'nın Yunanca karşılığıdır. (Zarath güzel, doğru; ustra develer demektir. Güzel develere sahip olan anlamını ifade eder.)

Zerdüşt, eski İran’a tevhit inancını getirmiştir. Onun getirdiği din, tek tanrı inancına dayanmaktadır. Ondan önce İranlılar, bir kısım tanrılara tapınmakta ve rahiplerin hazırladığı ve insanı uyuşturan bir kutsal içkiyi içerek uygulanan haoma (bütün âlemi sıvı şekilde doldurduğuna inanılan hayat tanrısı) kültürünü devam ettirmekteydiler.
Zerdüşt, dünyayı kurtarmak üzere faaliyete geçtiği zaman, yüce tanrı Ahura Mazdah’a ibadet, feriştehlere (meleklere) hürmet, kötü güçlere (şeytanlar gibi) lanet ve iyilikte yarış gibi konuları, öğretisinin temeli yapmıştır.

Zerdüştlüğe göre âlemin gayesi yalanın ve kötülüğün hakikat tarafından yok edilmesidir. Zerdüşt, yüce tanrı olarak inandığı Ahura Mazdah ile yakın irtibatta bulunduğunu söylemiştir. Ona göre âlemde mücadele eden iki ruh bulunur. Ahura Mazdah, bu iki ruhtan iyi olanla beraberdir. İnsanoğlu da bu iki ruhtan birini seçmek zorundadır. Bu seçim onun kaderini belirleyecektir.

ARAŞTIRINIZ
Zerdüştlüğe neden Mecusilik denmiştir? Araştırınız.
Ahura Mazdah, önce manevi bir nur olarak kabul edilirken Zerdüşt’ten sonra bu manevi nur, ateş olarak düşünülmüş ve böylece ateş kültü olan Mecusilik gelişmiştir.
Ahura Mazdah'ın yanında altı büyük melek bulunmaktadır. Ameşa Spentalar ( Kutsal Ölümsüzler) denilen bu melekler iyi akıl, adalet, ilahî irade ülkesi, tevazu, mükemmeliyet ve ölümsüzlük şeklinde Ahura Mazdah’ın sıfat ve fonksiyonları olarak telakki edilir.
Zerdüşt’e göre bir tarafta iyilik ve aydınlıktan oluşan “aşa” (âlem nizamı), öteki tarafta da kötülük ve karanlığı içinde bulunduran “drug” (yalan, anarşi) vardır. Zerdüştlüğe göre, insanları, hayvanları, öldürmek büyük günahtır. Zina da yasaktır.
 
3.2. Kabile Dinleri
Gelişmiş bir hayat tarzına ulaşamamış, geçimlerini avcılık, balıkçılık ve toplayıcılık gibi uğraşlarla sağlayan küçük topluluklara kabile denir. Kabileler, günümüzde genel olarak Afrika, Avustralya, Pasifik Okyanusu, Cava, Brezilya gibi bölgelerde bulunmaktadır.
 
İlkel kabile dinlerinde çeşitli kavramlar vardır. Bunlar her kabilede değişik kelimelerle ifade edilse de özde aynıdır. İlkel kabile mensupları kendilerinin görünmez kuvvetlerle kuşatıldığına inanırlar. Bunlardan “mana” gizli bir gücü, saklı bir enerji kaynağını ifade etmek için kullanılan bir kelimedir.
 
BİLGİ KUTUSU
Manaya sahip bulunduğuna inanılan ve taşıyanlara güç verdiği kabul edilen değişik taşlar, zincirler, muskalar, maskotlar ve kaba tasvirlere “fetiş” denir. Fetiş kelime olarak “yapılmış” anlamındadır. Muskalar, tılsımlar ve uğur getirdiği kabul edilen şeylerin fetişizmden kaldığı ileri sürülmektedir.
Yüce tanrı ve yaratıcı varlık inancı kabilelerde ortak inançlar arasındadır. Ancak bu üstün varlığı tasavvur şekilleri farklıdır. Bu yüce Tanrı, hükmeder veya daha aşağı derecede bulunan ruh ve tanrıları yönetir. O, insanları ve her şeyi yaratandır. Yüce Tanrı’ya ancak büyük felaketlerde dua edilir.

“Tabu” haram anlamına gelen bir kelimedir. Tutulması tehlikeli ve yasaklı şeylerin dokunulmazlığını ifade eder. Mana inanışının tabi bir sonucu olarak “mana”ya sahip olan bir kimse, bir yer ve nesne tabu kabul edilir.
“Totem” kelime olarak alamet, işaret anlamına gelir. Terim olarak ise genellikle ilkel kabile mensuplarının kendilerine akraba saydıkları hayvan, bitki veya cansız varlıklara verdikleri bir isimdir. Toteme, kabilelerin büyük atası olarak inanılır.

ARAŞTIRINIZ
Aynı toteme bağlı kimseler kendi aralarında evlenemezler. Totem yenilmez, tabu kabul edilir ve ona dokunulamaz. Totemizm ve mitoloji kavramları neyi ifade eder? Araştırınız.
“Şaman”, kabilelerde dinî ayin ve törenlerle meşgul olan, büyü yapan, gelecekten haber veren ve çoğu zaman kendinden geçerek ruhlar alemiyle iletişim kurabilen kimselere verilen bir isimdir.

“Büyü” tabiatüstü güçlerle bağ kurarak belirli bir gayeye ulaşmak veya bir durumu gerçekleştirebilmek için kendilerinde gizli güçler olduğu kabul edilen kişiler tarafından uygulanan bir işlemdir. İlk kabilelerde din ile büyü birlikte yaşarken toplumlar şehirlileştikçe büyü bilimsel bir yapıya bürünmüştür.

“Efsane” ve “mit” kelimeleri Yunanca “mitos”tan (hikâye, masal) dilimize geçmiştir. Bunlarla, tanrı, kahraman ve kâinatın oluşumu ile ilgili hikâyeler anlatılır.
“Ayin” bir dinin pratiği ve uygulanması ile ilgili kurallar ve törenler bütünüdür. Kabilelerde, birçok farklı amaçla geleneksel törenler yapılır. Bu törenlerde danslara da yer verilir. Kabile mensupları, ruhi durumlarını danslar aracılığıyla dışa vururlar.

kabile dinleri

3.3. Eski Türk İnançları
İslamiyetten önce bazı Türk boylarının, Budizm, Hinduizm, Maniheizm, Mecusilik, Musevilik ve Hristiyanlık gibi dinleri benimsedikleri görülür. İslam öncesi Türklerin geleneksel dinlerinde Gök Tanrı inancı hâkim unsurdur. Türklerin geleneksel inanç ve ibadetlerinden bahsedilirken Batılı et nologların etkisiyle bu inanca “Şamanizm” deniliyordu. Bu kavram, gerçekte eski Türk inançlarını ifade etmemektedir.

Ancak Eski Türklerde tanrı inancı “Henoteizm”di. Bu deyim, birçok tanrının varlığını kabullenmekle birlikte bunlardan birine tapınmayı ifade eder. Tanrının her şeye gücü yeter ve o, sadece iyilikten hoşlanır. Türklerde “tanrı” kelimesi, eskiden hem “gök” hem de “ilah” anlamında kullanılıyordu. Farklı bölgelerde, tanrı için Ülgen, Ülgön, Kuday, Tanara, Tura, İdi, Çalap ve Bayat gibi terimler de kullanılmıştır.

BİLİYOR MUYDUNUZ?
Orhun Kitabeleri'nde de Türk hakan ve beyleri, daima kendilerini ve milletlerini koruyan Gök Tann'ya şükrederlerdi. Başardıklan işlerden bahsederken, “Tanrı’nın inayetiyle” demeyi ihmal etmezlerdi.
(Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, s. 105.)
 
Dolayısıyla Türkler için dağlar, göller ve ırmaklar ruhları olan canlı varlıklardır.
Su kültü de Eski Türk inançlarında önemli yer tutar. Su; yetiştirici, saf ve temizdir. Bilgiyi, aklı ve gücü sembolize eder.

Eski Türklerde, dinî ayin ve kurban merasimlerini yöneten, ruhlarla insanlar arasında aracılık yapan, din adamlarına “kam” denir.
Bunlar, bir yandan iyi ruhların insanlar için faydalı, hayırlı tesirlerini devam ettirmeye, diğer yandan da çeşitli çarelere başvurarak kötü ruhların zararlı faaliyetlerini önlemeye çalışırlar.

Eski Türkler, hastalık gibi ölümü de kötü ruhların bir eseri sayarlardı. Altay Türklerine göre yeraltı dünyasının hâkimi olan Erlik, yeryüzüne gönderdiği Aldaçılar vasıtasıyla, insanların ruhunu yakalatarak hayatlarına son verdirirdi. Yakutlar da ölümü insan ruhunu, kötü ruhların kapması ile açıklarlar.

Eski Türk inançlarında, ölen için duyulan acı, çeşitli şekillerde ve bazı merasimlerle ifade edilirdi. Örneğin Kırgızlarda ölünün gömüldüğü gün, dul kalan zevcesi ile kızları saçlarını keserlerdi. Hunlar da kabile reislerini sırmalı elbiseler içinde gömerlerdi.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 12.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 12.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 12. Sınıf Karşılaştırmalı Dinler Tarihi Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 6 DVD
Yorumlar