Çağrının Yaygınlaştırılması ve Sonuçları
İmam Hatip 5. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 6 DVD

Çağrının Yaygınlaştırılması ve Sonuçları

4. Çağrının Yaygınlaştırılması ve Sonuçları

Hz. Peygamberin İslam’a gizli davet dönemi yaklaşık üç yıl (M 610-613) sürmüştür. Peygamberimiz “Sana emrolunanı açıkça söyle ve müşriklere aldırma.” ve “(Önce) en yakın akrabanı uyar.” ayetleri nazil olunca tüm insanları açıkça İslam’a davet etmeye başladı.

Hz. Peygamber öncelikle akrabalarını İslam’a davet etmek maksadıyla bir yemek tertip etti. Yemeğe Peygamberimizin amcaları, halaları ve diğer akrabaları katıldı. Yemekten sonra Hz. Peygamber konuşmaya başlamadan önce amcası Ebu Lehep ayağa kalktı. Peygamberimizin tebliğinden önceden haberdar olan Ebu Lehep yeğenine, “Ben kendi akrabalarına senin getirdiğin gibi kötü şey getiren birini görmedim.” diye bağırdı ve orayı terk etti. Onun ardından oradaki topluluk da dağıldı.

Peygamberimiz bunun üzerine bir müddet sonra tekrar bir yemek daveti tertip ederek tüm akrabalarını çağırdı. Yemekten sonra akrabalarına şöyle seslendi: ‘‘Kavmine benim getirdiğimden daha hayırlı bir şey getiren birini bilmiyorum.

Ben sizi iki kelimeye davet ediyorum. O da Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim de onun kulu ve elçisi olduğuma iman etmenizdir. Ben size ve tüm insanlara peygamber olarak gönderildim. Bu hususta hanginiz bana yardımcı olarak cenneti kazanmayı kabul eder?’’ Orada bulunanların çoğunluğu olumlu sözler söylediler. Ancak Ebu Lehep, “Bu bir şerdir, kötülüktür, bugün ona uyacak olursanız zillete düşersiniz ve bunu korumaya kalkarsanız öldürülürsünüz.” diyerek karşı çıktı. Bunun üzerine kalabalık dağıldı. Böylece Hz. Peygamberin akrabalarını İslam’a davet etme girişimi sonuçsuz kalmıştır.

Bir müddet sonra Hz. Peygamber, Mekkelilere İslam’ı açıktan tebliğ etmek amacıyla Safa Tepesi’ne çıkarak şöyle seslenmişti: “Ey Kureyş hâlkı! Şayet ben size, şu tepenin arkasında, şehri istila etmek isteyen bir düşman ordusu gelip karargâh kurmuş desem, bana inanır mısınız?”

Mekkeliler ise bu soruya şöyle cevap verdiler: “Sen asla yalan söylemedin ve biz senin her söylediğine inanırız.” Hz. Peygamber, “Allah beni, sizi ikaz edip kötü şeylerden korumak ve şayet beni dinlemeyecek olursanız Allah’ın öfkesinin sizi tehdit ettiğini söylemek üzere gönderdi.”

dedi. Orada bulunanlardan Ebu Lehep, Hz. Peygamberin sözünü keserek şöyle bağırdı: “Bu manasız ve saçma bildiri için mi bizi rahatsız ettin ve zamanımızı boş yere geçirttin?”9 Bunun üzerine orada bulunan topluluk, dağılmış ve böylece ilk açıktan davet girişimi de sonuçsuz kalmıştır.

NOT EDELİM
Ebu Lehep, her fırsatta Peygamberimizin İslam'ı tebliğine engel olmaya çalışmıştı. O, eşi Ümmü Cemil ile birlikte Peygamberimizin geçtiği yollara dikenler, pislikler atıyordu. Peygamberimize karşı bu amansız düşmanlıkları sebebiyle onlar hakkında Leheb suresi nazil olmuştur: “Ebu Lehep’in iki eli kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi. O, alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu hâlde karısı da (ateşe girecek).” Leheb suresi, 15. ayetler.


4.1. İlk Tepkiler
Hz. Peygamber, karşılaştığı tüm zorluklara rağmen insanları Allah’ın birliğine inanmaya ve putlara tapmamaya çağırmıştır. Buna karşılık Mekkeli müşrikler onunla alay ettiler. Hz. Peygamber onların gittikleri yolun yanlış olduğunu, putlara tapmanın boş ve faydasız bir inanç olduğunu ifade etti. O, putlar hakkında inen, “Siz ve Allah’tan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz.
Eğer onlar ilah olsalardı, oraya girmeyeceklerdi.
 

Hepsi orada temelli kalacaktır. ” ayetini müşriklere okuduğu zaman müşriklerin tepkisi daha da arttı. Onlar, Peygamberimize hakaret ederek onun geçeceği yollara dikenler ve çöpler atmaya başladılar.

Müşriklerin alay ve hakaretlerine rağmen İslam, Mekke’de her geçen gün yayılıyordu. Bu durumdan endişeye kapılan Mekkeliler Ebu Talip’e geldiler. Ona, ‘‘Ey Ebu Talip! Yeğenin bizim tanrılarımız hakkında kötü şeyler söylüyor. Atalarımızın ve bizim takip ettiğimiz yolun yanlış olduğunu iddia ediyor. Putlarımızı yerin dibine batırıyor. Onu bu işten vazgeçir; yoksa biz ne yapacağımızı biliriz. İki taraftan biri yok olmadan bu iş düzelmez.’’ diyerek onu tehdit ettiler. Bunun üzerine Ebu Talip, kavminin söylediklerini Peygamberimize anlattı ve ona, “Bana ve kendine acı. Benim üstesinden gelemeyeceğim işleri bana yükleme! Gücümün yetmeyeceği şeylerle beni karşı karşıya bırakma!” dedi. Hz. Peygamber, amcasının artık kendisini himaye etmekten vazgeçeceğini zannetti. Bu nedenle amcasına, “İlahî tebliğ vazifemi terk etmem için sağ elime Güneş’i sol elime Ay’ı verseler ben bu davamdan vazgeçmem.” diyerek kararlılığını gösterdi. Peygamberimizin kararlı duruşu ve İslam’ın Mekke’de günden güne büyümesi üzerine müşrikler, Hz. Peygamberle anlaşmak istediler. Bu amaçla Utbe bin Rebia’yı, ona elçi olarak gönderdiler. Utbe, ona eğer zenginlik istiyorsa servet verebileceklerini, liderlik istiyorsa onu başlarına lider yapacaklarını, evlilik istiyorsa şehrin en soylu ve en güzel kadını ile evlendirmeye hazır olduklarını söyledi. Utbe, Hz. Peygamberden bunun karşılığında putları ve inançları aleyhinde konuşmamasını ve o güne kadar yaptıklarından vazgeçmesini istedi. Hz. Peygamber ise müşriklerin sözcüleri olan Utbe’nin teklifine şöyle cevap verdi: ‘‘Ben saydıklarınızın hiçbirine sahip değilim. Ancak Rabb’im, beni size peygamber olarak gönderdi. Ben size Allah’ın emirlerini tebliğ ediyorum.
İman ederseniz dünya ve ahirette mutlu olursunuz. Yeter ki putlara tapmaktan vazgeçip Allah’a iman ve kulluk ediniz.’’

Anlaşma tekliflerinin reddedilmesi üzerine müşrikler bu kez ona bir yıl putlara tapma, bir yıl da Allah’a tapmayı önerdiler. Ancak Mekkelilerin bu teklifi Peygamberimize inen şu ayetlerle reddedilmiştir: “De ki: “Siz ey hakikati inkâr edenler! Ben tapmam sizin taptığınıza, siz de tapmazsınız benim taptığıma. Ve ben tapmayacağım (asla) sizin tapıp durduğunuza, siz de (hiç) tapmayacaksınız benim taptığıma. Sizin dininiz size, benimki bana!”

Mekkelilerin teklifleri Hz. Peygamber tarafından geri çevrilince Müslümanlara yönelik eziyet ve işkenceler artmaya başladı. Müşrikler, işkence ve zulümlerle Müslüman olmak isteyenlerin gözünü korkutmayı hedeflediler. Müslüman olanları inançlarından vazgeçirmeye zorladılar. İslam’ın yayılışını engellemek amacıyla özellikle köle, fakir ve kimsesiz Müslümanlara karşı acımasız eziyet ve işkencelere başvurdular.

Bilali Habeşi, Yasir ailesi, Suheybi Rumi ve Ebu Fuheyre gibi köle ve kimsesiz Müslümanlar Mekkelilerin eziyetlerine maruz kaldılar. Umeyye bin Halef, kölesi Bilal’i kızgın çöl sıcağında kumlara yatırır ve onun üzerine taşlar koyardı. Dininden vazgeçmesi için ona eziyet ederdi. Annesi ve babası ile birlikte Müslüman olan Ammar bin Yasir de eziyet ve işkenceye uğrayan ilk Müslümanlardandır. Onları günün en sıcak vaktinde kumlarda sürükleyen müşrikler, onlara dinlerini inkâr etmelerini ve putlara tapmalarını telkin ederlerdi. Ağır işkence ve eziyetlere dayanamayan Ammar’ın annesi Sümeyye ve babası Yasir öldü. Böylece Yasir ailesi İslam tarihinin ilk şehitleri oldu.

YORUMLAYALIM
Peygamberimiz, müşriklerin taptığı putlara fiziki saldırıda bu lunmamış ancak insanlara putlara tapmanın yanlışlığını anlatmıştır.
Peygamberimizin bu yolu tercih etmesinin sebeplerini sınıfta arkadaşlarınızla yorumlayınız.
 
TARTI ŞALIM
İlk Müslümanların çektikleri eziyet ve işkencelerin İslam’ın yayılışını nasıl etkilediğini tartışınız.
Hz. Peygamber, İslam'ı yaymak için her fırsatı değerlendiriyordu. Bir defasında hac mevsirfminde Mekke'ye gelen diğer kabile mensuplarına da İslam'ı anlatmak amacıyla Ukaz, Mecenne ve Mina panayırlarına gitti. Onlara Kur'an ayetlerini okuyup anlatarak İslam'ı tebliğ etti. Bunun üzerine Mekkeli müşrikler, onun görüştüğü kimselere Hz. Muhammed’in “kendi kabilelerinden olduğunu ve onun cinlenmiş bir büyücü” olduğunu söylediler. Hz. Peygamberi, muhataplarına karşı karalamaya çalıştılar. Böylece Peygamberimizin bu gayreti müşriklerin engellemeleri yüzünden sonuçsuz kaldı.

Müşriklerin, Hz. Peygamberin mesajına tepki göstermesinin temel sebebi onların dinî inançlarıydı. Mekkelilerin kutsal saydıkları Kâbe, Arap kabilelerinin taptığı putlarla dolu bir mekândı. Müşrikler, hem taptıkları putların kendilerini Allah’a daha çok yakınlaştıracağını iddia ediyorlar hem de kendilerinin atalarının yolunu takip ettiklerini söylüyorlardı. Bu sebeple Hz. Peygamberin putlara tapmama ve Allah’ın birliğine iman etme çağrısını reddettiler. Geleneklerine düşkün olan Mekke halkı, atalarından ve babalarından devraldıkları putperestliğin doğru bir yol olduğuna inanmışlardı. Kur’anı Kerim ise onların bu anlayışını şöyle tenkit etmekteydi: ‘‘Onlara (müşriklere), ‘‘Allah’ın indirdiğine uyun.’’ denildiği zaman onlar, ‘Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.’ derler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?’’

Mekkelilerin, Hz. Peygamberin İslam’a çağrısına gösterdikleri tepkilerin sebeplerinden biri de ekonomiktir. Çünkü Mekke, Arap Yarımadası içinde merkezî bir konumda bulunmakta idi. Mekke’de bulunan Kâbe, yıllardır tüm Arap kabileleri için bir çekim merkeziydi. Her yıl putlarını ziyaret için Kâbe’ye gelen Araplar, Mekkeliler için aynı zamanda ticari yönden büyük bir kazanç kapısıydı. Müşriklerin ileri gelenleri, İslam’ın Mekke’de hâkim olduğu zaman putlarla dolu olan Kâbe’nin bu özelliğini kaybedeceğini ve zarara uğrayacaklarını düşünüyorlardı. Ayrıca müşrikler kervan ticareti sayesinde Mekke’nin ticari hayatına da hâkimdiler. Onlar, putperest yapının sona ermesi hâlinde Araplar nezdindeki itibarlarını da kaybedeceklerine inanıyorlardı. Dolayısıyla Mekke, bu putperest yapı sayesinde ayakta durmakta ve ticaretle uğraşan müşriklerin liderleri, bu yapının bozulmasından endişe etmekte idiler.16 Hz. Peygamberin putların terk edilmesine yönelik ayetler okuması, şirki eleştirmesi onları bu yönden endişeye sevk etmişti. Onlar, ekonomik ve siyasi nüfuzlarının yok olacağını düşünerek Peygamberimize düşman olmuşlardı. Hz. Peygambere en çok düşmanlığı Mekkeli tüccar ve yönetici sınıfının yapması bu açıdan dikkat çekicidir.

Hz. Peygamber, Kureyş’in ahlaksızlıklarını, kadınları, zayıfları ve yetimleri ezen insanlık anlayışını eleştiriyordu. Onları İslam ahlakına davet ediyordu. Tüm insanların doğuştan hür ve eşit olduğunu ilan ediyordu. Mekke’nin toplumsal yapısında ise kölelik önemli bir unsur idi. Müşriklerin ileri gelenleri, Hz. Muhammed’in köle ile efendiyi eşit saymasına tepki gösterdiler. Onlar, İslam’a Mekke’nin toplumsal yapısını bozacağı gerekçesi ile karşı çıktılar. Peygamberimize de bu sebeple düşman olmuşlardı.

KONUŞALIM
Hz. Peygambere ve ilk Müslümanlara bireysel, ekonomik ve toplumsal açıdan gösterilen tepkileri sınıfta tahtaya yazınız ve arkadaşlarınızla konuşunuz.

Arapların sosyal yaşamında kabileciliğin önemli bir yeri vardır. Mekke toplumunda kabile içi dayanışma kadar kabile rekabetleri de önemli bir yer tutar. Mekke’deki Haşimiler ve Ümeyye oğulları rekabeti de birçok insanın Müslüman olmasına mani olmuştur. Ebu Cehil’in de mensubu olduğu Ümeyyeoğulları kabilesi bu rekabeti sürekli canlı tutmuş ve Hz. Peygambere düşmanlık göstermiştir.

Hz. Peygamberin davetine yönelik tepkilerin bir sebebi de Mekkelilerin liderlik anlayışıydı. Bu cahiliye anlayışına göre liderlerin zengin ve erkek çocuk sahibi olmaları beklenirdi. Oysa Hz. Peygamber hem zengin değildi hem de sadece kız çocukları olan bir insandı. Bu durumu kabullenemeyen Kureyşliler peygamberliğin zengin ve erkek çocuk sahibi olan bir kişiye gelmesi gerektiğini iddia ediyorlardı. Onlara göre Mekke’den Velit bin Mugire ve Taif’ten Ebu Mesut’un peygamber olması daha doğru idi. Onların bu iddiasına ise Kur’anı Kerimde şöyle cevap verilmiştir: “Ve yine şöyle derler: “Bu Kur’an, neden iki şehrin ileri gelen lerine inmiş değil? Rabb’inin rahmetini yoksa onlar mı bölüştürüyorlar?...’’


DEĞERLENDİRELİM
Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haramhelal demeden mirası yiyorsunuz. Malı aşırı biçimde seviyorsunuz.” Fecr suresi, 1720. ayetler
Yukarıdaki ayetleri okuyarak müşriklerin ahlak anlayışlarını değerlendiriniz.
 
4.2. Habeşistan’a Hicret
Hz. Muhammed’in peygamberliğinin dördüncü yılı (M 614) Müslümanlara yönelik işkence ve baskıların arttığı bir yıl olmuştur. Birçok Müslüman işkenceye uğramış ve hatta bazıları akrabaları tarafından ev hapsine tabi tutulmuştu. Müslümanlar, dinlerini serbestçe yaşayamamış ve müşriklerin hakaretlerine maruz kalmışlardı. Çekilen sıkıntı ve eziyetleri gören Peygamberimiz müminleri rahatlatmak amacıyla onlara şu tavsiyede bulunmuştu: “Habeş ülkesine gidiniz. Zira orada kimseye zulmetmeyen ve adaletle hükmeden bir hükümdar vardır. ”

Müslümanların hicret edeceği ülke olarak Habeşistan’ın (bugünkü Etiyopya) tercih edilmesinin çeşitli nedenleri vardır. Öncelikle Arap Yarımadası’nda bulunan diğer kabileler putlara tapmakta idi. Üstelik Kureyş kabilesinin bunlarla iyi ilişkileri vardı.

O şartlarda hiçbir Arap kabilesi ticari ve dinî ilişkilerinden dolayı Müslümanlar için Kureyş’i karşısına alamazdı. Yemen bölgesi de Mecusi olduğu için semavi bir dine tahammül gösteremezdi. Busebepten Habeş ülkesi o gün için hicrete en uygun yerdi. Peygamberimizin hicret için Müslümanlara tavsiye ettiği Habeşistan, Kızıldeniz sahilinde bulunmaktaydı ve Mekkeliler tarafından adaletli yönetimi ile bilinmekteydi. Halkı ehli kitap olan Habeşistan, Müslümanların dinlerini serbestçe yaşayabilecekleri bir ortama sahipti. Ayrıca oraya gidecek olan Müslümanlar sayesinde İslam, başka insanlara da ulaşmış olacaktı.

Peygamberliğin beşinci yılında (M 615) Hz. Peygamberden hicret izni alan muhacirler, Mekke’den gizlice ayrıldı. Kafilede on bir erkek ve dört kadın vardı. Kafile, Kızıldeniz kıyısından bir gemi ile Habeşistan’a geçti. Kafilede Hz. Osman ve eşi Peygamberimizin kızı Rukiye, Zübeyr bin Avvam, Abdurrahman bin Avf gibi ilk Müslümanlar da vardı. Bu yolculuk İslam tarihindeki ilk hicret olarak anılmaktadır.

Habeş ülkesine ulaşan muhacirler Habeş Necaşisi Ashame’den güzel ve adaletli muamele gördüler. Onun ülkesinde dinlerini serbestçe yaşadılar. Ancak bir süre sonra “Mekkelilerin Müslüman olduğu” şeklindeki asılsız haber üzerine bir kısmı tekrar Mekke’ye dönmeyi tercih etti. Dönen Muhacirler, Mekke yakınlarına geldikleri zaman haberin doğru olmadığını öğrendiler. Habeşistan’a tekrar dönmenin güç olması sebebiyle bazıları gizlice bazıları da himaye yoluyla Mekke’ye girmek zorunda kaldılar.

Habeşistan’dan dönen Muhacirler, orada dinlerini serbestçe yaşadıklarına ilişkin güzel haberler getirdiler. Bu haberi duyan ve baskılardan bunalan Müslümanlar da Habeşistan’a hicret etmeye karar verdiler. İlk hicretten bir yıl sonra (M 616) seksen iki erkek, on sekiz kadından oluşan ikinci kafile Peygamberimizin amcası Ebu Talip’in oğlu ve Hz. Ali’nin kardeşi olan Cafer’in başkanlığında Habeşistan’a hicret etti.

Necaşinin ülkesine gelen Müslümanlar orada ilk muhacirler gibi adaletle ve iyilikle karşılandılar. Ancak Müslümanların bu hicreti, Mekkeli müşrikleri İslam’ın orada yayılacağı ve kendilerini tehdit edeceği endişesine sevk etti. Bu sebeple Kureyşliler, Amr bin As ve Abdullah bin Rebia’yı birçok hediye ile birlikte Necaşi’ye gönderdiler. Amaçları Mekke’den gelen muhacirleri Necaşi’ye şikâyet etmek ve onlan oradan çıkartıp tekrar Mekke’ye geri götürmekti. Onları dinleyen Necaşi, Müslümanları huzuruna çağırttı ve Kureyş temsilcileri ile karşı karşıya getirdi. Müslümanlar adına konuşan Cafer bin Ebi Talip, Müslümanların durumunu anlatan bir konuşma yaptı.

NOT EDELİM
Habeşistan'da kalan muhacirler, Hayber'in fethi esnasında Necaşi'nin tahsis ettiği gemiyle Medine'ye döndüler. Cafer'in başkanlığındaki muhacirler, doğruca Hayber'de bulunan Hz. Peygamberin yanma gittiler.

Cafer’i karşısında gören Peygamberimiz, “Hangisine sevineceğimi bilmiyorum. Hayber’in fethine mi, yoksa Cafer’in gelişine mi?” diyerek onu kucaklayıp alnından öptü. Medine’ye döndükten sonra Mescidi Nebevi’nin yanı başında onun için bir oda hazırlattı ve onu buraya yerleştirdi. Cafer, Mute Savaşı’nda şehit oldu.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 6, s. 548. (Özetlenmiştir.)
 

BİLGİ KUTUSU
Cafer bin Ebu Talip, Mute Savaşı'nda şehit olmuştur. Hz. Peygamber, Yüce Allah'ın Cafer'in kesilen iki koluna karşılık iki kanat ihsan ettiğini ve onlarla cennette uçtuğunu haber vermiştir. Bu sebeple kendisine “tayyar” (uçan) ve "zıf ccnaheyn" (iki kanatlı) lakapları verilmiştir. Kırk yaşında şehit olan Cafer'e hem Habeşistan’a hicret ettiği, hem de buradan dönüşünde kendi baba yurdu olan Mekke’ye değil, doğrudan Medine’ye gittiği için “zü’1hicreteyn” (iki hicret sahibi) denilmiştir. Ayrıca ashabın muhtaçlarını, fakirlerini daima gözettiğinden dolayı “ebü’lmesakin” (fakirlerin babası) lakabıyla da anılıyordu. Hz. Peygamber, ahlakı itibariyle kendisine benzediğini belirterek Cafer’i takdir ve taltif ederdi.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 6, s. 548. (Özetlenmiştir.)
 
Cafer, konuşmasının sonunda Hz. İsa ve annesi Meryem’den bahseden Meryem suresinin ilk ayetlerini okudu. Bunun üzerine Necaşi, “Bu, İsa’ya gelmiş olanla aynı yerden geliyor.” dedi ve Müslümanları Mekkelilere teslim etmeyi reddetti.Necaşi’nin huzurundan eli boş çıkan Mekkeli elçilerden Amr bin As, “Vallahi, ben yarın Necaşinin yanına gidip onlar hakkında söyleyeceğim şeyle onların köklerini kazıtacağım!” dedi. Ertesi gün, Necaşi’nin yanına gidip, “Ey hükümdar! Onlar İsa bin Meryem hakkında çok büyük, ağır bir söz söylüyorlar! Onları çağır da, onun hakkında ne düşündüklerini onlara bir sor.” dedi.

Bunun üzerine, Necaşi, bu hususu sormak için Müslümanları tekrar yanına çağırdı. “Söyleyin bakalım, Meryem oğlu İsa hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sordu.
Cafer, ona, “...Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın Peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi dir. O, Allah tarafından bir ruhdur... ayetini okuyunca Necaşi, ‘‘Vallahi, İsa bin Meryem senin söylediğinden farklı biri değildir.’’ dedi. Bunun üzerine, getirdikleri hediyeleri kendilerine iade edilen Amr ve Abdullah, elleri boş olarak geri döndüler.20 Muhacirler, Necaşi’nin ülkesinde, huzur ve güven içinde dinlerini yaşadılar. Habeşistan’a giden Müslümanlardan bazıları Kureyş’in boykotu bitirmesinden sonra Mekke’ye geri döndü. Bir grup muhacir de hicretten sonra Medine’ye döndü. Habeş ülkesinde kalan son grup ise hicretten yedi yıl sonra Hayber’in fethi esnasında Medine’ye dönmüştür.
 
NOT EDELİM
Peygamberimiz, Necaşi’nin Müslümanlara gösterdiği ilgiyi ve yaptığı iyilikleri unutmamıştır. 630 yılında onun vefat haberini aldığı zaman gıyabında cenaze nama zı kılmış ve ona dua etmiştir.

LİSTELEYELİM
“Ey hükümdar! Biz cahiliye halkından bir kavimdik. Putlara tapardık. Ölmüş hayvan eti yerdik. Bütün kötülükleri yapardık. Akrabalarımızla ilgilerimizi keser akraba hakkı gözetmezdik. Komşularımızı unutur komşuluk vazifelerini yerine getirmezdik. İçimizden güçlü olan, güçsüz ve zayıf olanı ezerdi. Yüce Allah bize kendimizden, soyunu sopunu, doğruluğunu, eminliğini, iffet ve nezahetini bildiğimiz Resulü gönderinceye kadar, biz hep bu kötü durum ve tutumda idik. O Peygamber, bizi, bizim ve babalarımızın Allah ’tan başka taptığımız, taştan, ağaçtan, altın ve gümüşten yapılmış putları bırakarak Allah’ın birliğine inanmaya ve yalnız ona ibadet etmeye davet etti.

Yine o Peygamber; doğru söylemeyi, emaneti sahibine vermeyi, akraba haklarını gözetmeyi, komşulara iyi davranmayı, haramlardan uzak, kan dökmekten geri durmamızı bize emretti. Yine o, bizi her türlü çirkin, yüz kızartıcı söz ve işlerden, yalan söylemekten, yetim malı yemekten, iffetli kadınlara dil uzatmak ve iftira etmekten de men ve nehyetti. Ayrıca, hiçbir şeyi kendisine eş ve ortak tutmaksızın, yalnız Allah ’a ibadet etmemizi, namaz kılmamızı, zekât vermemizi, oruç tutmamızı da bize emretti. Biz onu doğruladık ve ona iman ettik.

Allah tarafından getirdiği şeylere göre ona tabi olduk. Bir ve tek olan Allah ’a ibadet ettik, ona hiçbir şeyi şirk koşmadık. onun bize haram kıldığını haram, helal kıldığını helal olarak kabul ettik. Bunun üzerine, kavmimiz bize düşman kesildi. Bizi dinimizden döndürmek, Yüce Allah ’a ibadetten vazgeçirip putlara taptırmak, öteden beri helalleştirip serbestçe işleyegeldiğimiz kötülükleri tekrar işletmek için bizi işkenceden işkenceye uğrattılar. Onlar kuvvetli olup bize zulmettikleri, bizimle dinimiz arasına gerildikleri ve tazyiklerini arttırdıkları zaman, biz senin ülkene çıkmak, sığınmak zorunda kaldık.
Senin himayende bulunmayı ve sana komşu olmayı başkalarına tercih ettik. Ey hükümdar! Biz senin yanında hiçbir zulme uğramayacağımızı umuyoruz.”

4.3. Hz. Hamza ve Hz. Ömer’in Müslüman Oluşu
Hz. Peygamberin amcası Hamza, hem avcılık yapan hem de güreşen kuvvetli bir kişiydi. Hamza, her av dönüşünde tavaf için önce Kâbe’ye giderdi. Tavafını yaptıktan sonra Kureyş’in ileri gelenlerinin yanına uğrar, onlarla bir müddet sohbet eder ve ardından da evine giderdi.

Peygamberimiz bir gün Safa Tepesi’ne doğru giderken Ebu Cehil ile karşılaştı. Ebu Cehil, ona birçok hakarette bulundu. Bu hakaretlerle incinen Hz. Peygamber üzüntü içinde evine döndü. Ebu Cehil’in alay ve hakaretlerine şahit olan biri, avdan dönmekte olan Hamza’ya olup bitenleri anlattı.

Ye ğenini çok seven Hamza, ona yapılan hakaretleri içine sindiremedi ve öfkeyle Kâbe’ye doğru yürüdü. Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinin yanına gelen Hamza, elindeki yayı büyük bir öfke ile Ebu Cehil’in başına vurdu. Ona, “Yeğenim Muhammed’e söver, hakaret edersin öyle mi? İşte ben de onun dinindenim, haydi bana da hakaret etsene!” diye bağırdı. Ebu Cehil’in yanında bulunanlar ona arka çıktılar. Ancak Ebu Cehil, onlara işaret ederek Hamza’nın haklı olduğunu söyledi. Hamza’nın oradan ayrılmasından sonra adamlarına, “Aman ilişmeyin, sonra hiddetlenir de Müslüman olur.”
diyerek onları yatıştırdı.

Ebu Cehil, Hz. Hamza’nın Müslüman olmasından endişe ediyordu. Çünkü Hamza, Mekke’de saygın ve kendisinden çekinilen bir Kureyşliydi. Onun Müslüman olması Müslümanlar için büyük bir kazanç, müşrikler içinse büyük bir kayıp olurdu. Ebu Cehil endişesinde haklı çıktı ve Hamza, yeğeninin yanına giderek İslam’ı kabul ettiğini açıkladı. Müşriklerin ağır baskı ve işkenceleri altında bunalan Müslümanlar için Hz. Hamza’nın Müslüman olması büyük bir moral oldu. Hz. Hamza’nın Müslüman oluşu ile Müslümanlar güçlendiler. Mekkeliler Müslümanlara karşı söz ve davranışlarını bir kez daha gözden geçirmek zorunda kaldılar (M 616).

NOT EDELİM
570 yılında doğan Hz. Hamza, Peygamberimizin hem amcası hem de süt kardeşidir. Mert biri olan Hz. Hamza Bedir ve Uhut savaşlarında dillere destan bir kahramanlık örneği göstermiş ve Uhut Savaşı'nda şehit olmuştur. Bu özelliğinden dolayı o, “şehitlerin efendisi ve Allah’ın aslanı” unvanlarıyla bilinir. Abbasi Halifesi NasırLidinillah (1180-1225)’ın annesi tarafından mezarı türbe hâline getirilmiştir. Türbenin yanına daha sonraki dönemlerde mescit ve kütüphane yapılmış. Osmanlılar zamanında bu yapının bakımına itina gösterilmiştir. Bölgenin yönetimi Osmanlıların elinden çıktıktan sonra türbe ve çevresindeki bütün yapılar yıkılmıştır.

Müslümanlar arasında kahramanlığın sembolü olan Hz. Hamza, Türk folklorunda güreşçilerin piri sayıldığı gibi menkıbevi hayatı Müslüman milletlerin edebiyatlarında kendi adıyla anılan eserlere (Hamzaname) konu olmuştur.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 15, s. 500. (Özetlenmiştir.)

Hz. Hamza’nın İslam’ı kabul edişinden kısa bir süre sonra Müslümanları sevindiren diğer bir olay ise Ömer bin Hattab’ın Müslüman olmasıdır.

Ömer, okumayazma bilen ve Mekke Şehir Devleti’nin dış ilişkilerine bakan biri olup oldukça sert bir mizaca sahipti. Mekke’de Peygamberimize ve Müslümanlara en fazla düşmanlık gösterenlerin başında gelmekte idi. Bir gün Hz. Peygamberi öldürmek niyetiyle kılıcını kuşanarak evinden çıktı. Peygamberimizin ve Müslümanların bulunduğu Darü’lErkam’a doğru yürümeye başladı. Yolda karşılaştığı Nuaym bin Abdullah, Ömer’in hiddetli yürüyüşünden şüphelenerek, “Nereye gidiyorsun Ey Ömer?” diye sordu. Ömer, “Muhammed’i öldürmeye...” diye cevap verdi. Müslümanlığını gizleyen Nuaym, bunun üzerine Ömer’i vazgeçirmek amacıyla, “Bunu yaparsan düşmanlığı daha da artırırsın. Muhammed’i öldürürsen Haşimoğulları seni rahat bırakır mı? Sen önce kendi aileni düzelt.” dedi. Nuaym, Hz. Peygamberi korumak ve zaman kazanmak amacıyla eniştesi ile kız kardeşinin Müslüman olduklarını Ömer’e haber verdi.

Bunun üzerine Ömer, kız kardeşinin evine doğru hiddetle yürümeye başladı. Eve yaklaştığı zaman içeriden Kur’an sesleri duyan Ömer, kapıya sertçe vurdu.
Kız kardeşi Fatıma ve kocası Said bin Zeyd daha önce gizlice Müslüman olmuşlardı ve evlerinde Habbab bin Ered’den Kur’an öğreniyorlardı. Kapının sertçe çalınması üzerine telaşlanan ev halkı hemen Kur’an sayfalarını sakladı. Habbab’ı da evin bir köşesine gizlediler. İçeriye giren Ömer, “Nedir okuduğunuz şey?” diye bağırdı. Ömer, “Bir şey yok!” diyen eniştesinin yakasına yapıştı. Kocasına yardım etmek için Ömer’e müdahale eden Fatıma, Ömer’in attığı sert tokat ile yere düştü. Yüzü kan içinde kalan Fatıma, Ömer’e hiddetle bağırdı: “Ey Ömer! Ne istiyorsun? Evet, biz İslam’ı kabul ettik. Haydi!
Ne istiyorsan yap!” Kardeşinin yüzünü kan içinde gören Ömer, üzülerek pişman oldu ve kalbi yumuşadı. Onun gönlünü almaya çalışarak az önce okuduklarını istedi. Fatıma, Tâhâ suresinin ilk ayetlerinin yazılı olduğu sayfaları Ömer’e verdi. Kur’an ayetlerini okuyan Ömer’i bir sessizlik kapladı. Bir müddet sustu ve ardından, “Beni Muhammed’e götürün.” diye seslendi.

Bu tabloya şahit olan Habbab, gizlendiği yerden çıkarak sevinçle, “Allah’a yemin olsun ki Hz. Peygamber, önceki gün iki Ömer (Ömer bin Hattab ve Ebu Cehil)’ den biri ile İslam’ı kuvvetlendirmesi için Allah’a dua etmişti. O, sen olacaksın ey Ömer! Bu ortaya çıktı.” dedi. Ömer daha sonra Darü’lErkam’a doğru yürüdü. Erkam’ın evinde bulunan Müslümanlar Ömer’in silahlı olarak kendilerine doğru geldiğini görünce korkuya kapıldılar. Peygamberimize haber verdiler. Orada bulunan Hz. Hamza, “Telaşlanmayın! Eğer iyilik için gelmişse iyiliği ondan esirgemeyiz. Ancak kötülük için gelmişse o zaman onu kendi kılıcıyla öldürürüz.” dedi. Hz. Peygamber ise “Çekinmeyin, bırakın gelsin.’’ dedi.
İçeriye giren Ömer’i karşılayan Hz. Peygamber ona geliş sebebini sordu. Ömer ise iman etmek için geldiğini söyledi ve kelimei şehadet getirerek Müslüman oldu. Peygamberimiz ve orada bulunanlar büyük bir sevinç yaşadılar. Daha sonra topluca Kâbe’ye gittiler ve orada namaz kıldılar.

Ömer’i Müslümanların arasında gören müşrikler büyük bir şaşkınlık yaşadılar. Ömer, orada artık Müslüman olduğunu açıkça ilan etti ve böylece Müslümanların safına katılmış oldu (M 616).

DEĞERLENDİRELİM
Hz. Hamza ve Hz. Ömer'in Müslüman olmalarının önemini İslam'ın Mekke'de yayıl masına katkısı açısından arkadaşlarınızla değerlendiriniz.

NOT EDELİM
İslam’ın ilk yıllarında toplumsal konumları ve kişilikleri yönüyle etkili iki şahsiyet olan Hz. Hamza ve Hz. Ömer ’in Müslüman olması, Mekke Döneminin önemli olaylarındandır. Peygamberliğin altıncı yılında (M 616) Hz. Hamza ve Hz. Ömer ’in Müslüman olması ile Müslümanlar daha da güçlendiler. Kâbe’de ilk kez topluca namaz kılmaya başladılar.
Hz. Hamza ’nın ardından Hz. Ömer gibi önemli bir kişiliği kaybeden müşrikler ise bu olaydan sonra Müslümanlara karşı yeni yaptırımlar uygulamanın yollarını aramaya başladılar.


4.4. Müslümanlara Yönelik Boykot ve Baskılar
Mekkelilerin tüm engellemelerine rağmen İslam, Mekke’de yayılmaya devam etmiştir. Müşriklerin Müslümanlara yönelik işkence ve baskıları da bir sonuç vermemişti. Muhacirler Habeş ülkesinde iyi karşılanmış, Hamza ve Ömer gibi iki önemli şahsiyet de Müslüman olmuştu. Müslümanların sayısı ise her geçen gün artmaktaydı. Bütün bunlar Kureyşlileri yeni tedbirler almaya sevk etti. Bu amaçla bir araya gelen Kureyş’in önde gelenleri, Hz. Muhammed kendilerine teslim edilinceye kadar Müslümanları boykot etme kararı aldılar.

Mekkeli müşriklerin karar altına aldıkları boykot, şu maddeleri içermekteydi:
a. Hz. Muhammed, kendilerine teslim edilinceye kadar Müslümanlarla barış anlaşması yapılmayacak.
b. Müslümanlara merhamet gösterilmeyecek.
c. Müslümanlara kız verilmeyecek ve onlardan kız alınmayacak.
d. Müslümanlarla alışveriş yapılmayacak.
e. Müslümanlarla görüşülmeyecek, onlarla oturulup konuşulmayacak.
f. Müslümanların evlerine girilmeyecek.

Mekkeliler bunlarla Hz. Peygamberin öldürülmek üzere kendilerine verilmesini sağlamak istiyorlardı. Ayrıca Müslümanları Hz. Peygamberin etrafından uzaklaştırmayı ve onu yalnızlığa itmeyi amaçlamışlardı. Mekkeliler, boykot anlaşmasını Mansur bin İkrime aracılığı ile yazıya döktüler ve bu metni Kâbe’nin duvarına astılar.

Ebu Talip mahallesinde yaşamak zorunda bırakılan Müslümanlar boykot süresince büyük sıkıntılar çektiler. Özellikle Hz. Peygamber, amcası Ebu Talip ve eşi Hz. Hatice, ihtiyaç sahibi Müslümanlar için tüm servetlerini harcadılar. Müslümanlar bu süre içinde açlık ve hastalıklarla mücadele ettiler. Bazı çocuklar açlık ve hastalıktan ölürken yiyecek sıkıntısı çeken bazı Müslümanlar da deri parçalarını suda pişirerek bunlarla karınlarını doyurmaya çalıştılar. Dünya tarihinde eşine ender rastlanan bu boykot, vicdan sahibi kimi Mekkelileri rahatsız etmekteydi. Bazı Mekkeliler, erzak yüklü devenin iplerini çözerek onu Müslümanların bulunduğu mevkiye doğru sürüyorlardı. Ancak bu girişimler her zaman başarılı olmuyordu. Çoğu zaman Ebu Cehil ve Ebu Lehep tarafından engelleniyordu.
Boykot sırasında kimi Mekkeliler Müslüman olan akrabalarına yardım etmeye çalışmışlardır. Hz. Hatice’nin yeğeni, bir gün halasına kölesiyle bir miktar buğday göndermişti. Yolda köleyi sırtında buğday çuvalı ile gören Ebu Cehil, durumu anlayarak köleye müdahale etti ve buğdayı kölenin elinden almak istedi. Müşriklerden Ebul Bahteri ise Ebu Cehil’e hiddetlenerek, “Halasına bir miktar buğday göndermek isteyen insana engel olmak doğru değildir.” dedi. Bunun üzerine Ebu Cehil, kölenin Hz. Hatice’nin yanına gitmesine müsaade etti.

Mekke’de Müslümanlara uygulanan boykotu benimsemeyen insanlar da mevcuttu. Bunlar kendi akrabalarının uğradığı bu zulümden başından beri rahatsızlık duymaktaydı. Bunlardan biri olan Hişam, bu zulme son vermek niyetiyle Abdülmuttalip’in torunu Züheyr’in yanına gitti ve ona, “Sen güzel yiyip içiyorsun, evinde rahatça yaşıyorsun; ama dayılarının çektiği sıkıntı ve eziyetleri hiç düşünmüyorsun? Yemin olsun ki Ebu Cehil’in dayıları hakkında böyle bir karar verilseydi, o buna aslarazı olmazdı.” dedi.
“Ben tek başıma ne yapabilirim ki...’’ diyen Züheyr’i ikna eden Hişam diğer akrabalarını da yanına alarak boykotun kaldırılması konusunda ilk adımı attı. Bu grup Kâbe’ye gelerek orada bulunanlara boykotun vicdan ve merhamet sahiplerini rahatsız ettiğini ve kendi akrabalarına yapılan bu eziyetin sona ermesi gerektiğini ilan etti. Ebu Cehil bu isteğe karşı çıktıysa da diğerlerinin desteği ile boykot kaldırıldı (M 619).

BİLGİ KUTUSU
M 616-619 yıllan arasında Müslümanlara uygulanan boykot, onların açlık ve hastalık gibi sıkıntılara düşmesine sebep oldu.
Müslümanlar boykot sebebiyle dinlerinden dönmediler, aksine dinlerine daha Boykot, kabilecilik sebebiyle müşrikler arasında görüş ayrılığının ortaya çıkmasına sebep oldu. Müslümanlar, Hz. Peygamberin etrafında birleştiler. Müşrikler, boykot kararı ile istedikleri hedefe ulaşamadılar. Boykot, müşrikler açısından başarısızlıkla sonuçlandı.

4.5. Hüzün Yılı
Sıkıntılarla geçen üç yıllık boykotun bitmesi ile Hz. Peygamber ve Müslümanlar rahatladılar. Ancak kısa bir süre sonra iki acı olay yaşadılar. Hz. Peygamber, önce kendisini müşriklere karşı himaye eden amcası Ebu Talip’i, kısa bir müddet sonra da en büyük yardımcısı olan eşi Hz. Hatice’yi kaybetti. Bu iki kayıp Peygamberimizi ve Müslümanları çok üzdü. Bu sebeple peygamberliğin onuncu yılı olan 620 yılına “Hüzün Yılı” adı verildi.

Ebu Talip, Abdülmuttalip’in vefatından sonra sekiz yaşındaki yeğeni Muhammed’in bakımını üstlenmiştir. Gençliği ve peygamberliği boyunca her zaman yeğenine destek olan Ebu Talip müşriklerin tüm baskı ve tehditlerine rağmen yeğenini himaye etmekten vazgeçmemiştir. Kureyş kabilesinin saygın bir büyüğü olan Ebu Talip, hayatta iken müşrikler doğrudan Peygamberimizin şahsına dokunamamışlardır. Ebu Talip, her zaman olduğu gibi boykot yıllarında da her gece yeğeninin evinin önünde nöbet tutmuş, çoğu geceler oğullarını ve yeğenlerini Peygamberimizi korumakla görevlendirmişti. Ebu Talip, hastalanıp ölüm döşeğine düşünce yeğenini korumaları hususunda kendi kabilesine vasiyette bulunmuş ve vefat etmiştir.

Ebu Talip’in vefatından sonra Peygamberimizin şahsına yönelik saldırılar artmaya başladı. Hz. Peygamber, bir gün yolda yürür ken müşriklerden biri ile karşılaştı. Adam, hakaretler savurarak yerdeki pis toprağı Peygamberimizin üzerine attı. Üzeri kirlenen Hz. Peygamber evine gitti. Onu bu hâlde gören kızı Fatıma, üzüntü ile babasının başını ve elbisesini temizlemeye başladı. Kızının üzüntüsünü gören Peygamberimiz, “Ağlama kızım! Allah, babanı koruyacak.” diyerek onu teselli etti. Hz. Peygamber bu esnada amcasını hatırladı ve içini çekerek, “Ebu Talip ölmeden önce Kureyş bana dokunamazdı.” dedi.
Amcasının vefatı ile üzülen Hz. Peygamber, eşi Hatice’yi de kısa bir süre sonra kaybetti. Peygamberimizle yirmi beş yıl mutlu bir evlilik hayatı sürdüren Hz. Hatice, peygamberliğin başlangıcından beri eşinin en büyük destekçisi olmuş ve ona ilk iman eden kişi unvanını almıştı. Servetinin tamamını İslam için harcayan Hz. Hatice, altmış beş yaşında Mekke’de vefat etmiştir.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Siyer Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 6 DVD
Yorumlar