Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed
İmam Hatip 6. Sınıf Arapça Eğitim Seti 6 DVD

Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed

4. Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed


İlk emri “Oku!” olan İslam dini ilme büyük önem vermiştir. Kur’an’da “bilmek” manasına gelen “ilim” kökünden yedi yüz seksen, ilmin gereği olan “tefekkür”le ilgili on sekiz, akletmek ve düşünmek ile ilgili kırk dokuz kelime vardır. Bilenlerle bilmeyenlerin aynı olmayacağını ifade eden Rabb’imiz Peygamberine “...Rabb’im ilmimi arttır de.’’ şeklinde dua etmesini öğretmiştir. Bilginin önemine vurgu yapan Kur’an, insanların âlimlerden faydalanmalarını ve bilmediklerini onlara sormalarını emretmiştir: “.Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorunuz.”

Peygamberimizin ilimle ilgili bazı sözleri şöyledir: “İlim müminin yitik malıdır. Onu nerede bulursa alsın.” “Âlimler gökteki yıldızlar gibidir. Yıldızlar nasıl karanlıkta yol gösterirse, âlimler de yeryüzünde rehberdirler.” Bütün peygamberler insanlara gönderilen eğitimcilerdir. Çünkü onlar, evrenin ve canlıların yaratılışını, insanın dünyada var olma gayesini, dünya hayatının sonu ve ahiretle ilgili hususları insanlığa öğretmişlerdir. Onlar her konuda insanlara yaşantıları ile örnek olmuşlardır.

Kur’anı Kerim’deki, “...Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur...” ayeti ile “Allah beni bir muallim (öğretmen) olarak göndermiştir.” hadisi, tebliğ görevinin eğitim ve öğretimden ibaret olduğunu göstermektedir.

Hz. Muhammed ilk zamanlar tebliğ faaliyeti için kendi evini kullanmıştır. Kısa bir zaman sonra ise “Darü’lErkam” (Erkam’ın Evi) eğitim için bir merkez olmuştur. Burada Kur’an ayetleri okunmuş, yazılmış ve ezberlenmiştir. Bunun yanı sıra İslam’ı öğrenmek isteyen kimselere burada bilgi verilmiştir.

Hz. Muhammed, Akabe Sözleşmeleri’nde görüştüğü Medinelilerin eğitimi ile de yakından ilgilenerek onlara Mus’ab bin Umeyr’i Kur’an’ı ve İslam’ı öğretecek bir muallim olarak göndermiştir.

Medine’ye hicretten hemen sonra inşa edilen Mescidi Nebevi, eğitimöğretim faaliyetlerinin yapıldığı ilk mekân olmuştur. Zaman içerisinde öğretim faaliyetleri Mescidi Nebevi’nin bitişiğindeki “suffe”de devam etmiştir. Orada bazı sahabeler, Kur’an ve yazı öğreniyorlardı. Suffedeki öğrenci sayısının bazen dört yüzü aştığı rivayet edilmektedir.
Hz. Peygamberin eğitim adına yaptıkları, o dönem göz önünde bulundurulduğunda büyük bir gelişmedir. Peygamberin teşviki ile Mescidi Nebevi ve suffe yetersiz kalmış ve Medine’nin değişik yerlerine dokuz mescit daha yapılmıştır. Kuşkusuz bu mescitler de ibadetlerin yanında, birer eğitim öğretim merkezleri olmuşlardır.

Hz. Muhammed, ilim öğrenmede kadınerkek ayrımına gitmemiş ve her kesimden insanın ilim öğrenmesine imkân sağlamıştır. Peygamberimiz belli günlerde sadece kadınlara yönelik dersler yapmıştır. O dönemde bazı kadınların da öğretmenlik yaptıkları bilinmektedir. Nitekim Şifa isimli kadın öğretmen, Hz. Hafsa validemize yazı öğretmiştir.
Hz. Muhammed’in faaliyetlerinde yazının önemli bir yeri vardır. O, Kur’an ayetlerini yazdırmış, Medine Sözleşmesi’ni yazılı olarak düzenletmiş ve Medine’de yapılan ilk nüfus sayımını da yazılı olarak kayıt altına aldırtmıştır. Hz. Peygamber devlet gelirlerini, gelirlerin tahmini, takdiri ve tahsila tını yazıya geçirtmiş ayrıca sefere çıkmadan önce ordudaki askerlerin isimlerini de kaydettirmiştir.

Resulullah, annebabaların, gençlere ok atmayı ve yüzmeyi öğretmelerini tavsiye etmiştir. Ayrıca aritmetik (özellikle feraiz konusuyla ilgili matematik), tıp , sağlık, astronomi, soy bilgisi ve tilavet esasları doğrultusunda Kur’anı Kerim okumayı vb. öğretmelerini de istemiştir.

Hz. Peygamber, cehaletin yaygın olduğu bir toplumda bir eğitici olarak kısa zamanda büyük bir değişim gerçekleştirmiştir. Bu insanlar, Hz. Peygamberin eğitim ve öğretiminden geçtikten sonra insanlığın en medeni toplumu olmayı başarmışlardır. Peygamberimizden sonra iki asır bile geçmeden Arapça, uluslararası ilim dili olmuştur. Müslümanlar, insanlık tarihinin en özgün medeniyetlerinden biri olan İslam medeniyetini kurmuşlardır. Ku şkusuz bu medeniyetin temellerini bir eğitimci olarak Hz. Peygamber atmıştır.

4.1. Hz. Muhammed’in Konuşmasındaki Üslubu
İnsanlar konuşarak iletişim kurarlar. Etkili bir iletişim için, konuşmanın içten ve güzel yapılması gerekir. Allah’ın terbiyesinden geçen ve insanlara dini tebliğ için gönderilen bir elçinin konuşması s ıradan bir konuşma olamazdı. Allah, Peygamberine, “(Resulüm!) Sen, Rabb’inin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlar la en güzel şekilde mücadele et...” buyurarak tebliğ esnasında güzel bir üslup kullanmasını emretmiştir.

Allah, Kur’an’da güzel sözü kökü toprakta, gökyüzüne doğru uzamış, dal budak salarak meyve veren ulu bir ağaca; kötü sözü ise köksüz, yıkılmak üzere olan çürük bir ağaca benzeterek insanlara güzel söz söylemeyi emretmektedir. Allah, Hz. Musa’yı Mısır Firavunu II. Ramses’e tebliğ için gönderirken ona yumuşak söz söylemesini emretmiştir. “Firavuna gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.’’ Allah Resulü, Kur’an’da tavsiye edilen güzel ve etkili konuşmayı en güzel şekil de yerine getirmiştir. Peygamberimiz konuşmalarında çok seçici olmuş ve konuşmalarını pedogojik esaslara dayandırmıştır.

Öncelikle Hz. Muhammed, söylediği sözleri içselleştirmiş ve hayatına aksettirmiştir. Hz. Muhammed’in söyledikleri insanları derinden etkilemiştir. O, hiçbir zaman yapmacık, samimiyetten uzak konuşmalar yapmamıştır. Peygamberimiz sade konuşur, kelimeleri tane tane söylerdi. Onun hitabetinde kelimeler özenle seçilir, gereksiz olanlara yer verilmez; fakat lazım olan hiçbir lafız da atlanmazdı. Nitekim o, “Cevamiu’lkelim (az, öz söyleme kabiliyeti) ile gönderildim.” buyurmuştur. Hz. Aişe, “Allah Resulü sizler gibi konuşmazdı. O, konuştuğunda yanındaki kişi konuştuklarını ezberlerdi.” diyerek onun konuşmasının netve anlaşılır olduğuna değinir. Hz. Muhammed, önemli gördüğü konuları tekrar ederek sözlerinin, muhatabının aklında ve gönlünde yer etmesini sağlardı.
Peygamberimizin konuşma esnasında dikkat ettiği noktalardan biri de muhatabının seviyesi idi. Bedevi bir insan için kullandığı kelimeler veya konuşmanın içeriği, kültürlü bir insan için kullandığı kelimelerden farklı idi. Nitekim bu konuda peygamberimiz diğer Müslümanları da uyarmıştır. Bir hadisinde şöyle buyurur: “Biz peygamberler, herkese seviyesine göre muamele etmek ve akılları ölçüsünde hitap etmekle emrolunduk.” Peygamberimiz, konuşmasında insanları rencide edici sözlerden kaçınırdı. Ferdî yanlışlara değinirken, “İnsanlara ne oluyor ki şöyle şöyle yapıyorlar.” tarzında genellemeler yaparak hatalardan söz ederdi. Böylece yanlışlar dile getirilir; fakat yanlışı yapan kişinin onuru kırılmazdı.

Peygamberimizin konuşmaları tekdüzelikten uzaktı. Konuşmalarını jest ve mimiklerle destekler ve bakışlarıyla insanlar üzerinde hakimiyet kurardı. Sadece bazı insanlara yönelme veya hitap etme hatasına asla düşmezdi. Konuşmalarında her zaman edebe riayet ederdi. Nezakete büyük önem veren Peygamberimiz kaba sözler söylemezdi. Müslümanlara da kötü söz söylemeyi yasaklamıştır. Ayrıca o, kötülüklerin tasvir edilmesini de yasaklamıştır.

Konuşmalarına bazen yemin ile başlayan Peygamberimiz bu şekilde dinleyiciyi uyarır ve dikkatini bir noktada toplardı. Bu konuşmaların birinde, “Varlığımı elinde tutan zata (Allah’a) yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de tam iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi sevecek bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yaygınlaştırın.” buyurmuştur.

NOT EDELİM
Hikmet kavramı çok kapsamlı bir kelimedir. Bazı anlamlan şunlardır: İyiye yönlendiren, kötülükten alıkoyan söz, kesin delillere dayanan bilgi, akla uygun özlü söz, bizzat Kur’an’ın kendisi, nübüvvet, peygamberin ilahî hükümleri bilmesi ve insanlara öğretme yöntemi vb. dir. Allah, hikmetin yanı sıra güzel öğütlerde bulunmayı istiyor ve muhataplarla yapılan tartışmanın (mücadele) kesin bilgiye dayalı ve muhatabı iknaya yönelik olmasını murat ediyor.

Hz. Muhammed, ayrıca insanları gereksiz tartışmalar, yalan ve kırıcı konuşmalardan sakındırmıştır. Hz. Peygamber bir hadisinde , “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun.”buyurmuştur.

4.2. Kolaylaştırmayı ve Müjdelemeyi Öğütlemesi
Allah, İslam’ı insanların rahatlıkla kabul edip yaşayabileceği bir düzen içinde göndermiştir. İnsanın gücünü aşan konularda sorumluluk yüklememiştir. Bu husus Kur’an’da şöyle ifade edilir: “Allah hiçbir kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemez.” Diğer bir ayette, “...Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez...” denilerek dinde asıl olanın kolaylık olduğu vurgulanmıştır. Hz. Aişe validemiz Peygamberimizden bahsederken, “ O, iki şey arasında tercih yapma durumunda kaldığında, günah olmadığı sürece, kolay olanını seçerdi.” demiştir.

Güneşin altında oruç tutmaya gayret eden bir kimseyi Peygamberimiz engellemiş, normal şekilde oruç tutmasını emretmiş ve, “ Aşırı gidenler helak oldular.” demiştir. Yine bir hadislerinde bu konuya, “ Allah’a en sevimli gelen amel, az da olsa devamlı olanıdır.” şeklinde değinmiştir. Allah Resulü, dinde emredilmeyen davranışların, ibadetmiş gibi algılanıp uygulanmasını doğru bulmamış ve şöyle buyurmuştur: “ ...Kim bu dini güçleştirirse, din onu mağlup eder. Siz kolay olanı yapınız ve mutedil olunuz.”Başka bir hadisinde ise, “...Allah beni zorlaştırıcı olarak değil; öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi...” demiştir.

Peygamberimizin bir özelliği de korkutucu olmaktan daha çok müjdeleyici olmasıdır. Peygamberler için beşir (müjdeleyici) ve nezir (uyarıcı) kelimeleri birçok ayette beraber kullanılır. Allah Resulü, iman edip güzel amel işleyenlerin ahiret âleminde sonsuz nimetlere kavuşacaklarım müjdeler. İnkârcılan da sabırla dine davet eder, küfürde İsrar edenleri ise can yakıcı bir azapla uyarırdı. Bu konuda bazı ayetler şöyledir: “ Sen sadece bir uyarıcısın. Biz, seni Hak ile birlikte müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde mutlaka bir uyarıcı bulunmuştur.”

“Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” Müslümanların dini yaşama ve tebliğ konusunda Peygamberimizin uyarılarını dikkate almaları gerekir.

4.3. Soru Sorarak Öğretmesi
Eğitim açısından soru sorarak öğretmek, etkili öğretim yöntemlerinden biridir. Bu şekilde öğretim; düşünmeye, bireysel girişim yeteneğinin gelişmesine, serbest konuşma ve tartışmaya imkân sağlar.

Peygamberimiz bilgi sahibi olabilmek, bazı sorunları çözebilmek için soru sormanın önemine şöyle değinmiştir: “ Güzel soru ilmin yarısıdır.”, “Âlimlerle beraber olunuz, bilenlere sorunuz, bilenlerle arkadaşlık yapınız.”
Hz. Muhammed bazen dinleyenlerin zihinlerini konuya hazırlamak ve dikkatlerini çekmek için bu yolu seçerdi. Hz. Muhammed mekkelileri Safa Tepesi’nde topladığında sözlerine, şu soruyla başlamıştı: “... Ne dersiniz?
Size şu dağın ardından bir takım atlıların geldiğini haber versem bana inanır mısınız.” Müşrikler “Biz senin yalan söylediğine hiç şahit olmadık.” demişlerdi. Bunun üzerine Hz. Muhammed: “ O hâlde ben size şiddetli bir azabın önünde bir korkutucuyum.” diye cevap vermişti.Yerine göre Hz. Muhammed sorulan soruya başka bir soru ile de karşılık verirdi. Bir defasında bir adam gelerek, “ Kıyamet ne zaman kopacak.” diye sordu. Bu sorunun cevabının bu kişiye bir fayda sağlamayacağını bilen Peygamberimiz, “ Sen kıyamet için ne hazırladın?” diye sorarak kıyamet gününe hazırlıklı olmanın önemine dikkat çekmiştir.


4.4. Örnekler Vererek Öğretmesi
Konuların anlatımında örneklendirme eğitim açısından önemlidir. Bu yönteme temsil (örnek) getirme denir. Bu yolla konunun iyi anlaşılması, akılda kalıcı olması ve muhatabın daha kolay kavraması hedeflenir.

Peygamberimiz pek çok konuyu örneklerle izah etmiştir. Böylece bu mevzular daha dikkatli bir şekilde dinlenmiş, kavranmış ve unutulmamıştır. Peygamberimizin bir hadisdeki örneklendirmesi şöyledir: “ Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim, bir araziye yağan bol yağmura benzer. Bu arazinin bir kısmı güzel ve uygundur, suyu kabul eder, çayır ve bol ot yetiştirir. Bir kısmı da çoraktır, suyu üstünde tutar. Allah ondan insanları faydalandırır, onlar da bundan içerler, hayvanlarını sularlar ve ekin ekerler. Yağmurun yağdığı diğer bir kısım arazi de düz ve kaypaktır, ne suyu üstünde tutar ne de çayır bitirir. İşte Allah’ın dinini anlayan, Allah’ın benimle gönderdiği dinin öğütlerini tutan ve bunu öğrenip öğreten kimseler, suyu kabul eden veya tutan arazi gibidir. Kibrinden başını kaldırmayan ve benim kendisiyle gönderildiğim Allah’ın hidayetini kabul etmeyen kimse ise su tutmayan arazi gibidir.”

Peygamberimiz, Müslümanların arasındaki birliği bir vücudun organlarına benzeterek şöyle ifade etmiştir: “ Birbirini sevmede, birbirine acımada ve şefkat göstermede Müslümanlar bir vücut gibidir. Ondan bir uzuv rahatsız olursa vücudun diğer organları da uykusuzluk ve humma ile onu bu sıkıntılara ortak olmaya çağırır.”

Peygamberimiz mümin ile münafığın Kur’an ile ilişkisini şu örnekle ifade etmiştir: “Kur’an okuyan müminin misali portakal gibidir. Kokusu güzel ve tadı hoştur. Kur’an okumayan müminin misali de hurma gibidir. Kokusu yoktur. Fakat tadı lezzetlidir. Kur’an okuyan münafıkların misali, kokusu güzel; fakat tadı acı fesleğen gibidir. Kur’an okumayan münafığın misali ise, kokusu bulunmayan ve tadı da acı olan Ebu Cehil karpuzu gibidir.”

Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi Peygamberimiz pek çok konuyu örneklerle anlatmıştır. Bu metotla konuların daha kolay anlaşılmasını ve zihinlerde daha kalıcı olmasını sağlamıştır.

4.5. Tartışarak İkna Etmesi
Tartışma, bir konu veya problem üzerinde birlikte konuşarak mümkün olan en uygun çözüm yollarını arama metodudur. Tartışmadan maksat, bir konuya değişik yönlerden bakabilmektir. Müslümanlara emredilen istişare de bir nevi tartışmadır. Eğitimde doğru sonuçlara ulaşabilmek için en uygun yollardan biri de ilmî tartışmadır.
Hz. Muhammed tartışma metodunu hem müşriklerin sorularına cevap verirken hem de sahabeleri eğitirken kullanmıştır. Onun tartışmasında kaba söz ve alaya yer yoktur. Tartışmada daima edebe riayet edilmiştir.

Peygamberimizin tartışmalarından bazı örnekler aşağıda verilmiştir:
Kendisine zinayı mübah kılması şartıyla Müslüman olacağını söyleyen kimseyle Peygamberimiz arasında şöyle bir tartışma geçer.

Tartışma sonunda adam bu düşüncesinden vazgeçer ve tövbe eder. Bedir Savaşı’nda ordunun bulunması ge reken yer ile ilgili istişarede bunlardan biridir. Peygamberimizin orduyu yerleştirdiği yerin uygun bir mekân olmadığı kanaatine varan Hubab bin Münzir şöyle der: “Bu yeri siz kendi görüşünüze göre mi belirlediniz, yoksa Alla'ımı öyle istedi?” Hz. Muhammed, kendi görüşü doğrultusunda belirlediğini söyler. Bununüzerine Hubab, seçilen yerin savaş için münasip olmadığını, askerlerin Bedir kuyusuna en yakın yerde yerleştirilmelerinin ve diğer kuyuların da işlevsiz kılınmasının gerektiğini söyler. Peygamberimiz de Hubab’ın görüşünü benimser ve ordu bu doğrultuda konuşlandırılır.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 10.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 10.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 10. Sınıf Siyer Dersi

İmam Hatip 5. Sınıf Temel Dini Bilgiler Eğitim Seti 6 DVD
Yorumlar