Belli Başlı İtikadî Mezhepler
5. Sınıf Arapça

Belli Başlı İtikadî Mezhepler

2. Belli Başlı İtikadî Mezhepler


İslam düşüncesinde çeşitli siyasi, itikadi ve ameli sorunların çözümü için ileri sürülen yorumların kurumsallaşması mezhepleri doğurmuştur. Mezhep kelimesi sözlükte görüş, tutum, fikir, takip edilen yöntem ve gidilen yol anlamında kullanılır. Terim olarak ise mezhep, kendi içinde tutarlı bir metot ve düşünce sistemine sahip olup belli fikir ve şahıslar etrafında oluşan hareketlerdir. İslam düşüncesinde mezhepler itikadî ve amelîfıkhî olmak üzere ikiye ayrılır. İtikadî mezhepler dinin inanç alanıyla ilgili konular üzerinde yoğunlaşırken amelî fıkhî mezhepler dinin uygulama alanıyla ilgili konuları ele alır.
 
PAYLAŞALIM
İslam düşüncesinde ortaya çıkan çeşitli yorumlar bir sapma mı yoksa zenginlik midir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Fikir ve düşünce özgürlüğünün bir ürünü olan ve akla önem veren çeşitli yorum ve mezheplerin ortaya çıkması doğal bir durumdur. Bundan dolayı da tarih boyunca Müslümanlar arasında dinî konularda pekçok görüş ve düşünce ileri sürülmüştür. Bu yorum zenginliğinin hakikatin ortaya çıkmasına katkı sağlayan çabalar olarak görülmesi gerekir. Bunun için de İslam dünyasında ortaya çıkan ve vahyin özüne ters düşmeyen tüm mezhepler ve yorumlar kültürel zenginlik olarak görülmeli ve hoşgörü temelinde değerlendirilmelidir.

Havaric, Şia, Mürcie, Mutezile, Eş’ariye ve Maturidiye gibi oluşumlar müslümanların inanç ve siyaset konusunda karşılaştıkları sorunların çözümü için farklı görüş ve düşünceler ileri sürmüş başlıca itikadî ve siyasi mezheplerdir.

2.1. Havariç
Müslümanlar arasında ortaya çıkan ilk itikadî fırka haricîliktir. Sıffin Savaşı’nda Hz. Ali’yi destekleyen bir grup savaşın sonlarında gündeme gelen Hakem Olayı ile birlikte desteğini çekerek ayrılmıştır. Haricîler, “Lâ hükme illâ lillah” (Hüküm yalnızca Allah’a aittir.) sloganıyla ortaya çıkmış, Hakem Olayını kabul ettiği için Hz. Ali’yi de reddetmiş ve belli bir süre sonra da itikadî boyut kazanmış bir gruptur. Daha sonraları kendi aralarında da siyasî ve itikadî birçok konuda ihtilafa düşerek çok farklı fırkalara ayrılmışlardır.
Haricîlere göre İslam’ın en ideal uygulaması Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer dönemlerinde gerçekleşmiştir. Hz. Osman hilafetinin son altı yılındaki uygulamalarıyla, Hz. Ali de Muaviye karşısındaki haklı davasını hakeme götürmeyi kabul ettiği için küfre düşmüşlerdir. Halife olmak için Kureyşli olmak diye bir şart yoktur ve köle bile olsa ilim ve cesaret sahibi her Müslüman halife olabilir. Ayrıca Haricîlere göre amel ve iman birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğu için büyük günah işleyen bir kimse İslam dairesi dışına çıkmış olur.

Haricîlik, birçok konuda benimsemiş olduğu değişik fikir, düşünce ve tutumlarından dolayı İslam dünyasında fazla tutunamamış ve zamanla yok olmuştur. Ancak hariciliğin bir alt kolu olarak ortaya çıkan İbadiyye ekolü günümüze kadar varlığını devam ettirerek gelmiştir. Günümüzde İbadîler, daha çok Fas, Tunus, Cezayir, Madagaskar, Zengibar ve Umman Sultanlığında yaşamaktadırlar.

2.2. Şia
Şia, Hz. Ali’nin Hz. Peygamberden sonra nass ve tayinle imam olduğuna, imametin kıyamete kadar onun soyunda devam ettiğine inanan şahıs veya toplulukların müşterek adıdır. Şiîler, imamet konusunu inanç esaslarından biri olarak kabul ederler. Onlara göre imamet konusu hem ayetlerle hem de Hz. Peygamberin vasiyetiyle sabit olmuştur ve her ikisi de Hz. Ali için gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Hz. Ali’den önce hilafet makamına gelenlerin yönetimleri meşru değildir. Tarih içinde gelişerek itikadî, siyasî ve fıkhî konularda kendine özgü fikirleriyle bağımsız bir ekol olarak varlığını sürdürmüştür.
Şiîlik zamanla kendi içinde birçok konuda farklı tutum ve görüşler benimseyerek değişik kollara ayrılmıştır. Zeydiye, İsmailiye ve İsnâ Aşeriyeİmamiye bu ana kollardan günümüze ulaşarak varlığını devam ettirmişlerdir. Günümüzde Şiilik denildiği zaman imamiye ekolü anlaşılır. Nas ve tayinle imam olanların sayısının on iki olduğuna inandıkları için “İsnâ aşeriyye” olarak da isimlendirilen İmamiye İran’da resmi mezhep olarak benimsenmiştir. İmamiye ekolüne göre dinin temel esasları tevhit, nübüvvet, imamet, ahiret ve adalet olmak üzere beştir. İman esasları içinde yer alan imamet inancına göre imamların sayısı on ikidir ve on ikinci imam halen sağdır ve günü geldiğinde tekrar taraftarları arasına dönecek ve yeryüzünü adaletle dolduracaktır.

Şianın diğer önemli bir ekolü olan Zeydiye, İmamiyenin dördüncü imamı Ali Zeynelabidin’in oğlu Zeyd’i imam kabul eder. Bugün Yemen’de yoğun olarak yaşayan Zeydîler, imamet konusundaki bazı görüşleriyle diğer şiî fırkalardan ayrılırlar. Onlara göre Hz. Peygamber isim ve şahıs belirterek kimseyi imam olarak tayin etmemiştir. Haşimoğullarına mensup, ilim, cesaret ve takva sahibi bir kimse imametini ilan ederek ayaklanırsa imamlığı hak etmiş olur. İmamlar hatasız ve günahsız değillerdir. İmamların sayısı oniki değildir.

İsmailiye ekolü ise Caferi Sadık’ın ölümünden sonra imametin oğlu İsmail’e ve onun soyundan gelenlere ait olduğunu iddia ederler. İsmailîler, Fatımî Devleti’nin kurulmasıyla güçlenmişler, ancak bu devletin yıkılmasıyla zayıflamışlardır.
 
2.3. Mürcie
Mürcie, irca kelimesinden türemiş olup tehir eden, erteleyen, geriye bırakan anlamlarına gelir. Terim anlamına gelince mürcie, büyük günah işleyenin ahlaksız (fasık) mümin olduğunu, ancak ahiretteki durumunun Allah’a bırakılması gerektiğini kabul eden şahıs veya toplulukların müşterek adıdır. Onlara göre büyük günah işleyen dinden ve imandan çıkmaz. Genel olarak Haricîliğe karşı bir tepki olarak doğan Mürcie, Müslümanlar arasında yaşanan siyasî çatışmalara karışanlar ve bunun sonucunda ölen ve öldürülenleri tekfir edenler karşısında sessiz kalmayı tercih etmiştir. Çünkü onlara göre bir kişi iman ettikten sonra işlediği günahlar imanına zarar vermez. Günah işlemekle iman eksilmez, amelleri yerine getirmekle de iman artmaz. Onlara göre Allah dilerse affeder, dilerse cezalandırır.
Mürcie Hz. Osman, Hz. Ali ve Sıffin ile Cemel olaylarına karışanları tekfir etmemiş, onların ve büyük günah işleyenlerin durumlarını Allah’ın vereceği karara bırakmış, bunların cennetlik veya cehennemlik oldukları konusunda görüş belirtmemiş bir gruptur.
Mürcienin doğuşunda dönemin siyasî olayları etkili olmuştur.

Haricîlerin aşırı fikirleri ve şiddet içerikli eylemleri, EmevîHaşimî çekişmesi gibi olaylar karşısında Mürcie İslam toplumunun birliğini savunmuş, siyasî olaylara karışmamış ve bu tavrını da itikadî alana taşıyarak ilkeleştirmiştir. Mürcie tarafından benimsenen fikirler daha çok Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer taraftarlarının yoğun olarak yaşadıkları Mekke ve Medine’de ortaya çıkmıştır. Daha sonra Basra, Kufe ve diğer şehirlerde yayılmıştır. Özellikle Orta Asya’da ve Horasan’da yayılmış ve türklerin islamlaşmasında önemli katkıda bulunmuştur. Ayrıca Maturidiliğin sistemleşmesinde de bazı fikirleriyle önemli rol oynamıştır.
Mürcieye göre; iman bilgi ve tasdikten ibarettir, iman artmaz ve eksilmez. Ayrıca işlenen günahlar da imana zarar vermez.

2.4. Mutezile
İslam toplumunu derinden etkileyen iç savaşlar ve bu savaşlarda ölenlerin durumlarıyla ilgili sorunlara çözümler üretmek amacıyla ortaya çıkan fırkalardan biri de Muteziledir. Hasan Basri’nin ilim meclisinde iç savaşa katılanlar ile büyük günah işleyenlerin durumları tartışılırken Vasıl b. Ata büyük günah işleyenlerin ne mümin ne de kafir olduğunu, bu iki yer arasında bir yerde olduklarını ileri sürerek Mutezilenin temellerini atmıştır. Emeviler, kendi iktidarlarını sağlam temellere oturtmak ve toplumdaki muhalefet hareketlerinin direncini kırmak için her şeyi Allah’ın iradesiyle ilişkilendirmek istiyorlardı. İlahi irade sonucu iktidara geldiklerini, toplumdaki buhranların ve yönetimdeki olumsuzlukların kendileriyle bir ilgisinin olmadığını ve her şeyin Allah’ın takdiriyle olduğunu ileri sürüyorlardı.

İşte Emevi iktidarının bu olumsuz yaklaşımları ve insan iradesini yok saymaları sonucu Mutezilenin savunduğu fikirlerin yaygınlaşmasına zemin hazırlamıştır.
Mutezile, İslam dünyasının genişlemesi, farklı din ve kültürlerle karşılaşılması ve başlayan tercüme faaliyetleriyle birlikte İslam dünyasına giren ve İslam’ın inanç esaslarına ters düşen dini ve felsefi görüşlerle mücadele etmiştir. Mutezile, İran ve Hint kökenli inançlar ile Yahudilik ve Hristiyanlık gibi dinlere karşı İslam’ın inanç ve ibadetle ilgili esaslarını savunmuştur. Abbasiler döneminde faaliyetlerini artıran Mutezile, İslam’ın inanç esaslarını açıklamada ve savunmada naklî deliller yanında akli ve felsefi delilleri de kullanarak Kelam ilminin temellerini de atmıştır. Mutezilenin görüşleri tevhid, adalet, vaad ve vaîd, elmenzile beyne’lmenzileteyn, elemru bi’lma’ruf ve’nnehyu ani’lmünker şeklinde beş esas olarak sistemleştirilmiştir. Ayrıca Mutezile, Allah’ın ahirette kesinlikle görülemeyeceğini, Kur’an’ın mahluk olduğunu ve bir şeyin iyi ya da kötü olduğunun akıl yoluyla bilinebileceğini söylemiştir.
 
OKUYALIM YORUMLAYALIM
MUTEZİLE’NİN BEŞ TEMEL ESASI
1. Tevhid: Allah zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birdir. Kıdem Allah’a mahsus en özel sıfattır. Allah’ın diğer sıfatları onun zatının aynısıdır. Allah zatı ile bilir, zatı ile görür ve zatı ile işitir.
2. Adalet: Allah, çirkin ve kötü olan şeyleri yaratmaz. İnsan özgür ve sorumlu bir varlıktır, kendi fiillerinin yaratıcısıdır. Eğer insan fiillerinin yaratıcısı Allah olsaydı, Allah’ın iradesine uymayan fiillerinden dolayı bu insanı cezalandırması anlamsız olurdu. İnsanın yaptıklarından sorumlu tutulması için tam bir irade ve eylem hürriyetine sahip olması gerekir. Dolayısıyla insanın özgür bir iradesi vardır ve Allah bu iradeye müdahale etmez. Çünkü insanın iradesine müdahale Onun ilahi adaletiyle bağdaşmaz.
3. Vaad ve vaîd: Allah’ın, dünyada güzel amel ve davranışlarda bulunan kimseleri ahirette mükâfatlandıracağına söz vermesi vaad, Allah’ın kötü ameller işleyenleri cezalandırmakla tehdit etmesine de vaîd denir. Bu durum adalet ilkesinin doğal bir sonucudur. İyilik yapana mükâfat, kötülük yapana da ceza vermek Allah için vaciptir. Çünkü Allah ne vaadinden ne de vaîdinden döner.
4. elmenzile beyne’lmenzileteyn: Büyük günah işleyen kimse ne mümindir ne de kafirdir, iman ile küfür arasında bir yerdedir.
5. elemru bi’lma’ruf ve’nnehyu ani’lmünker: İyiliği emredip kötülükten sakındırmak her Müslüman için farz olan bir görevdir.

2.5. Ehli Sünnet
Hz. Muhammed’in sünnetine uyan, onun ve ashabının yolunda yürüyen kimseler Ehli sünnet olarak adlandırılmıştır. Hz. Peygamber hayattayken Ehli sünnet dahil hiçbir mezhep yoktu. İslam ve ona gönül verenlerin tümü için Müslüman kavramı kullanılmıştır. Zamanla birçok siyasî, kültürel ve sosyal sebeplerden dolayı Müslümanlar arasında dinî konularla ilgili olarak bazı görüş farklılıkları ortaya çıktı ve buna bağlı olarak da bu farklı yorumlar, toplumda taban buldu. Haricîlik, Mürcie, Mutezile ve Şia gibi bazı mezhepler, fikir ve tutumlarıyla ana bünyeyi ve çoğunluğu oluşturan Müslümanlardan farklılaşmışlardır. İşte bu gruplardan herhangi birine mensup olmayan ve ana merkezde yer alan çoğunluğun temsil ettiği çizgiyi sürdürmeye çalışanlar Ehli sünnet olarak isimlendirilmişlerdir.

Ehli sünnetin inanç ve amel konusundaki görüşlerinin şekillenmesinde Hasan Basri’nin önemli katkıları olmuştur. Ayrıca bu ekolün inançla ilgili görüşlerinin şekillenmesinde İmam Azam Ebu Hanife’nin fikirleri yoğun bir şekilde belirleyici olmuştur. Diğer mezheplerin inançla ilgili görüşleri belirginleşmeye başlayınca Ehli sünnet çizgisinde yer alan alimler de bazı prensipler tespit ederek Ehli sünnetin bir ekol olarak varlığını sürdürmesine katkı sağlamışlardır.

Ehli sünnet İslam dininin temel inanç esaslarında genel olarak aynı düşündüğü hâlde bu inanç esaslarının yorumlanmasında ve açıklanmasında farklı görüşler benimseyerek kendi içerisinde Maturidilik ve Eş’arilik olmak üzere iki ana ekole ayrılmıştır. Bu ikisine ilaveten önceleri hadis taraftarları olarak bilinen, daha sonra Selefilik adı verilen bir grup daha vardır. Selefiliğin en belirgin özelliği inanç konularında akla yer vermeden ayet ve hadislerle yetinmek, anlamı açık bir şekilde anlaşılmayan, yoruma ihtiyaç duyan ve başka anlamlara gelme ihtimali bulunan ayet ve hadisleri yorumlamaktan kaçınmaktır.

NOT EDELİM
EHLİ SÜNNETİN BAZI TEMEL GÖRÜŞLERİ
1. Allah vardır, birdir, eşi benzeri yoktur. Allah’ın kendine özgü çeşitli sıfatları vardır.
2. Allah, kâinatın tamamını yaratan yegâne yaratıcıdır.
3. İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir. İman ve amel birbirinden farklıdır.
4. İnsanlar özgür irade sahibi varlıklardır ve yaptıklarından sorumludurlar.
5. İnsanlık tarihinin her döneminde peygamberler gönderilmiştir. Allah, Hz.Muhammed’i son peygamber, İslam’ı da son din olarak göndermiştir.
6. Kur’anı Kerim, Allah tarafından Hz. Muhammed’e indirilmiş vahiydir. Hiç bozulmadan vahyedildiği günden kıyamete kadar varlığını koruyacaktır.
7. İnsanlar öldükten sonra tekrar diriltilerek yaptıklarının karşılığını cennette veya cehennemde göreceklerdir.
8. İlk dört halifenin hilafet sırası Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali şeklindedir.
9. Günah işleyen bir Müslüman bu işlediği günahtan dolayı dinden çıkmaz. Bir Müslümana her ne sebeple olursa olsun kâfir demek doğru değildir.
10. Ehli kıble olan hiçbir kimse tekfir edilemez.


2.5.1. Eş’ariye
Ehli sünneti meydana getiren mezheplerden biri Eş’arîliktir. Ebu’lHasan elEş’arî’nin itikadî görüşlerini benimseyenlere Eş’ariye denilmiştir. Gazzalî ve Fahreddin Razî gibi âlimler Eş’arîliğin temel görüşlerini benimseyerek yazdıkları eserlerle bu mezhebin geniş bir şekilde yaygınlaşmasını sağlamışlardır.

İmam Eş’arî, itikadî konuların açıklanmasında akla değer vererek ayet ve hadislerin yanında akli delilleri de kullanmıştır. Eş’arîliğin temel görüşleri şunlardır: Allah birdir, eşi ve benzeri yoktur. Allah’ın zatı ile birlikte var olan ezeli sıfatları vardır. Kur’anı Kerim Allah’ın kelamıdır ve mahlûk değildir. Allah ahiret gününde müminler tarafından görülebilecektir. İnsanların fiilleri Allah tarafından yaratılmaktadır.

Eş’arî’ye göre iman bilgi ve kalp ile tasdikten ibarettir. Büyük günah işleyen bir kimse günahkâr olur ama imandan çıkmaz. Günah işleyenin durumu Allah’a kalmıştır. Allah dilerse bu kimseyi bağışlar veya cezalandırır. Kendilerine dinî tebliğ ulaşmayan kimseler, akıllarıyla Allah’ı bulmak ve iman etmekle yükümlü değildir. İyi ve kötü, güzel ve çirkin akıl ile değil vahiyle bilinebilir. Bir şey Allah emrettiği için güzel, yasakladığı için çirkindir. Allah, kulları arasından seçtiği kişileri peygamber olarak gönderir. Peygamberlerin erkek olması şart değildir. Ahiret hayatıyla ilgili konular ancak nassla bilinir ve akıl ise bunların imkan dahilinde olduğunu kabul eder.

Malikîlerin hemen hemen hepsi, Şafiîlerin büyük bir kısmı Hanbelî ve Hanefîlerin de çok az bir kısmı itikadî konularda Eş’arîliği benimsemişlerdir. Eş’arîlik daha çok Hicaz, Kuzey Afrika, Mısır, Irak, Suriye ve Endonezya’da yaşayan Müslümanlar arasında yaygındır.
 
BİLGİ KUTUSU
İMAM EŞ’ARÎ KİMDİR?
Ebu’lHasan elEş’arî, M. 874 yılında Basra’da doğmuş ve M. 936 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir. Yemenli meşhur sahabi, Ebu Musa Eş’arî’nin soyundan gelen Eş’arî, Mutezile âlimlerinden olan üvey babasının himayesinde ilim tahsilini sürdürdü. Onun etkisin de kalarak gençlik yıllarında Mutezile mezhebinin görüşlerini benimsedi ve bu mezhebi savunan eserler kaleme aldı. Ancak daha sonraları, hocasıyla yaptığı ilmî tartışmalarla yeni fikir arayışlarına girdi ve bu mezhebin görüşlerini eleştirmeye başlayarak Mutezile mezhebini terk etti. Selefiyenin imamı olarak kabul edilen Ahmed b. Hanbel’in yanında bir süre kaldıktan sonra Eş’arîlik olarak ortaya çıkan mezhebin temellerini oluşturan görüşleri savunmuştur.

Bazı Eserleri:
1. elİbane an usûli’ddiyâne
2. elLum’a fi’rreddi alâ ehli’zzeyği ve’lbid’a
3. Makâlâtu’lİslamiyyîn

2.5.2. Maturidiye
Akaid konusunda İmam Maturidi’nin görüşlerini benimseyenlerin oluşturduğu Ehli sünnet mezheplerinden bir diğeri de Maturidiliktir. Maturidî mezhebi, dinî konularda nakli önceleyen hadis taraftarları ile aklı önceleyen Mutezile arasında orta bir yolu tercih etmiştir. Bunun için de akaid alanında ayet ve hadislerle birlikte dinin anlaşılması için aklı da bir temel olarak kabul etmiştir. İmam Maturidi, İmam Azam Ebu Hanife’nin anlayışı doğrultusundaki fikirleri sistemleştirerek, daha sonra Ehli sünnet adıyla ünlenecek olan itikadî bir yapıya kavuşturmuştur. Maturidi, dinî konularda akla önem vermekle Mutezile’ye yakın bir çizgide yer almışsa da akıl ve nakil arasında kendine özgü bir denge kurmayı başarmıştır. Ona göre iman, tasdikten ibarettir, dilin ikrarı ise ikinci derecede yer alır. Amel imana dahil edilemez, çünkü yüce Allah, Kur’an’ın birçok ayetinde iman ve amele ayrı ayrı değinmiştir.

Maturidiliğin genel prensipleri şöyledir: Allah vardır, birdir, eşi ve benzeri yoktur. İnsanın, akıl yoluyla Allah’ın varlığına ulaşması mümkündür. Çünkü Allah, insandan aklını kullanmasını, düşünmesini ve ibret almasını istemektedir. Bunun için de akıl Allah’ı tanıma konusunda bağımsızdır ancak yükümlülük ifade eden hükümleri tanıma konusunda bağımsız ve yetkin değildir. Allah her şeyi bir hikmet üzere yaratır. Hiçbir şeyi boşuna yaratmamıştır. Din ve şeriat birbirinden farklıdır.

Din tektir, şeriat birden fazladır. Kur’anı Kerim Allah kelamıdır ve Allah’ın kelam sıfatı onun zatıyla birlikte var olan ezeli bir sıfattır. Kur’an’ın harfleri ve sesleri sonradan yaratılmıştır. İnsanın fiilleri yaratma bakımından Allah’a kesb (kazanma) yönünden insana aittir. İnsana cüz’î irade verilmiştir. Bundan dolayı da insan tüm fiillerinden sorumlu olan bir varlıktır. İnsan bir şeyi yapmak istediği zaman Allah, bu fiilin gerçekleşmesi için kudret yaratır ve insan da bu kudretle o fiili gerçekleştirir. Büyük günah işlemek insanı dinden çıkarmaz. İman ve amel ayrı şeyler olduğu için büyük günah işleyen kimsenin günahı imanına zarar vermez.

Maturidî’nin dini anlama ve yorumlama sistemi, kendisinden sonraki birçok din bilginine ilham kaynağı olmuştur. Birçoğu Türk olan bu bilginler, onun ekolünü zenginleştiren ve yayan eserler yazmıştır. Maturidî’nin ekolü, ilk önceleri Maveraünnehir ve Horasan’da sonları da Afganistan, Doğu Türkistan, Pakistan, Hindistan, Malezya, Endonezya, Kafkaslar, Rusya, Türkiye, Orta Doğu ve Balkanlar’da yaşayan Müslümanların büyük bir kısmı tarafından benimsenmiştir.
 
BİLGİ KUTUSU
İMAM MATURİDİ KİMDİR?
Türk kökenli bir aileye mensup olan İmam Maturidî, M. 852 yılında Semerkant şehrinde doğmuş ve M. 944’de aynı yerde vefat etmiştir. Maturidî’nin yetiştiği Semerkant, Ebu Hanife’nin görüşlerinin yaygın olduğu bir ilim merkeziydi. Maturidî, genç yaşta ilim tahsil ettiği medresenin başına geçmiştir. Maturidî, kelam, mezhepler, tefsir ve fıkıh alanında birçok eser vermiş ve Kur’anı Kerim’i tefsir eden “Te’vilatu’lKur’an” isimli kitabıyla önemli tefsirciler arasında yer almıştır. Ayrıca Maturidi’nin günümüze ulaşan “Kitabü’tTevhid” isimli eseri Türkçeye de tercüme edilmiştir. Büyük siyasi çalkantıların yaşandığı bir coğrafyada yetişen Maturidî, yeni müslüman olmuş Türk dünyasının büyük bir kesimi üzerinde etkili olan ve kendi adıyla anılan Maturidîlik mezhebinin temellerini atmıştır.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 11.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 11.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 11. Sınıf Kelam Dersi

İmam Hatip 6. Sınıf Arapça Eğitim Seti 6 DVD
Yorumlar