Allah'ın Varlığı ve Birliği
İmam Hatip 5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Seti 4 DVD

Allah'ın Varlığı ve Birliği

ALLAH’IN VARLIĞI VE BIRLIGI: TEVHİT

1. Allah’ın Varlığı ve Birliğinin Delilleri
İnsan, Allah’ın varlığına ve birliğine inanmanın kendi hayatındaki yerini ve önemini çok iyi kavramalıdır. Allah’ın varlığının ve sıfatlarının yaratılmış olan şeylerle ilgili olarak insan hayatında bir karşılığı vardır. Bu yüzden; bakan, baktıklarını gören ve gördükleri üzerinde düşünen insan için Allah’ın varlığı ve birliği çok açıktır. Kur’an’da Allah’ın varlığına ve birliğine inanma ona gönülden bağlanma mümin olmanın temel şartıdır. Tevhit, İslam dininin özünü oluşturur.

İslam dininde de tevhit inancının kesin bilgiye dayalı olarak temellendirilmesi gerekir. Kur’an’ın iniş süreci, “Yaratan Rabb’inin ismiyle oku.” ayetiyle başlamıştır. Bu okuma, indiriliş süreci devam eden “kitab”ın ayetlerini takip etmek anlamına geldiği gibi yaratılışa şahitlik etmek anlamına da gelir. Böylece insandan, yaratılmış olanlardan hareketle bir yaratıcının varlığını ve büyüklüğünü kabul etmesi beklenir. Nuh suresinin 13. ayetinde, evrende var olan nimetlerin Allah’ın yaratmadaki üstünlüğünü açıkça ifade ettiği vurgulanarak şöyle buyrulmuştur:

Evren, insanın yaşantısını sürdürmesine imkân verecek şekilde yaratılmış bilinçli bir tasarım harikası ve bir sanat eseridir. Allah, kendi varlığının ve birliğinin delillerini gerek insanın nefsinde gerekse tabiatta göstermiş ve bunların üzerinde düşünülmesini istemiştir. Başka bir ifadeyle Kur’an’da, insan da dâhil olmak üzere evrende Allah’ın yarattığı her şeye “ayet” denilmiştir. Bu konuda, “Göklerde ve yerde nice ayetler, işaretler var ki, onlar (üzerinde düşünmeden) sırtlarını çevirerek yanlarından geçip giderler! Onların çoğu, Allah’a ortak koşmadan bir türlü inanmazlar.” buyrulmuştur.
Evrendeki her şey, Allah’ın varlığına ve birliğine işaret etmesi açısından bir delildir. Bu yüzden Allah; insanın yaratılışı, yağmurun ölü toprağı canlandırması, içilen su, tutuşturulan ateş, göklerin ve yerin yaratılışı, güneş ve ay, bulutlar, rüzgâr, denizde seyreden gemiler ve gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişi örneklerinde olduğu gibi insanı yaratılışa tanıklık etmeye çağırır. İnsanın, âlemi yaratan yüce bir gücün varlığına şahit olması beraberinde kendi tutum ve davranışlarını kontrol etmesini sağlar.

Rengi, dili, ırkı, dini, mezhep ve meşrebi farklı olmasına rağmen yeryüzünde yaşayan insanların büyük çoğunluğu yaratıcı bir gücün varlığında ittifak etmiş, kendi dillerince ona bir isim vermiş ve onu kabullenmişlerdir. Her asırda insanlar, varlık ve olaylara bakarak evreni yaratan ve kontrolü altında tutan üstün bir kudretin mevcudiyetini kavramaya ve kanıtlamaya çalışmışlardır. Kur’an’da, “Kesin inanmak isteyenler için yeryüzünde birçok deliller vardır. Bizzat kendi varlıklarınızda da böyle deliller vardır. Hâlâ görmeyecek misiniz?” buyrulmuştur. Bu anlamda Kelam ilminin en temel amaçlarından biri Allah’ın varlığını ispat etmektir. Allah’ın var olması bir zorunluluk olarak görüldüğü için bu konudaki çalışmalara “İspatı Vacip” denilmiştir. Bu delillerden bazıları şunlardır:

a. Hudûs Delili
Hâdis, sözlükte “Yok iken sonradan var olan şey” anlamındadır. Çoğulu hudûstur. Sonradan meydana gelen, dolayısıyla yaratılmış olan şeye hadis, onun yaratıcısına da muhdis denir. Evren, her şeyiyle sonradan meydana gelmiş (hadis) bir varlıktır. Buna göre evrenin yaratılmış olmasından hareketle bir var edicinin (muhdis) bulunması aklî bir zorunluluktur.

DEĞERLENDİRELİM
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ki ayakta dururken, otururken ve uyumak için uzandıklarında Allah’ı anar (ve) göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye düşünürler ve şöyle derler; ‘Ey Rabbimiz! Sen bunları(n hiç birini) anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın! Bizi ateşin azabından koru!’” (Âli İmrân suresi, 190, 191. ayetler.)
Yukarıdaki ayeti yaratılış üzerinde düşünüp insanın dünyasını anlamlandırması açısından değerlendiriniz.
 
 
YORUMLAYALIM
“Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?” (Tûr suresi, 35. ayet.)
Yukarıdaki ayeti hudûs delilini dikkate alarak yorumlayınız.

Hiçbir şey kendiliğinden meydana gelmemiştir. Kur’an’da yer alan, “Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?” ayeti buna delildir.
Kur’an’da; arının, insanın, devenin, göğün, dağların ve yeryüzünün yaratılışı örnek verilerek Allah dışında kimsenin bir sinek bile yaratamayacağı bildirilir. Bir kitabın kendi kendine yazılamayacağı ya da bir binanın bir yapıcısı olmadan durup dururken ortaya çıkamayacağı gibi kâinat da bir yaratıcı olmadan meydana gelemez. Meydana getirilen şeylerin sonsuza kadar kalamayacağı da bellidir. Nitekim sonu olan şeylerin mutlaka bir başlangıcı vardır.

Her başlangıç ise bir başlatana ihtiyaç gösterir. Bu durumda kendi kendini yaratamayacak olan âlemi yaratan Allah’tır. Bunu şu şekilde de ifade edebiliriz: Âlem, sonradan meydana gelmiştir ve sonradan meydana gelen her şeyin bir yaratıcısı vardır. O hâlde âlemin de bir yaratıcısı vardır ki o da Allah Teâlâ’dır.

b. İmkân Delili
Varlığı zorunlu olup yokluğu düşünülemeyen sadece Allah’tır ki bu yüzden ona “Vâcibu’lVücûd” denilmiştir. Allah’ın varlığı kendi zatının gereğidir ve yokluğu düşünülemez. O, var olmak için başka bir sebebe muhtaç değildir.
Onun dışında var olan her şey aynı zamanda yok olur. Yokluğu kabul edene ya da var olmak için başka bir sebebe ihtiyaç duyana da “mümkün” denir. Mümkün olan varlığın var olması da yok olması da imkân dâhilindedir. Evren, her şeyiyle mümkün bir varlıktır. Kendisini varlık sahasına çıkaracak bir yaratıcıya muhtaçtır. Sonsuz sayıda seçeneklerin içinden çıkıp evrenin bu mevcut şeklini alması bir tercihin sonucudur. Evrenin varlığını, yokluğuna tercih edecek bir var edici olmak zorundadır. Bu yüce kudret şöyle de tanımlanabilir; Âlem, içindeki her şeyle beraber mümkün bir varlıktır ve her mümkün, kendisini var eden bir vacibe ihtiyaç duyduğuna göre de bu vacip, varlığı zorunlu olan Allah’tır.

c. Kemal Delili
Allah dışında hiçbir şey mükemmel değildir. Kur’an’da onun yüce sıfatları söz konusu edilmiştir. Yetkinlik ve kusursuzluğa dair nitelikler yalnızca Allah’a aittir. Bunun karşısında evrendeki her şey, bir yönüyle eksiktir ve kemale doğru bir özlem duyar. Örneğin; güzel ahlak, şeref, gibi duygularla olgunluk, yetkinlik ve sonsuzluğa ulaşma düşüncesi, üstün ve kemal sahibi bir varlığa ulaşma arzusundan kaynaklanır.

Ayrıca insandaki sonsuzluk arzusu ve ölümsüzlük isteği onun sonlu olan şeylerle tatmin olmadığını gösterir. Bu sonsuzluk ve kemal düşüncesi insana ne kendisinden ne de dış âlemden gelebilir. Çünkü her ikisi de eksik ve sonludur. Bütün vasıflarıyla kemal derecesinde olan bir yaratıcı olduğu düşüncesi ve buradan hareketle kemale ulaşma isteği Allah’ın varlığının bir delili olduğu gibi sonsuzluk fikri de ona işaret eder ve bizi şu sonuca götürür; Ben kâmil (yetkin) ve ebedî bir varlık olmadığım hâlde bu düşünceye sahibim. Bu fikrin bana kendi benliğimden gelmesi ise mümkün değildir. Öyleyse bu düşünce kemal sahibi ve ebedî bir varlıktan geliyor olmalı ki o da Allah Teâlâ’dır.

ÖRNEKLENDİRELİM
Allah (c.c.), Kur’an’da TâHâ suresinin 114. ayetinde insana, “...Rabb’im ilmimi arttır.” şeklinde dua etmesini öğütlemiştir. Bu ayetle ilişkili olarak felsefe, psikoloji ve tabiat alanında bilgi sahibi olmak imanla ilgili konuların daha iyi kavranabilmesi açısından nasıl katkı sağlayabilir?Örneklendiriniz.
 
YORUMLAYALIM
“İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun. Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. ‘İşte Rabbim!’ dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem.’ dedi. Ay’ı doğarken görünce de, ‘İşte Rabb’im!’ dedi. Ay da batınca, ‘Andolsun ki, Rabb’im bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum.’ dedi. Güneşi doğarken görünce de, ‘İşte benim Rabb’im! Bu daha büyük.’ dedi.’ O da batınca (kavmine dönüp), ‘Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.’ dedi.” (En’âm suresi, 7579. ayetler.)
Yukarıdaki ayetleri, Hz. İbrahim’in arayışı ve çevresine vermek istediği mesaj açısından yorumlayınız.

d. Gaye ve Düzen Delili
İslam dinine göre evreni ve içindeki her şeyi yaratan Allah’tır. Evrendeki varlıkların hiçbiri gereksiz, gayesiz ve boşuna yaratılmamıştır. Allah, kâinatı yaratmasının yanı sıra yarattığı şeylere bir ölçü ve hedef belirlemiştir. Her şeyin yaratılmasının bir sebebi ve hikmeti vardır ki buna “gaye” denir.

Evrende var olan bütün varlıklar; bir ölçü, düzen ve uyum içinde hareket ederler. Yaratılan hiçbir şey başıboş olmayıp kendisi için belirlenmiş bir amaca doğru yol alır. Örneğin bütün yaratılmış varlıkların insana hizmet etmek için planlandığı rahatlıkla gözlemlenebilir. Kur’an’da yaratılışta bir kusur ve eksiklik olmadığı ifade edilmiştir. Örneğin, Kamer suresinin 49. ayetinde, “Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.” buyrulur. Bu anlamda âlemde harikulade bir ahenk ve uyum vardır. Yeryüzündeki varlıklar belli bir sistemin devam etmesi için birbirlerinin yaşantısına destek verip yardım etmektedir. İnsandan hayvana, bitkilerden en küçük organizmalara kadar hiçbir şey gelişi güzel hareket etmez. Beslenmelerini, barınmalarını ve korunmalarını belli bir sistem ve plan içinde gerçekleştirirler.

Güneş, ay ve diğer yıldızlar belli bir ahenk içindedirler. Dağlar, ormanlar ve bitkiler, yaşam kaynağı oksijeni sağlayıp havayı temizlerler, bitkiler hayvanlara besin kaynağı olur, onlar da bitkilerin bir anda yeryüzünü kaplayıp sarmasını önlerler.

Evren ve evrendeki düzenin kendiliğinden veya şuursuz maddeler eliyle gerçekleştiği düşünülemez. Varlıklar arasındaki bu karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmalar bilinçli bir tasarıma işaret etmektedir. Çünkü gayeli olarak yapılan her iş onu planlayan bir gücün varlığını gerekli kılar. Örneğin Kur’an’da, “Sizin Rabb’iniz kim, ey Musa?” sorusuna Hz. Musa’nın cevabı şöyle olmuştur; “Rabb’imiz, her şeye yaratılışını (varlığını ve biçimini) verip sonra onu doğru yola ileten (yaratılış gayesine uygun yola yönelten) dir.”13 Bu cevapta olduğu gibi her şeyi belli bir düzen içerisinde yaratan ve onlara amaç belirleyerek yarattıkları arasında gerekli uyumu sağlayan bir yaratıcı olmalıdır ki bu da Allah’tır.

DEĞERLENDİRELİM
“Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.”(Rad suresi, 4. ayet.)
“Allah’ın rahmetinin eserlerine (bir) bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki o, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”(Rûm suresi, 50. ayet.)
Yukarıdaki ayetleri yaratılıştaki mükemmelliğin İsbâtı Vâcib’e konu olması açısından değerlendiriniz.

İnsan kendini ve çevresini tanımaya ve yaratılıştaki hikmetleri kavramaya çalışmalıdır. Bu anlamda iyi bir mümin iyi bir gözlemcidir. İnancın kesin bir hal alması ve sahibini tatmin etmesi bu gözlemler sonucu oluşmaktadır. Bu sebeple insan, sürekli olarak şahit olduğu olaylar ve eserler üzerinde düşünmeye davet edilir.15 Yapacağı gözlemler ve düşünceler sonunda insan, belirli bir ölçü ve denge içerisinde hareket eden âlemi var eden bir düzenleyiciyi kabul etmek zorunda kalır. Bu durumda şu önermede bulunmak kaçınılmazdır; Kâinat, birbiriyle uyumlu bir sebepler ve gayeler sistemi arz eder. Bu gaye ve düzense ancak yaratıcı ve düzenleyici bir iradenin eseri olabilir. Öyleyse evren, yüce bir yaratıcının eseridir ki bu da Allah Teâlâ’dır.

e. Fıtrat Delili
İnsanın yaratılışı başlı başına bir sanat harikasıdır. Kur’an’da Allah’ın varlığı konusu, temiz bir fıtrata sahip insan için oldukça tabii bir hadise kabul edilmiştir. Örneğin Kur’an’da insanın Allah’a kulluk için yaratıldığı vurgulanır. İnsanın yaratılışındaki bu hikmet onun bütün âlemi sevk ve idare eden bir İlah anlayışından uzak kalamayacağını gösterir. Bu anlayış, inanmanın insan için bir ihtiyaç olduğunu gösterdiği gibi bu ihtiyacı giderecek bir yaratıcının varlığına da işaret eder.

İLİŞKİLENDİRELİM
Engin denizin ortasında azgın dalgalar ve sert rüzgârlarla çevrilmiş kaptansız bir geminin yol almasıyla bu âlemin bir yaratıcı ve yönlendirici olmadan idare edilmesi arasında ilişki kurunuz.
 
 
YORUMLAYALIM
“Böylece sen, batıl olan her şeyden uzaklaşarak yüzünü kararlı bir şekilde (hak olan) dine çevir ve Allah’ın insan bünyesine nakşettiği fıtrata uygun davran: (ki,) Allah’ın yarattığında bir bozulma ve çürümeye meydan verilmesin. Bu, ahih (bir) din(in gayesi)dir; ama çoğu insanlar onu bilmezler.” (Rûm suresi, 30. ayet.)
Yukarıdaki ayeti insanfıtrat ilişkisi açısından yorumlayınız.

Kur’an’da yaratılış aşamasında, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna insanın, “Evet.” diye cevap verdiği ifade edilir. Bu mecazî anlatım, yaratıcıyla eseri arasındaki yakın ilişkiyi ve insanın normal şartlarda bundan gafil kalamayacağını gösterir. Bu yüzden insan, vicdan ve idrakini; gaflet, kibir ve inatla örtmediği sürece20 bir yaratıcının varlığına inanmakta zorluk çekmez. Her şeye gücü yeten ve kendisine sığınılan bir yaratıcı fikri herkesin içinde vardır. Nitekim insanın yardıma ihtiyaç hissettiği zor zamanlarında hemen her şeyden vazgeçerek Allah’a yöneldiği görülür. İnsan zorda kaldığı her anda ona sığınıp ondan yardım ister. Bu yöneliş, Allah’ın varlığının apaçık delillerinden sayılır.

f. Temanu Delili
Temanu, sözlükte birbirine mani olma, engelleme ve çekişme demektir. Bu delil, birden fazla ilah olamayacağını anlatmak için kullanılır. İlah, kendisinden daha üstün hiçbir gücün olmadığı varlık demektir. İlah’ın bu anlamı onun ortak kabul etmeyeceğini gösterir. Kur’an’da Mü’minûn suresinin 91. ayetinde, “Onunla birlikte hiçbir ilah yoktur. Aksi takdirde her ilah kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine üstün gelirdi.” buyrularak bu durum izah edilir. Birden fazla ilah olması ve onların aralarında çekişme halinin tasavvuru da mümkün değildir. Bu çekişme durumunda âlemin yok olacağı ve düzenin bozulacağı açıktır. Bütün bunlar tek bir ilah anlayışını zorunlu kılmaktadır. Kur’an’da, “.Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız ona aittir.” buyrularak Allah’ın ortağı olamayacağı ifade edilmiştir.

Kaynak: Meb

İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip 11.Sınıf Meslek Dersleri, İmam Hatip 11.Sınıf Eğitim Seti, İmam Hatip 11. Sınıf Kelam Dersi

5. Sınıf Arapça
Yorumlar